Yazarlar

Published on Haziran 3rd, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Savaş mağdurlarına söylenen her söz ırkçılıktır, kötülüktür – Erdal Boyoğlu

Suriyelere ırkçı saldırıyı meşru görenler, ırkçıdır… Sözümona islamcı geçinenler hatta solcu görünenler bile Bayram vesilesiyse Suriye’ye gitmek isteyen savaş mağdurlarına ırkçı ve kindarca kinlerini kustular. Bu yazı da anlatmak istediğim Suriye savaş mağdurları değil. Göçmen ve sürgün hâlleri anlatmaktır amacım. Son dönemlerde yine Türk ırkçılığı kaşınıyor. Dünyanın her yerinde tehlikeli oyunlar milliyetçilik ve dincilik üzerine oynanmaktadır.
Bu kısa açıklamadan sonra asıl derdimi yazmak istiyorum..

Sürgün ve göç insanın karşılığıdır…
Göç, sürgün ve savaş dalgalanmalarıyla yer değiştiren toplumlar, insanlar aynı zamanda kültürel ve sosyal değişimleri de beraberinde getirdiler..
Göçmen, sürgün, savaş/soykırım ve iltica/mültecilik dalgalanmalarıyla kaybolan kültürler aynı zamanda kaybolan toplumun acısını ve inancını taşımıştır. Sürgünlük ve mültecilik kahredici tedirginliğini her gün bir vesileyle hissettiren bir yüzleşmedir bu.

Göç ve sürgün, kültürel ve çoğrafik değişikliklere giden toplumlarda kırılmaları ve asimilasyonu beraberinde getirerek tüketim kültürü yaratmıştır.

Göçün ve sürgünün tarihi insanlık tarihi kadar eskidir.
İnsanlığın tarihi göçün ve göçmenliğin tarihidir. İş göçünün tarihi oldukca eskidir. Eski Roma İmparatorluğu’nda diğer ülkelerden gelen mülk sahiplerinin mallarının pazarladıkları yerlerde panayırlar kurulurdu. Kurulan panayırlarda çalıştırılmak için getirilen köleler, ilk dönem iş göçüne örnektir. Amerika’nın istila (işgal) edilmesinden sonra, Afrika’dan getirilen zoraki iş göçü 10 milyondan fazlaydı. İş göçü köleleri zoraki bir uygulamaydı. Zoraki sürgün işgöçüne örnektir. ve baskı ile zulüm ile uygulanmıştır Amerika’da.

Türkiye, Yugoslava, Kürdistan, Yunanistan, İtalya, Tunus gibi ülkelerden Avrupa’ya göç ise 1955’lerden sonra başladı ve sonraki yıllarda büyük dalgalar halinde devam etti.
Türkiye açısından bakıldığında, göçün üç temel gerekcesi olageldi: Ekonomik, Politik ve Etnik.
Bir yandan ekmek parası için oldu bunlar. Bir taraftan da binlerce yıl içinde değişik seslerin harmanlandığı bir orkestranın seslerinden biri, diğerini yok sayarak tek kişilik üstünlüğünden vazgeçmediği için oldu.

İkinci Dünya savaşı sonrası Almanya göç alan bir ülke olarak dünyada en üst sıralara yükseldi.

Almanya’da Türkiyeli Göçmen işçilerin adı  “Misafir işçi” olarak kabul gördü. 1960’lardan itibaren Almanya toplumunda uzunca bir süre “misafir”, bir “alt kültür” olarak kaldı.

Türkiye’de Alamancılar, Gurbetçiler diye tanımlanan  göçmen işçiler hem yolunacak kaz gözüyle bakıldığı gibi hem de dıştalanarak olumsuz bir tavır ile karşı karşıya kaldılar. En yakınları tarafından yalanla dolanla  birikimlerini kaptırdılar. 

Alman Anayasası siyasi sebeplerle baskı ­görenlere sığınma hakkı tanıyor. 2015 yılında “mülteci krizi” diye adlandırılan gelişmenin sonucunda 890.000 insan Almanya’ya geldi, 2016’da 746.000 kişi sığınma talebinde bulundu. 2017’de 223.000 sığınma başvurusu yapıldı, 2018 Ocak-Nisan arasında ise bu sayı 64.000 oldu.

Türkiye ile Avusturya arasindaki ilk işgücü anlasması 23 Temmuz 1964’de yapıldı. İşçi gönderme organisazyonunu bir devlet kurumu olan Türkiye İş ve İşçi Bulma Kurumu ile dönemin tek işçi sendikası olan Türk-İş üstlendi.
Avusturya’ya gönderilecek işçiler tesbit edildikten sonra sağlık muayenesinden geçirildiler. Sağlık problemi olmayanlar, daha çok trenle olmak üzere Avusturya’ya ulaştırıldı.
Sürgün konusu; insana dair olan ne varsa, işte o insanın karşılığıdır. sürgün yaşamın hasretidir özlemidir sürgünde yaşam yaşadığı ortamdan ayrılmanın en acı ve tarifi mümkün olmayan yitirmişlik ve yalnızlık duygusudur.Sürgünde yaşamak duygu ve düşüncelerle ayakta kalmaktır.Hissettiklerini duygularınla yeniden üretmektir.

Sürgünlüğün tarihi basta eski Roma’dan Osmanlı’ya, T.C ‘den Hitler faşizmine ve dünyanın her yerinde uzanan insanlık dışı uygulamaların tarihidir.
Tarihin her döneminde iktidar gücüne muhalif olanların akıbeti ya ölüm ya da sürgün yolları görünmüştür.
İnsanlığın var olduğu günden bu yana göç ve sürgün olageldi hep. Genellikle iş ve güvenlik nedenleri ile oluşan bu göçlerin bir kısmı medeniyetlerin oluşması veya yok olması, çağ değişimleri gibi çok önemli sonuçlara yol açmıştır.

Sürgün ile zorbalık arasında her daim bir bağıntı söz konusudur.
Hz. Musa, Firavun’un zulmünden, Hz. Muhammed ise Mekke’lilerin zulmünden kaçan sürgünlerdi. Sürgün deyince kimi isimleri aktarmak gerekirse; Abidin Dino, Nazım Hikmet Ran, Yılmaz Güney, Behice Boran, Santiago Carrillo, Bertolt Brecht, Ariel Dorfman, Eduardo Galeano, Heinrich Mann, Albert Einstein, V. İliç Lenin, Leon Troçki, Ho Şhi Minh, Karl Marx, José Marti ve daha niceleri sürgün yaşamı iliklerine kadar yaşayanlardır…

Aslında kim ne demiş olursa olsun günümüze ve yarınımıza kalan hep ezilenden yana olmuş hep halkların eşitçe yaşamını savunmak duyarlı insanlığın derdi olmamış mıdır?
Haksızlığa başkaldırmaya çağıranlar bunlar değil mi?
Sürgünde olsada mücadelenin farklı biçimlerini sürdürenler bunlar değil mi?
İster geçici, ister kalıcı olsun, sürgün toprağında yaşamak da bir gerçeğimiz.

Askeri darbelerin, tek adam diktatörlerin, faşist iktidarların sonuçlarından biri de sürgünlerdir. Askeri faşist darbe sonrası büyük bir sürgün dalgası yaşandı, yaşatıldı. Düşünceleri nedeniyle on binlerce devrimci demokrat,aydın düşüncelerinden dolayı, Kızılbaş/Alevi, Ezidi, Keldani/Süryani inançlararı ve kimliklikleri nedeniyle Kürd, Ermeni, ve Asuri bulundukları toprakları terk ederek başka başka ülkelere sığındılar. İnsanların yerlerinden, yurtlarından edilmesi, ailesinden, sosyal çevresinden koparılması ve bilinmedik diyarlara sürülmesi de bir tahribattı.

12 Eylül sonrası zorunlu sürgüne çıkmak zorunda kalan 30 bin kişinin 14 bini vatandaşlıktan çıkarıldı 12 Eylül Darbecileri vatandaşlıktan çıkardığı bu insanların mallarına el koydu. 1990’lı yılların başlarından itibaren 3 milyonu aşkın Kürd iç ve dış sürgünlere gönderildi.

Bizler, kendi sorunlarımızı yazmalıyız, sosyolojik, psikolojik ve kültürel olarak araştırmalıyız ve somut ürünler ortaya çıkarmalıyız.
Dayanışma içinde olmalıyız biraraya gelmeliyiz. Birlikte üretmeliyiz ve birlikte çözüm yolu araştırıp bulmalıyız

Göçmenlerin ve Sürgünlerin ekonomik-demokratik ve siyasal sorunları etrafında yanyana gelmeliyiz. Sosyal ve siyasal sorunlarımıza sahip çıkmalıyız. Dayanışma ağımızı, dostluklarımızı diyalog yollarını, iletişim ağlarımızı geliştirmeliyiz. Yürüteceğimiz faliyetde insan kaybını değil insan sevgisini yeşertmeliyiz. Emekten yana mücadelede haklılığımızın dayanışmasını güçlendirmeliyiz ve insan ve zaman kaybına meydan vermemeliyiz. Hedefimiz sorunlarımıza ortakca çözüm üreterek, samimi ve kararlı bir biçimde biz olmalıyız, diyaloglar oluşturmak yürütmek ve başarmak temel zerafetimiz olmalıdır.
Yaşanan tüm zorluklara tüm acılara rağmen yüreğini sevinçle açan kuçaklayan ve mücalesini sürdürmek insan sevgisidir. paylaşmak güzel günlere umuttur.
insana dair olan umudumuz ışığında insanları toprağından, düşüncesinden dolayı çevresinden koparan dinci, ırkçı/ milliyetçi ezen, sömüren sömürgeci sistemin yok olması için mücadelenin çığlıklarını her yerde sürdürmektir.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑