Yazarlar

Published on Kasım 14th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Ölüm çığlığı! – Gül Güzel

Milyonlarca Kürt kadının ortak bir hikayesi vardır. Aynı aşağıdaki masalımsı hikaye gibi…

Etrafımda uğultular, kulaklarımda ölüm çığlıkları, yüreğim korku kölesi. Anlamadım çığlıkların nereden, niçin geldiğini… yüreğim sıkışıyor, nefesim daralıyor, nefes alamıyorum. Çığlıklar, gürültüler etrafımı bir yüksek dağ tepelerine inmiş sis gibi sarmış. Önümü göremiyor, bir adım bile atamıyorum. Durduğum yerde yaslanacak bir şey arıyorum. Ama ne gözlerimi açabiliyorum, ne de yerimden hareket edecek cesareti buluyorum kendimden. Omuzuma dokunup, beni sarsan ele bakıyorum. Tırnaklarındaki ojeden kadın olduğunu anlayınca, gözlerimi daha çok açarak etrafıma bakıyorum. Orda değilim. Orası değil, onlar değil etrafımdakiler…!!! Nihayet nefes almaya ve yüreğimin çığlıklarını susturmaya çalışıyorum. Hiç bir şey Oraya benzemiyor. Ne kaldığım oda, ne de etrafımdakiler. Yok yok bunlar annemi öldürmez!. Bunlar annemi öldürmek isteyenler olamazlar, değiller!!! Bir an sevincimden ağlayayım mı, yoksa sevincimden dolayı çığlık mı atayım bilemiyorum J)

Bir an adımı unuttum tüm bu korku çığlıklarımdan… sahi neydi benim adım?

Benim bedenim hep korku, çığlık ve ağlamalarla şeklini aldı. Ben annemin karnında üç aylık bebekken annemin çığlık çığlığa ağlamalarıyla oluştum. Daha doğmama altı ay varken babam ölmüş. Aman tanrım ne olacak şimdi? Yani ben doğduğumda da diğer çocuklar gibi kimseye baba diyemiyeceğim. Hep diğer çocukların babalarının gelişlerini sevinçle nasıl karşıladıklarının ezikliğini, hüznünü, kara acısını yaşıyacağım bir ömür boyu… ben hiç bir zaman diğer çocuklar gibi olamıyacağım. Hep korkunun çığlıklarının eşliğinde büyümeye çalışacağım. O gece annemin çığlıkları, ağlaması beni şekillendirdi. Ben mayamı o gecenin bu ağıtlarından aldım. Ama bu ağıtlar o geceyle sınırlı kalmadı. Aradan geçen yıllar boyunca da hep eşlik etti bize.

Annem çok korkmuş, çığlık-çığlığa babamın ölümüne ağlıyordu. Oysaki birbirlerini hiç sevmezlerdi. Birileri emretmiş, onlara evleneceksiniz demişti. Ama şimdi böyle çığlık-çığlığa ağlaması yanlız babamın ölmesine değil aslında, en çok kendineydi. Çünkü babamın yokluğunda kendisinin hangi tecellinin pençesinde kalacağını düşünüyordu… sevgiden yoksun hayatı daha çok kararacak, zulümlerin pençesine düşecekti. Ağlaması en çok bu yüzdendi. Etrafında yeterince tanıdığı genç kız arkadaşının akibetini görmüş, yaşamıştı. Korkmamak mümkünmüydü ölüm pençesine, zalimin kurşununa kurban olacağını bilerek. Benim içtiğim annesütüm de hep korku, gözyaşı karışımı oldu. Annemin korkudan kesilen nefesini içtiğim sütte hep hissettim. Acaba korkunun olmadığı, korkusuzca yaşanacak bir yer yok mu? diye kendi kendime sorarken, hiç anlam veremediğim, daha ne olduğunu bilmediğim evlilikle tanıştırdılar beni. Emirvaki evlendirildiğim eşimi de o gece gördüm!… korkulu kabuslar, beni sürekli bir yerden diğer yerlere haberim olmadan, benim için, benim yerime verilen kararların elindeydi ve yine sürükleniyordum bir bilmeze…

 

Diğer bir masala kapıldım yine bütün varlığımla ve bağırıyorum bu sefer ben anne olarak:

Çocuğumu size öldürtmem!,

Onu kendi ellerimle öldürürüm dedim onlara(MIT). Benden 15 yaşındaki kızımı almışlardı. Kaçırıp, korkutarak, mecbur bırakarak, biraz da beynini yıkayarak, casus olarak PKK mevzilerine göndermişlerdi. Kızım bir süre sonra kendileriyle(MİT elemanlaarıyla) çalışamıyacağını ve PKK yöneticilerine gerçek durumu anlatınca, yine ben hedef alındım. Beni götürdükleri terörle mücaele şubesinde günlerce işkencenin ağza alınmaz, akla gelmez metodlarıyla tanıştırdılar. Benden kızımı istiyorlardı. Ya geri getirirsin, ya da…..!!!! diyorlardı. Benim algılama kapasitem sıfırlaşmış, bedenim param- parça, ruhum benden uzak dağların başına çıkmıştı. Ben yoktum yine. Ben kimim?, ne işim var bu yerlerde?, kim bu canavar yapılı mahluklar? Sorularına mantıklı bir cevap bulamıyordum. Bir ara belki ben yaşamıyorum. Belki cehennem denilen yer burası ve ben ölmüş ve cehennemdeyim diye düşündüm. Bu düşünce mantıklı geldi. Ama o anlatılan büyük kazanlar ve içine günahkarların atıldığı büyük ateş yoktu. Ama çok sayıda canavar Zebaniler etrafımda döne döne işkence yapıp, canımdan can koparıyorlardı. ‘’söylemiyeceksin, hiç kimseye söylemiyeceksin sana bu yaptıklarımızı!… Eğer her hangi birine bir şey söylersen, seni yine getirir, daha kötüsünü yaparız!’’ diyorlardı. Aman Tanrım!!! Ne olacak şimdi? Ben bunları size anlattım. Şimdi onlar duymuştur. Beni saklayın. Beni kimsenin beni gelip, göremiyeceği bir yere saklayın. Korkuyorum. Korkuyorum. Şimdi gelip, diğer çocuğumu benden alacaklar. Çünkü kızım, Çiçeğim dağda şehit düşmüş. Artık gelemiyeceği için, benden oğlumu onun yerine istiyorlar. Ama ben oğlumu onların eline vermem. Kaçırdım, kaçırıp buralara getirdim. Eğer bilirsem ki onlar bizi bulup, oğlumu benden alacaklar, o zaman oğlumu onlara vermemek için kendi ellerimle öldürürüm. Çünkü onların bana yaptığı işkenceyi oğluma yapmalarına tahammül edemem. O zindanı oğluma yaşatmalarına izin veremem. Oğlumu öldürüp, ondan sonra kendimi öldüreceğim. Ben zaten hiç yaşamadım ki. Sizce ben yaşıyor muyum?. Ben hiç bir zaman gerçek hayat, huzur, mutluluk nedir tanımadım. Anlatın bana gerçek yaşam nasıl bir şey?. Neden banim kapımı hiç açmadı. O da erkil, zalim, adaletsiz, faşist bir şey mi acaba??? Çığlıklar, inlemeler, yalvarma ve isyan sesleri yine kulaklarımda. Çığlıklar!, Çığlıklar, Ölüm Çığlıkları…!!! ve benimle bütünleşen ACILAR…

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑