“MİDYAT, YİTİK BİR KENTİN ÖYKÜSÜ” Ragıp Zarakolu "Midyat, yitik bir kentin öyküsü" - Ragıp Zarakolu


Halklar ve İnançlar

Published on Mart 20th, 2018 | by Avrupa Forum 1

0

“Midyat, yitik bir kentin öyküsü” – Ragıp Zarakolu

“MİDYAT, YİTİK BİR KENTİN ÖYKÜSÜ”

Ragıp Zarakolu

Geçenlerde Linköping’deki Meryem Ana Kilisesini ve Mezapotamya Kültür Merkezini ziyaret ettim. Süryani yazar Fehmi Bargello ve “Taşın dantel ustası” diye nitelenen Habib Aktaş’ın oğlu Fikri Aktaş ile dopdolu bir sohbetimiz oldu.

Midyat Süryani kimliğini 70’li yıllara kadar korumuş bir anıt kent, son derece özgün mimarisi ile. Ama ne olmuşsa olmuş, 12 Mart darbesi sırasında ve sonrasında başlayan göçle dört bir köşesine dağılmışlar.

Bu coğrafyamızın farklı kimlik taşıyan yerli toplumlarının neredeyse bire bir ortak kaderi…

Habib Usta’nın yapıtları saymakla bitmez, nice kültür zenginliğinin anonim kalmış isimlerinden biridir o. Kilisesinden Camisine, Konağından Okuluna… İçlerinden Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri bile çıkan ünlü Nehroz ailesinin Kasr-ı Nehroz’u da bunlardan biridir. Veysel Kerani ziyaretgahının onarımı da…Eski bir Hristiyan mekanının nasıl Veysel Karani’ye mal edildiği ise, başlı başına bir hikaye konusu. Batman’da işin içinden çıkamayan Urfalılara camiyi tamamlamalarında yardımcı oluşu…

Habib Usta’nın Müslüman, Hıristiyan yada Ezidi diye din ayrımı yapmadan bölgede ihtiyaç içinde olan herkese yardım etmeye çalışan dayanışmacı bir yapısı vardı. Sözünü sakınmazdı, cesurdu ve toplum tarafından sayılan bir insandı.

Körfez savaşı sırasında Midyat’a mülteci olarak gelen Asurilere büyük yardımları dokunmuştu.

En az 3 kuşağın deneyimini devralan Habib Usta, bu sanatın sırlarını Mıhalmi kalfalarına aktardı. Şimdi onlar sürdürüyor ihtiyaç olduğunda. Mihalmilerin kimisi, 300 yıl kadar önce Süryani oldukları söylenince kızıyor. Kimi Hemşinlilere ya da Karadenizlilere kökenleri sorulduğunda kızmaları gibi. Ne diyelim bu coğrafyanın kaderi.

Habib Ustanın gerçekleşmeyen bir dileği vardı. Midyat’ta bir taş yapı sanat okulu açılmasıydı bu. Orada genç kuşaklara bu sanatın sırlarını aktarmayı hayal etmişti. (Bk.: Hürriyet gazetesi, İbrahim Avuta, “Taşın Dantel Ustası”, 20.11.1990)

Eski İbrahim Sabo konağı, yeni “Devlet Konuk Evi”

Habib ustanın çocukları, torunları ise dünyanın dört bir köşesindeler şimdi. İsrailoğulları gibi. 6 oğlu 3 kızı oldu. Büyük oğlu Avustralya’da, diğer çocukları İsveç’te, İsviçre’de, Liechtenstein’da, Avusturya’da… Kendisi ise hayata gözlerini Avusturya’da yumdu.

.

 

Midyat’ta ise kimse kalmadı gibi. Geri dönüş rüyası bir başka bahara kaldı yine. 2015 yılında bölgede kapatılan bir çok kurum arasında, “Mardin Süryani Birliği Derneği” de vardı. Başkanı Yuhanna Aktaş, geçen yıl Mart ayında terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Neyse ki bir süre sonra bırakıldı. Midyat Turabidin Metropoliti Samuel Aktaş’ın yeğeni olan Yuanna Aktaş, Mardin’de Süryanilerin mülklerine el konulmasına ilişkin tepki gösterdi. “ArtıGerçek” ten Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yaptığı açıklamada şöyle diyecekti: “Bu tür kararlar, bizde devlete olan güven konusunda travma yaratıyor.Ülkenin halibir ‘felaket’… Korkarım bir KHK ile Müslüman yapılacağız” .

.

.

.

Siirt Baykan Veysel Karani Türbesi

.

.

.

.

.

.

.

 

 

.

Kasrı Nehroz şimdi otel

.

.

.

.

.

.

.

.Batman Hıdır Bey Camii

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

.

Fehmi Bargello, yazdığı tanıklıklar ve sözlü tarih ürünleri ile bu ortak kaderin kayda geçmesinde büyük katkı sunan isimlerden biri.

Bir çok araştırmacı yazara da katkılar sundu. Örneğin Kemal Yalçın’ın, “Süryaniler ve Seyfo” adlı 3 ciltlik çalışmasının üçüncü cildi olan “ Kalbim Turabidin’de Kaldı”nın 100 sayfalık bölümü Bargello ailesinin yaşadıklarını anlatır.

Fehmi Bargello’nun ilkin İsveç dilinde yayınlanan “Nasso/ Kuzey Mezapotamya Turabdin’de Bir Gencin 60’lı Yıllarda Yaşadığı Macera ” adlı anlatısı, insan hakları savunucusu Vedat Çetin tarafından yayına hazırlanarak, Aram Yayınları tarafından 2012 yılında yayınlandı. (Her ne kadar 14 yaşındaki Afrem’in hikayesi, başlıkta ‘Fehmi Bargello’nun anıları’ diye sunulsa da!).

Yayınlanmış diğer eserleri ise : “Seifo : trakasserier & folkmord 1914 i Turabdin” (Turabdin’de 1914, Taciz ve Soykırım), Assurbanipal Publishing, Jönköping 2000; “Gorgis/ Den vise faderns arv” (Cırcis/Arı Beyinden Babalara Miras), Tigris Press 2010; “Min hemstad Midyat” , (Memleketim Midyat),2015; “I flyktens kölvatten” (Kaçışın Dümen Suyunda), 1998; “Mimre w felotho min Turabdin”, 1996.

Bargello’nun en iyi çalışmalarından biri de, 2012 yılında İsveççe olarak yayınlanan “Gabro/Hainler ve Kutsal Görev” adlı askerlik anıları. Bargello 4 yıldır sabırla kitabının Türkçe çevirisinin yayınlanmasını bekliyor.

Zorunlu askerlik yükümlülüğünü yerine getiren Müslüman olmayan yurttaşlara uygulanan ayrımcılık sözde laik TC’nin yüzyıllık tarihi ile paralel bir hikayedir. Bunun 2. Dünya Savaşı sırasındaki amele taburları uygulamasını en iyi Rifat Bali’nin “Yirmi Kur’a Nafia Askerleri” adlı kitabında okuyabilirsiniz (Kitabevi, 2008).

Araştırmacı Jan Beth-Şawoce’nin 1993 yılında derlediği amele taburlarına ilişkin bir tanıklıkta, merak ettiğim birine ilişkin bir bilgi bulacaktım: “Manisa ve Akhisar’a, Süryani ihtiyatların çalışma kampına geldim. Gördüğüm insanların durumu korkunçtu. Yalnız Midyat’­tan burada 720 kişiyi saydım. Bunlardan iyi hatırladıklarım İbrahim Sabo, Jerjis Hermez, amca oğullarımdan Petrus ve Yahqo Qaso- Malke papaz Samcun [Şam’un] ve adını hatırlamadığım birçok in­sanla burda karşılaştım. Herkes kurtulacağı günün duasını yapar­dı. Gece-gündüz kampın dışında, uzak yerlerde kazma kürekle ça­lıştırılıyorlardı. Gıdasızlıktan herkesi bitiyor buldum. Onlara çok az yemek veriliyordu. Her yanları bit ve pireydi. Dayanamadım, geri gitmeden önce çadırda ortak bir ayin düzenledik ve ayrıldım Hadımköy’e geldim. 1942’de ihtiyatlar geri gelmeye başlamış. Sağlık durumları an­latılmayacak kadar korkunçtu.”(Bk. Sait Çetinoğlu’nun makalesi: https://devrimcikaradeniz.com/hristiyan-yahudi-suryani-ve-donmelerin-makus-talihi-2-emperyalist-savasinda-da-degismedi-amele-taburlarinda-zulmedildiler/)

Midyat’a gittiğim bir keresinde, “turistlere” de açık olan, bir aralar çok popüler ola “Sıla” dizisinin çekildiği Devlet Konuk Evinde kalmıştım. Linköping’deki sohbette, bundan söz edince hemen İbrahim Sabo’nun evi dediler.

Bu ev de Habib Usta’nın eseri olan binalardan biri idi. Peki İbrahim Sabo’nun evi nasıl “Devlet Konukevi” olmuştu, Çekül’ünkatkıları ile “ülkemizin kültür mirasına” kazandırılmıştı?

Rivayet muhtelif. Kimi “sahibi ölünce devlete bağışlanmış” diyor (kim bağışladı ise?). Kimi binayı Hanna Kuyumcuoğlu satın almış, daha sonra kamulaştırılmış diyor. Kimi bizzat sahibi Sabo devlete hediye etmiş diyor.

Elbette binanın hiçbir köşesinde nezaketen İbrahin Sabo ve Habib Ustaya ilişkin bir plaket olsun konulmamış. İbrahim Sabo’nun bir CHP üyesi olması da işe yaramamıştı.

Nehroz Restoran, Süryani din adamlarının mezarlarının da yer aldığı eski bir dini mekan.

 

 

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑