Yazarlar

Published on Aralık 21st, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Bizim olanı yazmak – Erdal Boyoğlu

Hepimiz biliyoruz; çok sorunlarımız ve bir çok dertlerimiz var; her şeyi masaya yatırıp ve saatlerce konuşuyoruz. Nitekim bunu çok yapıyoruz. Bu bilindik huyumuz. Bu huylu konuştuklarımız her seferinde masada kalıyor, bir türlü masaya yatırdıklarımızla kendimiz yüzleşemiyoruz. Hepimiz birbirimize farklı cümleler kurarak, kurduğumuz cümleler içinde kendimizi unutup gidiyoruz. Ve sonrası başlıyor.
Arkadaşlığımızın ve dostluğumuzun yüzü-suyu hürmetine bizim olanı yazmak Dayanışma kültürümüz den seslenmek istiyorum. Dostlukların, yoldaşlıkların kurban edildiği kırılan dağılıp dökülen ilişkilerin, göstermelik caka satanların, üretilen şartlara sessiz kalanların olması , bu güne vucut veren sorunlarla, kullanılan siyasal yöntemlerle karşı karşıya kaldık. Bu bağlam da dayanışma ilişkilerimizin özgül sürecini sorgulama konusu yaptım bu haftaki yazımı.
Herşeyden önce üreten ve üretilmesine katgı sunulan tarihsel şartlar sıkı bir yüzleşme ve hesaplaşma içinde belirlenir ve gerçekleşir. Dolayısıyla tarihsel koşullar, duygu, düşünce, irade ve kavramların anlamı ve de koşulları insani değerleri şaşırtmamalıdır.

Toplumsal ilişkiler nasıl ki bir değişim sürecini yaşıyorsa, siyasal ilişkiler de bunda nasibini aldı/alıyor. İnsani ilişkilerimiz de bunu görmekteyiz. Geçmişin hafıza ve hatırlatma konuları sadece sosyal bilimlerde değil psikoloji, psikanaliz , kültür, sanat ve edebiyat gibi alanlarda ki gelişmeler en gözde konular olarak karşımıza çıkıyor.
Dolayısıyla “dayanışma kültürü” üzerine hatırlamalar ve hatırlatmalar, tartışmalar ve sohbetler yapılmalıdır. Bu yoğun ilişkiler ve sorgulamalar entellektüel üretime yansıması bir zenginliklik olarak gelişim gösterilmelidir.

Kendimizle yüzleşmeliyiz ki, tıkanan ilişkiler, yaşanan olumsuzluklar sorgulansın.
Arkadaşlık, dostluk ve de yoldaşlık emir komuta, yat kalk değil, getir-götür, gel-git ilişkisi değil.
Yaşananları görmezden gelmek değil, yaşanan alışkanlıkların üzerimizde ki etkilerinden, olumsuzluğu bir ürün haline getirilenlerden kurtulmamız gerekir. Yaşananları inkar ederek değil, biz yaşananların güzelliklerini ve çirkinliklerini görmeliyiz. Biz görmedikce daha çok içimiz kor gibi yanar. ” O güzel İnsanlar O güzel atlarına binip gittiler” deyimine çok fazla sığınmanın bir anlamı yok. Bu kavramı eleştiriyorum. Çünkü güzellikler her dönem yaşanır/yaşanıyor. Onurlu bilgimizle içimizdeki güzellikleri paylaşıyoruz. Güzel insanlar aramızdalar. Güzel insanlarımız gittiler diye yapılacak bir şey kalmadı mı?

İnsani değerlerimiz de özlemimizi dile getiriyoruz, çevremize bakarak ” O güzel İnsanlar O güzel atlarına binip gittiler” diyoruz. Peki bu güzel insanları yaşarken neden sahiplenemiyoruz?

Düşlerimizin yüzü suyu hürmetini unutanlara; Bu gidişlerin acılı ölümlü nedenleri ve yine yaşamın zorlukları karşısın da, geri çekilenleri de biliyoruz. Hepimiz insani ölçülerimizin yıpratılıp, kırılıp dağıtılan dökülen yanlarımızla özlemini duyduğumuz dostluklarla yüzleşmeliyiz.

Biz ne kadar kendi gerçeğimizle, kendi yaşamımızla karşılaştırma yapıyoruz. Çok uzaklara gitmeyelim, neyi kaybettiğimizi, neleri ötelediğimizi görüyoruz. Arife tarif gerekmez.

Her ölüm erken ölümdür ve kabullenmesi zor bir durumdur. ölüm üzerine yazmak da çok zordur ve yazamadığım bir konudur. 2017 yılında çok yakın yoldaşlarımı, dostlarımı ve tanıdıklarımı hastalıkdan dolayı yitirdim. En son 14 aralık’da bu acıyı yaşadım. İşte bunun verdiği acıyla ince bir sitemimdir bu yazdıklarım. Her ölüm haberi bende derin acılar yaratıyor.
Bilinç de ve içimiz de yer kalmayınca bedenimiz de nefes kalmayınca toprağa taşınıyoruz.
Her gün eksiliyoruz ve bu eksilmemizden büyük dersler çıkarmıyoruz. Hiç dinmeyen hasretle ve hep derinleşen muhabetle biribirimizi kucaklayamıyoruz. Oysa yaşarken birbirimize ihtiyacımız var. Ve bu kadar çeterefelli yaşamın içinden birbirimizi kucaklamak olmalıdır yaşamımız.
İnsani ve vicdani değerlerimiz güzel samimi ve onurludur. Bu onur yakamızı bırakmaya hiç niyetli değil. Çünkü; Biz değerlerimizi seviyoruz. Dolayısıyla sevdiğimiz gibi yaşamalıyız.

Yaşarken birbirimize sahip çıkmalıyız, birbirimize samimi dostluğumuzu göstermeliyiz, yoldaşlığımızı hatırlamalıyız, hatırlatmalıyız. korkulan kaçılan değil sol mememizin altında ki Cevahir’imiz de birbirimize değer vermeliyiz. Birbirimizin yolunu gözlemeliyiz. Birbirimizi sevmeliyiz ve saygı göstermeliyiz. İyileşecek yaralarımıza melhem olmalıyız. Çünkü iyileşecek yaralamız var. Bir başka günde bir başka yoldaşımızın/dostumuzun/arkadaşımızın ölümün de tekrar biraraya gelmemizin ne insani, ne ahlaki ne de siyasi bir değeri vardır.
Geçti mi geçen günler dünden habersiz, yaşananla yaşanmışa. Geçmişle geleceğin arasında omuz omuza, göz göze, yürek yüreğe günler bağışlanır.
Geçmiş gün olarak kalır.

Tags:


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑