Genel

Published on Mayıs 14th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Neden Pakistanlı kadınlar akın akın kadın düşmanı ülkelerini terk ediyor?

New York’ta yaşayan belgesel yapımcısı ve gazeteci Hina Ali’nin Why droves of Pakistani women are leaving their misogynistic country? yazısının çevirisidir.

 

İlk işime başladığımda bir erkek kuzenim bana şöyle dedi:

‘Bir kadının hayatını kazanması için ne gibi haklı nedenleri olursa olsun fark etmez. Evin sınırları dışında vakit geçirmeye başladığın anda, dışarı kadınısın.’

Onun ‘dışarı kadını’ ile ne demek istediğini anlamamıştım ve anladığımda çok geçti. Söylemek istediğinin benim bir ev kadını veya sadece ev işi yapan bir kadın kadar saygıdeğer olmadığım olduğunu düşündüm. Dışarı kadını: ev kedisiyken sokak kedisine dönüşmüş gibi görülen kadın.

On bir sene sonra kendimi hayatta ev hanımı veya anne dışında bir şey olmak istediği için dalga geçilen binlerce kadından biri olarak buldum. İstediğimiz hayatı yaşamak için kelimenin tam anlamıyla dışarda kalmak, dışlanmak zorundayız.

Dubai’ye yerleşen arkadaşım Yasemin böyle bir ‘dışarı kadını’. Onu bir sene görmedikten sonra evinde belirgin zenginlik işaretleri bekliyordum, fakat ısıtıcının suyu kaynatmasını bekleyip mutfağını incelerken dolaplarının büyük oranda boş olduğunu fark ettim. Mutfak eşyaları ve mutfak malzemesi stoğu bana ev sahibinin yemek yapmaya meraklı olmadığını ve fazla misafir ağırlamadığını gösteriyordu.Oturma odasında bana çay ikram etti. Odadaki eşyalardan sadece birkaçı onundu: televizyon, birkaç hediyelik eşya ve yeğeninin fotoğrafı. Bütün mobilyalar ev sahibinindi. Odanın uzak bir köşesinde bir seccade ve kıbleye dönük şekilde duran Kuran-ı Kerim vardı. Yasemin bana nasıl sürücü ehliyeti aldığını ve yeni Volkswagen’ini ne kadar sevdiğini anlatıyordu. Pakistan’da Kia seven bir kızdı.

Konuşma sırası bana gelmişti. Karaçi’deki hayatımı sordu. ‘Maalesef hiçbir şey değişmedi,’ dedim. Hiç duraksamadan ‘Hina,’ dedi, ‘Neden burada yaşıyorum sanıyorsun?’ Yasemin’in tanıdığım en zeki kadınlardan biri olduğunu belirtmeliyim. Dört yıl önce Karaçi’de çok iyi bir kariyeri vardı ama Dubai’ye yerleşmeyi seçti. O zaman bunun kariyer odaklı bir karar olduğunu düşünmüştüm ama evinde otururken bundan fazlası olduğunu fark ettim. Onun saçmalığa tahammülü olmayan minimalist kişiliği tek yatak odalı apartman dairesinde gördüğüm her şeye yansımıştı. Sadece kariyeri söz konusu değildi, yeni hayatının mimarı oydu.

6 Eylül’de daha iyi bir hayat için ülke dışına taşınan Yasemin ve diğer yüzlerce bekar Pakistanlı kadına katıldım. Amerika’ya tek yön bir bilet almak bir senemi almıştı ama kendime yeni bir yurt bulmayı yıllardır düşünüyordum.
Yasemin yurtdışına taşınan üç arkadaşımdan biriydi. New York’a indiğimde üç kişi daha Ortadoğu ve Kuzey Amerika için vizeye başvuruyordu. Pakistan’da insanlar çalışan genç kadınların hayatına yüzeysel bir şekilde yaklaşıyor. Taşınmaktan söz ettiğim insanların çoğu şöyle şeyler söylediler ‘Neden gidiyorsun? Eğitimlisin, bir kariyerin var, hatta erkeklerle vakit geçirebiliyorsun! Daha ne istiyorsun?’ Onlara kendi hayatımı kurmak istediğimi ve bunun Pakistan’da imkansız olduğunu anlattım. Bu sadece daha fazla soruya ve şüphe ve hafife almayla karışık bir tonda karşılık vermelerine sebep oldu.

Milyonlarca Pakistanlı kadınla karşılaştırıldığımda ayrıcalıklı olduğum doğru. Buna rağmen ülkemde ve ülkemin insanları arasında kendimi rahat ve güvende hissetmiyorum. Sebebi basit. Pakistanlı kadınlar genelde şu iki tip kadından biri gibi algılanıyorlar:

  1. İyi kadın: Ailenin, sosyal grubun, toplumun ve diğerlerinin belirlediği kurallara uyduğun sürece ‘iyisin’. Eğitimsiz, fakir, sağlıksız ve mutsuz olman önemli değil. Diğerleri gibi olman kendi hayatını inşa etmenden çok daha önemli.

  2. Kötü kadın: Eğer eğitimli ve kendi fikirleri olan biriysen ya da maddi veya sosyal olarak ailene destek oluyorsan bu kategoriye giriyorsun. Kurallara uymayı bıraktığın anda, hatta sadece sorguladığında bazen mecazi bazense gerçekten haddin bildiriliyor.

Pakistan giderek daha fazla şehirleşirken ve daha fazla kadın eğitime erişebiliyor ve ailelerine maddi destek sağlayabiliyorken, şehirli kadın nüfus içinde yeni bir grup giderek daha görünür hale geldi. Bu kadınlar orta sınıf veya işçi sınıfından geliyor. Çoğunlukla ailelerindeki ilk üniversite mezunu ve kariyer sahibi kadınlar. Onları tanımlayan göze çarpan bir özellikleri var: Karşılaştıkları küçümseme ve dışlanmaya rağmen kendilerine ait bir hayat kurmak için gösterdikleri gözü karalık. Kararlı ve bağımsızlar. Dünyayı değiştirmenin peşinde değilseler de, kendi hayatlarını değiştirmeye çabalıyorlar.

Birçok durumda bu genç kadınların maddi katkısı ve eğitimdeki başarıları yüceltilirken, sosyal ve politik görüşlerinin dışlanması ve karşı çıkılması bir talihsizlik. Kadınlar kendilerini göstermeye başladıklarında ve entelektüel ve fiziksel olarak alanlarını talep ettiklerinde bu bir sorun haline geliyor.

Kadınlar yurtdışına sadece toplumun iliklerine işlemiş kadın düşmanlığı önlerini tıkadığı için taşınmıyorlar. Bu sadece onları sürekli evlenmeye zorlayan ebeveynlerden kaçmakla da ilgili değil. Aynı zamanda bu her yerde görebileceğiniz erkek bakışlarından kaçmakla da ilgili değil (Peki, kısmen bunlarla da ilgili). Daha çok kendilerini kabul edilmiş hissettikleri ve günlük hayatlarını tasarlamakta özgür oldukları bir dünya kurmak var akıllarında. Lüks değil, seçim yapabilmek peşindeler. Yeni bir şey inşa etmek ve kendileri hakkında tahayyül ettikleri hayali yeniden yaratmak.

Dindar görünen teyzelerim bana birden çok defa şöyle dedi: ‘Bir erkeğin kazancı kadınlarınkinden bereketlidir. Ne kadar kazanırsan kazan bir erkek kadar zengin olamazsın.’ Bir gazeteci olarak kariyerimin başlangıcından beri, yöneticilerim ve kıdemli meslektaşlarım bana suç ve mahkemelerle ilgili haberlerden uzak durmamı söylediler. Bir kadın olarak eğer karakollara gider, suçlularla konuşursan, mahkemede suçlularla aynı ortamda bulunursan kötü görünürsün. Önce güvende olmadığını söylerler ve sonra bu senin kişiliğin hakkında soru işaretleri doğurur.
İşten geç dönmek de sorgulanan bir başka olağan durum. Hiçbir zaman işine gösterdiğin özenin bir işareti olarak görülmez. Sadece tek bir şey demektir: Toplumun değerlerine ve ailenin itibarı ve onuru pahasına (erkek) meslektaşlarınla vakit geçiriyorsundur.

Evinin dışında yaptıkların sadece senin toplumdaki itibarını etkilemez. Kız kardeşlerinin evlenme ihtimalini etkiler, annenin dini buluşmalara katılma ihtimalini etkiler (çünkü iyi bir dedikodu malzemesi olmuşsundur) ve ailende erkekler şunun gibi soruları cevaplamak zorunda kalır:’Kız kardeşini kalabalık bir pazarda gördük. Ona çok fazla özgürlük tanıdığınızı düşünmüyor musunuz?’, ‘O hala bir çocuk. Evin dışında bu kadar çok zaman geçirmesine müsaade etmemelisiniz.’, ‘Ben sizin saygıdeğer bir aile olduğunuzu biliyorum ama herkes bunu bilmiyor. Kızın, akrabası olmayan erkeklerle bir arabada görüldüğünde bu seni de kötü etkiliyor.’

Bu değer hissiyle ilgili olduğu kadar, aidiyetle de ilgili. Vize için başvurduğum gün kız kardeşim: ‘Belki bu senin için en iyisidir, çünkü sen buraya ait değilsin’ dedi. Eski bir arkadaşım: ”Amerika! Sen kesinlikle oraya aitsin,’ dedi.Hayatının bir noktasında sevdiklerin bile tüm hayatın boyunca yaşadığın ve memleketim dediğin yere ait olmadığını hissediyorlarsa ve birlikte büyüdüğün insanlarla anlaşamamaya başladıysan, başka ne yapabilirsin ki?

Bu kadınlar ülkemizin sunabileceği en parlak beyinlerden ama akın akın ülkeden ayrılıyorlar. Toplumumuz onlara kendi hayatlarını yaşayabilecekleri ve büyütebilecekleri bir hayat sunamıyor. Kadınları dizinin dibinde tutmak için kendi geleceğini heba ediyor.

Çeviri: http://www.5harfliler.com

Görsel: Mansour Qandriz

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑