Yazarlar

Published on Şubat 7th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Modernizm Ve Postmodernizm: İşe Nereden Başlamalı –Doğan Göçmen

Doğan Göçmen

Peter V. Zima, Modern Olan/Postmodern Olan adlı kitabının 3. baskısına yazdığı kısa önsözde insanlığın ‘postmodern durumunu’, toplumun giderek daha çok “hastalıklı” hale gelmesi olarak betimliyor.

Zima Alpler-Adriya-Üniversitesi’nde (Alpen-Adria-Universität/Klagenfurt) genel edebiyat ve karşılaştırmalı edebiyat bilimi profesörüdür. Zima’nın kitabı ilk olarak 1997 yılında yayınlanmıştır ve 4 yıl önce, 2014 yılında 3. baskısı yapılmıştır.

Modern olanın sonrasında karşılaştığımız sorun nedir?

Zima’ya göre gözlemcilerin çoğu, postmodern olanın bir özelliği olarak toplumun giderek daha çok çoğulculaşmasına veya fragmanlaşmasına işaret ediyor. Toplumun fragmanlaşması kavramı, yani sanki ilişkisiz parçalara ayrılıp paramparça olması (ki bu parçalanma oluşan çıkar gruplarına göre şekillenmektedir), toplumun çoğulculaşması kavramı ile aynı anlamda kullanılmaktadır.

Oysa “çokluk” ve “çoğullaşma” kavramları, çok değil daha 20 yıl önce insanları neredeyse tamamıyla hipnotize eden kavramlardı. Şimdi toplumun hastalıklı olmasının semptomları olarak görülmektedir. Toplumun hastalıklı olduğuna dair bu belirtilere insanın doğayla kurmuş olduğu ilişki biçiminin de hastalıklı olduğuna dair semptomlar da görülmektedir.

İnsanın doğayla kurmuş olduğu ilişki biçimi artan oranda “küresel doğal felaketlere” götürmektedir. Buna eşlik eden ve sürekli artan ekolojik bilinç, iklim değişimini artık basit bir şekilde doğal bir süreç olarak algılamamaktadır ve bu nedenle uluslararası kayda değer doğayı, iklimi ve çevreyi korumu programları talep etmektedir.

Toplumun giderek daha çok hastalıklı bir hal almasının diğer bir belirtisi, herkesin günlük hayatında tüm gün ve neredeyse tüm ilişkilerinde bizzat yaşayarak deneyimlediği çok yönlü strestir. Stres kendisini insanların enerjilerinin hemen her bakımdan bitmiş ve kendisini yenileyemiyor olması şeklinde göstermektedir.

Almanca “ausgebrant” ve İngilizce “burn out” olarak tanımlanan bitip tükenmiş olma hali toplumda en yaygın görülen ruh ve beden haldir. Stresin kaynağı nedir? Zima “ekonominin sürekli artan küreselleşmesinden” kaynaklanan “rekabet baskısını” stresin en başta gelen nedenleri arasında sayıyor.

Yirmi beş yıl önce doğal bir yasa gibi sunulan ekonominin küreselleşmesinin etkilerinden birisi, uluslararası iklim görüşmelerinin hemen hep başarısız bitmek zorunda kalıyor olmasıdır. Bir taraftan ekonomik bakımdan en gelişmiş veya en büyük olan ülkeler aralarında kıran kırana süren bir rekabet vardır ve hepsi tek başına hükmetmek istemektedir. Diğer taraftan en büyük ekonomilere yetişmeye çalışan ve yetişmek için her şeyi yapan gelişmekte olan ülkeler vardır.

Küreselleşmiş ekonomide hem bu ülkelerin kendi aralarında hem de bu ilkeler ile gelişmiş olan ülkeler arasında bir rekabet vardır. Buna karşı gelişmiş olan ülkeler ilerlemeyi, yani teknik gelişmeyi ve ekonomik büyümeyi en büyük erdem ve en önde kalmanın tek aracı olarak görmektedirler. Ekonomik büyümeyle doğaya hükmetme aynı anda ve birbirini şart koşan iki kavram olarak kullanılmaktadır.

Rekabet ve büyüme baskısı sonunda her bir kişinin üzerinde oluşan müthiş bir basınç ve performans beklentisi oluşturuyor. Bu, kendisini çalışırken hep nefes nefese kalmış, yani stres içinde olan insanların görülmesi olarak dışa vuruyor. Bu yaygın gözlem hasta bir toplum olduğumuzun en bariz belirtisidir. Bu açıdan bakınca, Zima postmodern olanı “aydınlanmış modern olanın radikalleşmesi” olarak tanımlıyor.

Bu duruma dair felsefi açıdan nasıl bakılması ve bu durumun bilimsel olarak nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda postmodern felsefe kendisini mümkün (“en iyi” olarak okuyun) bakış açısı olarak sunmaktadır.

Teorik düşünümlerin ve eleştirilerin merkezdeolan kavram “değer” kavramıdır. Bu, eserlerinin merkezinde değer eleştirisi olan Karl Marx’ı ve Friedrich Nietzsche’yi gündeme taşıyor. Marx, Das Kapital’in birinci bölümünde meta analizini ve eleştirisini, “kullanım-değeri” ve “değişim-değeri” arasındaki karşılıklı dışlayıcı ilişkiye dair çözümlemesi üzerine kuruyor. Nietzsche’nin tüm eserlerine anlam veren “değerlerin tersine değerlendirilmesi” projesi genel olarak bilinmektedir. Bu konuda elbette Frankfurt Okulu’nun önde gelen isimlerinin ortak başyapıtı olan Aydınlanmacılığın Diyalektiği adlı kitapları da kendisini dikkate alınması gereken bir metin olarak önerir.

Fakat postmodern düşünürlerin bu konuda olduğu gibi hemen her konuda çıkış noktası olarak seçtiği Jean Baudrillard ve çok yönlü eserleridir. Baudrillard tartışmanın merkezine kendince yeniden tanımlanan “değişim-değeri”ni ve piyasa yasalarını koymaktadır.

Öyleyse, bugün hemen her alanı kapsayan postmodern bakışın sonunda gelip dayandığı kavram değer kavramıdır ve bu bizi doğal olarak Thomas Hobbes’un modern toplumun temellerine dair çözümlemelere kadar geriye götürür. Bu konuda teorik gelişmenin üstuğrağını Adam Smith’in Ulusların Zenginliği adlı eseri oluşturur.

Böylece bu konuda yapılmak istenen bir araştırmanın içeriği ve çerçevesi belirlenmiş olur.

Doğan GÖÇMEN

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑