Osma..." /> Osmanlıspor, Zürich'teki futbol maçında „Diktatör“ü iyi temsil edemedi! - Yasin Y. Zeytin yazdı


İsviçre

Published on Eylül 29th, 2016 | by Avrupa Forum 1

0

Osmanlıspor, Zürich’teki futbol maçında „Diktatör“ü iyi temsil edemedi! – Yasin Y. Zeytin yazdı

 

Osmanlıspor Zürich’teki futbol maçında „Diktatör“ü iyi temsil edemedi!

Yasin Y. Zeytin yazdı

 

Yenildiler.

Oysa „üçüncü Viyana muharasası“na gider gibi hazırlanmış ve çok yüksek perde’den konuşmuşlardı.

İsviçre’nin ikinci LİG takımı FC Zürich’e yeniliverdiler.

Yenildiler,

Oysa sıradan, barışçı, sportmece geçmesi gereken „sıradan bir futbol maçı“nı bir „cihat“ gibi tarif ederek, „çağrı“lar yapmışlardı.

Yenildiler!

Oysa „bayraklarınızı alın, geellliiiin“ diye nice çağrılar yapılmıştı, adeta savaş nağraları atılmıştı, sosyal medyada.

epa05562534 Zuerich players celebrate with supporters after winning the UEFA Europa League Group L soccer match between FC Zurich and Osmanlispor FK at the Letzigrund stadium in Zurich, Switzerland, 29 September 2016. EPA/ENNIO LEANZASpor, futbol bahanesi ile Diktatör’ün yavan bir gövde gösterisini, spor, futbol-mutfol falan değil bir tür „propaganda ve güç gösterisi“ni planlamışlardı, çuvalladılar…

İsviçre’de yaşayan Türk, Kürt, Karadenizli, Egeli, Süryani göçmen halkımızı, yani seçimlerde ve gündelik yaşamda bir türlü „AKP’nin diaspora siyaseti’nin arkasına, kuyruğuna takamadıkları Türkiyeli göçmenleri, bu vesile ile: „vatan-bayrak“ diye kandırabileceklerini sanıyorlardı.

Öyle ya, vatan’ı, ülkeyi onlardan başka kimse daha çok sevemezdi!

Oysa:

Bunu, yani „toprağına ve insanına sevgiyi“, bunlar haricinde herkes söyleyebilir, dillendirebilir ama…

… ülkeyi yoksulluk denizinde boğan, en ufak özgürleri tuz-buz eden, Kürtlerin nice ocaklarını söndüren, Orta-Doğu’yu bir ateş topuna döndüren soyguncu-talancı-hırsız „çetenin yandaşları“ „kemik yalayıcıları“ bu deyimleri ağzına alamaz, almamalı. Asla.

Öyle de oldu, planladıkları gösteri, o yavan „milliyetçi histerik show“, fena halde suya düştü.

Osmanlıspor kaybetti. Onun “suret”inde, bir Propaganda show’u sergilemek isteyen “Saray” maçı kaybetti.

Yenildiler.

“Onlar” yenildi, sporumuz değil, Halkımız asla değil!

 

Yenildiler, çünkü en başta „Baş teknik direktör“ ve arkasındaki „teknik heyet“ kötü idi.

Hatta bilhassa o „Baş teknik direktör“, o baş antrenör işin „ehli olmayan“ yönetme biçimi olarak „zorbalıktan başka bir şey bilmeyen“, „takımı sürekli yatıran“ ve de bu “kifayetsizliği ve despotluğu” ile sonuçta her zaman tüm memleketi bile „şapa oturtan“ biri idi.

 

Baş Antrenör CB

Osmanlıspor’un asıl (gizli) „teknik heyeti“, Ankara’nın arsalarını ve de belediye varlıklarını, (o ağızlarına çirkince pelesenk ettikleri „vatan“ın varlıklarını):

…FETÖ’culara, Tarikatlara, gerici vakıflara, elbette bu arada-derede kendi yakınlarına,

…hükümet’e yakın iş çevrelerine, kodamanlara ve kendi yalakalarına

…özellikle de kendi bireysel „yastık altına“ peşkeş çektiği …

iddiaları göklere yükselen (Bakınız son 10 yıllık basın haberleri) Melih Gökçek ve akıl küpü oğluşu Ahmet Gökçek’tir.

Ülke varlıklarını çarçur eden, bu „teknik heyet“in, işte bunların kurduğu, yönettiği takım, ne kadar „milli“ ise, Eyfel kulesi de o kadar „milli“dir.

Osmanlıspor takımını asıl yenilgiye götüren „baş antrenör“ ve söz konusu „teknik heyetin başı“ da CB Tayyip’tir.

Her „masum“ sıradan spor, futbol müsabakasını, sıradan keyifli-tatlı rekabetleri bir milli „cenk havası“na çevirmeyi, futbol sahalarını ise „cihat meydanı“ haline dönüştürmeyi bunların, Osmanlıspor „camiası“nın kulaklarına fısıldayan, „herşeyin başı“ olan meşum, malum kişidir.

Diktatörlük gazı“ ile spor yapılamayacağı ve futbol oynanamayacağı, tersine bu yapılırsa da İsviçre’nin ikinci Lİg takımının önünde bile rezil olunacağı bir kez daha görülmüştür.

 

Show/sahne Mühendisliği eseri olarak futbol (sirk) takımı

Hiçbir spor geçmişi, tarihsel geleneği olmayan, mahalli takım olarak Ankara halkı ile hiçbir gönül bağı kurmamış, kuramayacak olan, yavan bir „propaganda, göz boyama ve show heyeti“ olan, bir tür „toplum ve spor mühendisliği“ şahikası, ayrıca kuruluşu ve tüm idari yapısı „suni“ “sentetik” olan bir takımı, bizlere „ülkemizin futbol temsilcisi“ hatta „bayrağımızın uluslararası alanda dalgalandırıcısı“ olarak pazarlamaya çabalayanlara da şu söylenebilir:

Bu „sirk takımı“ ile (futbolcuları, kağıt üzerindeki teknik direktörü ve kulüp çalışanlarını tenzih ederek söylüyorum) „vatan temsilciliği“nin, „bayrak taşıyıcılığı“nın en ufak bir alakası yoktur.

Sizler, yanlış „değerler“e oynuyorsunuz, karbonatla kabartılmış yanlış „duygu“lara kapılıyorsunuz.

 

Osmanlıspor taraftarlarının edebiyat sevgisi: sosyal medya’daki hezeyanlar

Osmanlıspor’un bazı „seçkin“ ve „milli hasletlerle yüklü“ taraftarı, maç esnasında ve sonrasında, „maçın değerlendirmesini“, yorumunu şu nazik sözcüklerle yaptılar:

Devamlı suretle fetihte bulunduğu için savunma yapmayı unutan, gerek görmeyen saha kulu askerlerimize kızmıyoruz.“

Kâfirler dayanıklı çıktı!“

ALLAH-U EKBER! GOOOOOOOOOOOOOOL!“

Yeniçerileri er meydanina davet ediyoruz.“

İzin verin bu hakemin hayalarını mengeneyle sıkarak terk-i hayat ettirelim hünkarim“

2. Yarı takviye kuvvet olarak Mehteran marşı ile hücuma çağırıyoruz.“

Zürih tribünleri golden sonra PKK bayrakları açtı.“

HELAL LAN YÜRÜÜ OSMANLI KOY ŞU GAVURLARA“

Türk taraftarlar ise ‘Kahrolsun PKK’ sloganı attı.“
„Şerefsizsin Avrupa“

Iste „Ruh hali“ bu…

Yukarıdaki alıntılar, Osmalıspor taraftarı „değerli edebiyatçılarının!“ sosyal medya sayfalarından aktarılmıştır.

 

Tribün protestocusu olarak Türk’ler ve Kürt’ler

Bu arada bir teknik düzeltme yapmakta yarar olabilir: Trübünlerdeki Kürt protestocular yanı sıra, „Zürich’te yeni bir Viyana zaferi kazamaya geldik“ havasındaki „Sirk takımı“nın taraftarı olmayan, asla olmayacak, ancak ülkesini ve ülkesinin insanını sevdiği için, tam da bu gerekçe ile aslında „diktatörü“ „Ak-Saray saltanatı rejimini“ protesto eden çok sayıda „Türk“te vardı.

Sizin ezberiniz bunu anlamaz diye tekrar edeyim: Protestocular yalnızca Kürtler değil, bir o kadarı da Türklerdi.

Bu durum, sizlerin o basit şablonlarınıza uymayabilir, ama „ülke ve insan sevgisi“nin kimsenin, hele Melih Gökçek’ler gibilerinin tekelinde olmadığını anlamanız gerek.

Orada protesto edilen, bazı sahtekarların uydurduğu gibi: „Türk varlığı değil“: orada asıl protesto edilen sözü edilen o varlığı, hatta ülkeye ve geleceğe ait ne varsa, tümünü büyük bir sahtekarlıkla yutanlar, yandaşlarına löpletenler, yutturanlar, ayrıca halkı sülük gibi emenlere, ayrıca uluslararası egemenlerin hizmetine „peşkeş çeken“lerdi.

Bilinsinki: O tibünlerde doğrudan protesto edilen: Diktatör ve onun çetesi, avaneleri, çanak yalayıcıları idi.

 

Spor’a, futbol’a siyaseti kim karıştırıyor?

Spor’a siyaset karıştırdılar falan demeye asla kalkmayın. Osmanlıspor’un dibi-başı, heryeri, her uzvu, formasının tüm iplikleri „siyaset“tir.

Yavan, yobaz ve halk düşmanı bir siyaseti ana okuluna, İlkokula, ortaokula, Liseye kısacası tüm eğitime, cami’ye, akla gelir-gelmez her köşe bucağa bu denli sokmuş olanların: „ama tribüne, saha’da siyaseti soktular“ diye mızmızlanması çok gülünç kaçar.

 

Maçın bir de rövanşı mı var? Allah hepimizi ve bu arada İsviçreli’leri de korusun

Maç bitti.

Ama bu maç’ın bir de rövanşı var:

Bir Galatasaraylı olarak üzüldüm ama zurich piclerinin açtığı bez parçalarını ankarada götlerine sokacağız inşallah“

Yapılacak tek şey var zurih ibneleri buraya geldiğinde o stat kırmızı beyaz olacak. tıklım tıklım olacak. pezolara ancak böyle ders veririz.“

O şerrrefsizler TÜRKİYEYE gelecekk !“

 

Eskiden yaptık, yine yaparız! İsviçreli’leri yine döveriz!

İşte, geleneksel Türk misafirperverliğini göstermek için heyecanla bekleyen Osmanlıspor’un bazı taraftarları, Ankara’da yapılacak rövanç maçına işte bu ruh hali ile hazırlık yapıyorlar.

Futbol tarihimizde bu „ruh hali“ daha önce de yaşanmıştı.

İSTANBUL – Tarih 16 Kasım 2005. Fatih Terim’in başında bulunduğu Türkiye, Dünya Kupası finallerine gitmek için 2-0 kaybettiği maçın rövanşında İsviçre’yle Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynadı. Fatih Terim’in ilk maç sonundaki açıklamalarıyla gerginleşen maçtan önce gelen İsviçre kafilesine yumurtalı saldırıda bulunuldu. Maç, Türkiye’nin 4-2 galibiyetiyle sona erdi ancak bu finallere gitmeye yetmedi.“

Maçın son dakikalarında Terim’in Türk takımı oyuncularına İsviçreli Vogel’ in forma numarası altıyı göstererek tekme atılmasını söylediği iddia edildi. Maçın bitmesiyle sadece Türkiye’nin değil spor tarihinin de utanç sayfalarına girecek sahneler yaşandı.“

Türk Milli Takımı antrenörlerinden Mehmet Özdilek, rakip futbolculardan Behrami’ye çelme taktı. Konuk ekipten Huggel de bu çelmeye tekmeyle karşılık verdi. Soyunma odasında hatırlamak istemediğimiz olaylar yaşandı.“

Türkiye bu olaylar sonucunda sınırlarının 500 kilometre dışında seyircisiz 3 maç oynamak zorunda kaldı. Bu maçın ardından yaşananlardan Fatih Terim gerek basın gerek kamuoyu tarafından çok eleştirildi ancak Türkiye Futbol Federasyonu, teknik direktörüne sahip çıktı“

Türkiye bu görüntüyü hak etmiyor

Kaynak: Radikal İnternet gaztesi: “Türkiye bu görüntüyü haketmiyor” haberi

Milli Takım Teknik Direktörü Terim, agresif tavırlarıyla dikkat çekiyor.

11/09/2008
 .
.

Maçın bir de rövanşı mı var? Allah hepimizi ve bu arada İsviçreli’leri de korusun

Tarihe kazılan bu „futbol anısı“nda („futbol rezaleti-sporculuk felaketi“ demek daha mı uygun düşer, bilemem), futbol imparatorumuz, yedi düvelin pek yakından tanıdığı, kendisi vatan ve bayrak sevgisi ile dopdolu ama milli dava uğruna bir kaç milyon maaş alan milli hoca“mız Fatih Terim ve „Şifo Memet“ Mehmet Özdilek başrol oynadılar.

Ancak bunun yanı sıra, Histerik kitleler de, bu maçlarda, aynı Fatih Terim ve „Şifo Memet“ gibi tatsız bir rol oynadılar. Fatih Terim ve „Şifo Memet“ ve bazıları UEFA’dan cezalar aldılar,

İsviçre halkı bu hikayeyi unutmadı, kırıldı.

Ama „tribün vandallığı“, bu faşistoid kitle histerisi, o zamanlar bizim memlekette pek ayıplanmadı, kınanmadı bile,

Onun, o zaman ki tribün vandalizminin ve sahaya taşan şoven milliyetçiliğin „cezası“da, belki şimdi: ülkede sürekli büyüyen, gelişen şiddet ve adaletsizlik, gösteri milliyetçiliği sarmalının şahikası günümüzde bir Diktatör’ün Ak-Saray’a oturması olabilir mi?. Kimbilir?

Belki’de o zamanlar tepkisiz kalınan bu izansızlık, bu vandalizm, bu şiddet dolu fanatizm, gösteri milliyetçiliği bir bumerang gibi gelip: bizleri, yani: o zaman, o şiddet kültürü sarmalına, sürekli-kesintisiz bir zorbalığa-kabalığa, sıradan milliyetçi hezeyanlara zamanında ses çıkarmayanları ve ne yazık ki şimdi hepimizi „AKP gündelik terörü“ olarak vurmaktadır.
Kronik futbol zorbalığı, sahneye yine çıkacak mı?

Ankara’da Osmanlıspor ve FC Zürich rövanş maçı, bu pis „futbol zorbalığı“nın ve „gösteri milliyetçiliği“nin yeni bir 2.0, Re-Loaded versiyonu olmaya fena halde adaydır.

Aaamman diiim…Allah sakınsın, hepimizi.

 

….

Maç bitti.

Bu yazı da…

Son sözü şimdi, Zürich’te, Tribünlerde pankart açanların sorusu ile tamamlayayım: „Hurşit Külter NEREDE?“

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Tumblr0Email this to someone

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑