Yazarlar

Published on Mayıs 18th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Neden olmasın? – A. Mahir

İktidar kirletir demişiz. Dahası faşistleştirir. Bunları demişken bir de dememiz gereken şeyi yineleyelim: ”Devletsiz, yönetimsiz bir dünya hayaline selam olsun!” Belli ki o güne kadar yöneten yönetilen hiyerarşisinde, çok daha acılar çekmeyi sürdüreceğiz. İnsanı kendine yabancılaştıran bunca süreçleri nasıl da tekrarlayıp durmuşuz!

Ezberlerin habire kağıda aktarılıp durduğu koşullarda, yeni sosyal insana eşlik edebilecek bir manifesto bir türlü ne ilan edilebiliyor, ne de gerçekleşme şansı bulabiliyor. Beylik deyimle, öğrenilmiş çaresizliğin girdabında dönüp duruyoruz. Sineklerle sınanan tavan sendromunu insan ne yazık ki, yüzlerce yıldır aşmayı beceremiyor.

Elbette bir sınıf egemenliği kurgusunda teslim alınan insanın, kendini özgürleştirmek adına, kuşatılmış algılarından sıyrılması, korku ve itaat sapağından atlayıp geçmesi gerekirken, tersi oluyor ve yığınla insan, beyler için kimliksiz bir mürid olmakta bir beis görmüyor. Krala, sultana, muktedire tanrısal misyonlar biçmeye kadar varan bir kimliksizlik, bir kendini feda etme, bir teslim olma hali insanı abluka altına alabiliyor.

Bu tarz iktidar etme fiili, eğer engellenemezse, kendi sınıfının çıkarlarını her koşulda koruma, sağlama alma, bu uğurda her türden şirret ilişkiler kurma, kayırıp kollama, saltanata bekçiliği için her türden satılmış güruhlarla iş tutmak, devleti en pespeyane bir düzeye çekecektir. Hiç bir kural tanımayan bu duygusuzluk, acımasızlık ve kaba bir davranış biçimi olarak, giderek hiç bir güzelliğe yol vermeyecektir. Hiçbir kural gözetilmez olacaktır. Yasal eşitlik, adalet, hak ve özgürlük bir erdem olmaktan çıkacaktır.

Gayrımeşru iktidarı korumak için, yalan, hile, dolap, hırsızlık, haksızlık tavan yapar hale gelir. Ülkenin kaynakları satışa çıkartılır. Rant alanları iktidar çevrelerinin hoyratça sömürüsüne girer. İhaleler asla bir kurala bağlı çalışmaz. Hak edene değil, kendi çevresinden olana her türlü yol ve kapı açılır, imkanlar aralanır. Hizmet için değil, servet biriktirmek için iktidar olma faslı, yeni iktidar etme biçiminin kendisi oluverir. Karşı duran devletin hışmıyla karşılaşır.

Terör örgütü yandaşı olmak, vatan haini olmak gibi kavramlar muhalefet edenlerin karşılaşacağı husumetlerden sayılmaya başlanır. Din ve milliyet gibi faktörler iktidarın hizmetine girdikçe, devletle tartışmanın tüm demokratik yolları kapanmaya başlar. Devlet, kimsenin gıkının çıkamayacağı bir saldırı örgütü derekesine iner. Bu yoldan hak arama kapıları bir bir mühürlenir, aleni despotluk ve faşizm koşulları ülkeyi bir korku imparatorluğuna dönüştürmeye başlar.

Devletin demokratik refleksi, yasama, yürütme ve yargı bağımsızlığı ilkesi iktidara kurban edilir. Hiçbir şey tartışarak, sivil toplumun öngörüleriyle oluşmaz artık. Böylesi bir süreçte çoğulculuk ortadan kalktıkça, egemen bir zatın zırvaları kanunun yerini almaya başlar. Halkın seçilmişlerinin etkisi, oluşturucu gücü giderek sönümlenir. Antidemokratik ortam, topluma bazı saçma gerekçeler üzerinden giydirilmeye çalışılır.

Demokratik çoğulcu bir hayattan uzaklaşmayı ülkenin bekası gereği insana dayatmaya başlarlar. Bir halka savaş açmanın devlet bekasıyla olan o yaman bağı, ya millet ya din ya devlet kutsallıklarıyla soslanıp, kitlelere yedirilmeye çalışılır. Yüz yıllık tedrisatın beyinlere çizdiği temel devlet algılarının kışkırtılmasıyla, devletin beka oyununa dalabilecek yığınları bulmak kolaylaşır. Tek vatan, tek bayrak, tek dil, tek devlet gibi fasarya kavramlar kutsanırken, toplumun barış ve kardeşlik duygularına düşmanlık etme yolu aralanır.

Devleti ele geçiren azınlık sınıf, korkular, uyguladığı haksız ve hukuksuz yargılama, tutuklama, hapis ve zından şantajlarıyla bir esaret yaratır. Toplumun geniş kesimlerini sindirerek, gerçekte olmayan bir güç gösterisi yolu açılır. Ülkenin hırsızlarından, katillerinden, mafya gruplarından destek almaya yönelerek korku vermeyi dener. Dindarların fetvaları devlete hizmet yarışına girer. Akla sığmayan açıklamalar, yorumlar toplumun beyniyle oynamaya başlar. Kimseye güven kalmaz. Bu ortamda kanunsuzluk iyice prim yapar.

Devlet bir mafya olup çıkar. Sindirme, öldürme, kovuşturma, hapse atma, adil yargılamama gibi keyfi davranış devletin sıradan bir işlevi olmaya başlar. Muhalif grupları dağıtma, binler halinde tutuklayıp içeri koyma, seçilmişlerin işine istediği anda son verme gibi, olağanüstü hal uygulamaları toplumsal dokuyu çürütmeye başlar.

Üst üste kaybettiği seçimleri, çeşitli marifetlerle kazanarak, kimsenin hak arayamayacağına herkesi adeta inandırmaya başlar. Bu gidiş iktidarı giderek devlet mafyası yapar ve seçimlerin bu gidişe son vermeye yaramayacağı gibi bir anlayış üzerinden, toplumu zaptürapt altına alma manevrası iş görmeye başlar.

Toplumsal çürümenin onyıllarca telafisinin olmayacağı bir boyuta ulaşması, giderek kangrenleşerek amansız bir çöküş getirmesi mukadderdir. Bunu karşılamaya yola çıkacak bir iradenin ayağa kalkması karşısında ise, aslında güçlerinin sanıldığından çok daha az olduğunu herkes görecektir.

Faşizm yenilmez değildir. Asıl yenilgi bir kalkış esnasında yaşanır elbette. Ne ki sonuçlarını sahiplenebilecek bir irade beyanıyla, seçim işlevinin de önemli bir darbe indirmesi olasıdır. 24 Haziran seçimleri,16 yılda bir garabet devlet etme grafiğine uğramış ülkeyi, demokratik bir yaşamla yeniden tanıştırmaya aday görünüyor.
Neden olmasın?

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑