Bilim & Teknik

Published on Ekim 25th, 2017 | by Avrupa Forum 3

0

Telekomünist Manifesto: P2P Komünizm – Evren Yurttaş

“Siyaset bir fikirler savaşı değildir, bir kapasiteler savaşıdır.” diyor Kleiner, Telekomünist Manifesto’nun başlarında. Telekomünist Manifesto da (tıpkı sık sık atıf yaptığı, hatta bir bölümünü uyarladığı Komünist Manifesto gibi) buna uygun olarak, komünist mücadelede işçi sınıfının kapasitelerini arttırmak için üretilmiş bir fikirler sentezi olma iddiasında. Özellikle günümüzde siber-ağın, küresel çapta devreye soktuğu kolektif üretim süreçleri ile kapitalist çitleme arasındaki çatışmadan yola koyularak, sadece maddi olmayan üretim için değil ama maddi üretim için de komünist bir hareket tahayyülü ortaya koymayı deniyor.

Ortak Olanın Çitlenmesi ve Kullanıcıların İşçileştirilmesi Olarak Web 2.0

Telekomünist Manifesto “Web 2.0” ile P2P [peer to peer, “eşten eşe” ya da çevirinin incelikli tercihiyle ağ üreticisinden ağ üreticisine] internet arasındaki ilişkiyi, antagonist bir ilişki olarak kavrıyor: “P2P ağlar, örneğin internet, ve onları çalışır kılan bütün maddi ve maddi olmayan girdiler, birçok insan tarafından bağımsız olarak kullanılan müşterek bir yığın olarak hizmet eder”. P2P ağlar, yani internetin temeli asıl olarak her tür merkezi sunucunun varlığını dışlayan, merkezsiz, doğrudan kullanıcılar arası etkileşime ve her tür mülk edinilme imkânına kapalı bir ortaklık biçimidir. Fakat Kleiner’ın tespiti şudur: “Ancak, birçok kullanıcısı fark etmeden, internetin mimarisi değişiyor ve ağın topolojisi kapitalizmin çıkarlarına hizmet etmesinin yanında, daha önce hayal bile edilmemiş bir ölçekte kullanıcılarının gözetlenmesi ve denetlenmesi için yeniden yapılandırılıyor.”

Kleiner’ın incelikli tarihsel analizi “web 2.0” kapitalist çitleme girişiminin “istemci-sunucu” modelinin facebook, youtube, twitter, flicker vb. web “mucizelerinin” öncelikle tam da P2P internetin elbirliği modelini kapitalist artı‑değer üretecek bir sömürü modeline dönüştürmeye zorladığını gösteriyor. İlk web modeli P2P ağların varlığı üzerinde yerleşmiş merkezi bir sunucu-istemci modeli olma noktasında web 2.0 ile benzeşse de sadece tek yönlü etkileşime dayanan ve geliştirici şirketlerin tüm içerikleri salt tüketiciye indirgenen kullanıcılara ücret karşılığı ilettiği bir model sunuyordu. Oysa web 2.0 çok daha şeytani bir model yaratmıştır. Web 2.0 (ve üzerinde temellenen sosyal ağlar sayesinde), “içerik sağlayıcının kendi içeriğini yayınladığı ve son kullanıcının onu tükettiği geleneksel modelin yerine, yeni modelde şirketin sitesi hem üretici hem de tüketici olan kullanıcılar için merkezi bir portal işlevi görür.” Fakat bu yeni model aslında kapitalist sömürünün aldığı incelikli ve şeytani bir biçimden başka bir şey değildir. Youtube örneğinde Kleiner şöyle diyecektir:

Youtube’un gerçek değeri, sitenin geliştiricileri tarafından üretilmiyor; aksine, bu siteye video yükleyen insanlar tarafından üretiliyor. Yine de, YouTube, milyar dolardan fazla Google hissesiyle satın aldığında, bu hisselerin ne kadarını bu videoları üretenler kazandı? Sıfır. Hiç. Yok.

Yani Web 2.0 maddi olmayan emeği ücretlendirmeksizin işe koşan, bu sayede şirketlere milyar dolarlar kazandıran şeytani bir çitleme düzeneğidir. Kapitalist işe koşma, siber‑ağ üzerinde en büyük düşünü, ütopyasını gerçekleştirmiştir: -neredeyse- sıfır maliyetle, sonsuz artı‑değer üretimi. World Wide Web [dünya çapında ağ] üzerindeki sosyal medya ve içerik sağlayıcılarına bağlı olduğumuz her seferinde, içerik girdiğimizde hatta salt konum bilgileri, kişisel bilgiler vs. paylaştığımızda, sadece istihbarat örgütlerinin kötücül gözüne açık hâle gelmekle kalmıyoruz; aynı zamanda ücretsiz işçiler, anketörler, istatistikçiler hâline de geliyor ve şirketlerin kârlarına kâr katıyoruz.

Girişimci Komünizm

Kleiner’ın özenli analizi, maddi olmayan emek üzerine düşünmek için muazzam bir bakış açısı sunuyor. Türkiye’de bu alanda, bilhassa akademik olarak yürütülen düşünme uğraşı çoğunlukla maddi olmayan emek araştırmasını, onun en iltimaslı katmanlarıyla, şirket çalışanlarının özellikle “kentli orta sınıf” denilen kısmıyla sınırlıyor ve bu da çağdaş kapitalist üretim ve değerlenme süreçlerinin analizi ve buna karşı devrimci politikalar geliştirme noktasında yetersiz kalıyor. Sosyalist hareketin büyük çoğunluğuna hâkim olan şabloncu körlüktense bahsetmiyoruz bile. Bugün işçileşmeyi gerçek bir toplumsal ilişkinin ürettiği bir süreç olarak değil de sosyolojik sabit kategoriler olarak ele almaya devam ettiğimiz müddetçe, çıkış stratejileri geliştirmekten de uzak kalacağız.

Kleiner’ın özgün önerisi ise, önemli bir noktayı vurguluyor. Maddi üretimi, yani kapitalist üretimin temel veçhelerinden birini dikkate almaksızın salt maddi olmayan üretime odaklı bir özgürleşme politikası, boşlukta kalmaya mahkûm olacaktır. Özellikle “copyleft” gibi girişimlerin özgür yazılım geliştirme vs. gibi konularda yarattığı muazzam özgürleştirici dinamik göz ardı edilemezse de, bu tarz girişimlerin radikalliği kapitalist maddi üretimi sorunsallaştırmakta ve maddi olmayan üretimin özgürleşmesini kapitalizmden topyekûn kopuşun bir parçası olarak ele almada zafiyet göstermektedir. Kleiner (her önermesine peşinen katılmak mümkün olmasa da, karar vermeyi okura bırakıyoruz) kendi girişimci komünizm önerisini, tam da böyle bir bütünleşik strateji oluşturma çabası olarak inşa ediyor. Salt gayri maddi ürünlerin değil ama, kolektiflerin, yaşamın tüm veçhelerine dair her türlü üretimin ve ürünün (gıda, konut, sanat −üretim ve yeniden üretim araçlarının tümü) P2P tarzı, merkezsiz, açık bir etkileşim modelince ortaklaştırılması ile topluluklar arasında ve toplulukların üyelerince adil ve eşit paylaşımı.

Copyfarleft

Kleiner bu önerisini, önerdiği copyfarleft tipi bir telif hakkı karşıtı lisans ile somutlaştırıyor. Copyleft tarzı lisans, her ne kadar mülkiyetsiz bir bağlamda P2P bazlı bir elbirliği modeline imkân sağlasa da, kapitalizm ile ilgili radikal bir sorunsallaştırmaya sahip olmadığı için, ürünlerinin şirketler tarafından kopyalanmasını engellemiyordu. Oysa copyfarleft tam da özellikle bunun engellemesi için düşünülmüş bir lisanstır:

Copyfarleft özellikle işçilerin komünal mülkiyeti bağlamında çalışanlar için ayrı bir kural kümesi ve üretimlerinde ücretli emekle özel mülkiyeti kullananlar için ayrı bir kural kümesine sahip olmalıdır. Copyfarleft lisansı, hem üreticilerin özgürce paylaşmasını mümkün kılmalı hem de emek ürünlerinin değerini elde tutmalarını sağlamalıdır. Başka bir ifadeyle işçilerin emeklerini müşterek mülkiyete uygulayarak ödeme almalarını mümkün, ancak özel mülkiyet sahiplerinin ücretli emek kullanarak kâr elde etmelerini imkânsız kılmalıdır. Böylece, copyfarleft lisansıyla, sahibi işçiler olan bir basım kooperatifi müşterek yığını dilediği gibi yeniden üretme, dağıtma ve değiştirme özgürlüğüne sahip olacak, ancak özel mülkiyet olan bir yayınevinin özgür erişime sahip olması engellenecektir.

Fakat ne copyleft ne de copyfarleft, kendi başlarına bize özgür bir kültür, özgür bir üretim yaratmaya yetmeyecektir. Kleiner’ın da dediği gibi, “ancak ve ancak, işçiler, sınıfların olmadığı bir toplum yaratma tarihi görevlerine ulaştığında kısıtlamaların olmadığı gerçek bir özgür kültür yaratabiliriz.”

Telekomünist Manifesto, Ali Temizaşık’ın özenli çevirisi, Diyar Saraçoğlu’nun özenli editörlüğü ile, Alternatif Medya Derneği tarafından özgür ve erişime açık bir şekilde yayınlandı. Komünizmi, yeni, özgür ve eşit bir toplumsallığı bugünden hemen inşa etmeyi düşünmek isteyen dostlarımızı, bu özgün, çarpıcı ve cevapları kadar sorularıyla değerli metni okumaya, onu ortak çabamıza ve tartışmamıza dahil etmeye çağırıyoruz.

Kitabın editörü Diyar Saraçoğlu’nun sendika.org’daki kitabı tanıtan yazısı için tıklayın.

Kaynak: http://www.dunyaninyerlileri.com

Tags: ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑