Emek

Published on Haziran 2nd, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

SYKP İsviçre’den insan zinciri: Köle değil göçmeniz!

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İsviçre örgütü göçmenlerin sorunlarını dile getirmek ve göçmen karşıtı uygulamaları protesto etmek için Basel’de bir eylem düzenledi.

“Göçmenler hakları için yürüyorlar” başlığıyla düzenlenen eylem için önce Basel Claraplatz’da toplanıldı ve buradan şehrin en kalabalık güzergahı izlenerek Barfüserplatz’a kadar el ele insan zinciri oluşturularak yürüyüş gerçekleştirildi.

Claraplatz’da SYKP İsviçre adına katılımcıları selamlayan Olga Kasman, göçmen işçiler, emekçiler olarak hem geldikleri ülkelerin hem de yaşadıkları ülkenin ekonomik, demokratik mücadelelerinin parçası olduklarını belirtti. Kasman, İsviçre’deki göçmen işçilerin de İsviçre işçi sınıfının bir parçası olduklarının altını çizerek göçmen işçilerin haklarını kazanmalarının İsviçreli işçilerin aleyhine değil lehine olacağını belirtti.

Kasman: Tek yol sınıf mücadelesini yükseltmek!

SYKP İsviçre Eş Sözcüsü
Olga Kasman

SYKP Avrupa olarak bir yıldır sürdürdükleri “Sınıf Mücadelesini Yükseltelim” kampanyasının bir parçası olarak bu eylemi düzenlediklerini belirten Kasman, kapitalistlerin aşamadıkları krizi fırsata çevirmek ve krizin faturasını emekçi sınıflara ödetmek istediğini söyleyerek, bunun karşısında tek yolun sınıf mücadelesini yükseltmek olduğunu vurguladı.

Olga Kasman’ın ardından BastA! adına Eş başkan Tonja Zürcher bir konuşma yaparak hem katılımcıları ve düzenleyicileri selamladı hem de ortak mücadelenin önemine dikkat çekti. Zürcher konuşmasında bütün kadınları 14 Haziran’da gerçekleşecek Kadın Grevi’ne katılmaya davet etti.

Basel Kadın Grev Komitesi’nden Natalie de bir konuşma yaparak hem 14 Haziran Kadın Grevini anlattı hem de bu mücadelenin göçmen hakları mücadelesiyle bağlarından vurguladı.

Talepler zincir oldu

Claraplatz’da elele tutuşup zincir oluşturarak yürüyüşe geçen kitle ellerinde göçmenlerin talepleri yazılı çok sayıda döviz ve pankartlar taşıdılar. Kitlenin taşıdığı kimi pankart ve dövizler şöyleydi:

Vorwärts mit dem Klassenkampf! (Sınıf mücadelesiyle ileri)

Lohngleichheit für Alle! (Herkes için eş değer işe eşit ücret)

Schluss mit den Rassismus und Diskriminierung! (Irkçılığa ve ayrımcılığa son)

Respekt vor internationalen abkommen über migrant/innen! (Uluslararası sözleşmelere uyulsun)

Zusammen sind wir stärker! (Birlikte daha güçlüyüz)

Yürüyüş Marktplatz üzerinden Barfüserplatz’a ulaşarak orada konuşmalarla devam etti.

SYKP İsviçre adına yapılan Almanca ve Türkçe konuşmalarda mitingin amacı ve talepler bir kez daha dile getirildi. SYKP Avrupa Koordinasyonundan Fahriye Usta’nın Almanca ve Çiğdem Gönel’in Türkçe olarak gerçekleştirdiği konuşmada Avrupa’da ve tüm dünyada sağın yükselişte olduğuna dikkat çekilerek muhafazakar ve ırkçı yükselişin en çok da göçmenleri vurduğunun altı çizildi.

Göçmen işçilerin, özellikle de kadınların yüklerinin çok ağır olduğu belirtilerek bu yükün ancak örgütlü ve birlikte mücadeleyle kaldırılabileceğine vurgu yapıldı.

Tek tek ülkelerde ve konu üzerine mücadelelerin çok önemli olduğu vurgulanan konuşmalarda bu mücadelelerin ancak birleşmesi ve kapitalizmi aşacak bir perspektif kazanmasıyla başarıya ulaşacağı belirtildi.

Fahriye Usta’nın Almanca, Çiğdem Gönel’in ise Türkçe olarak yaptıkları konuşmaların tam metinleri şöyleydi:

Köle değil göçmeniz!

Avrupa’da ve tüm dünyada kapitalist, erkek egemen, sömürgeci saldırganlığın arttığı bir dönemden geçiyoruz. Egemenler dünyanın dört bir yanında kural tanımaz bir şekilde kazanılmış haklarımızı geri almaya, krizinin bedelini başta işçi sınıfı ve kadınlar olmak üzere emekçi halklara ödetmeye çalışıyorlar.

Tüm dünyada sağ popülist iktidarlardan yeni faşist diktatörlüklere yeni bir sağcılaşma dalgası yaşanıyor. ABD’de Trump’tan Fransa’da Macron’a, İngiltere’de May’den Almanya’da Merkel’e, Rusya’da Putin’den Macaristan’da Orban’a, Mısır’da Sisi‘den Brezilya’da Bolsanaro’ya, Türkiye’de Erdoğan’a hepsi bu yeni sağ dalganın iktidarları. 

Mevcut haliyle emperyalizmin ve gericiliğin kalesi durumundaki Avrupa Parlamentosu seçimleri bu geriye gidişi bir kez daha teyit etmiş oldu. Her ne kadar Yeşiller Avrupa Parlamentosu’ndaki sandalye sayılarını arttırmış olsalar da sağ-muhafazakâr partiler iktidarlarını korurken aşırı sağ, ırkçı partiler hemen her ülkede oylarını yükseltti. Almanya’da AfD, Avusturya’da FPÖ, İtalya’da Lega ve Macaristan’da Fidesz gibi faşist partilerin güçlenmesinin temel sebebi, Avrupa sermayesinin sisteme karşı gelişen öfkeyi bastırmak için ırkçılığı ve muhafazakârlığı yükseltiyor oluşudur.

Bu sağcı, ırkçı yükselişten en çok etkilenen kesimlerden biri de ekonomik ve siyasi nedenlerle ülkelerini terk ederek bu ülkelerde yaşamak zorunda kalan göçmenler oluyor. Adeta bir “ölüm yolculuğunu” tamamlayarak ülkelerinin zenginliklerine el koyan kapitalist merkezlere ulaşmayı başaran göçmenler, bu kez de o ülkelerde yeni zorluklarla karşı karşıya kalıyorlar.

Her geçen gün daha da zorlaştırılan iltica koşullarının yanı sıra, çalışma ve yaşam alanlarında pek çok ırkçı, ayrımcı, ötekileştirici muameleyle karşı karşıya kalıyoruz. Sadece yeni gelenlerimiz değil, bu ülkelerde doğan, ikinci, üçüncü kuşaklar dahi bu ayrımcı politikaların kurbanı oluyorlar.

Tek perspektifi hızla entegre / asimile etmek ve en kötü koşullarda çalışma hayatına sokmak olan göçmen politikaları göçmenlerin yaşamlarını zorlaştırıyor.

Bu politikaların sonucu olarak eğitimden iş hayatına yaşamlarımızın her alanında fırsat eşitsizliğiyle karşı karşıyayız.

Çocuklarımızın eğitimlerine devam edip etmeyeceklerinde sadece başarı durumları değil, göçmen oluşumuz da belirleyici oluyor.

Dil kursu ve eğitimlerimize devam talebimiz çoğunlukla reddediliyor ya da ancak güçlü bir mücadeleyle kazanılabiliyor. İhtiyaç duyduğumuzda çevirmenlik hizmeti genellikle karşılanmıyor.

Ev bürolarına verdiğimiz başvuru formları her zaman arka sıralara bırakılıyor. Sadece emlak bürolarının değil, ne yazık ki komşularımızın da ayrımcı muameleleriyle yüzyüze kalıyoruz.

İşe alımlarda, iş yerindeki görev dağılımında, terfilerde, ücretlendirmede, mesaiye kalmada, tatil zamanlarının belirlenmesinde adlarımız soyadlarımız, derimizin, saçımızın rengi hala belirleyici olabiliyor!

Burada belirtmek isteriz ki göçmen işçiler de İsviçre İşçi sınıfının bir parçasıdır. Bizlerin haklarını kazanması İsviçreli işçileri zayıf yapmaz, aksine sizin mücadelenizi daha da güçlendirir.

Göçmen kadınların durumu ise iki kere daha zor! Hem geldikleri coğrafyada, hem de burada erkek egemenliğine maruz kalmaktalar. Göçmen olarak tabi kaldıkları ayrımcılık yetmezmiş gibi bir de göçmen kadın olarak ikinci kez ayrımcılığa tabi kalıyorlar.

Buradan net bir şekilde ifade ediyoruz: göçmen kadınlar olarak “Eş değer işe eşit ücret! Daha fazla zaman ve daha fazla saygı” isteyen 14 Haziran kadın grevine güçlü bir şekilde katılacağız.

Sevgili İsviçreli işçiler, kadınlar, emekliler, işsizler; göçmen işçiler olarak eşitlik ve özgürlük için sizlerle birlikte mücadele etmek istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu kapitalist ve patriarkal sömürü düzeninden ancak birlikte mücadele ederek kurtulabiliriz.

Sadece İsviçre’deki haklarımız için değil ana yurtlarımızdaki ve dünyanın her yerindeki sömürü, savaş, faşizm ve diktatörlüklere karşı da sizlerle birlikte mücadele vermek istiyoruz. Eşit ve özgür bir dünyanın teorisini yazan Marks’ın dediği gibi “Başka bir halkı ezen halklar da özgür olamaz!”

Ayrımcılığa, ırkçılığa son!

Göçmenler için de eş değer işe eşit ücret, fırsat eşitliği ve daha fazla saygı istiyoruz!

Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!

Yaşasın işçilerin birliği, halkların eşitliği!

Yaşasın enternasyonalist dayanışma!

Wir sind Migranten und keine Sklaven!

In Europa und auf der ganzen Welt erleben wir momentan eine Zeit des Kapitalismus, des Patriarchats und der kolonialistischen Aggresivität.

Die Herrscher versuchen uns unsere hart erkämpften Rechte auf illegale Weise wieder zu entreissen. Die Krise wird auf die Schultern der Arbeiterklasse und der Frauen gewälzt. Den Preis des Kapitalismus zahlen in allen Ländern die Proletarier.

Der weltweite Rechtsrutsch und das Erstarken der rechtspopulistischen Regierungen weisen in aller Deutlichkeit auf eine Zukunft der faschistischen Diktaturen hin.

Sei es Trump in den USA, Macron in Frankreich, May in England, Merkel in Deutschland, Putin in Russland, Orban in Ungarn, Sisi in Ägypten Bolsanaro in Brasilien oder Erdogan in der Türkei; dies sind alles Regierungen die von einer rechtspopulistischen Welle getragen werden.

Die Europaratwahlen, in ihrer jetzigen Konstitution eine Festung des Imperialismus und der reaktionären Politik, bestätigten die rückschrittliche Orientierung auf’s neue wieder.

Wie sehr auch die Grünen ihre Anzahl Sitze im Europaparlament vermehren konnten, ist es erschreckend, dass nebst den rechts-konservativen Parteien, auch extrem-rechts/rassistische Parteien in jedem Land vermehrt Stimmen gewinnen.

Der Hauptgrund für das Erstarken der AfD in Deutschland, der FPÖ in Österreich, der Lega in Italien und der Fidesz in Ungarn ist, dass das Europäische Kapital den wachsenden Frust der Bevölkerung unterdrückt, indem die Emotionen auf rassistische und konservative Politik geleitet werden.

Am stärksten von diesem rechts-rassistischen Erstarken betroffen sind Migranten, die aus wirtschaftlichen und politischen Gründen ihre Heimat verlassen mussten und nun in diesen Ländern leben müssen.

Auf Todesmärschen erreichen Migranten Länder, deren Reichtum auf dem kolonialistisch erbeuteten Reichtümern ihrer Heimat beruht, und stehen vor neuen Schwierigkeiten. Jeden Tag werden die Migrationsbestimmungen verschärft,  im Arbeits- und Lebensumfeld sind wir sehr rassistischen, diskriminierenden und befremdenden Behandlung ausgesetzt. Nicht nur die Neuankömmlinge, auch die hier geborenen, auch die zweite und dritte Generation sind Opfer dieser diskriminierenden Politik.

Als einzige Perspektive bleibt die rasche Integration/Assimilation und der Einstieg in die Arbeitswelt unter schwierigsten Bedingungen als Basis Migrationspolitik erschwert den Migranten das Leben zusätzlich.

Als Resultat dieser Politik sind wir in der Ausbildung und der Arbeitswelt Chancenungleichheit ausgesetzt

Die Weiterausbildung unserer Kinder hängt nicht nur von ihren Leistungen ab, sondern auch davon, ob sie Migranten sind, oder nicht.

Die Nachfrage nach Sprachkurse und Weiterausbildung wird meistens abgelehnt oder nur nach starker Auseinandersetzung stattgegeben. Dolmetscherdienste werden nicht zur Verfügung gestellt, wenn sie gebraucht werden.

Die Liegenschaftsverwaltungen lassen unsere Antragsformulare in den unteren Schubladen liegen.

Nicht nur die Verwaltungen, auch die Nachbarn konfrontieren uns mit diskriminierender Behandlung.

Bei der Anstellung, der Arbeitsverteilung, den Beförderungen, der Entlöhnung, den Überstunden, den Ferieneingaben sind es immer noch unsere Namen, Nachnahmen, die Frabe unserer Haut und Haare entscheidend.

Hier ist zu betonen, dass die arbeitenden Migranten ein Teil der Schweizer Arbeiterklasse sind. Wenn wir unsere Rechte gewinnen wird dies der Schweizer Arbeiterklasse nicht schaden, sondern ihren Kampf verstärken.

Die Situation der Migrantinnen ist doppelt so schwierig! Sie sind dem Patriarchat entflohen und begegnen ihm hier wieder. Die erlittene Diskriminierung als Migrant, wird durch die Diskriminierung als Frau ein zweites Mal durchlebt.

Hier sei es klar formuliert: als Migrantinnen nehmen wir voller Überzeugung am 14. Juni 2019 am Frauenstreik teil und fordern gemeinsam „Gleicher Lohn, für gleiche Arbeit! Mehr Zeit und mehr Respekt!“

Liebe Schweizer Arbeiterinnen und Arbeiter, liebe Frauen, liebe Rentnerinnen und Rentner, liebe Arbeitslose; als Arbeitende Migrantinnen und Migranten wollen wir gemeinsam mit Euch für Gleichberechtigung und Freiheit den Kampf weirerführen.

Denn wir wissen, dass wir uns von dieser kapitalistischen und patriarchalen Ausbeutung nur durch den gemeinsamen Kampf befreien können.

Nicht nur für unsere Rechte in der Schweiz, sonder in all euren Heimaten und überall auf der Welt gegen Ausbeutung, Krieg, Faschismus und Diktatur wollen wir gemeinsam mit Euch kämpfen.

Wie es Marx als Theorie einer Gleichberechtigten und freien Welt sagte: „Völker, die andere Völker Ausbeuten können auch nie frei sein.“

Nein zu Diskriminierung und Rassismus!

Auch für Migrantinnen und Migranten fordern wir gleichen Lohn für gleiche Arbeit, Chancengleichheit und mehr Respekt!

Freiheit gibt es nur gemeinsam; entweder sind wir alle frei oder keiner von uns!

Es lebe die Solidarität der Arbeiterklasse; die Gleichheit der Völker!

Es lebe die internationale Solidarität!

Foto: František Matouš

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑