Halklar ve İnançlar

Published on Şubat 23rd, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Seri soykırım zincirinin son halkası: PONTOS – Tuncay Yılmaz

Bu nasıl bir yüzleşme korkusu ki 100 yıl sonra dahi, katledilmiş bir halkın adını, coğrafyasını dile getirmek sadece devletlûların değil halkın büyük bir kısmının tüylerini diken diken ediyor.

“Bu coğrafyada binlerce yıldır Pontos (Pontus) Rumları yaşıyordu ve Cumhuriyetle birlikte bu insanlar katledildi, anayurtlarından sürüldü” dediğinizde “vatan haini / bölücü” damgası yemeyeceğiniz yer o kadar az ki…

En yakınınızda duranlardan dahi “Ermenisi Kürdü derken şimdi de Pontus’u mu çıkardınız başımıza” suçlamasını duymanız işten bile değildir çoğu durumda.

Peki hal böyle diye 100 yıllık suskunluğu sürdürmek mi gerekir? ‘Toplum henüz hazır değil bu yüzleşmeye’ diye bir yüz yıl daha kanamasına göz mü yummalı bu onulmaz yaranın?

Karadeniz Pontos’tur

Bugün bizim Karadeniz dediğimiz denizin tarihte bilinen en eski adı “Pontos” tur. Pontos Rumcası olan Romeika dilinde “Deniz” anlamına gelir. Aşağı yukarı Sinop’tan Rize’ye kadar Karadeniz kıyısındaki coğrafyaya Pontos /Pontus, burada yaşayan halka da Pontos Rum’u denirdi.

‘Denirdi’ diyorum zira binyıllardır bu coğrafyada yaşayan Pontos Rumları Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına denk gelen kısa bir zaman diliminde (1914-1921 arası) adeta “yok edildi”.

Osmanlı nüfus sayım kayıtlarına göre dahi 1900’lerin başlarında sadece Pontos coğrafyasında kendisini doğrudan “Rum – Ortodosk olarak tanımlayanların sayısı 500 bin civarıydı. Kaldı ki tarihsel belgelerden çok rahatlıkla takip edilebileceği gibi 1650’li yıllardan itibaren Pontos Rumlarının asimilasyonuna yönelik “Ya dilinizden, ya dininizden vazgeçeceksiniz” dayatmasının sonucu olarak Doğu Pontos’ta (Trabzon, Rize, Gümüşhane) yaşayan Rumların büyük bölümü dinlerini değiştirerek Müslümanlığa geçiş yapıyorlar. Nitekim bu bölgede onbinlerce “gizli Hristiyan’ın olduğuna hem kilise hem Osmanlı kayıtlarında rastlamak mümkün. Halihazırda da bölgede “gizli Hristiyanlığı” sürdüren, hatta yer yer açıktan Hristiyanlığa geçen az da olsa bir Rum nüfus mevcut.

Bugün ise Pontos’ta kendisini Rum olarak tanımlayan bir nüfustan bahsetmek dahi mümkün değil. Ne oldu bu insanlara? Haydi diyelim ki bunlardan 200 bine yakını mübadeleyle Yunanistan’a gönderildi; geri kalanlara ne oldu, buharlaşıp gökyüzüne mi uçtular?

Hristiyan soykırımının son halkası

Yavaş yavaş bir dünya sistemine dönüşen kapitalizmin zorlamalarıyla ulus devlet salgını Osmanlı imparatorluğunun sınırlarından girmeye başlayınca dört bir yanda bağımsızlık/ulus devlet mücadeleleri gündeme geliyor. 1829’da ilk olarak Yunanistan’la başlayan Kopuş süreci, diğer Balkan devletlerinin ardından Afrika ve Ortadoğu’daki Arap devletlerinin de kopuşuyla devam etti ve süreç yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla sonlandı.

Abdülhamid’den İttihat Terakkiye “Osmanlılık” vurgusuyla kurtarılmaya çalışılan imparatorluğun devam ettirilemeyeceği anlaşılınca önce “Müslümanlık”, sonra “Sünni Müslümanlık”, son olarak da “Türk – Sünni Müslümanlık” yeni cumhuriyetin birleştirici harcı olarak belirlendi. Bu bakış açısı bütün cumhuriyet tarihinin siyasetine şekil verdi ve bugün dahi zaman zaman “beka sorunu” diye dile getirilerek geçerliliğini koruyor.

Bizzat Mustafa Kemal ekibi eliyle yürütülen Pontos Rum’larının soykırımı ve mübadelesi (esasında tehciri) esas olarak 1894 yılında Abdülhamit’in Ermenilere yönelik katliamlarıyla başlayıp, 1915’te İttihat ve Terakki yönetimi tarafından 1,5 milyon Ermeni ve 300 bine yakın Süryani’nin hayatına mal olan Büyük Hristiyan Soykırımı’nın son etabıdır. 

1914-1921 yılları arasında Amasya, Samsun, Giresun’da 134.078, Niksar’da 27.216, Trabzon’da 38.434, Tokat’ta 64.582, Maçka’da 17.479, Şebinkarahisar’da 21.448 olmak üzere 1921-23 yılları arasında ve Mübadele yollarında hayatını kaybeden 50 bin insanla birlikte toplam 353 bin Pontoslu Rum hayatını kaybetti.  

19 Mayıs Pontoslu Rumlar için soykırımın simgesi

Cumhuriyet öncesi tamamlanan Ermeni ve Süryani soykırımından farklı olarak Pontus Rumlarının soykırımı esas olarak Cumhuriyet’in kuruluş süreciyle eşzamanlı olarak gerçekleştirildi.

Kurtuluş savaşının başlangıcı olarak simgeleşitirilen Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı aynı zamanda Pontus Rumlarına karşı soykırım saldırılarını hızlandırılmasının dönüm noktası oldu. Samsun’a çıkışının ertesi günü görüştüğü çeteci Topal Osman’ın da, Merkez Ordusu’na kumandan tayin ettiği Sakallı Nurettin’in de tarihsel suçları bugün herkes tarafından bilinmekte. Mustafa Kemal’in Samsuna çıkışından Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen süre içerisinde bu insanlık suçlusu çeteler eliyle Pontos’un kadim halkı Rumlar, yüzer- biner asılarak, mağaralarda sıkıştırılıp dumanla boğularak, kılıçtan, süngüden geçirilerek katledildi.

Ermeni ve Süryani soykırımını İttihat Terakkicilerin sırtına yükleyerek kendini temize çıkartmaya çalışan Mustafa Kemal ve “Genç Cumhuriyet”, Pontos Rum katliamının birinci kalemden sorumlusu durumunda. İşte bu yüzdendir ki Pontos Rum katliamı Ermeni katliamından da büyük bir sessizlik kuyusuna gömülmüş durumda.

Pontus Pon”SUS” olmasın

Her kim ki Pontos Rum soykırımından bahsedecek olursa tarihte kalmış bir kara lekeden değil, sorumluları halen mevcut statükonun sahibi olan egemenlerden bahsetmek zorundadır.

İşte bu yüzden de bu yıl dünya genelinde 100. Yılı anılan Pontos Rum Soykırımı, vuku bulduğu coğrafyada 100 yıl sonra dahi yok sayılmakta. Pontos’ta yüzbinlerce Rum’un soykırıma tabi tutulduğunu söyleyecek olan, Türk-İslam sentezinin sürdürücüsü olan bu iktidara ‘soykırımın sorumlusu sensin’ demiş olacaktır.

Bedeli “vatan haini/bölücü” ilan edilmek olsa da 100 yıldır susmayan bu çığlığa “SUS” demeyelim, Pontus Pon”sus” olmaya devam etmesin! Soykırımcı, tekçi, türkçü, mezhepçi, cinsiyetçi paradigmayla yüzleşelim, hesaplaşalım ve bu coğrafyanın kadim halklarının eşit, özgür ve adil birlikte yaşamının önünü açabilelim.

Tuncay Yılmaz

23 Şubat 2019    

Tags: , , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑