Alevilik

Published on Haziran 18th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Akkaya: Hace Bektaşı “Hacı” Bektaş’laştırarak İslami asimilasyonla mücadele edilemez

Alevi öğretisi cinsiyet ve cinsel yönelim ötesi eşitlikçi değerlere dayanıyor. Erkek egemen dünya düzeninin bir parçası olmaktan kaynaklı etkileri bir yana koyuyorum; sence öğretisinde demokratikleşme adına güç alabilecek bir toplum öğretisine rağmen sadece söylem halinde kalan tavırlarda neden ısrar eder?

Cinsiyet eşitliği ve cinsel yönelim meselesi oldukça önemli konular. Malum, erkek egemenliği, yine erkek egemenliği ile sıkı ilişkileri olan homofobi zamanımızın başat toplumsal sorunları arasında. Bu konularda adım atamayan siyasi çevrelerin hayatta karşılığı olmuyor. Gerek iktidara gelen partiler, gerek muhalefet partileri, gerek devrimci mücadele, STK’lar ya da Aleviler gibi kimlik politikası yapanlar sorunlara çözüm önerileri sunarken kadın erkek eşitliğini savunmaz, homofobiye karşı duruş sergilemezlerse hemen eleştirilerin hedefi haline geliyor, açıklama yapmak zorunda kalıyorlar. Toplum için bu meseleler tali değil. Bu sorunları yok sayarak siyaset yapmak artık imkânsız. Onun için politika sahnesinde yer almak isteyenlerin kendilerini yenilemesi, kendilerine çekidüzen vermesi şart.

Alevilerde de durum benzer. Tabii Alevilik eşitliği savunan, ocak sistemi başta olmak üzere demokratik örgütsel yapıya sahip bir inanç olunca, teoriyle pratik arasındaki farkı, yol yürütücüleri yokmuş gibi gösterme hilesine başvuruyor. Bugün için bu hileye başvuranlar erkekler elbette, çünkü bu eşitlikçi ve demokratik inancı ele geçirerek eşitlikçi ve demokratik olmaktan çıkartanlar onlar.

Örneğin, Tv programında eşitlikçi Aleviliğin nasıl cinsiyetçileştirildiğini anlatan Ana’nın sözünü “Alevilikte kadın erkek eşit” diyerek kesen İnanç Kurulu Başkanı erkek işte tam da bunu yapıyor. Pratikteki cinsiyetçiliğin üzerini inançtaki eşitlik anlayışı ile örtüyor. Böylece sorunun üstünü örterek cinsiyetçilik lehine çalışıyor. Bu bakış açısının inanç kuruluna nasıl yansıyacağını siz de tahmin edebilirsiniz. Bu cinsiyetçi bakış inanç kurulundaki Ana’ların sesini, sözünü keser.

Aynı şeyi Alevilerin demokrat olduğu iddiası için de söylemek mümkün. Demokratlar ama bakıyorsunuz Alevi kurumlarının örgütlenme modeline her yerde başkanlık var, katı bir hiyerarşi var. Kadınların örgütlenme modeli bile başkanlık üzerinden. Oysa kadın çalışmasında başkan modeli olmaz. Mevcut kadın çalışmalarına bakın AKP, MHP gibi antidemokratik ve sağcı kurumlarda başkanlık var. Ki oralarda bile bu durum değişiyor. Cem olmak herkesin bir arada olması, her konuyu açık açık konuşmak, husumet varsa tarafları dinlemek vb şeklindeki katılımcı buluşmalardır. Cem dediğimiz şey, bugünkü siyasi hayatta meclislere denk düşer. Alevi kadın örgütlenmesi meclis tarzında olmalı, başkan yerine dönüşümlü, dönemsel sözcüler olmalı. Yürütme işleri de kadın koordinasyonları ile yapılmalıdır.

Ayrıca demokrasi de tıpkı eşitlik gibi Alevilerde erkeklerin eline düşmüş durumda. Kadınlar örgütlerde, karar mekanizmalarında, siyaset üretme noktalarında yoklar. Herkes bilir ki siyaset sadece yönetim odalarında olmuyor. Daha yönetim odalarına giremeyen kadınların erkeklerle dolu alanlarda, masalarda olabilmesi Aleviler açısından ne kadar mümkün? Kadınları geçtim, bu radikal değişime henüz kaç Alevi erkek hazır?

Alevilik eşitlikçi ve demokratik bir inanç. Ama bir başına bu teorik durumun karşılığı olamıyor maalesef. Çünkü bu uygulamalara yeterince yansımıyor. Kol kırılır yen içinde kalır tavrı, eşitlik ve demokrasi konularında Alevilere ayak bağı olmaya devam edecek. Bunların olabilmesi için örgütsel ve pratik olarak önemli değişimleri hayata geçirmesi gerekiyor Alevi kurumlarının. Özellikle de Alevi kurumlarında görevli kişiler başta olmak üzere cinsiyetçiliğe karşı mücadelelerin, eğitimlerin muhakkak olması lazım.

Ben hiçbir olumlu gelişme, çaba, demokratik duruş yok demiyorum. Ancak olması gerekenle var olan arasındaki açı çok fazla, ona işaret ediyorum.

Avusturya da diğer Avrupa ülkelerinin aksine farklı bir durum var; burada bir din yasası var ve dinler merkezi olarak tanınıyor. Aleviliğin içindeki Şii sembolizminden ötürü Alevilik İslam’ın bir mezhebi olarak görüldü ve İslam Alevi İnanç Toplumu adında bir gruba Alevilik adına İslam Yasası bünyesinde resmî statü verildi. Şimdi bu grup yine İslam dinini referans alarak geçtiğimiz haftalarda Kerbela’ya bir nevi “Alevi Haccı” düzenledi. Burada Alevilik adına oraya götürülmüş olan Alevi kadınlarına karaçarşaf giyindirildi ve resimleri medya bir mesaj verirmişçesine paylaşıldı. Senin bu konu hakkındaki görüşün nedir?

Sömürü ve tahakküm üzerine kurulan devletlerde yasalar çoğulculuğu muhafaza etmek üzere değil, tekçi, antidemokratik ve toplumların farklılıklarını yok saymak için yapılır genellikle. Bu yasaları toplumun talepleri, toplumsal mücadeleler değiştirir, dönüştürür. Avusturya’daki yasal durumları çok iyi bilmiyorum ama orada da bu konulardaki düzenlemelerin hakim ideolojiyi korumak üzere yapıldığını sanıyorum. Sizin sorduğunuz konu her konuşulduğunda aklıma takılan şey (haksızlık da etmek istemem, yanlış düşünüyorsam da düzeltirim) acaba bu konuda harekete geçmek için geç mi kalındığı konusu oluyor. Sonuçta bu yasa esasen 100 yıllık bir yasanın geçtiğimiz yıllarda İslam Yasası adı altında uyarlanması. Böyle bir uyarlama söz konusuyken Aleviliğin İslam’dan farklı bir inanç olduğuna dair yeterli çabanın gösterilememiş olabilme ihtimali hep kafamı kurcalıyor. Geç mi kaldık diye soruyorum çünkü genellikle Avrupa’da İslamcılar Alevilerden önce bu işlere koyulmuşlar. Aleviler daha geç bu işlere başlamışlar. Bunun sonucu olarak “Atı alan Üsküdar’ı geçti” durumlarıyla yüz yüze kalınıyor.

Aleviliğin İslam Yasası bünyesinde kabul edilmesi meselesi Alevilik inancının farklılıklarının, onun kendisini bizzat farklılaştıran ritüel ve unsurlarını demek ki Aleviler Avusturya devletine yeterince anlatamamış, bunun görülmesi ve anlaşılması için yeterince mücadele verilememiş diye düşünüyorum. İslam’da ziyaret yoktur, dağ, ırmak, ağaç kutsal sayılmaz. Mesele Ali ve 12 İmamlarsa, İslam inancında da cennet cehennem var, Adem peygamber, Havva Ana var. Oruç tutma, kurban kesme ritüelleri var. Kadınları erkeklerle eşit görmeme var. Ve bunlar İslam’a başka inançlardan geçti. Tevrat’ı okuyun, oradaki ne çok şey olduğu gibi İslam’a geçmiş göreceksiniz. Sadece İslam’a mı, Hıristiyanlık da aynı durumda. Bu erkek tek tanrılı dinlerin tamamının en önemli unsurları taa Sümerlerin inançlarına dayanır. Oralardan “aktarmalar”dır. Dolayısıyla İnançlar birbirinden etkilenir. Ama kimse Hıristiyanlık, İslam Yahudiliktir demiyor.

Kara çarşaf meselesine gelince. Burada mesele herkesin gördüğü gibi Aleviliğin asimilasyonu çabası. Asimilasyon bu kez Şiilik üzerinden yürütülüyor ve yine kadınlar üzerinden en keskin müdahaleler yapılıyor.

Bu ve benzeri karşı hamleler daha önceleri de yapıldı. Yapılacak da. Peki Aleviler bunların önüne geçmek için ne yapıyor? Bence önemli olan bu. Yukarda bahsettiğim kadın erkek eşitliği ve homofobi, transfobi ile mücadele bu tür siyasi saldırılara karşı da en önemli güç odakları Aleviler için. Aleviler “Bizde eşitlik var” diyerek cinsiyetçi takiye yapmak yerine eşitlik için mücadele etseler kadınlara çarşaf giydirmek bu kadar kolay olmayacak.

Kadın erkek eşitliğinin sağlanması için atılan adımlar, yapılan işler bu nedenle çok önemli. Kendisini eşit gören hiçbir kadın bedenine herhangi bir inanç ya da erkek istedi diye müdahale ettirmez. Buna izin vermez. Çünkü bu, kadınlar için özgürlük meselesidir, kendisi olmak meselesidir. Ve bu hafife alınacak bir şey değildir. Bu yüzden Aleviler eşitlik konusunda gerçekten karar vermek zorundalar. Eğer eşitliğe inanıyorlarsa bunun gereklerini acilen yapmak zorundalar. Yok, eşitiz diyerek kadınları mutfağa, eve, kocaya, erkeklere bağlı, kişiliği olmayan, erkeklerden sonra gelenler olarak göreceklerse işte bu kara çarşafı giydiren adamlarla aralarındaki fark o kadar da fazla olmayacak. Çünkü kadınların bedenine müdahale etmek ile kadınları mutfağa sokmak cinsiyetçi politikalardır. Kadınları saran, boğan, onun varlığını inkâr eden kara çarşafı giydirmeyip ahlakçılığı giydirenler de kadınları aynı şekilde ikincilleştirmiş oluyorlar.

Kadınlara kara çarşaf giydirilmesi meselesinde ayrıca şöyle bir yan daha var, onun da gözlerden kaçmaması gerekir ki Alevilerin sinirlerini zıplatan kara çarşaf meselesi daha iyi anlaşılsın. Türkiye siyasal hayatında kara çarşaf Siyasal İslam inancını sembolize der. Aynı zamanda siyasal İslam’ın en önemli figürlerindendir ve mücadele alanıdır. Tıpkı türban gibi. Alevilerin kara çarşaftan bu kadar rahatsız olmasının nedeni budur. Siyasal İslam’ın simgesinin Aleviliğe geçirilmiş olması. Ve bu gerçekten kabul edilebilir bir şey değil.

Burada önemli olan, kara çarşafın kadınlara giydirilen bir şey olarak erkeklerin siyasi kavga alanının temel malzemesi olması ve buradan yine erkeklerin kadın bedenine müdahalesinin vuku bulması. Siyasi alanda kadınlar üzerinde erkekler politika üretirken ortada kadınlar yok. Erkekler kadın bedeni üzerinden politika üretip, kadınları yok sayarak inançları kuruyor, şekillendiriyor. Kadınlara inanç gereği şöyle giyinip, şöyle yapacaksınız diyor. Kadınlarsa itaate zorlanıyor. Yani edilgenleştirilen kadınlar, erkeğin ve onların erkek inançlarının mücadele ettikleri alanın siyasi nesnesi haline dönüştürülüyor.

Bu durum İslam inancı için uygun, çünkü İslam’ın fıtratında eşitlik yok. Bu çok net. Ama Alevilikte böyle değil. İslam’ın yaratıcısı erkek, oysa Alevilerin var edeni kadın. Bu yüzden Yol kadındır diyoruz. Aleviler kara çarşaftan kurtulmak istiyorlarsa bu derinlikle bakabilmeyi başaracak kadar Aleviliği Alevi toplumuna kavratabilmeli, Alevilik inancındaki kadın erkek eşitliğinin işte bu çok yönlü saldırılar da dahil her türlü cinsiyetçi müdahaleyi püskürtmekte en temel güç olduğunu fark edebilmeliler.

Alevi kadınların kadınlık bilinci ve Alevilikteki kadın erkek eşitliği bilinci yükseldikçe kimse Alevi kadınlar üzerinden istediği politikayı yürütemez. Alevi kadınlar ve Alevilik için bundan güçlü garanti yok.

Alevi kurumlarının içinde belli bir diskura var. Türkiye Sol siyasi gelenekten gelen insanlar Alevi kurumlarının içinde egemen unsurlar olarak etkinler. Burada “din” olarak resmî statü kazanmak isteyen Alevi kurumlarının bu yöneticiler tarafından nasıl yönetildiğini düşünüyorsun?

İnsanlar hem inanıp hem sosyalist/devrimci olabilirler. Böyle nice arkadaşım var benim. Üstelik Alevlerin Rıza Şehri ütopyası ile sosyalistlerin sömürüsüz toplum mücadelesi de birbiriyle kesişiyor. Ayrıca feministlerin kadın erkek eşitlik mücadelesi ile Alevilerdeki eşitlikçi anlayış da uyuşuyor. Kurum yöneticilerinin bu açıdan kurumları nasıl yönettikleri konusunda söz söyleyecek kadar gözleme sahip değilim, ama resmi statünün yönetimin kimden oluştuğu ile ilgili olmasından çok kurumun genel olarak tümden nasıl bir işleyiş, pratik, eyleyiş içerisinde olduğuyla ilgisi olabilir. Sonuçta biz bir inançtan bahsediyoruz, spesifik amaçla kurulmuş bir sivil toplum örgütünden değil. Bir inanç topluluğunun ve ona dayalı faaliyet yürüten bir kurumun karakterini oradaki genel duruş belirler, tek tek insanlar değil.

Anaların hemen varolmadığı ve belli bir aşiretçilik konumundan hareketle “Peygamber Soyundanız” diyen Dedelerin günümüz dünya koşulları ve gençliğin ihtiyaçları karşısında durumlarını nasıl değerlendiriyorsun?

Aleviliği ele geçiren erkek egemen anlayış her şeyi kendi lehine çevirmekle meşgul, hakikati kendi istediği gibi eğip bükmek için elinden geleni yapıyor. Alevi süreklerine baktığınızda teolojik ve tarihsel açıdan orada kadınları da kurucu özne olarak görürüsünüz. Erkekleştirilmiş Alevilik ise bu kadıncıl unsurları silmek için hala durmaksızın çabalıyor. Bahsettiğiniz şey de aşiretçilikten değil, soydan gelme ile ilgili. Aleviler için Ana Fatma, Muhammet’ten daha öndedir, önemlidir. Çünkü Ana Fatma her şeyi var eden kandildeki nurdur. Her şey ondan gelmiştir. Yani Muhammed dahil tüm erkek peygamberler de, tüm inançlar da, evren de bu her şeyin içindedir. Alevilik inancı bu yüzden erkek soyundan gelme ile açıklanamaz. Bu cinsiyetçi açıklamalar cinsiyetçi inançlardan geçmiştir Aleviliğe ve kadınlar da, gençler de işte bununla mücadele etmelidirler.

Ayrıca Alevilik ocaklarla var. Ve ocaklarda kadınlar ve erkekler, Ana ve Dedelerde mevcut. Ocak kuran Analar da var Alevilikte. Üstelik bu soy belirlemeleri devletler tarafından Alevilere dayatılmış. Demek ki soy Alevilikte hiç de öyle anlatıldığı gibi belirleyici değil ama birileri bunu belirleyici kılmak için hala çabalıyor. O yüzden sadece kara çarşafla mücadele etmek Alevileri kurtaramaz. Erkek inançların Aleviliği erkekleştirmesine karşı topyekün mücadele etmek zorundasınız.

Dedelerin toplumda karşılık bulması için, Alevilik konusunda sağlam birikime sahip olmaları, eşitlikçi, demokratik ve Alevi toplumunun sorunlarını gören, onlara çözümler üreten Alevilik inancına sahip çıkan, onu toplumuna doğru aktaran kişiler olması lazım. Çok az sayıda böyle dede var.

Gençlik dediğiniz şey yekpare bir grup değil. Genç olmak kadın olmak, LGBTİQ+ olmak, zengin olmak, yoksul olmak, göçmen olmak, evli ya da bekâr olmak gibi çok farklı sosyal statülerde olmak anlamına geliyor. Tüm bunları karşılayabilmek için bu çoklu sosyal durumları fark edecek kadar iyi gözlemci, toplumuyla ilişki içinde ve duyarlı olmak gerekir.

Ama bu konuda iş Analara da düşüyor. Anaların da kendilerini geliştirmek, modern hayatın koşullarına uydurmak, seslendikleri Alevi toplumuna (Aleviler sadece kurumlara gelen kesimlerden oluşmuyor, kurumlara gitmeyen milyonlarca Alevi var) cevap olacak donanıma sahip olmaları gerekiyor. İnanç Kurumlarını değiştirmek dönüştürmek, oralarda erkeklik iktidarını indirip eşbaşkanlığı tesis etmek için Alevi kadınlarla daha sıkı çalışmanın koşullarını karşılıklı kurmak zorundalar. Son zamanlarda Analar ile kadın çalışma birimleri arasında ilişkiler kurumsal olarak oluşmaya başladı zaten. Bu harika bir şey. Elbette daha gelişip büyüyecek. Bir de, Analarımız kendilerini asla yalnız hissetmemeli. Biz varız.

Sence günümüz koşullarında Hünkar Bektaş Veli ve Kadıncık Ana Aleviler için ne anlam ifade etmeli? Onların tarihi deneyimleri Alevi kurumlarının içinde nasıl bir yansıma biçimi oluşturabilir?

Hace Bektaş-ı Veli bir düşünce insanı. Filozof. Döneminin önde gelen alimlerinden. Döneminde onların inançlarını ve varlıklarını yok etmek isteyenlere karşı mücadele etmiş bir devrimci kişi. Ama bunları hiçbir zaman tek başına yapmadı. Hace Bektaş-ı Veli üzerinde etkili olan iki tarihsel dönem ve o dönemlerin temsil ettiği kişileri olduğunu düşünüyorum. İlki Babailerle (dolayısı ile Baba İlyas ile) olan dönem ve ilişkisi. İkincisi Babai İsyanı bastırıldıktan sonra Hace Bektaş’ın Anadolu’ya yerleşmesi, onun korunmasında ve güçlenmesinde etkili olan Anadolu’daki kurumlar ve kişiler. Bunların başında kuşkusuz yoldaşı olan, aynı süreği birlikte kurdukları Kadıncık Ana gelir. Yanı sıra Ahi Evren ve Bacıyan-ı Rum adlı kadın teşkilatı.

Kadıncık Ana ve Hace Bektaş arasındaki ilişki o dönem Anadolu’da kadınların durumları ile koşuttur. Hace Bektaş’ın yoldaşı Kadıncık Ana örgütlü kadınların olduğu coğrafyanın üzerinde ayakta durmaktadır. Ve bu kendi örgütlülükleri üzerinde ayakta duran kadınların ve o kadınlarla aynı ideale sahip erkeklerin hem Selçukluya hem Moğollara ama hem de kendi dönemindeki cinsiyetçi tekke ve düşünürlere, inançlara karşı verdikleri mücadelenin orta yerine Babai İsyanı’nın içinden çıkagelir Hace Bektaş. Anadolu’da o dönem örgütlü olan güç ile Hace Bektaş’ın buluşması tesadüf değildir. Anadolu’daki örgütlü kesim ile Baba İlyas arasında bağlantı vardır. Baba İlyas ve ona duyulan sonsuz aşkın ve destansı mücadelenin parçasıdır Hace Bektaş da. Kadıncık Ana ise örgütlenmiş Anadolu’nun önemli kadın erenlerindendir. Ve aynı kaynaktan beslenen bu iki velinin buluşması Anadolu’daki isyanlar, baskınlar, katliamlar, işgaller döneminde olmuştur.

Kadıncık Ana ve Hace Bektaş’ın buluşmasının Alevilere yansıması böyle olmalıdır. Hace Bektaş’a kadın erkek eşittir fikrini aşılayan böyle bir siyasi, sosyal ve iktisadi ortam zaten kurulmuştu Anadolu’da. Ve bu ortamı kuranların arasında örgütlü kadınlar da, Kadıncık Analar da vardı.

Tarihe bakınca görüyoruz ki Hace Bektaş Anadolu’ya yalnız gelmedi. Orada yalnız var olmadı.

İnsan-ı Kamil olma hedefinde ruhunu arındırma adına belli boyut ve aşamalardan geçmeyi öneren öğreti, postmodern çağın postmodern bireylerine nasıl bir mesaj veriyor?

Postmodern aklın en büyük sonucu, olayları bütünselliğinden kopartarak büyük fotoğrafı görebilmeyi, ona kolektif etki etmeyi engellemek, toplumu bütünsel mücadeleden uzaklaştırmaktır. Oysa İnsan-ı Kamil olmak sadece kendi derdine deva bulmak, kendi öznelliğine hapsolmak değil, bütün eşitsizliklere, haksızlıklara mesafe koyarak toplumsal olanı kendinde görmek ve aşmaktır. Gemisini kurtaranın kaptan olacağını salık veren bencil postmodern çağda, herkesin derdini kendi derdi sayıp onu aşacak bir yol yöntem arayarak İnsan-ı Kamilliğe ulaşma yolu elbette zor görünecektir bu çağın insanına. Ama yetmiş iki millete bir nazardan bakmayı salık veren Alevilik öğretisi bu içine kapanmaya, sadece kendisi için var olmaya da karşıdır.

Postmodern çağ Aleviler içerisinde de postmodern akıl ve postmodern bireyler ortaya çıkartıyor. Örneğin bu aklın kadın ve erkeğin eşitliği perspektifiyle Alevilikle doğrudan bağı olan feminizmi dışarlak bir düşünceymişçesine dışlamaya çalışması tam da bu postmodern düşünme sisteminin sonucudur. Devlet Aleviliği kimlik olarak kabul ettiğinde (ki edebilir) inanç özgürlüğü sorunu ortadan kalkmış olacak ama Alevilerin bütün sorunları bitmiş olmayacak. Alevi kadınlar Alevilik sorunundan “kurtulmuş” olsa da patriarkadan (erkek egemen sistem) kurtulmuş olamayacak. Ya da Alevilik sorunu çözülünce emekçi Aleviler ücretli sömürüden kurtulmuş olamayacaklar, değil mi? Alevilik nihayetinde tarih dışı bir fanusta var olmuyor. Kendi çağının her türlü melaneti Aleviliğe ve Alevilere etki ediyor. Dolayısıyla sadece “Aleviliğin Kurtuluşu/kendini var edişi diye bir şey olamaz. Rıza şehrini kuracaksak, herkes için kuracağız, Alevi olmayan dışarda kalsın diyemeyiz.

Aleviliğin İnsan-ı Kamil olma perspektifi postmodern çağa ve bireye bütün eşitlik ve özgürlük mücadelelerinin bir birine değmesi, dokunması gerektiğini, baskıcı ve tahakkümcü zihniyetten uzaklaşmanın mümkün ve ihtiyaç olduğunu salık veriyor.

Toplum sözlü geleneğin kültürüne sahip olmasının ötesinde bir de okuma, yazma, araştırma, soru sorma konularında deneyimsizdir.  Bundan ötürü de bir nevi “kimlik krizi”nden kurtulamayan bir kuşak var. Örneğin, en bariz sorun “Aleviliğin İslam dini ile ilintisi”. Buradan hareketle daha çok “etno-inançsal zeminde aslında tepkisel bir politik aidiyet” üzerinden kendini tanımlayan gençlik var. Kuşakların arasındaki bu kopukluğu nasıl görüyorsun?

Toplumun sözlü geleneği onun resmi tarihe karşı hafızasıdır ve devrimcidir. Bu yüzden toplumun hafızası çok önemli. Ayrıca soru sorma, sorgulama konusunda da toplumun önemli deneyimleri olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca bahsettiğiniz şeyin dönemdeki kuşaklar arasında oluşan kopukluk meselesi olduğunu da düşünmüyorum. Genel olarak Aleviler tepkisellik ve sloganvari zeminde konuşuyor, tartışıyor. Bence sorun bu. Bizde kadın erkek eşit deyip Hace Bektaş’tan iki mısra okuyorsunuz, o kadar. Hace Bektaş dizelerini okuyan Alevilerin çoğu Kadıncık Ana kim, tanımıyor. Kadıncık Ana’yı duymamışlar. Bu kişilerin kimi kurum yöneticisi. Hatta kadın çalışmaları yapanlar.

Alevilikle ilgili yapılan araştırmaların önemli kısmında, siyasi tartışmaların çoğunda, Alevilerin devlete posta koyduğu birçok alanda tartışmanın yürüdüğü zemin “Alevilik İslam değil” zemini. Oysa bu ele alış biçiminin kendisi bizzat Aleviliği İslamlaştırmaya hizmet ediyor. Siz istemeseniz de. Halbuki Aleviler, Alevilik o değil, budur diyeceğimize Alevilikle ilgili bilimsel çalışmalar yapıp, kendi kadın erkek velilerimizin mücadelelerini gün ışığına çıkartsak, Alevilik inancına göre davransak, Aleviliği bizzat kendimiz öğrensek yeter. Bizde kadın erkek eşit deyip çırpınacağımıza, Alevi kurumlarını, aileleri, eviçini, kadın erkek arasındaki eşitsizliği hedefe koyup, erkek şiddeti ile açık açık mücadele edip, eşitsizliğe karşı mücadele edip, Anaları yok edeceğimize çoğaltmak için çabalasak, her yere Anaları gönderip, zakir kadınlar cemlerde çalsa, onların çalışmalarını desteklesek, araştırmacı kadınların çabalarını görünürleştirsek, panellere, festivallere hak ettikleri sayılarda kadınları katabilmeyi hedeflesek, eşbaşkanlık sistemine geçsek o zaman “Biz İslam değiliz” demeye gerek kalır mı?

Aleviler inançlarını da, tarihlerini de maalesef yeterince bilmiyor. Kaç yönetici ya da Dede, Ana, Babai İsyanı’nı biliyor? Onun tarihsel önemini biliyor? Alevi kurumlarında resmi duvarlara yoldaşlarından kopartılarak tek başına asılan Hace Bektaş’ı Aleviler tanıyor mu? Ne Kadıncık Ana ile kurduğu eşitlikçi süreği yeterince biliyorlar, ne de Babai İsyanı ile Hace Bektaş’ın bağlantısını anımsıyorlar. Büyük veli Baba İlyassız Hace Bektaş nasıl olabilir? Kadıncık Anasız Hace Bektaş düşünülebilir mi? Bacıyan-ı Rum teşkilatı ile ilişkileri anlaşılmadan Hace Bektaş anlaşılabilir mi? Aleviler her yıl Hace Bektaş Festivalleri düzenliyor. Orada bile Kadıncık Ana’yı görmüyorlar. Az ötede virane halde evi olan Kadıncık Anayı… Kadıncık Ana’nın evinin o halde olduğunu o kadar söyledik, yeni yeni görülmeye başlandı. Oysa Alevi kurumları kaç yıldır var? Kadıncık Ana evinin gündeme getirilmesi önemli bir adım ama yeterli değil, Kadıncık Ana’nın kendisinin, yola, erkana etkisinin gündeme getirilmesi ve bilince çıkartılması gerekir. Kadıncık Ana zikredilmeden, onun hakkı verilmeden dillendirilecek her Hace Bektaş eksik kalacaktır. Kendisi dememiş midir “Kadıncık benim eşim değil eşitimdir” diye… 

Alevilerin önemli bir kısmı hala Hace Bektaş’a Hacı diyorlar. Hace Bektaşı “Hacı” Bektaşlaştıran İslami asimilasyonun farkında dahi değiller. Hace Bektaş’a Hacı Bektaş diyerek İslamlaştırma ile nasıl mücadele edeceksiniz?

Postmodernlik diye sordun ya… İşte bunlar hep postmodernizm.

11.06.2019

Röportaj: Zeynep Arslan ( https://www.zeynemarslan.com )

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑