Afrika

Published on Aralık 8th, 2018 | by Avrupa Forum 7

0

“Yakında aç ve boş midelerin devrimini görecekler!”

Tunus’ta işçi sınıfı ayakta.

Çağlar Özbilgin

Tunus’ta sınıf hareketi bir kez daha ayağa kalktı. Ekonomik kriz karşısındaki tepkileriyle siyasi krizi tetiklediler. IMF dayatmalarına karşı son 40 yılın en büyük kamu grevine imza attılar. 2011’den miras alınan tepki; emperyalizme, neoliberalizme ve sınıf tepkisini soğurmaya/parçalamaya dönük seçeneklere, kriz koşulları ve dayatmaları altında nasıl yanıt verilebileceğinin ipuçlarını taşıyor.

Tunus, hatırlanacağı üzere, 2010 yılının sonunda tezgâhına zabıta tarafından el konan seyyar satıcı Muhammed Bouazizi’nin kendisini yakmasıyla ve elbette devamındaki isyanla “Arap Baharı” olarak nitelendirilen sürecin fitilinin ateşlendiği yer.
Aynı Tunus, tam 8 yıl sonra 22 Kasım’daki tarihi grev ile bir başka isyanın eşiğinde olduğunu gösterdi.
‘Uzlaşı’ dikişi tutmadı
Zeynel Abidin Bin Ali diktatörlüğünün 2011’de devrilmesinin ardından Tunus, siyasal İslamcı Nahda Partisi ve ulusalcı-laik Nida Partisi’nin iktidarlarına sahne oldu. Her iki partinin arkasındaki farklı sermaye fraksiyonları 2015’te ekonomik krizin kapıya dayanmasıyla[1] birlikte ortak amaçları etrafında bir araya geldi ve her iki partiyi de bu ortaklık gereği bir araya gelmeye zorladı. Yusuf eş-Şahid’in başbakanlığında “uzlaşı” adı verilen ve iki küçük sağ partiyi de kapsayan bir koalisyon hükümeti kuruldu.
Gel gör ki zorla attırılan dikişler tutmadı. 2016 sonunda IMF’den 2,8 milyar dolar borç alınmasıyla başlayan kriz politikalarının tabanda yarattığı tepki, iktidar ortaklarının arasındaki gerilimi tırmandırdı. Bunu 12 örgütün bir araya geldiği Halk Cephesi’nin lideri Hamma Hamami’nin ölüm tehdidi alması ve 2013 yılında devrimci-ilerici muhalefet liderleri Şükrü Belaid ile Hac Muhammed Brahmi’nin Nahda Partisi’nin kurduğu gizli bir suikast örgütü[2] tarafından öldürüldüğüne ilişkin belgelerin[3] ortalığa saçılması izledi.
Halk Cephesi’nin Nahda ve Nida için “bir paranın iki yüzü gibi” nitelemesi yapması, peşi sıra tüm toplumsal muhalefet bileşenlerine “alternatif bir iktidar yaratma” çağrısı ciddi bir karşılık buldu. Kitlesel toplantı ve eylemler özellikle Nida Partisi içindeki krizi daha da derinleştirdi[4]. Nihayetinde Nida Partisi hükümetten desteğini çekti. Başbakan Yusuf eş-Şahid farklı partilerden olmak üzere 20 bakandan 18’ini[5] değiştirmek zorunda kaldı. Yeni kabine, 217 sandalyeli Meclis’te 51 Nida Partili vekilin boykotuna ve 57 sol vekilin ret oyuna karşın 109 oyla, yani sadece 1 oy farkla güvenoyu alabildi.


Pamuk ipliğine bağlı yeni hükümetin ilk adımı ise IMF ile oturduğu borç yapılandırma[6] masasından el pençe divan kalkmak oldu. Dayatılan program kapsamında kamu çalışanlarının ücretlerinin 2019 başında zam almaması, 2019 içinde de gayrisafi yurtiçi hasıladaki payının %15,5’ten %12,5’e çekilmesi kararı alındı. Son 40 yılın en büyük kamu grevi
IMF anlaşması çok büyük tepki uyandırdı. Ülkenin en büyük işçi örgütü olan Tunus Genel İşçi Sendikaları Konfederasyonu (UGTT) aynı gün toplusözleşme masasını terk ettiğini ilan etti. Kamu emekçileri ertesi sabah sendika binalarına yığıldı, toplantılar sadece birkaç dakika sürdü ve 24 saat dahi geçmeden genel grev kararı aldı.
Genel grev için ilk belirlenen tarih 24 Ekim’di fakat Ekonomi Bakanı’nın “Zam yapılmaması söz konusu değil” açıklaması üzerine bekleyişe geçildi. Takip eden günlerde somut bir adım gelmeyince sabırlar taştı. Aç karınlar, geçiştirici söylemlere toktu artık. İkinci bir tarih olarak 22 Kasım seçildi.
Grev haberlerinin “hayatı durdurdu” klişesi, 22 Kasım’da Tunus’ta gerçek anlamıyla suretini buldu. Ülke nüfusunun %7’sine denk gelen 700 binden fazla kamu emekçisi greve doğrudan katıldı, dolaylı katılım ise milyonu aştı. Bakanlıkların, yerel yönetimlerin kapılarına kilit vuruldu, resmi internet işlemleri yapılmadı. Ulaşım, temizlik ve posta başta olmak üzere kamu hizmetleri tamamen durdu. Eğitime tüm kademelerde ara verildi. Hastanelerde sadece acil servisler çalıştı.
Onbinler başkentte Bardo Meydanı’nı tıka basa doldurdu. “Ücret artışı lütuf değildir” sloganıyla hak mücadelesi, “Tunus satılık değildir” sloganıyla emperyalizm karşıtı mücadele dile geldi. Meydandaki meclisin duvarları 2011 devriminin “İş, özgürlük, ulusal onur” sloganı ve istifa çağrıları ile sarsıldı.
Meclis binasına gidemeyen İslamcı-sağcı milletvekilleri, UGTT’yi -tanıdık bir şekilde- “siyasi kırılganlığı artırmak”, “ülkeyi kaosa ve uçuruma sürüklemek”, “askeri darbeye zemin sağlamak” ile suçladı.
Ne olursa olsun Tunus, son 40 yılın en büyük kamu grevinin yanı sıra son 5 yılın en etkili eylemini yaşadı. 22 Kasım grevini politik gelişimi bakımından 2011 isyanından bağımsız düşünmek olanaksız.
“Arap Baharı”, etkisi altına aldığı ülkelerde emperyalist merkezlerle vesayet ilişkisi kuran, neoliberal programlarını devletin şiddet aygıtı ile yürüten, ortak zenginlikleri dar iktidar çevreleri ve sermaye grupları arasında bölüştüren, halkları ise siyasal İslam ve/veya “emperyalizme kafa tutma” retoriği ile esir alan iktidarlara karşı patlak vermişti.
Tunus bu bahar dalgasının ilk olduğu gibi en etkili ve en süreğen adresi oldu kuşkusuz. Onu, benzeri rejimlerden ayıran gerek Bin Ali diktatörlüğünün gerek siyasal İslamcı Nahda ve ulusalcı-laik Nida iktidarlarının neoliberal politikalara sadakati değil; bu sadakat karşısında sınıf hareketinin İslamcı-ulusalcı/laik karşıtlığını aşarak örgütlülüğünü ve sokakları diri tutabilmesiydi. Eşit, özgür, adil, bağımsız bir alternatif yaratmaya dönük bütünlüklü bir stratejiden yoksunluğu unutulmamak kaydıyla…
Tunus sınıf hareketinin 2011’den aldığı mirasla yükselttiği tepki; emperyalizme, neoliberalizme ve sınıfsal tepkiyi farklı ideolojik formlarla soğurmaya/parçalamaya dönük iktidar seçeneklerine, üstelik de ekonomik kriz koşulları ve dayatmaları altında nasıl yanıt üretilebileceğinin ipuçlarını taşıyor.
UGTT Başkanı Nureddin Tabbubi’nin grev günü sarf ettiği sözler gerçek çelişkiyi göstermesi bakımından son derece yeterli: “Yakın zamanda aç ve boş midelerin devrimini görecekler!”

Dipnotlar:
[1] Tunus Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün 2018 raporuna göre; ülkedeki alımgücü son 3 yılda %40 oranında düştü.
[2] Nahda Partisi’ne suikast örgütü kurma tavsiyesini verenin Mısır’daki Müslüman Kardeşler-İhvan örgütü olduğu da belgelerle açığa çıktı. Avukat Rada Radawi’ye göre Müslüman Kardeşler örgütü tavsiye vermekle kalmadı, suikast örgütüne askeri bir eğitim de verdi. Bu, Müslüman Kardeşler’in uluslararası düzeyde koordineli hareket ettiğinin de kanıtı.
[3] Belaid ve Brahmi’nin katledilmesinin ardından başlatılan soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonlarda ele geçirilen dört sayfalık belgenin “motosikletle adam öldürme sanatı” başlığı altında suikast ekibinin ne tür motosiklet kullanması, ne tür kask takması, ne tür ve ne renk kıyafetler giymesi, motosikletten hangi zamanda inip nasıl hareket edeceğine dair oldukça ayrıntılı tarifler var. Tariflerin Belaid ve Brahmi suikastlarını gerçekleştiren ekiplere birebir uyması da tesadüf olmasa gerek!
[4] Nahda Partisi’nin, koalisyon ortağı Nida Partisi’ni atlatıp uzlaşı hükümetinin başı Yusuf eş-Şahid ile özel ilişkiler geliştirdiği ve hükümet politikalarına ilişkin gizli görüşmeler yaptığı da ortaya çıktı. Bu, sadece Nida Partisi’nin başkanı Hafız Kaid es-Sibsi’yi değil, onun cumhurbaşkanı olan babası El-Baci Kaid es-Sibsi’yi de oldukça rahatsız etti.
[5] Tunus Anayasası’nın 99. maddesine göre başbakan, Dışişleri ve Savunma bakanlarının kabine revizyonuna dahil edemiyor.
[6] Tunus’un dış kredi yapılandırması gereği 2019’da 7,4 milyar dinar (Yaklaşık 3 milyar dolar) ödeme yapması öngörülüyor. Tunus hükümeti, halihazırda 1 milyar dolar borcu olan ABD’den 500 milyon dolarlık ek kredi almayı da planlıyor. Kaynak: sendika63.org

 


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑