Yazarlar

Published on Ocak 13th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Türk ırkçılığının perde arkası – Erdal Boyoğlu

Milliyetçiliğin şoven ve ırkçı söylemleri , bilinen gerçeklerin bilinmeyen yönleri.

Anadolu halkları üzerine asimilasyonu dayatan T.C. Türk milliyetçiliğini geliştirdi. Türk milliyetçiliğine sarılanlar arasında Kürt kökenlilerin olması da bir başka acı gerçektir. Bu yazı içinde M. Şerif Fırat’ın ırkçı-şoven ideolojiden kaynaklanan kestirmenin bir özetini bulacaksınız. Burada çok açık ırkçılığın tarifi yapılmaktadır. Kürtlerin varlığını inkar etmek için akla hayale gelmeyen teoriler üreten M. Ş. Fırat’ın saçmalıklarından paragraflar okunduğunda bu daha net ortaya çıkacaktır.
Osmanlı’nın otoritesini alan T.C. kendi otoritesini 1924’ten itibaren sağlamlaştırdı ve sonrasında da Anadolu haklarının varlığını kabul etmedi. Ezilen halkların varlığından söz edenler en büyük baskılara maruz kaldı. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde Kürt ve Kürdistan kelimelerinin çok sık geçtiğini bizzat M. Şerif. Fırat’ın yazılarında görmek mümkünken bu gerçeklik her zaman inkar edildi.
Türkiye sınırları içinde yaşayanların hepsini Türk asıllı yaptı. Türkiye’de yaşayan 36 etnik halkın kimliğini inkar etti. Etnik halkların kimliğini inkar ettiği gibi üstüne üstlük onları hakiki Türk yaptı. Çok kültürlü bir mozaiğe sahip olan Anadolu’da anadili ayrı olan halk toplulukları var.
Müslüman olup da mezhepleri ayrı olan Aleviler, Nasturiler vb mezhepler var.
Dilleri ayrı olan Kürtler, Lazlar, Gürcüler, Çerkezler, Süryaniler, Ermeniler ve Rumlar var.
Dinleri ayrı olan Hıristiyan ve Ortodoks olan Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler var.
Türkiye bu gerçeği görmezlikten gelemez. Bunu yok saymak ve inkar etmek ırkçılığın ta kendisidir. Irkçı düşünce halkların varlığını yok sayar. Hiç bir kültürü ve bir başka dili kabul etmeyen Türk milliyetçileri sadece kendi varlığını kabul ederken bu varlığını diğer halklara da zorla benimsetti.
Mesela Ana Britannica Ansiklopedisi’nin “Adıyaman bölgesi” başlığında, bu yörelerin bir süre Ermeni egemenliğinde kaldığını yazması DGM savcılığı tarafından yayın yoluyla milli duyguları zayıflatarak propaganda yapmak olarak değerlendirmiş ve dava açılmıştı. Kaynak Yeni Gündem 3. Ocak 1987
Dolayısıyla 85 yıllık T.C. tarihinde toplumu, şoven, ırkçı söylemler ve asimilasyon yöntemleriyle Türkleştiren ve değişmeyen tabuları daha da yerleştiren bu süreçte ayrılıklar derinleştirildi ve bunun için her türlü inkarcılık da yöntemlerden biri oldu ve olmaya da devam ediyor.
Milliyetçiliğe (ırkçılığa) dair ne varsa hepsi sevilecek, dayatılan her şeye boyun eğilecek ve söylenen her şey onaylanacak. Yanlış bulup eleştirenlerin ise vay haline… Kanun hükmü ya
da faili meçhul cinayetler ya gizli ya da Hitler’in yaptığı gibi aleni uygulanacak. Bunu gerçekleştirmek için şiddete başvuran inkarcılığı ve kişiliksiz bir yaşamı dayatanların yolu ise Susurluk’ta son bulacaktı. Söz, yetki, karar halkın diyenlerin, kardeşçe bir yaşamı savunanların düşmanları Susurluk’ta yolun sonuna geldi ve gerçekler tüm çıplaklığıyla açığa çıktı.
M. Şerif Fırat’ın kitabında Osmanlı Sultan’ı Yavuz Sultan Selim, Kürt ve Kürdistan terimlerini kullandığı için eleştirilmektedir. Hatta sayfa 13 de M. Ş. Fırat; “Doğu illerimizin yukarı kısımlarına “ORARTO” denilmekte iken, Yavuz’dan sonra yazılan tarihlerde bu Türk yurduna Kürdistan, buradaki Türk halkına da Kürt diye aslı astarı olmayan bu hayali adlar takılmıştı”. M. Şerif Fırat bu gerçeğe tahammül edemediğinden Yavuz Sultan Selim’i eleştirmektedir.
Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında, Devlet Başkanı ve Başbakan Cemal Gürsel’in yazdıkları da bir başka ibret belgesidir. Bu ibret belgesinden inciler;
“Bugün, Milli Eğitim Bakanlığımızca 2. baskısı yapılan bu eserin, bütün Türk aydınları tarafından okunması büyük faydalar sağlayacaktır. Çünkü bu eser, Doğu Anadolu’da oturan, Türkçe’ye benzemeyen bir dil konuştukları için kendilerini Türk’ten ayrı sayan; bilgisizliğimiz yüzünden bizim de öyle sandığımız vatandaşlarımızın su katılmamış Türk olduklarını bir defa daha ispat etmektedir. Hem de inkarına imkan bırakmayan ilmi deliller ile…
Tarihin hiçbir devrinde, Doğu illerimize bugünkü sakinlerini tortu olarak bırakacak yabancı bir göç vaki olmamıştır. Dünya üzerinde “Kürt” diye adlandırılabilecek müstakil hüviyetli bir ırk yoktur. Kürtler, yalnız vatandaşımız değil, soydaşımızdır da. Fakat asırlarca devam eden kötü idare ve ihmaller, onların da kapalı yaşama itiyatları maalesef bu neticeyi doğurmuştur. Türk Milletini ve Türk vatanını parçalayarak yok etme sevdasında olanlar, bundan faydalanmanın peşinde koşuyorlar.
Bütün Türk aydınlarının bu durum karşısında vazifelerinin ne olduğunu tayin etmeleri zamanı gelmiştir. Bilhassa, bu ve buna benzer aslı astarı olmayan propagandalara kanmış, aldanmış, neticede yollarını şaşırmış Doğu Türkleri’nin kendilerini aydınlığa çıkaracak bu kitabı dikkatle okumaları, can evinde çekilip derin derin düşünmeleri lazımdır. Bu takdirde hakiki ve doğru yolu bulacaklarına inanıyorum.
Tarihin karanlıklarına ilmin ışığını tutarak bizi aydınlatan, milli benliğimizi gösteren ve öğreten büyük Türk mütefekkiri Ziya Gökalp nerelidir? Tarihçilerin, propagandacıların “Kürtlük”ün merkezi saydıkları Diyarbakırlı değil mi? Bu gerçek, bizi, başlı başına bu kitapta yazılı olanları kadar düşündürecek ve aydınlatacak bir vakıadır.” Doğu İlleri ve Varto Tarihi. Sayfa 5-6
M. Ş. Fırat 1908’de Muş-Varto ilçesi Kasman köyünde doğmuş ve 15 Şubat 1945’de bu kitabı yazmıştır. Kürt aşiretleri liderlerinden İdrisi Bitlis ile ittifak yapan Yavuz Sultan Selim için “Dağlı Türklerin başı olan “Kurtbaba” aşiretine “Babakürdi adını taktı“ diyor. Aslında Yavuz Sultan Selim’in özellikle İdrisi Bitlis’i önemsemesi Şah İsmail ile girdiği 1514 Çaldıran savaşında Kürtleri kendi yanında savaşa sokma planları olmasındandır. Çünkü Kürtlerin gücünü ve özellikle İdris-i Bitlisi’nin aşiretler üzerindeki etkisini iyi bilmektedir. Osmanlı Sultanı Yavuz’un Kürt ve Kürdistan terimlerini kullanmasındaki tek amaç bundandır. Tıpkı Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı döneminde Anadolu’da gücünü artırmak için Kürtlere gösterdiği yaklaşımdaki gibi. Yavuz Selim’in bu yöntemini eleştiren M. Fırat; “Şah İsmail’in Şiiliğine karşı kullanılan ve bağımsız bir halde istediğini yapan bu aşiretler, tamamen milli birlik ve Türklük duygusundan uzaklaştırılarak kendilerini gerçekten Kürt ve Babakürdi sanmışlardı.” diyor aynı sayfada.
Yavuz Selim, İdris-i Bitlisi önderliğiyle Halti-Lohorto Kürtbaba dağlı Türklerine, Babakürdi ve doğu illerimize de Kürdistan adını taktıktan sonra Anadolu’ya dönmüştür. Sayfa 14’de M. Fırat. (…) ve bu yakın çağ Türk aşiretleri, ikinci bir defa Sultan Hamit tarafından Kürtlük fikriyle zehirlenmiş, bu tarihten sonra bunların Türklük hakkındaki duyguları tamamen silinmiş, onlar kendileriyle Sultan Hamit’in Kürtleri diye övünmüşlerdir. (…)“Hamidiye alayları, amansız yıllarca aşiret kavgalarında yüzlerce Türkün kanını akıtmışlardı.” diye yazan M. Fırat’ın aslında bir türlü dili varmıyor bu Türk dediği insanların Kürt Alevileri olduğunu söylemeye ve İdris-i Bitlisi’nin Yavuz Selim ittifakı ile Kürt Alevilerinin üzerine baskı, zulüm ve soykırımla gittiğini söylemekten korkuyor.
Kürtlerin kendi aralarındaki bağı din ve mezhep çelişkisiyle koparmak ve güçsüz bırakmak istiyordu bunun içinde Osmanlı’nın piyonu olan İdrisi Bitlis ile birlikte korkunç planlar hazırlayarak zulüm üzerine zulüm yapıyorlardı. Yavuz Sultan Selim Kürtlerin arasında olan bu mezhepsel çelişkiyi iyi kullanıyor ve İdris-i Bitlisi’yi özellikle Kürt Alevilerinin üzerine yolluyordu. Osmanlı’nın bu kurnaz politikaları Kürt beyliklerini ittifak içine soktu. İdris-i Bitlisi öncülüğünde 25 Kürt aşireti bir araya gelerek Yavuz Sultan Selim ile 6 maddelik bir anlaşma imzalıyorlardı.
Şimdi tarihin cilvesine bakın ki her nedense Kürt ve Alevi olan M. Ş. Fırat’ın Kürtlere bu kadar düşman olmasını anlamak mümkün değil. Gerçi Türkiye’de Kürt sorununa olumsuz ve katliamcı şiddet politikasıyla yaklaşanlar hep Kürt ulusundan çıkmış olup kendi halkına karşı savaşmıştır ve Kürt halkı asimile olanlardan çok çekmiştir. Bunlardan bazıları İdrisi Bitlis, Diyap Ağa, Cemal Gürsel, M. Şerif Fırat, İsmet Sezgin, İsmet Inönü, Ziya Gökalp son olarak Turgut Özal (Bende Kürt kanı var diyebilecek kadar) Sedat Bucak, Kamuran İnan vb.
Özellikle M. Fırat kitabında baştan sona Kürtlüğün var olmadığını, bunların dağlı Türkler olduğunu, Kürt dili diye bir dil olmadığını ispatlamak için çırpınan bir zavallı olmaktan kendini kurtaramamış ki bugün M. Fırat’ın akrabalarının bir kısmı Erzincan-Refahiye yöresinde yaşamaktadır. Bunlar da dağlı Türk olduklarından bu dağ dilini konuşuyorlar. İşte nasıl ki İdrisi Bitlis’ler Yavuz’lara dayandıysa, nasıl ki Ziya Gökalp’ler İttihat Terakkicilerle bütünleştiyse M. Fırat da Kemalist düşünceyle bütünleşmesine rağmen İdrisi Bitlis’ten farklı kalır bir yanının olmadığını görmek istemiyor. ( ihanetçi İdrisi Bitlis hiç değilse Kürt ve Kürdistan terimlerini Yavuz’a kabul ettirmiş) Bu zavallı düşkünler de Kürt halkının varlığını ortadan kaldırmak için mücadeleye soyunmuşlar.
Düşkünler, Alevilikten çok sık bahsediyor ama Hz. Ali’nin bir sözünü hiç hatırlamak istemiyorlar. “Aslını inkar eden haramzadedir.”
Dağlı Türkler dedikleri kendi halkı, dağ dili dediği kendi anadili, aşiret diye yazdıkları kendi soyudur. Peki, bu kadar inkarcı olan bir insan Alevilikten dem vurma hakkına sahip midir?
M. Ş. Fırat’ın kitabında yaptığı alıntılar da okumaya ve araştırmaya değer. Düşkünler, nasıl da el birliği ederek Kürt halkının varlığını ve bir halkın toptan imhasını inkar temelinde buluşuyorlar. Bir halkın dilini susturmak isteyenler nasıl da tencere yuvarlanıp kapağını bulması misali M. Ş. Fırat’la bütünleşerek Kürtler hakkındaki yazılarına önem veriyor.
Bu kitapta buluşan düşkünlerden Kürt halkının ve dilinin olmadığını ispatlamak için dökülen inciler. Kadri Kemal Kop, Düşünce ve Araştırmalarım (Kaynak Varto tarihi sayfa 18.) Kürtlerin, Kürt unvanını taşıyan part Türklerinden ayrıldıklarını ve bunların ikinci Dikran hükümeti çağında Ermenilerin hakimiyetleri altında zorlanarak milli duygularını ve öz Türkçe olan dillerini bozduklarını, ve bu halkın ilk önce Gildani, Ermeni ve Zint dillerinden ve daha sonra Acemce ve Arapçadan öz Türkçe dillerini doldurup bu yabancı lisanlardan ZAZA ve KORMANCO adlı dil halitalarını meydana getirdiklerini ve zaman zaman oğuz kollarına mensup birçok kabilelerin bu dağlı Türklere karışarak ZAZA ve KORMANCI dillerini öğrendiklerini yazıyor. ( Kürtçe bir klip çekeceğim diyen Ahmet Kaya’ya çatal-bıçakla saldıran Türk milliyetçileri TRT 6 Kürtçe kanalına ses çıkarmadı. Devlete karşı boyunları kıldan ince.)
Dikkat edilirse hem Kürt dili yok diyor hem de Zaza ve Kormanci dillerini öğrendiklerini söylüyor. Peki, olmayan bir dilin öğretisi nasıl oluyor? Bir halkın dilinin inkarı için bu çabaya girişenler kimler ve ne adına bir halkın dilini yok sayarlar?
Binlerce yıl baskıya, zulme, toptan imhaya, asimilasyona, dillerinin yasaklanmasına maruz kalan bir halkın tüm bunlara rağmen günümüze kadar gelen dili nasıl yok sayılabilir, nasıl dağlı Türklerin dili olabilir? Günümüze kadar Kürt dilinin yok edilmesini başaramayanlar, atalarından aldıkları bu kültür ile Kürtlerin dilini yok sayıyorlar. Kısacası Kürtlerin diline tahammül edemediklerinden dolayı çok katı şovenlerdir.
Şimdi Türkiye’de kim Gildani ve Zint dili diye bir dil biliyor? Ki Türk ırkçıları eğer bu Gildani, Zint diye bir dilin olduğunu duysalar buna inanmayacakları gibi bunun da yine Ermenilerin ve Rumların bir oyunudur yaygarasını koparacakları açık ve nettir. Ve milliyetçileri korkunç bir krize sokar yahu Kürtler derken bir de bunlar mı çıktı başımıza diye.
Lazlar bir kıpırdanma içerisinde ve kendi dilleriyle bir dergi çıkarıyorlar. Bu daha da gelişerek onurlu yaşamları ve onurlu gelecekleri için olumlu bir adım olacaktır.
Asurlar, Türkiye’de bir dergi çıkaramıyor. Nedenine gelince büyük bir vurgun yediler ve soluğu sürgünde aldılar. Bugün Mezopotamya’da var olup olmadıkları tartışılmaktadır. Bu onlar için büyük bir ızdıraptır. Süryaniler İsveç’te bir dergi çıkartıyorlar, İsveç’ce, Almanca, Türkçe ve Asurice. Temennim Irak’ta, İran’da,
Suriye’de de dağıtılarak bu dilin yok olmasına karşı tüm parçaların çaba sarf etmesi ve dillerini geliştirmeleri.
Saddam döneminde, Irak devlet başkan yardımcısı olanTarık Aziz bir Asuri’dir. Dini Hıristiyan’dır ama kendi halkına ve diline hiç bir katkısı yoktur. Müslüman bir ülkenin Hıristiyan olan devlet başkan yardımcısı, Asimile edilmiş bir Asuri-Süryani’dir.
Yine konumuza M. Fırat’ın incilerine dönelim Sayfa 23, “Bu dağlı Türklerimiz muhakkak ki Arap olmadıklarını ve Haltilerin de Halidi olmadığını bilmişlerdi. Yine onlar doğu illerinin Kürdistan ve kendilerinin de Kürt olmadığını bilmişlerdir (…) Bugün ortada güneş gibi gizlenmeyecek bir hakikat vardır. Bu gerçek görüş; Dağlı Türk kardeşlerimizin hiç bir aşiret ve yahut ailesinin ne Halidi, ne Abbasi ve ne de Ermeni değil. Türkoğlu Türk olduklarıdır. (….)Yavuz Sultan Selim tarafından doğuya kaldırılan Türk aşiretleri yani Kormanço şubesi bu dili Babakürdi’lerden öğrenmişlerdir. Kormanço Kürtçe dili aslında tarihte var olan ve herhangi bir millete mahsus olan tarihi bir dil değildir. (…) Bu dil Türkçeden ve sonrası birçok milletlerin dillerinden toplanmış özel bir lisandır.”
Bu zatın aslında bir dil bilimcisi olması lazımmış. Dikkat edilirse bir dili yaratmak çok basit, bir kaç milletin dilini alarak bir dil oluşabilir. Bugün dil bilimcileri neden bu kadar olarak dillerin tarihine önem veriyorlar. Dünyada çok uluslu ülkeler bir arada yaşayan halklar da yeni yeni diller yaratabilirler. Türkiye’de dil bilimcileri varmış. Bu olanaktan yararlanmak isteyen Dil bilimcilerine duyurulur.
“Dağlı Türklerimizin ecdatları olan Halti -Lohorto Türkleri’nin, Asuriler çağında Türk dili ile konuştuklarını yirminci asrın bilginleri ispat etmişlerdir.” Artık ispat neye dayanıyorsa… Ama enteresandır bu alıntının hemen altında şöyle diyor; “Kormançi dili Osmanlılar çağında Babakürdi’lerin özel lisanları kabul edilmiştir.” Şimdi Osmanlılar bu dili kabul ediyor da bu düşkünler niye inkar etmek için çırpınıp duruyorlar. İşte bu çırpınmanın altında yatan mantık; üstünlük, şovenizm ve çok katı bir ırkçılıktır. Bu düşkün Zaza dili içinde şöyle diyor; “Zazacaya gelince: Bu dilin yüzde ellisi Acemce, yüzde kırkı eski Türkçe, yüzde onu Arapçadır. Zazaca olan Acemce kelimelerin çoğu Türk heceleriyle karışıktır.”
Bu dile bir örnek vermeyi de eksik etmiyor bu zatı dilbilimci. Örnek olarak, Kunt dedikleri yerin adının aslında kent olduğunu ve iklimin sertliğinden dolayı, kelimeyi boğazından sert ve karışık çıkarttıkları için böyle telaffuz ettiklerini söylüyor. Örneklerini çoğaltan bu dil bilimci bakın daha neler neler diyor. (…) “Mesela eski Türkçede yiğit; Kormançi’de agit, Zazaca’da igit’tir” ( Bugün Türkçe’ye, Almancadan tutalım da İngilizceye, Fransızcaya, Yugoslavcaya varıncaya kadar yabancı dillerden binlerce kelime girmiştir. Hatta Türk dilinde yabancı sözcükler diye bir kitap bile var. (Ali Püsküllüoğlu’nun kitabı) Peki, o zaman bu kelimelerin ne işi var Türk dilinde. Yoksa Türk dili de yabancı ülkelerin dilinden mi çıktı?
Bu ünlü Dilbilimci incilerini dökmeye devam ediyor “Türkçe’de köpek; Kormançi’de kuçit, Zazaca’da kutik, sayfa 26-27.” Şimdi buyurun buradan yakın, bu dil bilimci ne kadar akıllı olacak ki bu kelimelerin nasıl da Türkçeden türediğini iddia etmektedir. İspata bile çalışmış sanki tıpkısının aynısı misali biçiminde.
Türk dil bilimcisi geçinen M. Şerif. Fırat, Kadir Kemal Kop, M. Rıza Benlik.
Miralay M. Rıza bakın daha neler diyor; “LO sözü dağlı Türkün milli teranesi sevimli ve tatlı hitabesidir ve LO Kürdo, milli adının kısa bir ifadesidir, her söze yapışık irade ve kuvvet nişanesidir. LO sözü dağlı Türk’ün acı, tatlı, sevinç, sevgi gibi bütün duygularını ifade eder. Maniler, gazeller, destanlar ve şarkılar hep LO, LO ile başlar LO, LO ile biter. Bu dağlı Türkler LOHORTO’ nun baş hecesi LO’yu alarak milli bir işaret yapmış. Kalan kürdiyi, bir addan ziyade, dağlı manasına bir sıfat olarak bırakmıştır. Bu Kürdo sıfatı, zamanla kısaltılarak Kürt olmuştur.“ Sayfa 20.
Bu yazıları Kenan Evren okumamış ki O da karlarda yürümek için ayaklara takılan aletin çıkardığı kart, kurt seslerine bağlayarak ve bunun bir sonucu Kürt diye bir şeylerin türediğini söylüyordu.
Kenan Evren’e göre de, işte o gün bugündür Kürt adı kalmıştır. İşin garip yanı bu yeni dilbilimci de karların ses çıkarmasından yeni bir dil çıkartıyordu. Vay be Türkiye’de ne kadar çok dilbilimci varmış da dünyanın haberi yokmuş. Aslında bu gibilerine görev verip yeni yeni dilleri türetmeleri sağlanabilinir, hiç değilse bir dil buluşuna katkı sunarak tarihe geçerler.
Bir vatandaş, Türk köylerine gidip de bir köylüye beni sizin kutik ısırdı derse söyleyenin suratına bu ne diyor diye aval aval bakmaz mı? Isırdıyı anlar da kimin ısırdığını anlaması biraz zor olmaz mı?
Türk milliyetçiliği, ırkçılığı mantığıyla bakıldığında bir türlü şu Kürtleri bir yerlere koyamıyorlar ya Ermenilerin dölü oluyor, ya Türklerin dağlı Türkleri oluyor, Ve bu dağlı Türklerin dili de ya Acemce, ya Farsça ya da Öz Türkçe’den esinlenen bir dağ dili oluyor. Bir türlü Kürtleri bir yerlere koyamıyorlar. Acem mi? Ermeni mi? Fars mı? Türk mü?
Bu sayılan dillerin bir lehçe mi olduğuna da bir türlü karar veremiyorlar. Ki Osmanlı da Kürt ve Kürdistan adı yer almasına rağmen bu konu hep şovence ve ırkçı milliyetçi bazda ele alınarak inkar edilmiştir.
Türk şovenistleri Kürtlerle ilgili, bu millet, ırk, çehre, tip, örf, adet itibarıyla Arap olamaz diyorlar. Tamam, iyi güzel Kürtler Arap olmaktan kurtuluyorlar. Türk milliyetçilerinin bu çok önemli siyasi tahlilleriyle bu işi kurtarıyor da işin garibi (Kürtler) bir türlü “Dağlı Türk” olmaktan kurtulamıyorlar.
Besim Atalay Bektaşicilik ve Edebiyat kitabında “Burada da Aleviliğin ve Bektaşiciliğin İranlı’ların etkisinde kalarak çok karmaşık bir dili kendilerine uygun görmüşlerdir. Karmaşık bir hale getirmişlerdir” denmekte Kürt dilinin burada karmaşıklığından bahsedilmekte.
Yine aynı kitapta “Kürt dili bir dil hamuru değil, bir söz yığınıdır”
“Nasıl olurda Dünyanın en asil ve ulu, soylu bir milleti olan Türk, yabancı dillerle konuşmaya tenezzül etmiştir. Bu acı ve ibret verici kusur, bugün düzeltilmelidir, buna milli bir gayret ve aşk ister.” Burada Kürtlerin sözüm ona Farsça, Acemce konuştuğu için Kürtleri de (dağlı Türk ve öz Türkçe konuşan) lar
saydığından ve Türkçe konuştuğunu kabul ettiğinden bir türlü hazmedemiyorlar bu söz yığınının farklı bir dille konuşmasını. İşte bu meşhur dilbilimcilerini kudurtuyor, saldırganlaştırıyor ırkçı, milliyetçi mantıklarının dışa vurmasını yansıtıyor.
(…)“Biz bugün herkesten daha çok milliyetçi ve halkçıyız. (Gerçekten bu kitapta en gerçekçi söz) Bu milli gayret ortada varken en iyisi, bu dağlı Türk kardeşlerimiz kendilerinin ulu soylarına yakışmayan ve bugün hiçbir kıymet ve mana ifade etmeyen bu söz yığını dilleri söküp atmalıdır. Ben bunu bir ırktaş ve yurttaş sıfatıyla, doğunun bütün genç ve asil Türk neslinden rica ederim. Sayfa. 28.
İnsan kendi kültürüne, düşman olunca işte böyle olmalı ki kendini iyi pazarlayabilsin ve ırkçı yazılar yazabilsin, tutum ve davranış biçimi ile bu kelime yığınları oluşsun. Bir halkın dili ve ulusal değerleri inkar edilmesi gerekiyorsa bunu o halkın asimile edilmiş dönekleri üzerinden yapmak en etkili araçtır.

Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın raporundan: “Dersim cahildir. Zorunlu iskan uygulanmalıdır. Yüksek memurlara koloni (sömürge) yönetimlerindeki yetkiler verilmeli. Türklük telkini yapılmalı. Kürt kökenli yerli memurlar tümüyle bölgeden çıkarılmalı. Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi, Dersim’liye daha çok tesir yapar ve iyileştirmenin esasını oluşturur. Türk toplumu içinde Kürtlük eritilmelidir.

”Yıl 1932. CHP raporundan:“Kürtler Türkleştirilmelidir! Kürt meselesi Türkiye ’nin en mühim meselesidir. Asimilasyonun ilk şartı dil öğretmektir.”

27 Mayıs Darbesi’nin lideri Orgeneral Cemal Gürsel Diyarbakır’da kürtlere karşı kinini şöyle ifade ediyor:“Bu memlekette Kürt yoktur. Kürdüm diyenin yüzüne tükürürüm.”Yıl 1961.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’e göre ”Kürt sorunu diye sorun yok. Vardır diyenin alnını karışlarım bu ülkeyi kimseye böldürmeyiz”. Yıl 1993
Tarih boyunca Kürt dili ve Kürt halkı üzerinde hep oyunlar oynanmıştır. Kürt dilinin ortadan kalkması için ırkçı, şoven, asimilasyon, jenosit yöntemler çok katmerli bir biçimde uygulanmış ve Kürt kimliği hep yok sayılmıştır.
Ve bu yok etme sürecinde Kürt işbirlikçileri çok büyük görevler üstlenmiştir.

Mustafa Kemal Kürt mebuslarının fikrini istimzac etmek istedi. Ben söz aldım ve Kürtlerin Türklerden ayrılmayacaklarını kati bir lisanla beyan ederek, (….) Bu sözlerimden son derece memnun olan Mustafa Kemal , sevincinden ayaklarını yere vuruyor ve beni çılgıncasına alkışlıyordu.Hatta ertesi gün Kürt milli kıyafeti ile meclise gelmekteliğimi benden rica etti. Ben ve diğer Kürt mebus arkadaşlarım, ertesi gün Kürt milli kıyafeti ile meclise geldik ve Lozan Konferansına telgraflar çekerek Kürtlerin Türklerden ayrılmayacağını bildirdik”
Hasan Hayri’ye,(…) İstiklal Mahkemesinde sorulan suallerden biri de: „ Büyük Millet Meclisinde niçin Kürt milli kıyafeti taşımış olduğu olmuştu
Nuri Dersimi-Dersim tarihi, sayfa,188-189
Hasan Hayri, Kürtçe konuşmasını Atatürk tarafından önerildiğini söylese de 1925 yılında TBMM’sinde Kürtçe konuştuğu için bölücülük ve Kürt kıyafetleri giydiği için Erzincan meydanında Mehmet Celal’la birlikte 1925’de idam edildi
tarihin bir çok gerçeğini gizlediklerini sananlar, işine gelmediklerini çarpıtarak karalayanlar, bilinen yönleriyle ırkçı ve şöven tavırlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Oysa bilinen gerçeklerin tarihi öteki tarihte yazılıdır. Resmi tarihçiler, öteki tarihin araştırmacılarını, aydınlarını, sorgulayanlarını vatan haini yapmaya devam ediyorlar.

Tags:


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑