Yazarlar

Published on Ekim 9th, 2017 | by Avrupa Forum 7

0

SUSMA! SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK! – İbrahim Aslan

Önceki gün Muğla’nın Ortaca ve Seydikemer bölgesinde 7 Kürt PKK’li oldukları gerekçesiyle darp edilerek çıplak halde yere yatırılıp, bu şekilde çekilen fotoğrafları malum “birileri” tarafından sosyal medyada servis edilmişti.

Ne acıdır ki, yalnızca o 7 insanı değil 20 milyon Kürdü, hatta bu ülkede yaşayan (bu çürümüş sistemden şu veya bu şekilde nemalanan kesimi saymıyorum) en az 70 milyon insanı așağalayan bu çirkinlik karşısında, bir kısım sosyal medya kullanıcısının ve bu konuda duyarlı olan dar bir kesimin dışında çoğunluğun gıkı bile çıkmadı.

Toplum olarak maalesef suskunluğumuzla meşhuruz. Ve sustukça gırtlağımızdaki ilmik biraz daha sıkılaşıyor.

Tarihi çok daha eskiye dayanmasına rağmen, liste çok uzun olacağı için yakın dönem örneklerinden başlayacağım.

Yıl 1980. 12 Eylül faşist askeri darbesi henüz yaklaşık 2 aylık ve ben İstanbul’dayım. Askeri yönetim tarafından el konulup gözaltı merkezine dönüştürülmüş olan Fikirtepe Eğitim Enstitüsü’nde askerlik yapan bir tanıdığın ziyaretine gittim.

Nizamiyede beklerken gördüğüm manzara ürkütücüydü: Gözleri bağlı ve trencilik oynar gibi ardarda dizili, saçı sakalı birbirine karışmış onlarca sivil, aynı anda yüzlerce insanın gelip geçtiği ana caddeye bu şekilde getirilip serbest bırakıldı ve biz insanların neden böyle bir uygulamaya maruz kaldığını sorgulamak yerine sustuk.

Susmakla da kalmadık. Çok önemli bir kesimimiz “anarşi önlendi” diyerek buna alkış bile tuttuk.

Aynı dönemde, nerdeyse ülkenin bütün karakolları işkencehaneye dönüştürülüp, buralardan yükselen insan çığlıkları göğe yükselirken ve bununla kalmayıp, örneğin Diyarbakır 5 no’lu da tarihin gördüğü en büyük vahşetlerden biri uygulanırken sustuk.

90’lı yıllarda, başta Vedat Aydın olmak üzere onlarca insan kaçırılıp işkence edilerek kurşunlanırken sustuk.

Köyler yakılırken, insanlar zorla göçertilirken sustuk.

Nasıl olsa Diyarbakır, Şırnak, Hakkari, Mardin… bize çoook uzaktaydı!

Öldürülen kürt gerillaların cesetleri tankların arkasına bağlanıp sürüklenirken sustuk.

İnsanlar gözaltında kaybedilirken sustuk ve bıkmadan, usanmadan onları arayan Cumartesi Anneleri’nin çığlıkları karşısında sustuk.

Devletimiz hizb-u kontraları örgütleyip, insanları enselerinden kurşunlamak için Kürt illerine salarken sustuk.

Sivas’ta devletin güvenlik güçleri “gözetiminde” aydınlarımız yakılırken sustuk.

Yakılan köylerini terkederek yașadığımız șehirlere göçmek zorunda kalan ya da buralara çalıșmak için gelen Kürtler toplu lince maruz kalırken sustuk.

 

Kilimlere sarılıp sıra sıra dizili katırların sırtına yüklenmiș Uludere’li çocukların cenazelerini televizyon ekranlarında gördüğümüzde sustuk.

Hacı Lokman Birlik’in cesedi askeri aracın arkasına bağlanıp sokaklarda sürüklenirken sustuk.

Taybet Ana’nın cesedi günlerce sokakta bekletilirken sustuk.

Bizzat devletin güvenlik güçleri tarafından Kürt illerinde duvarlara en ağır hakaretler içeren yazılar yazılırken sustuk.

Kürt illeri yerle bir edilirken sustuk.

Sustuk. Hem de sustukça sıranın bize geleceğini bilerek..

Ve faşizm bizim bu suskunluğumuzdan faydalanarak her gün biraz daha fazla ayaklarını sağlam yere basıyor.

Unutmayın, faşizm en çok milliyetçilikten beslenir ama düşmanlıkta milliyet gözetmez. Bugün Muğla’da Kürtler’in çırılçıplak soyulup teşhir edilmesi sıranın başkalarına gelmeyeceği anlamına gelmez.

Susmak bir anlamda bu vahşeti onaylamak olduğu gibi, boynunu uzatarak sıranın kendine gelmesini beklemektir.

SUSMA! SUSTUKÇA SIRA SANA GELECEK!

 


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑