Yazarlar

Published on Temmuz 13th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Muharrem İnce neden kaçtı? – Aziz Tunç

Türkiye’nin siyasal tarihinde çok önemli bir seçim yaşandı. Bu seçim hem öncesinde hem sonrasında bir çok yönüyle tartışıldı. Tartışılan konuların içinde belki en az önemli olan ama bir biçimde gündemi meşgul eden konulardan birisi de Muharrem İnce’nin adaylığı, sayım esnasında aldığı tutum ve yaptığı açıklamalardı.

Muharrem İnce’nin aday olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, Erdoğan’a karşı büyük bir kahraman olarak lanse edildi. Doğrusu toplumda buna ihtiyacı vardı. M. İnce de ortaya çıkan imkanı ve fırsatı, kendi ikbal hesapları için kullanmaktan kaçınmadı.

İlk icraatlarından birisi, HDP Onursal Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı S. Demirtaş’ı ziyaret etmek oldu. Bu ziyaret sadece Demirtaş üzerinde Kürtlere selam durmak değildi, aynı zamanda, milyonlarca ezilenin, emekçinin, ilerici demokratın ve Alevinin oyunu almak için yapılmış bir düzenlemeydi.

Bu ziyaretin hangi hesapla yapıldığını ve içtenlikli olmadığını gösteren çok önemli bir gelişme o dönem gözlerden kaçırıldı veya görmezden gelindi. M. İnce Demirtaş’ı, temsil ettiği demokratik değerlere saygı duyduğu veya demokrasi mücadelesini desteklediği için değil, kendi hesaplarına Kürtleri alet etmek istediği için ziyaret etmiştir. Gerçekten Demirtaş’ı haksızlığa uğramış bir politik önder olarak ziyaret etmediğini göstermek için, özellikle diğer cumhurbaşkanı adaylarını da ziyaret ederek, niyetinin ne olduğunu ortaya koymuştur. Demirtaş’ı ziyaret ediyor olmanın sonuçlarından ve “padişahın” hışmında kendisini korumak için bu yolu tercih etmiştir.

M. İnce, seçim süreci boyunca, demokratikleşme konusunda hiçbir somut planı veya politikayı sunmamıştır topluma. Daha çok genel geçer söylemlerle ve dozunu aşmamak koşuluyla, Erdoğan karşıtlığı yaparak seçim kampanyası yürütmüştür. Ancak halkların ortaya çıkan büyük enerjisini iyi kullanan imaj oluşturucuları, Erdoğan’a karşı mücadele azmiyle dolu, Kürtlere ve Alevilere karşı duyarlı bir M. İnce imajı oluşturarak, Muharrem İnce’de bir kahraman yaratmaya çalışmışlardır.

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlamasıyla birlikte M. İnce tam da Türk devletinin adamı olmanın gereğine uygun bir davranış geliştirmiştir.

Seçim gecesi, seçim döneminde söylediklerinin hepsinin üstünü çizmiş ve “Erdoğan kazandı” diyerek kendisine umut bağlamış olan milyonlara arkasını dönüp kayıplara karışmıştır. Ondan Erdoğan’a karşı kahramanlık bekleyenler büyük bir hayal kırıklığına uğrayarak ne yapacağını şaşırmış bir halde kala kaldılar ortada. M. İnce’yi göklere çıkartarak oy vermiş olanlar, kendisinden bir açıklama beklerken, o şürekasıyla birlikte otelde, sözde zaferini kutlamakla meşguldü.

Bu gelişmenin üzerine bir dizi dedikodu yaratıldı. “M. İnce’nin kaçıldığını, Erdoğan’ın kazandığını söylemeye zorlandığı, eşinin kaçırıldığını” vs. gibi sayısız tevatür üretildi ve bunlar kamuoyunun zaten alt üst olmuş moralinin üstüne boca edildi. Bu tevatürlerle bir yanda toplum, bu kadar güvendiği birisinin sahtekar olmadığını, ne olduysa zorla yaptırıldığını görüp rahatlamak istiyordu. Bir yandan da M. İnce temize çıkartılıyordu. Bu tevatürlerin hepsi doğru veya tamamı uydurma olabilir. İşin bu yanı esas değildir.

Asıl olan M. İnce’nin bir demokrasi kahramanı olmadığı ve olmayacağıdır. M. İnce kimse tarafında tehdit edilmemiş olsa bile, bu adamın demokrasi için bedel ödeyecek birisi olmadığını bilmek gerekiyor. Bunun için, çok derin analizler yapmaya gerek yok, çok basit ama hayati bir soru bu gerçeğin anlaşılmasını sağlamak için yeterlidir. M. İnce, neden Türkiye ve Kürdistan halklarıyla birlikte, Türk devletini karşısına alarak, demokrasi için mücadele etsin? M. İnce, neden büyük bedeller gerektiren böyle bir riski göze alsın?
Sonuçta M. İnce, Türk devletinin işleyişini, politikasını, stratejik hesaplarını ve konjektörü bilen ve bunları savunan bir konumda bulunan birisidir, her hangi bir CHP milletvekili değildir.

Türk devletini yöneten ve yönetmeye talip olan belli başlı sistem partilerinin tamamının temel sorunu, Kürtlere, Alevilere, emekçilere ve sosyalistlere karşı Türk devletini korumaktır. Bunların hiç birisi bu temel/stratejik politikadan ayrılamazlar, vazgeçemezler. Bu politikalardan ayrıldıkları anda, bu devletin hışmına uğrayacaklarını çok iyi bilirler ve bunu da göze alamazlar.

Ne yazık ki çoğu zaman bu acımasız gerçekleri hesaba katmadan veya bir an’lık unutkanlıkla bu konulara yaklaşıyoruz. Derler ya hani “çıkmayan candan bir umut” diye. Zorlukların dayanılmazlığı bazen hiç olmadık yerde umut beklemeye yol açıyor, bu durumda ona benzer bir şey.

Kılıçdaroğlu Dersim katliamını bilmiyor mu? Ama bundan hiç söz etmiyor, Dersim’li olduğunu bile göğsünü gere gere söyleyemiyor. Bunu göze alamıyor olması, kişisel bir korku hali olarak düşünülmemelidir.
Kürtlere karşı savaşta, Erdoğan’a her türlü desteği vermekten hiç tereddüt etmiyor.

Çünkü Türk devletinin temel/katliamcı politikaları, her yöneticinin veya yönetici adayının amentüsüdür. O nedenle M. İnce’nin devletin politikalarına karşı halklarla birlikte direniş örgütlemesini, direnişin yanında yer almasını beklemek zaten yanlış, zorlama ve sosyal hayatın kurallarına uygun olmayan bir beklentiydi.

M. İnce, bütün söylediklerinden vazgeçerek, halkların çıkarlarına ve beklentilerine uygun olanı değil, gönül rahatlığı için de Türk devletinin çıkarlarına uygun olanı yapmıştır. M. İnce başkasının zoru olmadan da bugün yaptıklarını yapabilecek bir politikanın savunucu olduğu için böyle davranmıştır.

M.İnce’de demokrasi için mücadele etmesi beklenirse böyle hayal kırıklıklarını yaşamak kaçınılmaz olacaktır. Belki de bu hayal kırıklıklarıyla toplum/siyasal çözümlerin yolunu açacaktır. Toplumsal bilinç, kitaplardan çok hayatın içinden öğrenildiğine göre bu da hayatı öğrenmenin ve müdahale bilincini geliştirmenin bir yoldur .

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑