S..." /> Sosyoloji ve modernite gölgesinde sağlıklı birey ve toplum olabilmek? - Zeynel A. Göçer yazdı


Kültür Sanat

Published on Aralık 2nd, 2016 | by Avrupa Forum 1

0

Sosyoloji ve modernite gölgesinde sağlıklı birey ve toplum olabilmek? – Zeynel A. Göçer yazdı

 

Sosyoloji ve modernite gölgesinde sağlıklı birey ve toplum olabilmek?

city_moderniteModernite, Avrupa’da yaklaşık olarak 17. yüzyıl civarında ortaya çıkan, zamanla tüm dünyaya yayılan toplumsal değerler sistemine ve organizasyonuna verilen isimdir. Genel anlamda gelenek ile karşıtlık ve ondan kopuşun; bireysel, toplumsal ve politik yaşam alanlarının tamamındaki dönüşümü ya da değişimidir.

Anthony Giddens’a göre moderniteyi özgün yapan niteliklerinden biri devamsızlık özelliğidir. Marxist felsefeye dayalı tarihsel materyalizme dayanan bu düşünceye göre özellikle modernite öncesi ile modernite arasında oldukça belirgin bir kırılma söz konusudur.

Modernite, toplumsal ve bireysel hayatın her aşamasını hem derinden, hem de geniş bir açıdan sarsmış ve değiştirmiştir. 18. yüzyılın ortalarına gelinceye değin toplumla ilgili olan çalışmalar, toplumun kendisiyle değil, nasıl olması gerekliği ile ilgili olan bir takım filozofların düşünce tekelindeydi.

Sosyoloji: Sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak ortaya çıkışı 19. yüzyılın ortalarında Endüstri Devriminin yol açtığı hızlı toplumsal değişimlerle birlikte olmuştur. En az Endüstri Devrimi kadar etkili bir diğer patlama da 1789 Fransız Devrimidir.

Tarihte hiç bir toplumsal değişme Endüstri Devrimi kadar yaygın ve etkileyici olmamıştır. Bu devrim, asırlardır düzenli bir yaşam biçimi olan Avrupa toplumlarını yoğun bir biçimde etkileyerek, yepyeni bir takım sorunlara ve değişmelere neden olmuştur.

Yeni teknoloji ve endüstriler Avrupa’nın toplumsal ve fiziki çevresinin değiştirmiş, küçük kasabalar ortadan kalkmış, hava kirliliği hızlı bir biçimde büyük kentleri kaplamış, aileler topraklarından koparak çeşitli maden ve fabrikalarda çok ağır şartlarda çalışmaya zorlanmış, açlık, hırsızlık, sefalet ve hastalıklar bütün büyük kentleri içine almıştır.

Hızlı bir biçimde büyüyen kentlerde, eski düzeni sağlayan gelenek, görenekler ve normlar bu toplumları bir arada tutmaya yetmez olmuş, bu nedenle toplumda düzensizlikler baş göstermiştir. Bireyci yaklaşımların desteklenmesiyle, orta sınıf çoğalmış, monarşik devletler yıkılmış, demokrasi ideolojisi ön plana çıkmıştır.

Fransız ve Amerikan ihtilallerindeki başarılar, Batı ülkelerindeki mevcut düzeni sarsmış ve daha demokratik modeller Avrupa’da giderek yerlerini almaya başlamışlardır. Geleneksel yapının sarsılması Avrupa’da dinin egemenliği ile açıklanan birçok faktörü de etkilemiş ve kilisenin gücü sarsılmaya başlamıştır.

Her önemli toplumsal değişme ile geleneksel bir biçimde açıklanan insan varlığının nedeni sarsılmaya başlamış ve yeni açıklamalara duyulan ihtiyaç giderek artmıştır. Böyle bir ortam içinde bir takım sorulara cevaplar verecek bilimsel bir disiplin ihtiyacı yoğun bir biçimde hissedilmeye başlanmıştır. Ancak henüz bu disiplinin adı konmamıştır.

Sosyolojinin gelişimini etkileyen bir diğer faktör ise emperyalist gelişmelerdir. Teknolojik ilerleme ile Avrupalılar dünyanın birçok bölgesini ele geçirmeye başlamışlar ve yeni koloniler insanları yepyeni kültürlerle karsı karşıya getirmiştir. Afrika’da, Kuzey Amerika ve Asya’da elde edilen bölgelerdeki yaşam biçimi, Avrupa’daki toplumsal yaşantıdan çok farklıydı, işte bu farklı yaşam biçimleri insanların kafalarında yeni bir sorunun doğmasına yol açtı. Bu da bu kültürler neden farklıdır, sorusuydu?

İşte bu sorulara aranan cevaplar da yeni bir disiplinin varlığını gerektiriyordu. Sosyolojinin gelişmesini etkileyen bir üçüncü faktör ise doğa bilimlerindeki hızlı gelişmelerdir. Bilimsel metodun fizik ve kimyada başarılı bir biçimde uygulanması yani objektif, sistematik gözlemler ile kuramların test edilmesi neden sosyal bilimlerde de bu yöntem uygulanmasın sorusunu gündeme getirmişti.

Ne yapmali ?

Modernite ve sosyolojinin bu kısa gelişim ve tanımlarindan sonra modern yasam standartlarının insan sagğlığı, psikolojisi, ve oluşturduğu bireysel tipolojiye bir göz atalım.

Gelişmiş kapitalist ülkelerde ki kiii başına düşen milli gelir, geri kalmış ülkelerin ortalama on katı fazla olmasına rağmen, depresyon, sosyal davranış bozuklukları, Bornout, intihar girisimleri vb insan sağlığı ve psikolojisini bozan aynı zamanda düsünce ve sosyal iliskileri de olumsuz etkileyen bu gelişimler nasıl açıklanabilinir?

Her fırsatta Termik santral, yol, köprü, HES vb projelerle doğanin kendi iç mekanizmal iliikisini bozan, ciddi erezyon ve oksijen zaafiyetinin oluşmasına neden olan, yeşil alanların katledilmesi ile “modern kentler ve betonlaşmalar“ oluşturan “ modern“ insan olmanın sosyalleşmenin ters köşe olmasının izdüiümüdür.? Gelişmeler Aristolesin m.ö 300 yıllarında “insan sosyal bir canlıdır” belirlemesini ne kadar ters bir parellellik içerisinde oldugumuzun kanıtı değil midir?

Her fırsatta yeşil bir alana kaçmaya çalışıp, şehrin ve tarifiğin karmaşık, keşmekeş yapısından uzaklaşıp nefes almaya çalışan insanın veya betonlaşan şehirlerin, blok evlerin kutucuklarına sığınan insanların, müstakil, bahçeli su kenarındaki evlere olan hayranlığı nasıl açıklayabiliriz?

Dogal hiç bir beslenme ürününün kalmadığı, etin, sütün, peynirin organik olanına hayran hayran isteğimize, aynı zamanda köydeki tek katlı doğal evlerde yaşayan, yumurtasından domatesine kadar her şeylerini doğal yollarla üreten, köyde yaşayan gerçek modernitenin sağlıklı düşünme ve sağlıklı beslenme ile desteklendigi insanlara karşı olan empatimizi nasıl açıklayacağız?

Bu nedenledir ki, son dönemlerde zaman zaman tek tük bireylerin İstanbul vb büyük metropol şehirlerden, keşmekeş şehircilik yaşantsından, ciddi kelli felli üniversiteler okumalarına rağmen, kariyelerini ve diplomalarını geride bırakarak, Akdeniz veya Anadolunun herhangi bir “gelismemiş” birimine yerleşmesini gıpta ile bakabiliyoruz.

Modernitenin ve vahsi kapitalzimin yarattgi savas ve siddet politikalari sonucunda, insanlik tarihine biraktigi aci ve insanligimizi sorgulatici gelismeleri ise hep birlikte yasiyoruz.

Bireysel ve toplumsal anlamda tüm bu tahribatlarin üstesinden gelebilmek, düsünsel ve vucutsal funksiyonlarimizi koruyabilmek, ruhsal, psikolojik, sosyal sagligimizi korumak, bireysel ve toplumsal örgütlülügümüzdeki direnc ve başarımız bağlıdır.

Zeynel A. Göcer

01.Aralık 2016

 

 

 

Tags: , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑