Yazarlar

Published on Nisan 26th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Seçimleri kim kazanacak? – Aziz Tunç

24 Haziran’da yapılması kararlaştırılan seçimlerin ‘kazananı’ kim olacak, dönemin en hararetli tartışılan, cevabı merak edilen sorusu budur. Aslında sorunun ilk akla gelen cevabı da bilinmekte,
Erdoğan’ın kazanacağı sanılmaktadır. Ancak böyle bir cevabın fazla yüzeysel kalacağını, doğru cevabın böyle olmayacağını, sanılanın aksine Erdoğan’ın ve şürekasının kaybedeceğini söylemek hiç de kehanet olmayacaktır.

Bu gerçeğin anlaşılmasını sağlamak için gelişmelere daha yakından bakmaktan fayda vardır. Erdoğan, tek başına iktidardır, cumhurbaşkanı olarak en etkili makamdandır ve tek yetkilidir. Hükümet Erdoğan’ın emrindedir, parlamento çoğunluğu da Erdoğan’ın genel başkanı olduğu AKP’li parlamenterlerden oluşmaktadır. Ordu, emniyet, MİT, yasama, yargı ve yürütme bir bütün olarak Erdoğan’ın ellerinde bulunmaktadır.
Daha da fazlası Erdoğan, bu kocaman şiddet/devlet mekanizmasının yanında devasa bir medya gücüne ve kanun hükmünde kararname (KHK) gibi son derece anti demokratik ama etkili bir mekanizmaya da sahiptir.

Bütün bu devasa olanaklarla devleti yöneten ve daha bir buçuk yıl boyunca aynı imkanlarla devleti yönetme imkanına sahip olan Erdoğan’ın seçim yapmasının nasıl bir gerekçesi bulunmaktadır. Temel soru budur ve bu sorunun cevabı bu seçimlerde kimin kazanacağını gösterecektir.

Erdoğan, bu seçimlere ülkeyi ve toplumu yönetemediği ve bu yönetememe krizinin çok ciddi bir noktaya geldiği ve bu krizden kurtulabilmek için daha çok yetki alarak ülkeyi daha büyük savaşlara, daha kanlı zorbalıklara sürüklemeyi düşündüğü için bu seçime gitmek istemektedir.
Çünkü Erdoğan gibi faşist diktatörlerin tamamı ancak işgalci savaşlar çıkartarak ve savaşları yayarak kendilerini ayakta tutabilirler. Her faşist diktatör, ülkeyi büyütmek iddiasıyla toplumu ırkçılıkla, dini korumak adına gericilikle toplumu uyutmayı ve daha çok sömürmeyi esas alan bir siyasal zihniyetle yönetmeyi esas almaktadırlar. Erdoğan’da bugün aynı yolu izlemektedir.

Ancak gerek başta Kürt halkı ve alevi toplumu ve gerekse genel olarak Türkiye halkları böylesine faşist bir yönetim tarzına çok yatkın bir sosyal yapıya sahip değildirler. Şu an ve değişik dönemlerde yaşanan darbeler karşısında yaşanan sessizlik, ırkçılık ve gericilik konusunda Türkiye halklarının gösterdiği sözde destek tutumu yanıltmamalıdır. Mevcut koşullarda ne Kürtler ne Aleviler ve nede Türkiye halklarının diğer kesimleri Erdoğan’ın DAİŞ’çi devletine de politikalarına da boyun eğmeyecek, uygun koşullar oluştuğunda Erdoğan’ın tahminlerinden
de daha sert bir tepkiyi ortaya koyacaktır. Erdoğan’ın uykularını kaçıran kâbusu da budur. Zaten bu gerçeğin ortaya çıkmaya başladığının emareleri de görünmeye başlamıştır. Ekonomide ve dış
politika da yaşanan sorunlar, Erdoğan’ın günlük olarak yaptığı anketlerde istediği sonucun ortaya çıkmaması bu gerçeğin ifadeleridirler.

Bu demektir ki Erdoğan, yönetememekte ve yönetebilmek için daha çok savaş çıkartmak, daha çok saldırı geliştirmek istemektedir. Bunun için gerekli olan sınırsız yetkileri edinmek, yani “tek adam” diktatörlüğünü tahkim etmek, ırkçı, gerici ve saldırgan yeni bir devlet kurmak amacıyla bu seçimi yapmak istemektedir.

Erdoğan’ın kaybedeceğini gösteren gerçeklik burada saklıdır. Erdoğan, bugün elindeki bütün imkânlarla yönetemediğine göre bu seçimden sonra da yönetemeyecektir. Çünkü seçimler sihirli bir değnek gibi Erdoğan’ın kurtuluşunu sağlayacak hiçbir imkân sunmayacaktır. Seçimlerden sonra, mevcut olanaklardan farklı olarak hangi mekanizma veya hangi ekstra yetenek Erdoğan’ı bugün içinde bulunduğu çıkmazda çıkartacaktır?

Erdoğan, “tek adam” lığını kazandığında çözümsüzlüğü dayatarak Kürt sorununu çözmüş mü olacak? Erdoğan, gerici bir rejimi uygulayarak Türkiye ve Kürdistan haklarına diz çöktürmeyi başarabilecek mi? Erdoğan, yoksulluğu dövizlerin fırlamasını, işsizliği, köylülerin yaşadığı sefaleti “tek adam”lık koşullarında nasıl çözecek?

Bütün bunları çözememiş bir diktatörün, yalanlarla ve zorbalıkla uzunca bir süre iktidarını sürdürebileceğini düşünenler, büyük bir yanılgı yaşamaktadırlar. Sadece Kürt halkı değil, Aleviler de ve
Türkiye’de yaşayan diğer halklar da Erdoğan’ın bu DAİŞ’çi düzeninden ve zihniyetinden çok çektiler ve bir daha buna izin vermek istemeyeceklerdir. Her kesin gerçeğin böyle olduğundan emin olması gerekir.

Erdoğan bugüne kadar Türkiye halklarını, Alevileri ve Kürtleri yalanlarla aldattı. Aslında bu “aldatma” yöntemi Türk devlet geleneğinin klasikleşmiş bir tarzıdır. “Osmanlıdan oyun çok” diyen
halklar, bunu ifade etmektedirler. Ancak Erdoğan’ın bugüne kadar izlediği sözde demokrat, sözde barış ve çözüm yanlılığı söylemlerinin büyük bir sahtekârlık olduğu son birkaç yıldan beri her kesim tarafında çok net olarak görülmüş, anlaşılmıştır. Bu seçimler, Erdoğan’ın zirveden aşağıya doğru yuvarlandığının bir aşamasıdır. Erdoğan bu seçimlerde bütün zorbalıklarına ve manipülasyonlarına rağmen kaybedecek, bu kayıp Erdoğan’ın iflah olamayacağı bir sürece doğru ilerleyecektir.

Nasıl ki Erdoğan kendisinin ve Türk devletinin geleceği açısında birçok hamle yapabiliyorsa, ezilen halklar, inançlar ve emekçiler de faşizmin zulmünden kurtulabilmek için bütün gelişmeleri en usta biçimde değerlendirecektir. Bu anlamda seçimler, aynı zamanda fırsat olarak görülmelidir. Kürtler ve tüm demokrasi güçleri bu fırsatı değerlendirecek basirete, örgütlülüğe ve öngörüye sahiptirler. Böylesine karanlık zülüm dönemleri aynı zamanda büyük kazanımların yaşandığı an’ları da içinde barındırırlar.

Bu anlamda bu seçimlere halkların birleşik gücü olarak katılacak olan HDP ortaya koyacağı performans ve geliştireceği politikalarla Erdoğan’ın bütün hesaplarını bozacak, en beklenmedik an’da ve en beklenmedik biçimde yapacağı hamlelerle Erdoğan diktatörlüğünün yıkılışını sağlayacak, halkların özgürlük mücadelesi, gelecek özgür günlere bir adım daha yakınlaşmış olacaktır.


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑