Yazarlar

Published on Şubat 5th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Zorluklar zaferin gerekçesi olacaktır – Aziz Tunç

OHAL’ın Erdoğan tarafında politik ihtiyaç ve hesaplara uygun olarak pratikleştirildiği ve aynı amaçla sürdürüldüğü biliniyor. Demokratik kamuoyu ve kurumlar başından beri bu noktaya dikkat çekmiş, Erdoğan’ın ve Türk devletinin bu planını deşifre etmeye çalışmışlardır.

Son yayınlanan KHK’ler ve buna bağlı olarak yapılan açıklamalar, Konya ve Tokat’ta silahlı eğitimlerin yapıldığına dair haberler, HÖH adlı katiller çetesinin faaliyetlerinin çarşaf çarşaf yazılması, resimlerinin paylaşılması, içişleri bakanının “ayaklarını kırın” diye suçluluğu sabit olmayanların cezalandırılmasını istemesi, HDP milletvekili ve yöneticilerine verilen haksız cezalar, tümüne birden bakıldığında devletin ortamını oluşturmaya çalıştığı, planladığı, hazırlandığı, katliamcı- savaşçı ve işgalci süreç çok net görünmektedir.

Bütün bunlar bir arada değerlendirildiğinde, Efrin saldırısının hazırlıkları olarak bu katliamcı uygulama ve yaklaşımların pratikleştirildiği ortadadır. Türk faşist devletinin bu hazırlıkları, Efrin işgal girişimi ile devam etmektedir. Bunlara karşı ne yapacaksak şimdi yapacağız, bu süreç tamamlandıktan, yani Efrin işgal edildikten sonra, bir şey yapma imkânımız daha da az olacaktır.

Olan bitenlerin hepsi halkların ve ezilenlerin gözleri önünde yaşanmaktadır. AKP’nin SADAT adlı bir örgüt kurduğu biliniyor. Bu örgütün kadrolarının nasıl İŞİD çakallarından devşirildiği bu örgütün kara paralarla finanse edildiği bilinmesine rağmen, kimse bu örgütün varlığını ortada kaldıramadı. Bu yetmedi, ortalıkta çokça bulunan sokak serserilerinde oluşturulan HÖH’ler çıktı ortaya. Bunların da paramiliter güç olarak Erdoğan’ın düzenini korumak için beslendiği bilinmesine rağmen bu örgütte varlığını korumaktadır.

Yaşananlar bunlardan ibaret değildir, elbette. Dinsel normlara bağlı olarak “9. yaşında kızların gelin olabileceği” yıllardan beri yaşanmakta, dahası teşvik edilmektedir. Taciz ve tecavüz meşrulaştırılmış, imamların nikah kıyması resmileştirilerek zorunlu hale getirilmiş, kadınların ayrı otobüslere binmesi uygulanmaya başlanmıştır.

Demokratik siyaset yapan HDP’li siyasetçilere on yılları aşan cezalar verilmekte, iç işleri bakanı denen “Soysuz”, işkence yapmasını açıktan emredebilmekte, önerebilmektedir.

Bir diğer eski bakan, rüşvet aldığı kol saatini göstererek ve utanmadan, koruma ordusuyla dolaşmakta, etrafına çaka satabilmektedir.
Bütün bu gelişmeler, basit sıradan gelişmeler olarak değerlendirilemez.

SADAT katillerinin, HÖH’lerin veya henüz adlarını öğrenemediğimiz benzeri başka katliam şebekelerinden herhangi birisinin, toplumsal muhalefetin ana dayanağı olan Kürtlere, Alevilere, emekçilere ve demokrasi güçlerine yönelik olarak, fiziki yok etme amaçlı bir saldırıda bulunması, artık bir ihtimal değil, somut ve can yakıcı bir tehlikedir.

Bunun yanında böyle bir saldırı karşısında ilgili toplumsal güçlerin kendilerini savunup koruyabileceği, herhangi bir mekanizmanın yokluğu, en temel sorun olarak ortada durmaktadır. Böyle bir saldırı hangi mekanizmayla göğüslenip püskürtülecektir? Toplumun İŞİD zihniyetinin yönetimine zorlanması, hangi araç ve yöntemlerle önlenebilecektir?

Elbette bütün bunlara karşı demokratik kurumlar, kitleler, aydınlar ve duyarlı kesimler armut toplamıyor, tam tersine onurlu ve kahramanca bir direniş sergiliyorlar. Yapılan savaş karşıtı, demokratik eylemlere katılanlar bir biçimde etkisizleştirilmekte, işkence edilerek gözaltına alınmakta ve tutuklanmaktadırlar. Buna rağmen direnenler tekrar tekrar sokaklarda alanlarda direnmeye devam etmektedirler.
Bütün bu can bedeli yapılan direnişlerle ilgili olarak hiçbir basın yayın organı haber yapmamaktadır. Var olan direnişler bu zorlu
koşullarda gerçekleştirilmektedir, selam olsun, şan olsun
direnenlere.

Bütün bu zorbalıkları yapan Türk devleti demokratik mücadele olanaklarını ortadan kaldırılmak istemektedir. Yapılan zorbalıklardan ve sansürden demokratik siyasetin temel toplumsal dayanağı olan kitlelerin etkilenmediğini düşünmek gerçekçi değildir. Bu nedenle söz konusu demokratik eylem ve etkinliklere kitlesel katılımlar az olmaktadır. Buna rağmen, Zaten Erdoğan’ın da yapmak istediği de korku salarak toplumu teslim almaktır.

Ancak bütün bu zorbalıklar, demokratik mücadele dinamiklerini korkutmuyor, geriletmiyor. Belki yeterince ve etkili bir biçimde sokağa çıkmıyorlar ama hiçbir toplumsal güç, hiçbir demokratik kurum Erdoğan’ın zorbalığına teslim olmuyor, biat etmiyor. Bu önemli. Özgür geleceği yaratacak olan enerji bu direniş odaklarında bulunmaktadır.
İşte tam bu noktada bir şeylerin yapılmasını tartışmak gerekiyor.

Mevcut durum açık ve net. Efrin’e yapılan saldırıyla yetinmeyen Erdoğan, Kobani’ye de saldırmaya, Kürtleri, Alevileri ve tüm demokrasi güçlerini yok etmeye çalışacaktır. Dolasıyla önümüzdeki dönemlerde, eğer faşizm durdurulamazsa, daha çok savaş, daha çok şeriat uygulaması, daha çok zorbalık ve daha çok katliam saldırılarının yaşanacağı günler olacaktır.

Çünkü tarihte yaşanmış bütün faşist diktatörler gibi Erdoğan’da daha kanlı/kapsamlı savaşlar, daha yoğun ve yaygın saldırılar ve daha büyük katliamlar yaparak varlığını sürdürmeye çalışacaktır.

Bütün bu gelişmeleri, önleyici, dahası Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünü sınırlandıracak/yıkacak olan karşı hamlelerin yapılması günün acil görevi ve sorumluluğudur. Bu nedenle Efrin işgal girişimini ve bağlı saldırıları kabul etmemek, buna karşı mücadele etmek tek başına bir hedef olmaktan daha fazlasını ifade etmektedir.
Faşist Türk/Erdoğan diktatörlüğünün yıkılmasını amaçlayan bir perspektifle mücadelenin büyütülmesi, ileri taşınması, yenmeyi sağlayacak olan tek seçenektir. Bazen acil hedef için mücadele, daha büyük kazanımların elde edilmesini sağlayabilmektedir. Bugün öyle bir gün yaşanmaktadır. Efrin işgalini önlemek, halkların ve ezilenlerin daha büyük ölçekli özgürleşmesinin ilk adımı olabilir.

Ne Kürtlerin bu savaşta bir kez daha yenilgiyi kabul etmeye tahammülleri var, ne de Alevilerin tekrardan katliam yaşamayı kabul edecek bir durumları söz konusudur. Yaşanan savaşa ve saldırılara karşı geliştirilecek olan mücadelenin kazanma, daha büyük kazanma perspektifiyle sürdürülmesi, kazanmayı kolaylaştıracaktır. Sürdürülen savaşı durduracak, planlanan katliamları önleyecek bir mekanizmayı yaratma görev ve sorumluluğu, aynı mekanizmanın daha büyük kazanımlara hazır olmasına engel değildir.

Evet, büyük özgürlüğü yakınlaştırmayı düşünmek mümkündür. Çünkü yaşamak böyle bir karşı mekanizmanın yaratılmasına ve bu yolla büyük bir mücadelenin örgütlendirilip sürdürülmesine bağlanmıştır. Efrin savaşının dezavantajını, avantaja dönüştürmek, mevcut durumda ortaya çıkan sonuçları değerlendirmek, Kürt halkı başta olmak üzer tüm ezilenler için bir zorunluluk halini almıştır.

Efrin savaşı ve içerde sürdürülen katliamcı- faşist politikalarla hayatı çekilmez kılan diktatörlüğün yıkılması mümkün ve zorunludur.
Bugün yaşanan zorluklar, direnen halkların zaferinin gerekçesi olacaktır.

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑