Sınıf Hareketi

Published on Nisan 23rd, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Savaş ve Barış – Niyazi Aytaç

Savaş olursa faşizm, barış olursa demokrasi kazanır. Savaş olursa yoksulluk, pahalılık ve özellikle ırkçılık sorgulanamaz. Barış olursa, kitleler kapitalizmin kaçınılmaz sonuçları olan söz konusu bu toplumsal hastalıkları sorgular, mücadele kaçınılmaz olarak sisteme yönelir ve anti- kapitalist yani sosyalist bir mücadeleye dönüşür.

Devrimci sosyalist öznenin yakalaması gereken temel halka burasıdır: Demokrasi mücadelesi ile sosyalist iktidar mücadelesi ayrı ayrı mücadele alanları değildir…

Irkçılık ve inkarcılık günümüz Türkiye’sinde plebisiter diktatörlüğün en sağlam iki dayanağını oluşturuyor. Bu iki dayanak ise çözümsüz bırakılan Kürd sorunu sayesinde sürekli yeniden ihya edilmektedir. Yani iktidar sadece kendi iktidarını korumak saiki ile Kürd sorununu çözümsüz bırakmak istememektedir; Kürd sorununun çözülmesi durumunda, faşizmin kurumsallaşması hayal olacağı gibi sistemin kararlı bir şekilde sorgulanması da kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenledir ki, plebisiter diktatörlüğün başı, her kritik durumda sipariş verircesine “şehit cenazesi” ısmarlamaktadır; yani savaşı dayatmaktadır.

Sistemin her yanından kan, irin akmaktadır. Savaş dışında hiç bir güç bu köhnemiş yapının ömrünü uzatamaz. Ama bu olgudan hareketle şöyle intiharvari bir sonuç çıkarılamaz: O halde Kürdler savaşı bıraksın! Kürdler zaten savaştan yana değildir. Ağır açlık grevlerine katlanmalarının sebeplerinden biri de aslında bu olgudur. Savaşı dayatan devlettir. Kürdlerin savunma “savaşını” bırakmaları halinde savaş bitmez; bitmeyeceği gibi katliamlar kaçınılmaz olur. Katliamların zafer naraları eşliğinde ırkçılığın ve ayrımcılığın ayyuka çıkmasına yol açması ise kaçınılmaz olur.

Elbette Kürd Özgürlük Hareketi’nin inandırıcı adımları ve provokasyonlara meydan vermemesinin önemini kimse göz ardı edemez. Ama savaşın durdurulması için, devletin savaşı dayatma politikalarını olanaksız hale getirmek dışında bir önlem bulunmamaktadır.

Faşizmin Kılıçdaroğlu’na saldırısı da tam bu bağlamdan hareketle anlaşılabilir. CHP’nin savaş politikalarından uzaklaşması diktatörlüğün sonunun başlangıcı olabilir. Savaş politikalarından uzaklaşmadan bu iktidarın geriletilmesi, HDP’yi düşmanlaştırmaktan vazgeçmeden de savaş politikalarından uzak durulması mümkün değildir.

Görünen o ki, hem faşizm hem demokrasi güçleri bu önemli ayrımın farkındadırlar. Faşizm altında sadece sosyalist, devrimci örgütlenmeler değil, tüm siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, farklı inanç gruplarının da yaşam hakları ortadan kalkacaktır. Tüm baskı rejimlerine faşizm damgasını vuran basit, sorumsuz anlayışların teşhiri de bu nedenle büyük önem kazanmaktadır.

CHP’nin bir tarafta faşizmin kurumsallaşmasına, geniş tabanının artan hoşnutsuzluğu nedeniyle tepki göstermesi, demokrasi mücadelesine önemli katkı sunarken, öte yanda özelikle yönetimdekilerin, “şehit-gazi-niyazi” edebiyatı tam bir tezat oluşturup faşizmin değirmenine su taşımaktadır. Mütedeyyin emekçilerin AKP’nin savaş politikalarına karşı durması kadar savaş karşıtı CHP tabanının da savaş politikalarına hizmet eden ırkçı militarist söylemleri terk etmesi hayati öneme sahiptir.

HDP’nin seçimlerdeki isabetli politikası yaratılmak istenen İktidarın yenilmezliği mitine ağır bir darbe vurmuş durumda. Bu isabetli perspektif işçi sınıfının politik bağımsızlığına halel getiren değil, aksine öncü kesimin politik duruşuna denk bir perspektif olduğu aşikar.

Buradaki temel espiri, içinde bulunulan özgül durumda “ulusal” hareketin mücadelenin sadece nesnesi değil aynı zamanda öznesi olma gerçeği ile ilgilidir. Mücadelenin acil ihtiyacı sınıfın öncü kesimini barışla, demokrasi mücadelesini ise öncüyle buluşturmaktır.

Niyazi Aytaç

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑