Seçtiklerimiz

Published on Haziran 7th, 2019 | by Avrupa Forum 14

0

ABD-Çin savaşını nadir elementler mi durdurdu? – Funda Başaran

ABD’nin Huawei ürünlerini yasaklamaya yönelik hamlesi, Çin’in nadir toprak elementleri (NTE) tehdidi ile bir süreliğine boşa çıktı. Bazı yorumculara göre bu Çin’in elindeki en önemli koz ve eğer Çin NTE üretimini ya da ihracatını durdurursa sadece ABD’de değil tüm dünyada ileri teknolojilerin üretimine dair ciddi bir sorun baş gösterebilir. Bazı yorumcularsa bunun boş bir hamle olduğu görüşünde. Kimin haklı çıkacağı şimdilik bir yana, bu tartışmalar NTE’leri küresel politika alanına ister istemez taşıdı.

 NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ

Periyodik tabloda 21 ile 71 numaralı elementler arasında yer alan 17 elemente nadir toprak elementleri (NTE) ismi veriliyor. Her ne kadar adları nadir toprak elementleri olsa da, yer kabuğu üzerindeki hemen hemen tüm kaya oluşumlarında bulunabiliyorlar. Ancak herhangi bir kaya oluşumunu oluşturan tüm elementler içinde milyonda on ile yüz birim civarında olduklarından, ekonomik olarak elde edilip işlenebilecekleri bir yerde bulmak asıl zorluğu oluşturuyor. Çünkü NTE’nin elde edilmesi, örneğin altın ya da kömür madenciliğinden çok daha karmaşık bir süreci gerektiriyor. Bu nedenle de maliyeti daha yüksek.

Üretim sürecini kısaca özetlemek, hem zorluğunu hem de emek ve diğer maliyetlerini görebilmek açısından önemli. Önce NTE içeren minerallerin normal madencilik prosedürleri izlenerek zeminden çıkartılması, sonra bunların çakıl boyutunda ezilmesi, ardından bir öğütme işlemine tabi tutularak kum haline getirilmesi ve eritilerek farklı mineral taneciklerinin ayrılması sağlanıyor. Ardından elde edilen karışım yüzdürme denilen işlemden geçiriliyor. Bu aşamada ayrıştırılan ve NTE’leri içeren madde daha sonra kimyasal işlemlerden geçirilerek elementler rafine ediliyor. Toplamda tüm bu işlemler cevher içeren minerallerin zeminden çıkartıldığı andan başlayarak, oksit formunda elementlerin üretildiği ana kadar ortalama 10 gün sürüyor.

KİRLİ İŞ

Bu üretim aşamalarından ilkinde, yani madencilik aşamasında ağır metaller ve radyoaktif malzemelerle yüklü çok miktarda toz açığa çıkıyor. Bu toz hem maden işçilerinin sağlığını tehdit ediyor, hem de madencilik ve nakliye aşamalarında ciddi çevresel tehlikeleri beraberinde getiriyor. Madencilik neredeyse 19’uncu yüzyıl sonlarından bu yana üretim aşamasına dair pek az teknolojinin üretildiği bir alan olarak, emek yoğun bir alan. Ayrıca son derece tehlikeli bir alan ve bu tehlike NTE söz konusu olduğunda ağır metaller ve radyoaktif madde taşıyan toksik tozla birlikte katlanarak artıyor. Yüzdürme diye isimlendirilen ayrıştırma işleminin yan ürünleri ise, genellikle atık havuzlarında depolanan tehlikeli gazlar ve radyoaktif içeren atık sular oluyor. NTE’lerin kimyasal işlemlerle rafine edilmesi süreci ise çok miktarda sülfürik ve hidroklorik asidin kullanılmasını gerektiriyor. Yani NTE madenciliği ve üretimi için kullanılan ana yöntemler, hem çalışanlar için hem de bu işletmelerin yakınlarında yaşayanlar için akciğer, pankreas kanseri ve diğer kanser risklerini taşıyor; asit ve radyoaktif içerikli atıklar da çevresel hasara neden oluyor.

Yani bir ülkede NTE üretimi yapılması, o ülkenin emekçileri ve halkı için bir çeşit ölüm cezasına mahkum olmak gibi. Zararlarını hafifletmek ise, alınan iş ve çevre güveliği önlemleri nedeniyle olağanüstü maliyetli olabiliyor. Nitekim şirketler bu olağanüstü maliyetleri karşılamak yerine üretimlerini iş ve çevre güvenliği standartlarının daha gevşek olduğu coğrafyalara kaydırmayı tercih ediyorlar. İşte bu noktada NTE üretiminin 1980’lerin başından itibaren Çin’e kayması ve Çin’in dünya NTE üretiminin yüzde 92’sini yapıyor olması anlam kazanıyor.

Neredeyse konuyla ilgili bütün analizler, Çin’in NTE piyasasındaki hakimiyetini “ucuz emek ve gevşek çevre düzenlemeleri” ile açıklıyorlar. Bu ilk bakışta masum görünen terim, Çin’de 1980’den beri NTE üretimi yapılan bölgelerde üç katına çıkan kanser oranı, ülke normalinin üstünde sakat bebek doğumu, zehirlenmeler, bebek ölümleri ve maden kazalarından ölümler anlamına geliyor. Ayrıca yeraltı sularının ve Sarı Nehir’in zehirlenmesi, hayvan ölümleri, tarım arazilerinin kullanılamaz hale gelmesi, atık göletleri, uydu görüntülerinde bile görünen, devasa bir krater biçimindeki maden alanları, hava kirliliği demek.

İŞÇİNİN ÖLÜMÜ

Çin ve ABD arasındaki Huawei üzerinden süren ticari savaşının açıkça ortaya koyduğu bu durum, Michael Glawogger’ın Workingman’s Death (İşçinin Ölümü) isimli 2005 yapımı filmini aklıma getiriyor. 2006 yılında Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nin ilkinde gösterilen film, altı bölümden oluşuyordu: ilk bölüm, Heroes (Kahramanlar) Ukrayna’da kapatılmış madenlerde illegal olarak, kazmaları dışında hiçbir iş aletleri ve herhangi bir güvenlik önlemi olmadan, günde birkaç çuval kömür çıkarmak için çalışan işçileri anlatıyordu. Ghost (Hayaletler), ikinci bölümde hâlâ aktif olan bir volkanın tepesine kadar çıkıp, oradan topladıkları kükürtü sırtlarında aşağı indiren işçilere Glawogger’ın verdiği isimdi. Lions (Aslanlar) ise Nijerya’da açık bir mezbahanın işçileri üzerineydi. Brothers (Kardeşler) Pakistan’da çürümeye terk edilmiş devasa petrol taşıma gemilerinden demir söken işçilerdi. Future (Gelecek), Çin’de elleriyle daha iyi bir geleceği inşa ettiklerini düşünen çelik işçileri üzerineydi. İsim verilmemiş son bölüm, ise Almanya’da bir eğlence parkına dönüştürülmüş olan eski bir döküm fabrikasında, doyasıya eğlenen gençleri perdeye taşıyordu.

Bu altı bölüm arasında nedensel bir ilişkiyi kurulmuyor olsa da, derslerde öğrencilerimle birlikte defalarca izlediğim bu filmin sonunda, gelişmiş Batı ülkelerini temsil eden Almanya’da kapatılarak büyük ve ışıltılı eğlence parkına dönüştürülen fabrikanın maliyetinin dünyanın farklı yerlerinde son derece zor koşullar altında çalışan bu işçilere yüklenmiş olduğu sonucuna varmamak mümkün değildi. Üstelik yönetmenin tam tersi bir dertle filmi gerçekleştirmiş olmasına, bir röportajda söylediği gibi Almanya’daki eğlence parkına bakıp, fiziksel emeğin icra edildiği devasa tesislerin zaman içinde yok olacağını, hatta bir dereceye kadar yok olduğunu iddia ediyor olmasına rağmen bu sonuca ulaşılıyordu..

SANAYİ SONRASI TOPLUM MU?

Aslında Glawogger’ın iddiası, 1970’lerden beri farklı isimlerle önümüze sürülen bir takım tezlerin ortak noktasını oluşturuyor. “Sanayi sonrası toplum” ile başlayan daha sonra “enformasyon toplumu”, “ağ toplumu” gibi isimler alan bu tezler genel olarak sanayi toplumunun mal üretimine dayandığı gibi, sanayi sonrası toplumun da enformasyon üretimine dayanacağını iddia ettiler. Onlara göre sonsuz kereler yenilenebilir, kullanılarak tüketilemeyen, kullanıldıkça değeri artan, büyük çaplı hammadde ve enerji girdileri gerektirmeyen, kirliliğe ve çevre tahribatına neden olmayan, bir kaynak olarak sanayileşmenin yarattığı tüm toplumsal sorunlara çözüm olacak enformasyon sayesinde, herkesin hizmet sektöründe görece “temiz” işlerde çalıştığı, yeni bir toplum yaratılacaktı.

Nadir toprak elementlerinin başlıca kullanım alanları

Yirminci yüzyılın son on yılında bilgisayar ve iletişim teknolojileri alanında yaşanan yeni gelişmeler ve ortaya çıkan internet, sayısal televizyon, cep telefonları gibi yeni iletişim teknolojileri uygulamaları bu tezlerin somutlaşması olarak ele alındı ve pek çoklarına göre özellikle gelişmiş Batı ülkelerinde toplumun, ekonominin, kültürün ve politikanın “yeni” biçimi ortaya çıktı. Ancak bu “yeni” olan, bir aşırılık haline gelmiş olan teknolojik gelişme, emek ve çevre standartları nedeniyle gelişmiş Batı ülkelerinde gerçekleştirilmesi maliyetli endüstrilerin başka ülkelere kaydırılması ile birleşince, “yeni” tür bir sömürgeciliği ve “yeni” tür bir çevresel yıkımı da beraberinde getirdi. Çin’in NTE üretim ve tedariğinde küresel bir tekel haline gelmiş olması, bu “yeni” olanların tamamının şimdilik görünür bir yan etkisi olarak değerlendirilmeli. Ama bu yan etki, “İşçinin Ölümü” filmine tekrar dönersek, gelişmiş Batı toplumlarının bir “sanayi sonrası toplumu” haline gelmiş olmasının, azgelişmiş ülkelerin işçileri tarafından yüklenilen maliyetinin karşılığı değil, işçiler açısından bir rövanş hiç değil. Çin’in bu alanda oluşturduğu tekel ve bu tekel konumunu ticari bir savaşta kullanabilir hale gelmesi, olsa olsa neo-liberal kapitalizmin bir iç çelişkisi olarak değerlendirilebilir.

Bugün, finans uzmanları, strateji uzmanları, askeri uzmanlar tarafından ticaret savaşında bir misilleme, küresel teknoloji üretimi açısından bir tehdit, uluslararası ilişkilerde bir silah olarak ya da ulusal güvenlik açısından değerlendirilen NTE’ler, küresel politikanın gündemine girecekse, teknolojik gelişmenin sadece Çin halkı açısından değil, insanlık açısından çok yüksek olan maliyeti ile girmeliymiş gibi görünüyor.

Kaynak : Gazete Duvar

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑