Yazarlar

Published on Kasım 9th, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Pogrom ve bugünün faşistleri – Hüseyin Şenol

Bundan 79 yıl önce, 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece, tarihin sayfalarına kapkara bir leke olarak yazıldı.

79 yıl önce bugün, 9 Kasım 1938, gece yarısına bir kaç dakika kala gestapo şefi Müller’in emriyle, o gece Almanya’nın her yerinde, nazi SS ve SA’lar saldırıya geçiyor. İmparatorluk sınırları içinde 7 bin 500’ü aşkın Yahudi’nin işyeri yağmalanıyor, 267 sinagog yakılıyor. 26 bin Yahudi tutuklanıp, toplama kamplarına gönderiliyor. 400 Yahudi öldürülüyor veya intihara sürükleniyor, binlercesi ağır yaralanıyor…

Holokost’un başlamasını temsil eden ve beş yıldan fazla süren ırkçı ayrımcılık ve zulmün zirveye çıktığı dönemin habercisi olan, kıyım ve katliamın yaşandığı gece, bu gece…

Naziler, çıkardıkları yangının alevleri binaların kırılan camlarında parlarken büyük bir “keşifte” bulunuyor. Bu kıyım ve katliam gecesine, bütün insani değerlerle alay edercesine “Kristal Gece” (Kristallnacht) adını veriyor.

Gözü dönmüş nazilerce, soykırım gecesinde çıkarılan yangının, kırılan camlarda yansıması ve geceyi aydınlatmasına eş düşen “Kristal gecesi” tanımlaması yapılmıştır bu gece için. Fakat o gün olduğu gibi bugün de, Almanya’daki ilerici ve demokrat kesimler bu geceyi “Pogrom Gecesi” olarak adlandırmışlardır. Ki bence de böyle tariflendirilmelidir. Gecenin asıl amaç ve anlamına uygun düşen, bir ırk veya din üzerinde baskı ve kıyımı içeren “Pogrom” (Toplu kıyım, katliam) tanımlaması doğrudur.

“Kristal gece” tanımlaması, bir nazi tanımlamasıdır. Bu, insani değerlere saldırının üstüne, bir de aşağılama ve saygısızlık tanımlamasıdır.

O gece Yahudilerin evleri, dükkanları ve sinagogları yağmalanmış, malları mülkleri sokak ortasında yakılmıştır. Gerek bu yangın sırasında kırılan camların parlamasına dayanarak, gerekse yağmalanan malların arasında altın, mücevherata ve bu tür malların doğal olarak bir kristal gibi parlamasına dayanarak, Almanya halkının da genelde yoksulluk ve işsizliği nedeniyle, bu halkın bir parçası olan Yahudilerin varlıklı olduklarını gösterebilmek için “kristal” deyimi kullanılmıştır.

9 Kasım günü, Almanya-Polonya sınırında sefillikten ve açlıktan intihar eden bir Polonyalı’nın Paris’te yaşayan oğlu Herschel Grynszpen, Almanya’nın Paris’teki büyükelçisi Ernst von Rath’a bir suikast düzenledi ve öldürdü. Nazilerin Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, bu olayı fırsat bilerek nazi örgütüne Yahudilere saldırı emri verdi. Almanya Faşizmi bunu gerekçe göstererek, aynı günün gecesi “Alman halkı intikam alıyor” propagandasıyla SS’ler ve SA’lar eliyle halkı mobilize edebilmek için ırkçı duyguları da körükleyerek, zaten planlanmış olan bu yağmalama eylemini gerçekleştirmiştir.

1938’de henüz savaş ilan edilmemiş olduğu için, bu katliam girişimi Almanya halkının savaşa mobilize edilebilmesinin de bir provasıdır. Ve naziler bunda başarılı da oldular.

Almanya’nın soykırım tarihinde, bu gece önemli bir yer almaktadır. Türkiye gibi, bir çok ülkedeki soykırımları örnek alan naziler, aynı zamanda faşistdaşlarına da örnek olmuşlardır.

Soykırımlar devam ediyor

79 yıl sonra bu dönemde de, Almanya, Türkiye ve dünyanın bir çok bölgesinde, 9 Kasım 1938’de yaşanan “Pogrom geceleri”, bazı zaman aynı, hatta bazen de o dönemdeki dozajından ağır bir şekilde devam ediyor.

Almanya’daki ırkçılık, mülteci yurtlarına saldırıyor, yakıyor yıkıyor… Tarihi boyunca, soykırım ve katliamlara imza atan Türkiye’deki ırkçılık da, dünyadaki ırkçıdaşlarından geri durmuyor, en azgın bir biçimde bunu sürdürüyor. Bu günlerde Kürtlere yapılan saldırı ve linç girişimleri bunun en canlı ve yakın örneğini oluşturuyor.

Türkiye’de de faşizm devletleşiyor

Türkiye’de halkın vekilleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, parti başkanları, belediye başkanları, gazeteciler, politikacılara karşı siyasi soykırım tüm hızıyla devam ediyor. On binlerce muhalif, tüm demokratik haklarından yoksun, hapiste tutsak tutulmakta, her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz kalmaktadır.

15 Temmuz 2016 Erdoğan Darbesi’yle soykırımlar tüm yızıyla devam etmekte. Olağanüstü Hal (OHAL) ortamında Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile  ülkeyi tamamen bir hapishane ortamına çevirdiler. Faşist uygulamaların, yani faşist Erdoğan ve hükümette bulunan partisi faşist AKP eliyle, devlet de hızla “faşist diktatörlüğe” doğru gitmektedir.

Toplumun tüm katmanlarının faşizan anlamda örgütlenmesi tüm hızıyla sürerken, AKP eliyle bu süreç hızla devam etmekte. Faşist adam ve faşist parti uygulamasından, İslamcı faşizm adım adım tırmandırılarak, ‘faşist devlete’ dönüştürülmesi uygulamaları son hızıyla sürüyor, tüm barbarlığıyla yürüyor. Devlet ve toplumun tüm katmanlarında faşizm hızla yüksel(til)mekte, biçim olarak devletin faşist diktatörlüğe geçişi son hızıyla sürdürülmekte.

Yani faşizmin devletleşmesi, an meselesi.

Avrupa’da ırkçılık tırmanıyor

Tüm Avrupa’da tırmanan ırkçılık rüzgarı, geçtiğimiz 24 Eylül’de gerçekleşen Genel Seçimlerde Almanya’da da yüzünü gösterdi. Nazi döneminden sonra, Almanya tarihinde ilk kez faşist bir parti Federal Meclise girmiş oldu. Hem de yüzde 13’le ve 94 milletvekiliyle.

Bazı bölgelerde durum daha da vahim. Evet bazı bölgelerde, özellikle de Bavyera eyaletinin çok yerinde AfD’nin aldığı oy oranı yüzde 20’lere kadar varıyor. Daha da endişe verici olanı ise, Almanya’nın doğusunda AfD’nin genelde yüzde 20’den de fazla, bazı yerlerde de yüzde 30’a yakın oy alması oldu.

Düşünsenize, karşılaştığınız her üç-dört kişiden biri faşist. Yani bunlar, yolda, okulda, fabrikada, dairede her yerde.

Hitler faşizminden sonra, 1945’ten sonra, ‘yeni’ Almanya’nın kuruluşundan sonra ilk defa faşist bir parti, hem de yüzde 13’le ve 94 faşistiyle Federal Parlamento’ya girmiş oldu. Şehir ve eyalet meclislerinde bazı dönemlerde yer alabilen faşistler, ilk kez genel mecliste yer alacak olmasının büyük şakınlığını yaşıyor Almanya. Önceden büyük oranda tahmin edilmesi durumu biraz yatıştırmış olabilir. Ama önümüzdeki dönem, herşeye rağmen ilk şaşkınlığı üzerinden atacak olan Almanya’da büyük kitlesel anti-faşist gösterilere şahit olacağız.

AfD’li vekiller, belki naziler gibi, kahverengi takım elbiseleriyle gelmeyecekler ama, Federal Meclis’in rengi “kahverengi”ye, çamura bulaşmış oldu (Nazi döneminde, faşist nazi milletvekilleri parlamentoya kahverengi üniformalarıyla giriyorlardı). İçlerinde çok sayıda aktif neonazinin olduğu bilinen, çok kereler de ispatlanan bu partinin söylemleri ile ‘en faşist’ parti olarak bilinen NPD’nin söylemlerinden farklı değil.

AfD, ırkçı hareket PEGİDA ile bağlantılı

Almanya’daki Berlin Hür Üniversitesi Siyaset Bilimi Fakültesi Öğretim Üyesi ve ‘aşırı sağ’ uzmanı Prof. Dr. Hajo Funke, genel seçimde ciddi oranda oy alarak ilk defa Federal Meclise (Bundestag) girmeyi başaran ırkçı “Almanya için Alternatif” (AfD) partisinin, İslam ve göçmen karşıtı “Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” (PEGIDA) hareketiyle çok yakın bağlantıları olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Funke de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “AfD’nin PEGIDA hareketiyle çok yakın bağlantıları var. Fiilen birbirine çok benziyorlar. AfD’liler onlarla işbirliği yapmadıklarını söylüyor ama çoktan işbirliği içindeler” diyerek, AfD’nin nereden, nasıl yükseldiği konusunda önemli işaret de veriyor.

Yine PEGIDA hareketi, kuruluşunun 3’üncü yılında Almanya’nın Dresden kentinde, iki hafta önce, 28 Ekim’de gösteri düzenledi. Irkçı PEGIDA’nın 3’üncü kuruluş yıldönümünü kutladığı gösteriye yaklaşık 3 bin kişi katıldı.

Irkçı “Identitaere Bewegung” adlı grubun işaretlerinin de taşındığı bu gösteride, faşist parti AfD’den milletvekilleri Heiko Hessenkemper ve Jens Maier de yer aldı. PEGIDA grubu, ilk eylemini 20 Ekim 2014 tarihinde Dresden’de düzenlemiş, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla 12 kişi tarafından organize edildiği öne sürülen bu gösteriye 350 kişi katılmıştı.

İlk gösteriden sonra pazartesi günleri yapılan gösterilere katılanların sayısı sürekli artarak 2015’in Ocak ayı ortasında 25 bine çıkmıştı. Ancak daha sonra bu gösterilere katılım azalmış, ilerleyen aylardaki katılımın bin 500 ila 2 bin arasında olduğu belirtilmişti.

PEGIDA’nın geçen yıl 2’nci yıldönümünü kutladığı gösteriye ise yaklaşık 8 bin kişi katılmıştı.

Almanya dışında ve ülkenin diğer kentlerinde de yabancı düşmanı gruplara ilham kaynağı olan PEGIDA hareketini taklit eden oluşumlar da ortaya çıkmıştı.

Hepsinden öte, bana göre AfD’nin ortaya çıkması ve yüzde 13 oy alması, 94 milletvekiliyle federal meclise girmesi, PEGIDA’dan sonra olası bir gelişmeydi. Yani bir nevi, PEGIDA AfD’yi doğurdu.

Ekim Devrimi’nin 100. Yılı ve faşizm

İnsanlık tarihinin önemli bir evresinin ve yeni bir çağının da başlangıcı olan 1917 Ekim Devrimi, sadece Sovyetler Birliği’nde bozguna uğrayan Hitler’in nazi ordusuna karşı değil, tüm dünyada faşizme, barbarlığa karşı mücadelenin de hem teoride, hem de pratikte yol göstericidir.

Bu vesileyle, 100. Yılında ‘Büyük Devrim’i anmak için, bir cümle de olsa değinmek istedim.

-79. yılında, “pogromların” devam ettiği tüm dünyada ırkçılığı, faşizmi lanetliyorum!

Nazilerin Propaganda Bakanı Goebbels

 

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑