Yazarlar

Published on Aralık 19th, 2016 | by Avrupa Forum 2

0

Maraş’ta ırkçı ve dinci yalan vardı. İslam ve Türklük görev başındaydı – Erdal Boyoğlu

Maraş halkı, emperyalist saldırılara karşı savaşırken Alevi ya da Sünni , Türk ve ya Kürt diye kimse ayrılmamıştı.

Herkes Anadolu’nun işgaline karşı canını dişini takmış ve tüm gücüyle emperyalistlere karşı savaşmıştı. Bu irade ve mücadele kararlığıyla yan yana gelen, omuz omuza olan  Maraş halkı direnişin karşılığında Kahramanmaraş ismini aldı.  Dolayısıyla “Maraş” Kahramanmaraş oldu. İşte bu Kahramanmaraş 1978 yılında ırkçı ülkücülerin ve şeriatçı dincilerin mezhep kışkırtmalarına sahne oldu.

Devrimcilerin, Kürtlerin ve Alevilerin evleri kırmızı işaretlerle belirlendi. Ankara’dan getirilen ülkücüler (MHP’liler) daha önceden belirlenen devrimcilerin, kürdlerin ve alevilerin işaretlenen evleri hedef gösterildi. Maraş, 23 Aralık günü büyük bir vahşet örneğine tanık oldu. Çok büyük bir vahşete, canavarlığa tanıklık yaptı.
Milliyetçiler, dinciler ABD/ CIA ajanlarıyla ittifak yaparak bu vahşeti gerçekleştirdiler.
Ve Maraş bu vahşet sonucu Kahramanmaraş olarak değil Kanlı Maraş olarak tarihe geçecekti.

Gözünü kırpmadan sırf Alevi ve Kürd olduğu için insan öldüren Kanlı Maraş’ın canileri, Meclise ve devletin kurumlarına taşındılar. (2 Temmuz 1993 Sivas’ta canavarca insan yakanların meclise taşındığı gibi). Mantık hep aynı mantık, zulmün ve vahşetin yöntemi hep aynı yöntem. Caniler aynı tornadan çıkmış gibi ölüm kusuyorlardı. Kendinden olmayan herkese saldırıyorlardı. Derin devlet ise ırkçı ve dinci katilleri saklamaya devam ettiği gibi ayrıca korumaya da alıyordu.
Ülkücülerin ve dincilerin  barbarlıklarını gösterdikleri yerlerden biridir Maraş. Katliamların hepsi barbardır ama Maraş; incelenmesi, araştırılması ve sorgulanması gereken bir yerdir. Çünkü dünyada benzeri görülmemiş bir vahşetin yaşandığı  yerdir Maraş. Ölü kadınlara tecavüz edildiği, bebelerin anne karnından çıkartılıp sopa uçlarında sallandırıldığı, çocukların ateşe atıldığı, çocukların ağaçlara çivilendiği, Fatiha okumasına rağmen 70 yaşındaki ninenin gözlerinin tornavidayla oyulduğu yerin adıdır Maraş.

Maraş katliamı öncesi bir kaç gelişme;
Maraş’ta barbarlık sergileyen ülkücüler 15 Nisan 1978’de Ankara’da düzenlenen “Büyük Yürüyüş”te şu mesajı aldı. Irkçı Başbuğ Türkeş şöyle seslendi. “Artık bu iktidar gitmek zorundadır. Böyle bir iktidar güvensizlik ve savaş unsuru haline gelmiştir. CHP, barış ve huzur değil, savaş istiyor… Hiç şüpheniz olmasın iktidarımız şafağı sökmektedir.”

Çok açıkca katliam çığırtkanlığı yapan Türkeş’in bu açıklamasının başlangıç yeri Maraş oldu. Çünkü Maraş’ta Aleviler ve Kürdler çoğunluktaydı ve bir çoğu iş yeri sahibiydiler. İnsan olmanın doğruluğu ve bilinciyle hareket ediyorlardı. Gelişen işçi sınıfı mücadelesiyle iç içeydiler. Faşizme karşı omuz omuza dayanışmanın içindeydiler. Onun için ülkücüler ve dinciler tarafından bilinçli seçilmişti Maraş.

Maraş katliamı 19.12.1978’de “Çiçek Sineması’na bomba atıldı” yalanıyla başladı. Oysa bombayı sinemaya yerleştiren MHP’li Ökkeş Kenger ile Salman Ilıksoy Çicek sinemasına dinamit koymaktan dolayı daha sonra gözaltına alındılar. Ökkeş Kenger, 1991 seçimlerinde Refah Partisi ile seçim ittifakı yapan Milliyetçi Çalışma Partisi’nden Kahramanmaraş milletvekili seçildi. Bu dönemde Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeliği yaptı. Ökkeş Şendiller (Kenger) Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan yardımcısı oldu.

Sinemada oynatılan film “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı antikomünist bir filmdi. ülkücüler tarafından koyulan dinamitin tahrip gücü çok azdı. Amaç panik ve kargaşa yaratmaktı. Dinamitin sesi yeterliydi. Çünkü zaten önceden her şey hazırlanmıştı. (Bombalama sözü ülkücülerin/dincilerin sözüdür.) Sinemayı solcuların ve alevilerin bombaladığı görüntüsünü verenler de yörenin ileri gelen ırkçı ve dincileridir. Patlamadan sonra halkı kışkırtanlar, “Komünistler, Allahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattılar” yalanlarını yaymışlardı. Ülkücüler/dinciler “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın”, “Müslüman Türkiye” diye sloganlar atıyorlardı.

Ulu Cami ve Belediye hoparlöründen Alevilerin ve Solcuların evlerine saldırı çağrıları  yapıldı. Önceden çarpı konulan evler ilk saldırıya uğrayan yerler oldu.
Maraş’a gelen 20-25 kişilik ülkücü bir grup yol yapımcısı olarak sokaklarda dolaşıyorlardı. Maraş’a gelen ırkçıların bölgede yaptığı ilk iş Kürd ve Alevi evlerini kırmızı boya ile çarpı koyarak işaretlemek oldu.

Katliam hazırlığından haberi olmayan aleviler ve kürdler, bu işaretleri sorduklarında ise yol yapımı için hazırlık cevabını aldılar.
21 Aralık günü TÖB-DER’li iki öğretmen ülkücüler tarafından öldürüldü. İlerici, solcu öğretmenlerden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun cenaze törenine MHP’liler ve dinciler saldırdı. Saldırıya karşı koyan kitle ırkçı ve şeriatçıları püskürttü.

Bu saldırı farklı sol görüşleri, alevileri ve kürdleri yan yana getirdiği gibi ülkücülerle/ şeriatçılarla ittifak içindeydi.

Maraş olayları tam 4 gün sürdü. Bu süre içinde 500’den fazla insan en vahşi ve en barbar yöntemlerle öldürüldü, binlercesi yaralandı, evler yakıldı, gözler oyuldu, kadınlara tecavüz edilip ağaca çivilendi, bebekler doğrandı, çocuklara tecavüz edildi. Kadınlar çırılçıplak soyulup en vahşi yöntemlerle işkence yapıldı. Bu vahşeti anlatmaya kimsenin dili varmaz. Öylesine korkunç, öylesine ağır bir vahşetti ki, bu vahşet Hitler faşizmini aratmıyordu.Hitler bile böylesi bir vahşeti gerçekleştiremedi.

Bu vahşet zamanında AP Genel Başkanı olan Süleyman Demirel soru soran gazetecilere bakın ne diyor; “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz.” Demirel bunu derken Tuğgeneral Yusuf Haznedaroğlu da şöyle tamamlıyordu “Göreceksiniz delilleriyle ortaya koyacağım ki Maraş olaylarını sağcılar değil solcular çıkarmıştır.” diyordu. CHP’li İç İşleri Bakanı İrfan Özaydınlı aynen şunu diyordu “Maraş hadisesinin sorumluları solculardır”. Derin Devletin korosu böylelikle tamamlanmıştı. Suçlular solculardı!!!

Bu ifadelerin arkasında yatan bir gerçek daha var ki o da egemenlerin, emek düşmanlarının ittifaklarıyla birbirlerini aklamasıdır. Ama ne hikmetse Demirel’in, Tuğgeneral Yusuf Haznederoğlu’nun, İrfan Özaydınlı’nın bu sözleri yalan çıktı. 500’den fazla insanın katledildiği, 552 ev, 389 işyeri ve 8 arabanın tahrip edildiği, sinema’ya konulan dinamit sonucu gelişen olaylardan dolayı 835 sanıklı MHP davası görüldü. Bu davadan yargılananlardan 22 kişi idam cezası aldı.

Ama darbeden sonra Maraş katliamının bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger serbest bırakıldı. Ökkeş, soyadını değiştirerek Meclise girdi. Meclisteki ismi Ökkeş Şendiller oldu. Sinemaya dinamit koymanın, halkı kışkırtmanın, insan öldürmenin, Devrimcilere, Alevilere ve Kürtlere karşı olmanın ödülü verilmişti Ökkeş Kenger’e. Düşünsenize şöyle bir; halklar arasında düşmanlığı yaratan provokatör ve cani birinin İnsan hakları Komisyonu’nda söz sahibi olmasını.

1978’de, Maraş’ta görev yapan Vali, Emniyet Müdürü, Cumhuriyet savcısı ve Jandarma Alay Komutanın ifadeleri çok açık ve net. Derin devletin memurları mahkeme tutanaklarında 144 sayfalık raporlarında vahşetin tarifini gözler önüne serdiler. Planlanan bu raporlar birer ibret belgeleridir.

“Kendilerini zor kullanarak dağıtmaya çalıştık. Ama elimizdeki kuvvet yetmedi. Aralarını açtık, ancak bir anda üzerlerine gittiler… Yani olaylar her tarafta birden başlatıldı… “Tahsin Soylu, Kahramanmaraş Valisi.”

“Bize yaralı getiren araçlar da yaylım ateşine tutulduğundan, yaralılar zamanında bize yetişemiyor. Bu nedenle yollarda ölenler oluyor.” Çetin Diker, Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Başhekimi.

“Ellerinde taş sopa ve şişeler vardı. Babama, anneme ve ağabeyime vurmaya başladılar. Ben yaralı olarak kaçarken annemin bizi öldürmeyin diye yalvarmalarını duyuyordum. Eve geri geldiğimde annemin, babamın ve ağabeyimin cesetleri kapının önünde duruyordu. Saldırganlar babamın parmaklarını keserek, kanını bir kazanın içine akıtmışlardı, annemin kafası briketle parçalandığından yüzü tanınmaz haldeydi”. Katliamda ailesini kaybeden bir çocuk tanığın ifadesinden.

Gazeteci Ramazan Öztürk, Maraş katliamıyla ilgili şöyle diyor; “Öldürülen insanlar o kadar çoktu ki; Et Balık Kurumları dahi yetmedi, doldurdukları halde sığmıyordu. Dışarıda olay yerini gezerken koşarak yanımıza gelen bir çocuk “amca şu ileride de bir ölü var” dedi. Yanımdaki bir kişi ise savurduğu tekmeyle çocuğu yere düşürürken “onlara ölü demeyeceksin leş diyeceksin leş” diye haykırıyordu”.

Bu anlatımlar sadece Maraş’da değil, aynı sözleri Dersim katliamında “Şaki, Leş, Çıban başları gibi sözler o zaman çıkan gazetelerin sür manşet başlıklarıydı. Anadolu coğrafyasını ırkçı zihniyetleriyle kana bulayanlar Dersim’de, Maraş’da, Çorum’da ve Sivas’da hep aynı zihniyetteydi. Dersim ve Maraş katliamda iktidar olan CHP, 2 Temmuz Sivas katliamında ise SHP iktidar ortağı. Bu ne yaman bir çelişki? Tarihin tekerrürüne bakın ki İçişleri Bakanı olan CHP’li İrfan Özaydınlı, Maraş katliamının suçunu solculara yükledi.

Dersim vahşeti sırasında İçişleri Bakanı CHP’li Faik Öztrak’dı. Dersim raporlarını hazırlayan ve katliamın programlayıcısı İsmet İnönü’nün CHP’li torunu milletvekili Gülsün Bülgehan bakın 2011 yılında ne diyor. “Bence sonuca bakmak lazım… Sonuçta bugün Tunçeli en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor. Mesela sürgünlerden söz ediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri kuramayacaklardı.”

Toplu katliamlar Koçgiri, Ağrı-Zilan, Dersim’le başladı. Maras, Sivas, Malatya, Erzincan, Elazığ, Çorum gibi bölgelerde Kürdlere ve alevilere yapılan saldırılarla  yaşlı, çoluk çocuk demeden baltalarla silahlarla kıyıma uğratılmışlardır. Asimilasyona uğratılmak istenmiştir.
Hep aynı yöntemlere, hep aynı yalanlara sığınarak Aleviler, Solcular camiye saldırdılar, camiyi bombaladılar diye yaygara kopartıyorlar. Bu yalanlarından bıkmayan ırkçılar ve dinciler tarihin sayfalarına kirli girdiler ve girmeye devam ediyorlar. Bugüne kadar Aleviler tarafından bir caminin bombalandığını gösteren bir belge var mı? Peki bunca yalan kimin işidir dersiniz.?

Bir ülke düşünün ki konsoloslukta görevli bir kişi olacak ve bu ülkenin çok hassas olduğu konuları ivediliye ivediliye, şehir şehir gezecek, araştıracak, bilgi toplayacak, parti il başkanlarına, belediye başkanlarına her türlü soruyu soracak ve sonucunda da bu gezdiği yerlerde olaylar tüm vahşetiyle baş gösterecek. Tüm bu gelişmelerin üstünden yıllar geçtikten sonra bir kısım insanlar tarafından bu görüşmeler kamuoyuna yansıtılacak.

Amerikan konsolosluğunda görev yapan CIA ajanı A. Haig’in Maraş’ta olması, Maraş’ta araştırma yapması ve tüm partilerin il başkanları ile görüşmesi Nasıl açıklanabilir. Neden-Niçin Görüşmüştür? (Bu görüşmenin detaylarını 1986 yılında Yeni Gündem ve Nokta dergileri yazdı. İşte bu görüşmeler sonucu Maraş’a kara bir gün, kara bir leke düşmüştü.)

Maraş olaylarını değerlendiren Radio France International’in haberi çok netti; “Türkiye’de meydana gelen olaylarda yabancı gizli servislerin, özellikle CIA’nın rolü var”..
Yüzlerce kişinin hunharca katledildiği, yüzlerce kişinin de yaralanarak sakat kaldığı bu kan, vahşet ve yangınlar ortasında, Alevilerin, Kürdlerin ve devrimcilerin sloganları dayanışma içindeydi. Derin Devletin temsilcisi Ecevit’in partisi, CHP hükümeti iktidardaydı.

Maraş olaylarıyla başlayan ve sıkıyönetimle birlikte 12 Eylül cuntasına kadar gelişen olaylarda amacın Maraş’taki Kürdleri, devrimcileri, Alevileri katletmek ve göçe zorlamaktan ibaret olmadığı gibi, emekçilerin özgürlük ve eşitlik mücadelesine karşı olduğunu da gösterdi.

Dünyanın her yerinde milliyetçiler hep aynıdır. Atatürk’ün, Hitler’in, Mussoli’nin, Franko’nun, Salazar’ın izlediği ırkdaşlık soyu gibi.
İnsan insanlaşma ile yakından ilgilidir. Irkçılar, üstünlük düşünceleriyle, farklılaşmayı kavramayandır. Okuma öğrenme, sorgulama gibi dertleri olmaz, provokasyon yaratırlar. Gelişmeler karşısında tahriklerle olayların arkasından sürüklenir, kötü örnekleri çoğaltmaya devam ederler.
Irkçılık/dincilik sosyal, siyasal, kültür üretiminde, körleşmiş duygular gelişim ve dönüşümün önüne geçtiğinde halklar arası ilişkilerde duyguları da körleşmiş olur.

Maraş katliamı 21. Aralık.1978
Başlangıç yalanı:” Çiçek sinemasına Sol görüşlülerce Bomba konuldu”
Maraş’ı kana bulayan bu yalan sonucu “500’den fazla Devrimci, Kürd ve Alevi canice öldürülür. Yüzlerce yaralı, binlerce ev ve iş yeri yakılıp yıkıldı.

Katliam sonucunda 25 Aralık’ta Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’i çağırır. Maraş olayından dolayı, bazı illerde sıkıyönetim ilan edeceğini bildirir. Kenan Evren ise, bu görüşe içten katılarak kabul eder. İstanbul’dan sonra toplam 13 ilde Sıkıyönetim ilan edilir. Maraş katliamının dosyalarını  gizleyen Bülent Ecevit’tir. Devletin derin partisi CHP’nin başkanı olan Ecevit, üstüne üstlük, bu gizli belgeleri öldükten sonra açıklanmasını isteyen insan gürühuda aynı Ecevit’tir.

Bugün, Maraş Katliamından sonra CHP’li içişleri bakanı Hasan Fehmi Güneş ve CHP milletvekilleriyle Avrupa’da alevilerin derneklerinde paneller ne adına ,ne için yapıyorlar? Acaba bu seri paneller neye hizmet edecekti? Aleviler bu panelleri düzenlerken neyi amaçlamaktadır? Maraş’ı anmak mı istiyorlar yoksa o dönem iktidar partisi CHP’nin ve Ecevit’in masumluğunu mu anlatacaklar?

Hala CHP ile yakın ilişkiler kurmak neyi ifade etmektedir. Maraş katliamında iktidar partisi olan bir partinin bakanını ve milletvekilini panellerine çağıranlar neyin hesabını yapmaktadır? yarın Uludere, Cizre, Silopi, Sur, Cizre, Nusaybin katliamlarını yapan iktidar partisinin milletvekilleriyle de paneller düzenlemek çok mümkündür. Bu panelleri düzenleyenlere ne söylenebilinir? Söz söylemek mümkün mü?

 

 

Tags: , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑