Türkiye

Published on Temmuz 5th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Parlamento ve Başkanlık Seçimleri – Ali Şahin

Erdoğanı taht’tan indirme umudu gerçekleşemedi. Muhalefet’in hatta Erdoğan’ın kendisi bile birinci turda seçilmeye emin değilken ikinci tura gerek kalmadı.

“Parlamento seçimi” demek aslında boş bir laf. Çünkü, parlamento hiç bir zaman esas görevi olan, hükümeti denetleme işini yapmadı, yapamadı. Eğer denetleseydi – denetleyebilseydi; Cumhuriyetin başından bugüne, yapılan yolsuzlukların hesabı sorulur, işlenen cinayetlerin katilleri – sorumluları bulunur, her gün iş kazalarında öldürülen işçilerin hesabı sorulur, işgaller ve hak gaspları meşrulaştırılmazdı. Bundan sonra zaten tamamen işlevsiz kalacaktır. Zira bütün yetkiler “Prezident” Erdoğana teslim edilmiştir.

Ülkemizde ki kötü gidişatın, huzursuz ve güvensiz yaşamın ilk suçluları sömürücü, işgalci sınıf ve iktidarıdır. Hemen ardından her seçim dönemi kendini kurtarıcı gösteren, halka kof umutlar veren muhalefettir. Bu seçimde de durum farklı olmadı. Sonuca en çok da halka umut veren muhalif partiler memnun ve mutlu görünüyor. Hala, % 05 burdan,% 1 şurdan, % 2 ordan hesabını yapıyorlar. Muhalefet’in “bu seçim rejim değişikliği seçimi” diyerek “yeni” dönem için halka vaatte bulunduğu yönetim şekli geriye dönüktü, “İki yıllık bir sürede onarılmış eski Parlamenter sisteme geri döneriz” söylemi boş ve ülke gerçeğine uygunsuzdu.

Yaklaşık olarak iki yıldır, OHAL- KHK’larla yönetilen bir ülkede demokrasiden, adil seçimden bahsetmek kendi kendini kandırmaktır. Devletin hiç bir kurumu tarafsız değil, hangi parti iktidar ise kurumlar ondan yana. Seçim’de en büyük suçu AA ve YSK işledi. AA, İktidar partisinin en çok oy aldığı bir ilçe veya köyü baz alarak Erdoğan % 72 Muharrem İnce % 12 ile açılışı yaptı. Erdoğan’ın aşağı, İnce’nin yukarı derken % 53 ile 30 da son karar kılındı. AA’nın bu yöntemi başlı başına skandal. Diğer skandalı, sayımı bitmiş gibi gösterip saat 22:30 itibarıyla yarım saatlik aralıklarla, “Balkon konuşması olmayacak, Balkon konuşmasını Binali Yıldırım yapacak, Balkon konuşmasını Erdoğan Ankara’da yapacak” gibi ardı ardına yapılan kararsız açıklamalar, şüpheli sorular bırakıyor. İnce’nin bütün gece açıklama yapmaması da asıl şüphe çeken noktalarda biri. Bu sorular çoğaltılabilir.

YSK, bir ülkede demokrasinin uygulanması ve denetlenmesi için en önemli kurumdur. Bütün vatandaşların güvenini kazanmak zorundadır. Bunun için de YSK, seçimlerin yönetim ve denetiminde, politik etkilerden arınmış bağımsız ve tarafsızlık ilkesini uygulamak zorundadır. Seçimde şaibelerin olmaması, seçim sonuçlarını etkileyecek durumların yaşanmaması nedeniyle büyük öneme sahiptir. Bu olumsuzlukların, tarafsızlığından kuşku duyulmayacak bir şekilde çözümü, hiç şüphe yok ki seçimin ciddiyeti ve dürüstlüğü ve demokratik sistemin işleyişi bakımından güvenilir bir teminat olacaktır. Aksi halde güvensizlik ve demokratik meşruyeti olmayacaktır.

Görünen o ki ister gelişmiş demokrasilerde, ister gelişmekte olan demokrasilerde olsun, seçimlerin denetiminde, iki temel ilke gereklidir: birincisi; Bağımsız ve tarafsızlık, ikincisi, Parlamento ve özgür medya. İktidar partisi ve ortağının bütün seçim propagandası “Ülke tehlikede, mecliste çoğunluğu sağlayıp acele başkanlık sistemine geçelim. Güçlü lider güçlü Türkiye, Milli İnsansız hava Araçları’mızı üretiyoruz “söylemleriyle, militarist sermaye ye pazar açma vaadiyle sandığa gidildi. Ekonomik krizin başlama aşamasında seçime giderek, bu kısa süre’de seçmenin ekonomik koşullara bakarak oy kullanmamasını sağladılar. Daha çok ülkeyi koruma, sahiplenme duygusu tetiklenerek oy kullandırıldı halka. Bu söylemlerle “bizi seçmezseniz daha kötü olacak” tehditleri yapılarak, Halk istemediği düzende yaşamaya zorlandı. Oysa, halkın yaşamayı arzulamadığı düzeni reddetme hakkı olmalıdır.

Yaşadığımız coğrafyada bütün yönetim değişimleri ötekilerin variyeti, canı ve kültürel zenginliğinin yok edilmesi üzerine kurulmuştur. Bu sistem değişikliği de öyle oluyor, İçişleri Bakanının Pervin Buldan’a “Size haddinizi bildireceğiz, size artık yaşama hakkı yok, nereye gidiyorsanız gidin” tehdidi bunu en açık şekilde gözler önüne seriyor.

Ah ordan çaldılar, vah burdan çaldılar diyerek, kurtuluşu adil seçime ve bireylere bağlamak, demokrasi güçleri için yaptıkları hataların üstünü örtmekten başka bir şey ifade etmiyor. Seçime umut bağlayıp koltuk kapmayı amaçlamak, var olan sisteme dahil olmak ve temsili demokrasiyi savunmanın ötesine gitmez. Ülkeyi değiştirmek isteyen güçlerin, bir seçimde yapması gereken şey katılımcı demokrasiyi savunmaktır. Yani Halkın direk yönetimi. Bunun için kısa süreli seçim döneminde temsili demokrasinin halkın derdine derman olmadığını halka anlatmak olmalıdır görev.

Hemen seçimden sonra Türkiye’de her şeye zam geldi. Bunun halktaki etkisini en iyi lokantada öğlen yemeği yiyen işçilerin tepkisinde, kantinlerde yemek yiyen öğrenci, memur ve işçinin kantinciye tepkisinde, bakkalda alış veriş yapan kadınların bakkala tepkisinde, pazarda pazarcıya tepkisinde, ay sonu gaz, elektrik, su faturası ödeyenlerin memura tepkisinde kendini gösteriyor. Görüldüğü gibi kimsenin sisteme tepkisi yok, direk muhatap olduklarına tepkilerini gösteriyorlar.

Ben dün gece rüyamda; bir kalabalık vardı; bıyıklı, sakallı, kel kafalı, uzun saçlı, kısa saçlı, küpeli, küpesiz, küçüklü büyüklü, kadınlı, erkekli büüyüücek bir kalabalıktı. Hepsi bir ağızdan bağırıyorlardı, bu zam bu zulüm bizim, bu dert bizim derman bizde, derdi de dermanı da birleştireceğiz, ortaklaşacağız, bize bunu yapanı öğreneceğiz, bu sermayedir anladık diye bağırıyorlardı. Sonra hepsi kardeşçe güldüler ve Türkü söylemeye başladılar… Ben ise rüyamdan uyandım. Aklıma Sosyalistler geldi sahi nerede onlar?

30 Haziran 2018 Bursa

Ali şahin

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑