Yazarlar

Published on Aralık 16th, 2016 | by Avrupa Forum 2

0

Yaklaşım sorunu, demokrasi sorunudur – Erdal Boyoğlu

 

Görünen o ki bağımsız yargının, bağımsız medyanın, sivil toplumun yani demokrasinin, özgürlüklerin yok edilişini umursamayan bir toplumla karşı karşıyayız. Sosyal barışın sağlanması çoğunluğun umurunda değil.

Sorunumuz Devlet ve tarih konusunda yanlış teorik kalkış noktasının somut örneklerini ve kanıtlarını siyasal düzeyin çeşitli unsurlarının değerlendirişinde görebilmemiz mümkün.

AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı arasındaki köklü bir yönetim farklılığı yoktur. İktidar ile burjuva muhalefet arasında rejim konusunda da köklü farklılığın olduğu görülmüyor. AKP-MHP-CHP karakterce ve özce farklı rejim iddiaları yoktur. Bu sistem içi ortaklığın aynılaşması ve benzeşmesidir, temel içerikte de aynı yolun yolcularıdır. Egemen sistemin uygulamalarında da kabul edilip benimseniyor ve savunuluyor. Siyasal düzeye ilişkin bütün tezler işte egemen sistem üzerinden inşa ediliyor. Sonuçta demokrasi dışı yönetimi savunan elitçilerle, burjuva sistemi savunan milli iradeciler arasında bir rejim tartışması ve çatışması olduğu görülüyor. Türk siyaseti milliyetçilikle varlığını sürdürdüğü için kendinden başkasını sevememiştir ve karanlıkta kalmıştır. Türk milliyetçiliğine haddinden fazla mana yükleyen klasik anlayışın  klasik beklentisi olarak okunabilir. Peki bu klasik milliyetçiliği  aşmayan, bu ırkçı düşünceyi sorgulamayan ve her şeyi sindirmeye yarayan primatlar olmaya devam  mı?  Türk milliyetçiliği kendisini egemen  etnik aidiyetten koparamamış onun kodları içinde olmasına rağmen , değilmiş  gibi davranan kesimlerle karşı karşıyayız.   Aydınlanmayı ve sorgulamayı elinin tersi ile itenler karanlık değiller mi?

İnsan sevgisini bilinciyle, bilincini bilgisi ve sezgileriyle beslemeyen ve bunları bilerek yapamayan insan, içindeki yaşadığı farklılığın farkına varamaz, bilgiye ve gelişmeye karşı duyarlı olamaz. Dolayısıyla demokrasi kültürü insanı kendisiyle yüzleştirirken  eksiklerini farketmesini, duyarlılığını zenginleştirmesini sağlar.

Buna paralel olarak burjuva demokrasisinin sınıfsal ve siyasal içeriğine ilişkin eşitliğin ve adaletin temel anlayışı bir yana bırakılarak şöyle tanımlamalar yapılabiliyor.

Devletin belirleyiciliği dışındaki iktisadi, siyasi, sosyal , kültürel içerikli örgütlenmeleri, düşünce ve ifade özgürlükleri , seçimler dışında da yönetimi denetleyecek, onun üzerine baskı unsuru olabilecek tüm siyasal faliyetleri ve örgütlenmeleri temel ögeleridir.

Söz konusu ayrıntılar hem rejimin asıl karakterini gizliyor, hem de milli iradecilikle burjuva demokrasisini aynılaştırdığı için kitlelerde bir yanılsamaya hatta yer yer egemen iktidarın demokrasi kuracağı yanılsamasına ve hayaline bile yol açıyor.

AKP ve MHP çevrelerinin başkanlık sistemine karar kılması siyasal düşüncelerinin ortaklığıdır. Zaten MHP’nin karşı olması düşünelemez. Ortaklaşmaları ve ortak hareket etmeleri sistemden bağımsız değildir. Sistem onları hem yer yer kavga ettiriyor hem de seviştiriyor…

Dinciler ve milliyetçiler, kendileri dışında farklı politika ve farklı iktidardan söz edilemeyeceğini dayatıyor. iktidara boyun eğmenin altını çizmek istiyor. Farklı düşüncelerin sesini soluğunu kesmek istiyor.

İkili ittifakın temel politik hedefi ezen sistemin yanında olduğunu göstermektir.  Ezen sınıf , halkın insanca yaşam isteklerine karşı olduğu gibi emekçilerin taleplerini, muhaliflerin sokak eylemliliklerini, HDP gibi partileri yok sayıyor.

Bugün demokrasi kültürü ile demokratik cumhuriyet tartışılması gerekirken, Türkiye toplumu başkanlık sistemine kilitlenmiştir.

Demokrasiyi kendi öz değer ve kurumlarıyla yabancılaştırmak, biçimsel olarak koruyup içeriğini boşaltmak, onu yıkmak kadar tehlikelidir. Demokrasi, kurumları ve farklılıkları ile barış içinde birarada yaşar. Bir ülkede demokrasinin temel harcını oluşturan kurum , kavram ve ilkeler yıkılırsa bunun zararlarını gidermek güçleşir. Cansız bedenlerin parçaları her geçen gün bizi daha fazla çaresizlik hapsine kilitliyor. Düşünşenize , üzüntü ve sevinç ölenlerin kimliğine göre hissediliyor. Devleti yönetenler “İntikam alacağız” diyor ve bunu demokrasi adına söylüyor! Barış umudundan söz eden toplumsal bir irade var mı? Barış dili isteyenler her gün sokaklarda sürükleniyor. Barıştan yana olanlar her gün tutuklanıyor.

İnsanların son sığınağı olan adalet, insanca yaşamın da başlıca dayanağıdır. Dolayısıyla sosyal barışa ve adalete insanlık adına ihtiyacımız var.

 

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑