Türkiye

Published on Haziran 5th, 2017 | by Avrupa 5

0

Türkiye’de LGBTİ mücadelesi verenler endişeli ve karamsar!!!

25’inci Onur Haftası öncesi Türkiye’de LGBTİ hakları mücadelesi veren aktivistler, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Avrupa’ya yoğun bir göç yaşandığını söyledi.

Türkiye’de her yıl Haziran ayında düzenlenen LGBTİ Onur Haftası, 19-25 Haziran tarihleri arasında yapılacak. “Cinsel Özgürlük Haftası” adıyla ilk kez 1993’te gerçekleşen Onur Haftası, bu sene 25’inci yaşını kutlayacak. Türkiye’de LGBTİ mücadelesi verenler ise her zamankinden daha fazla endişeli ve karamsar görünüyor. Onlardan biri, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Kemal Ördek.

Ördek, 2015 yılında Ankara’daki evinde üç erkeğin cinsel saldırısına maruz kaldı. Ördek’e tecavüzden yargılanan sanık, 24 Mayıs’ta görülen karar duruşmasında cinsel saldırı suçundan beraat etti. DW Türkçe’ye konuşan Ördek, psikiyatrik tedavi gördüğünü ve saldırganlar tarafından tehdit edildiğini ifade ederek, “Tecavüze uğramış, karakolda kötü muameleye maruz kalmış, sekiz defa bunu herkesin önünde anlatmak zorunda kalmışsın ve ‘Tecavüz yok’ diyorlar. Mahkemenin kararı ikinci defa tecavüz demek benim için” diyor.

LGBTİ aktivisti Ördek, translara ve seks işçilerine yönelik hak ihlallerinde artış olduğunu, bu ihlallere karşı yürüttükleri savunuculuk faaliyetlerinde ise zorluklarla karşılaştıklarını dile getiriyor. Hak savunuculuğu çalışmalarının daha zor bir zeminde yürüdüğünü savunan Ördek’e göre, artan siyasi ve toplumsal gerginlikler LGBTİ’lere yönelik önyargı ve nefreti de körüklüyor. “Hedef haline gelebileceğimizi düşünerek sınırlandırılmış hayatlar içerisine hapsolduğumuzu düşünüyorum” diye konuşuyor.

Muhafazakarlığın olumsuz yansımaları olacak

LGBTİ’lere yönelik hak ihlalleri davalarına bakan avukat Fırat Söyle, mahkeme kararlarının yargıçlara göre değişebildiğini düşünüyor. Cinsiyet değişikliği davalarında ise mahkemelerin ısrarla sabıka kaydına baktığını ifade eden Söyle, bu durumun translara halen kriminal gözüyle bakıldığını ortaya koyduğunu savunuyor. “Bir sürü kişisel veri sistemine rağmen halen ‘Aranıyor mu’ diye bakılması anlamsız” diyor.

Toplantı ve gösteri yürüyüşünün kamuoyu oluşturmak amacıyla düzenlendiğini vurgulayan Lambda İstanbul üyesi Söyle, Onur Yürüyüşü’nün kimlik mücadelesinin görünür kılınması açısından önemine vurgu yapıyor. İki yıl öncesine kadar binlerce kişinin katılımıyla yürüyüşlerin Beyoğlu merkezde yapıldığını ve herhangi bir sıkıntı yaşanmadığını hatırlatan Söyle, yürüyüşlere yönelik polis müdahalelerinin Türkiye’deki muhafazakarlaşmanın somut göstergelerinden biri olduğu görüşünde.

Söyle, kısa vadede LGBTİ’lerin geleceği konusunda endişeli olduğunu dile getirerek, “Muhafazakarlığın artmasının LGBTİ toplumuna olumsuz yansımaları olacaktır. Nefret suçlarında artış olacak” diyor. Ankara’da geçen sene LGBTİ’lere yönelik nefret suçu içeren afişler hakkında savcılığın takipsizlik verdiğini hatırlatarak, “Yakın zamanda LGBTİ’lerin sokak eylemi olmadı. Olsa tepki nasıl olacaktı? Önümüzdeki günlerde göreceğiz” diye konuşuyor.

Sokakta eylem halinde değiliz

Türkiye’de ilk Onur Haftası 1993 yılında İstanbul Valiliği tarafından yasaklanmıştı. 2003 yılından beri düzenlenen LGBTİ Onur Yürüyüşü ise İstanbul Beyoğlu’nda her sene binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşiyor. Ancak 2015 ve 2016’da düzenlenen yürüyüşlerin engellenmesi, bu seneki yürüyüş için de kaygı yaratıyor. Türkiye’de yaşayan LGBTİ’leri endişelendiren ise yalnızca Onur Yürüyüşü değil.

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) Yönetim Kurulu üyesi avukat Rozerin Seda Kip, LGBTİ toplumunun içine kapandığını söylüyor. Herhangi bir etkinlik için güvenlik meselesinin öncelikli olarak ele alındığını söyleyerek, “2016 Kasım ayında SPoD olarak 5. yılımızı kutlayacaktık ama hem ülkenin durumu hem de tehditlerinden dolayı yapmadık. O zamandan beri sokakta eylem halinde değiliz. Siyasi krizlerin LGBTİ’lere de yansıması var” diyor.

Olası tehditlere karşı korunmasız bir alanda örgütlü olmaya çalıştıklarını dile getiren Kip, kendilerini nasıl koruyacakları konusuna kafa yorduklarını söylüyor. Öte yandan, son dönemde Türkiye’den Avrupa’ya LGBTİ göçü yaşandığını belirterek, bu durumun güvencesizlikten kaynaklandığını düşünüyor.

Muhafazakarlığın olumsuz yansımaları olacak

LGBTİ’lere yönelik hak ihlalleri davalarına bakan avukat Fırat Söyle, mahkeme kararlarının yargıçlara göre değişebildiğini düşünüyor. Cinsiyet değişikliği davalarında ise mahkemelerin ısrarla sabıka kaydına baktığını ifade eden Söyle, bu durumun translara halen kriminal gözüyle bakıldığını ortaya koyduğunu savunuyor. “Bir sürü kişisel veri sistemine rağmen halen ‘Aranıyor mu’ diye bakılması anlamsız” diyor.

Toplantı ve gösteri yürüyüşünün kamuoyu oluşturmak amacıyla düzenlendiğini vurgulayan Lambda İstanbul üyesi Söyle, Onur Yürüyüşü’nün kimlik mücadelesinin görünür kılınması açısından önemine vurgu yapıyor. İki yıl öncesine kadar binlerce kişinin katılımıyla yürüyüşlerin Beyoğlu merkezde yapıldığını ve herhangi bir sıkıntı yaşanmadığını hatırlatan Söyle, yürüyüşlere yönelik polis müdahalelerinin Türkiye’deki muhafazakarlaşmanın somut göstergelerinden biri olduğu görüşünde.

Söyle, kısa vadede LGBTİ’lerin geleceği konusunda endişeli olduğunu dile getirerek, “Muhafazakarlığın artmasının LGBTİ toplumuna olumsuz yansımaları olacaktır. Nefret suçlarında artış olacak” diyor. Ankara’da geçen sene LGBTİ’lere yönelik nefret suçu içeren afişler hakkında savcılığın takipsizlik verdiğini hatırlatarak, “Yakın zamanda LGBTİ’lerin sokak eylemi olmadı. Olsa tepki nasıl olacaktı? Önümüzdeki günlerde göreceğiz” diye konuşuyor.

Sokakta eylem halinde değiliz

Türkiye’de ilk Onur Haftası 1993 yılında İstanbul Valiliği tarafından yasaklanmıştı. 2003 yılından beri düzenlenen LGBTİ Onur Yürüyüşü ise İstanbul Beyoğlu’nda her sene binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşiyor. Ancak 2015 ve 2016’da düzenlenen yürüyüşlerin engellenmesi, bu seneki yürüyüş için de kaygı yaratıyor. Türkiye’de yaşayan LGBTİ’leri endişelendiren ise yalnızca Onur Yürüyüşü değil.

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) Yönetim Kurulu üyesi avukat Rozerin Seda Kip, LGBTİ toplumunun içine kapandığını söylüyor. Herhangi bir etkinlik için güvenlik meselesinin öncelikli olarak ele alındığını söyleyerek, “2016 Kasım ayında SPoD olarak 5. yılımızı kutlayacaktık ama hem ülkenin durumu hem de tehditlerinden dolayı yapmadık. O zamandan beri sokakta eylem halinde değiliz. Siyasi krizlerin LGBTİ’lere de yansıması var” diyor.

Olası tehditlere karşı korunmasız bir alanda örgütlü olmaya çalıştıklarını dile getiren Kip, kendilerini nasıl koruyacakları konusuna kafa yorduklarını söylüyor. Öte yandan, son dönemde Türkiye’den Avrupa’ya LGBTİ göçü yaşandığını belirterek, bu durumun güvencesizlikten kaynaklandığını düşünüyor.

Nefes alma alanlarımız daraldı

SPoD Akademik Alan Koordinatörü Neyir Zerey ise geçen sene Onur Haftası’nda Türkiye’ye gelen uluslararası alanda tanınmış isimlerin desteğinin önemine vurgu yapıyor. Zerey, “Yurtdışıyla bağlantımızı sıkı tutuyor olmamızın en önemli amacı, herhangi bir olumsuz duruma karşın uluslararası dayanışmayı güçlendirmek” diyor. Zerey’e göre, Onur Haftası için hazırlıkların 6 ay öncesinden başlamasındaki en temel sebep güvenlik. Kip’e katılan Zerey de, “Darbe girişimi sonrası sonrası hareket ve nefes alma alanlarımızın daralmasıyla beraber LGBTİ hareketi kendi içine döndü” diyor.

 

LGBTİ’ler hedef haline getiriliyor

2016 Onur Yürüyüşü milliyetçi Büyük Birlik Partisi’ne (BBP) yakınlığıyla tanınan Alperen Ocakları tarafından tehdit edilmişti. Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican hakkında suç duyurusunda bulunanlardan biri olan trans aktivist Kıvılcım Arat, tehditlerin devam edeceğini düşünüyor. İstanbul LGBT Dayanışma Derneği üyesi Arat da Türkiye’den yoğun bir LGBTİ göçü olduğunu dile getirerek, darbe girişimi sonrasında yakın çevresinden Türkiye’yi terk edenler olduğunu söylüyor. Arat, bir trans kadın olarak tedirgin olduğunu belirterek, “Erkeklik alabildiğine pohpohlanıyor. Sivil unsurlar sokaklara salınıyor. En korunmasız görülen LGBTİ’ler daha fazla hedef haline getiriliyor. Önümüz karanlık, neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Yaşam alanlarımız ziyadesiyle daraldı” diyor.

Kaynak:DW

Tags: , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑