Türkiye

Published on Mart 19th, 2018 | by Avrupa Forum 7

0

Kürtlerin zihinsel mutasyonu

Hadi Cin

Bu yazıya aforizma mahiyetinde ama yazının özeti de olan bir sözle başlamak isabetli olur: “Feodal yapı, yoksulluk, kalabalık aile, erkek egemen kültür, geleceğe dair ümitsizlik, devlet baskısı, kimlik inkarı, şiddet sarmalı ve ağır travmalara rağmen ruhen ve aklen sağlıklı bir Kürt buluyorsak, öpüp başımıza koymamız lazım”.

Türkiye’de ve Ortadoğu’da Kürtler açısından baş döndürücü süreçler yaşandı, çok şey gelişti, çok şey değişti, tabii ki Kürtler de değişti. Yazıya verdiğim başlık gibi Kürtlerdeki değişim o kadar köklü ve şiddetli bir değişimdi ki zihinsel olarak bir mutasyon yarattı, her Kürt birkaç defa alt üst oldu, kendini kaybetti, kendine geldi, uyandı, şoke oldu, kahroldu vesaire… Henüz bu değişim ve dönüşüm somut bir şey ortaya çıkarmış değil, henüz diyorum ki mutlaka tarihsel, siyasal, kültürel, sosyal somut sonuçları ortaya çıkacaktır yakın zamanda. Sözgelimi kim bilir Kürt coğrafyasının hangi kentinde, hangi mahallesinde, hangi evinde, kimler gelecek planları yapıyor, ilerde tarihe not bırakmak üzere hangi gençlerin kanı kaynıyor!
Kürtler derken, tabii ki sadece Türkiye Kürtleri değil, 4 komşu devlet ile yeryüzüne dağılmış yersiz yurtsuz tüm Kürtleri kastediyorum. Kürtler, tarihlerindeki tüm katliam, ihanet, sürgün ve zulümlerin yarattığı ağır travmalardan farklı olarak bu defa zihinsel mutasyona uğradı. Zihinsel mutasyon elbette travmanın en ağır hali olarak derhal sonuç doğurduğu gibi birçok sonucunu da tarihe, geleceğe serpiştiren bir yıkıcı dönüşümdür.
Bu kadar öngörülemez ve geleceğe de serpiştirilecek etkileriyle bu yıkıcı dönüşüme neden olan parametreler nelerdir?
Pembe tablosunun aniden zifiri karanlığa dönüşü
Mutasyonda asıl etkili ve farklı parametre, tablonun aniden dönüşümüydü, hem de pespembe bir tablo şok edici bir hızla zifiri bir karanlığa döndü.
Tarihte hiç olmadığı kadar parlak bir tablo vardı. Ağır acılarla, yıkımlarla, katliamlarla dolu makus tarihleri adeta tersine dönüyordu. Rojava devrimi giderek kurumsallaşıyor, Barzani 25 yıllık fiili devleti adım adım bağımsızlığa götürüyor, Türkiye’de çözüm süreci ile çatışmasızlık barışa dönmeye başlıyordu.
Özellikle Barzani’nin Kürdistan bayrağı ile Ankara’da karşılanması, Salim Müslim’in kırmızı halıyla en üst düzeyde ağırlanması, Öcalan’ın özgürlüğünün konuşulmaya başlanması, Türklerle Kürtler arasında büyük barış ve dolayısıyla bölge barışına dair çok ümitli göstergeler olarak görülüyordu.
Öteden beri Kürtler, Arap ve Farisilerden çok Türklerle barış, işbirliği, bölgesel ittifak düşüncesine daha sıcaktılar. Öyle ki Kürtlerin Irak’tan kopması halinde, Türkiye’ye katılma talebinde bulunacakları dahi ileri sürülüyordu. Nitekim Eşref Bitlis’in 90’lı yıllarda Barzani ile kurduğu yakınlık nedeniyle, ciddi ciddi Türkiye’ye ilhak konusunda anlaşmaya varıldığı dahi ileri sürüldü, Eşref Bitlis’in sırf bu nedenle emperyalistler tarafından öldürüldüğü bile yıllarca söylendi, durdu.
Ancak bu pembe tablo, temkinli Kürtler için “her şey bu kadar iyi olamaz, emperyalistler, hakların barışına seyirci kalmaz” endişesinin kaynağıydı. Bu endişe haklı çıktı ve umut ne kadar büyükse, o kadar büyük hayal kırıklığına döndü.
Çözüm süreci, Erdoğan’a yaramadığı anlaşılınca hızlı ve ağır bir şiddetle sona eriyor, barış umudu ve havası dağılıyordu.
Hendek hamlesi, 30 yılı aşkın çatışmalı sürecin ötesine geçecek acıları bir çırpıda yaşatıyordu. Eğer Erdoğan, bu kadar sert bir dönüşüm geçirmeseydi, hendek hamlesi çok büyük kırılmalara neden olabilecekti. Ne var ki Erdoğan’ın sertlik politikası, her türlü tartışmayı lüks hale getiriyordu. 35 yılı aşkın çatışmalı süreçte, heybetli dağlardan silah sesleri ile çatışmalardan haberdar olunurdu. Oysa hendeklerle beraber çatışma sivil yerleşim alanlarına taşınıyor, sosyal hayat yok ediliyor, siviller iki ateş arasında kalıyordu. Taybet Ana’nın cesedi günlerce sokakta kalıyor, evinden her çıkana ateş ediliyor, sokaklara dehşet saçılıyor, mahalleler dümdüz ediliyor, şehirler enkaza dönüyordu. Şırnak il merkezinin havadan bir görüntüsü hiç aklımdan çıkmıyor mesela! Yıkılmış, virane haline gelmiş kente bakıp, orda yaşananları tahayyül etmek mümkün olmadığı gibi, orada yaşananlara tanıklık edenlerin travmasını, empati yoluyla anlamaya çalışmak da nafile bir çabadır. Aylar içinde kentler de yaşamlar da adeta yok ediliyor, şiddetin boyutu 35 yıllık çatışmalı süreci geride bırakıyordu. Kimse de bunu hesap etmemiş gibi görünüyordu.
Diğer yandan referandum sonrası gelişmelerle Barzani’nin bunca zaman ağalık yaptığı anlaşılıyordu, 25 yıllık fiili devlet düzeni kendini feodal yapıdan, aşiretçilikten kurtaramıyordu. Ekonomisi, adalet sistemi, idari yapısı, askeri gücü, en geri ülkelerin de gerisinde geleneksel yöntemlerle sürdürülüyor, her ağaya bağlı peşmerge güçleri, peşmerge komutanlarının banker göbekleri bulunuyordu. Goran Hareketi lideri Noşirvan Mustafa sürdürdüğü muhalefetle umut saçsa da, Noçirvan Mustafa’nın erken ölümü ile değişim şansı da yitip gidiyordu.
Kerkük, İŞ-İT tarafından işgal ediliyor, koalisyon güçlerinin havadan desteğine rağmen peşmerge, büyük kayıplar vererek İŞ-İT’ten geri alıyordu. Referandum sonrası Haydar El-İbadi’nin aylar süren tehditlerinden sonra Irak ordusu ve Haşdi Şabi milislerinin operasyonu karşısında Qubat Talabani’ye bağlı peşmerge güçleri tek mermi atmadan Kerkük’ü terk ediyordu. Talabani’nin çocukları, babalarının Kerkük aşkına ihanet ediyordu. Kerkük’ün büyük kayıplar verilerek IŞ-İT’en kurtarılmışken altın tepside Haşdi Şabi milislerine teslim edilmesi, sadece Irak Kürtlerini değil, tüm Kürtleri öfkelendiriyordu. Kerkük’ün kaybedilmesi belki çok daha fazla sözü hak ediyor ve zihinsel mutasyonu yaratan parametrelerin içinde en önemli olumsuzlardan biri olduğunun özellikle vurgulanması gerekiyor.
Kürtler şok edici çok şeyi kısa sürede yaşadı, doğru bildiği çok şey yanlış çıktı, tarihin en umutlu günlerinden en karanlık günlerine dönüldü. Kendilerine yönelik akıl almaz nefreti, ne yapsalar kabul edilmediklerini gördüler, uluslararası güçlere güvenleri tümüyle boşa çıktı, tüm bölge kardeş halklarının onlara karşı akıl almaz bir düşmanlıkta bir çırpıda anlaşmaya vardığını gördü.

Erdoğan’ın ‘her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almaktan’ Türkeş’e rahmet okutan dönüşü:
Kürtler açısından karanlık tablosunun ana ekseninde çözüm süreci masasının devrilmesi olduğu gibi, Erdoğan’ın devletin kuruluş kodlarına geri dönerek, tüm derin devlet odaklarını da Kürt karşıtlığında arkasında tahkim etmesi yatmaktadır. Devlet zaten hep aynıydı, ama AKP ve Erdoğan önce radikal biçimde, o güne kadar dillendirilmeyen sözlerle çözüm süreci adı altında takiyye yaptı; ancak sonuç eskisinden kötü oldu, AKP devletleşti, devletin kuruluş kodlarına döndü.
Kürt sorununda umut verici değişim, ne zihinsel, ne de kurumsal bir değişimdi. Sadece kişisel ve dönemsel bir tutumdu, o kişi başka yöne dönünce, dönem bitiyor, umut yitiriliyordu.
Leyla Zana, “Kürt sorununu ancak Erdoğan çözebilir” demişti, gerçekti. Devletin kuruluş kodları, çözüme imkan tanımıyordu, ama devletin üvey evladı ve ötekisi Erdoğan’ın gücü ele geçirdiği için bunu çözeceği zannedildi, oysa çözebileceği için çözmeyecekti, ne çelişki, ne ironi ama… Niye çözmüyor, çünkü çözebiliyor, çözemediği sürece çözmeyi vaat eder, ama gücü ele geçirince de gücü paylaşmamak için artık çözmeyecekti.
Erdoğan, birden bunun ayrımına vardı ve akıl almaz hızla bu mazlum halka karşı devletin derin odakları ile anlaştı ve inkâr politikasına döndü, ama inkâr artık mümkün olmadığından ırkçılık çizgisine vardı… “Bunlar Zerdüşt” diye meydanlarda haykırıyor, elinde Kuran’la meydanları dolaşıyor, Kuran’ı sallıyor, ardından Kobani için aşağılayıcı bir dille “düştü düşecek” diyor, düşmeyince “kim imar edecek” diyordu. Ve nihayet Barzani’ye “bir gece ansızın geliriz” tehditleri savuruyordu… “Siz gıda vermezsek acınızdan ölürsünüz” benzeri çok aşağılayıcı sayısız söz sarf etti. Bu sözleri, insanlara Kürtlüklerini hatırlattı. Erdoğan’ın Kobani ve Barzani’nin referandumu için söylediği söyler, çok, ama çok çok az Kürdü rahatsız etmemiştir. Bu ülkede yaşayan apolitik Kürtler bile Kobani ve referandum için aşağılayıcı sözlerden rahatsız olmuştur.
Seri katliamlar:
Roboski, Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun vicdanında kanayan yaradır. Çoğu çocuk olmak üzere ölenlerin öldüğüyle kalması, geçmişte meydana gelip özel bir ilgiyle farklı kaynakları bularak okuduğu bir katliamdan çok daha etkili olmuş, yaşadığı dönemin içindeki kahredici bir katliamın sorumlularının hesap vermemiş olması, Kürtlerin zihinsel mutasyonunun en önemli faktörlerinden biridir.
Roboski katliamında bir trafik kazasında kaçınılmaz olan oranda dahi kusurlu kimse bulunamadığında vicdanlarda hala kanarken, güzelim güneş gülüşlü gençlere hunharca saldırılıyor ve Suruç kana bulanıyor, ardından Diyarbakır’da miting alanı hedef alınıyor ve son olarak dünya tarihine geçen en ağır katliam olan 10 Ekim Ankara katliamı gerçekleşiyordu. Bütün bu katliamlar IŞ-İT tarafından gerçekleştiriliyor, güya IŞ-İT Türkiye’yi hedef alıyor, ama her ne hikmetse sadece devrimci sol ve Kürtlere yönelik saldırılar gerçekleşiyor, dönemin başbakanı, bombacıların kendilerini patlatmadan yakalanamayacağını söylüyordu.
IŞ-İT’in Türkiye’de yaptığı (Suruç, Diyarbakır, 10 Ekim Ankara) katliamların salt Kürtlere yönelik olmasının sebebini iyi biliyor, amacın HDP tabanının sokağa çıkamaz hale getirme olduğunu düşünüyordu.
Uluslararası güçler de IŞ-İT tehdidine yönelik Kürtlere destek veriyor, Kürt savaşçıların belgesellerini yayınlıyor, ancak IŞ-İT yenilince Kürtleri büsbütün unutuyordu.
Selahattin Demirtaş:
Kürtler, Türkiye’de 1991 yılından itibaren kendilerine ait siyasal partiler kurdular, her ne kadar ilk temelleri 1955’ten sonra atılmaya başlansa da 1991’e kadar düzen partileri içinde dağınık bir şekilde ve Kürtlüklerini dile getirmeden siyaset yapıyorlardı.
Kürtler, HEP’ten bu yana tüm temsilcilerine sevgi ve büyük saygı duydu. 1991 yılından beri Kürtlerin ilk defa siyaseten desteklemekten daha fazlasını hissettikleri, düşündükleri bir lideri oldu. Selahattin Demirtaş, sadece Kürtler için değil, Türkiye’de Kürtlerin dışındaki milyonlarca insan tarafından da takdir edildi, sevildi, sayıldı ki Kürtler için bu durum çok daha onur verici, gurur verici bir durumdu. Ancak barışsever, sivil demokratik siyasete inanan bu karizmatik, hümanist ve temiz bir söyleme sahip lider hapse atıldı.
Herkes, Selahattin Demirtaş’a dokunulursa, halkın sokağa çıkacağını öngörüyor, ancak plan kusursuz işletiliyor ve halk sokağa çıkamaz hale getirildikten sonra düğmeye basılıyordu. Hapse atıldığında yukarıda anlatıldığı gibi IŞ-İT saldırıları ile halk sokağa çıkamaz hale getirilmişti çoktan.
Oysa Demirtaş, çözüm sürecinde ısrarla barış için mücadele etmiş, halkın meşru iradesinin temsilcisiydi. Herhangi bir Kürt, elbette Abdullah Öcalan’a yönelik sevginin illegal olabileceğini öngörebilir ama Selahattin Demirtaş’ı sevmenin, onun arkasından gitmenin illegal bir yönü yoktu… Kürtlerin, Demirtaş’a bu muazzam sevgisinin altında meşru olduğu ön kabulü var.
Selahattin Demirtaş; Kürtlere, liderlerini açık açık sevme hakkı ve imkanı vermesinden, kendi liderlerinin karşı görüşlü insanların nefret objesi yerine, takdir edilmesini, gururlarının okşamasını sağladığı için daha çok sevildi.
Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğu Kürtler için en önemli zihinsel mutasyon faktörlerinden biridir hiç kuşkusuz. Hem onun bunu hak etmemiş olması, hem de ona yeterince sahip çıkılmamış olması, hemen her Kürdün içinde kanayan bir yaradır.
Kürt koridoru:
Devlet yetkilileri, uzunca bir süre ısrarla “Suriye’de Kürt koridoruna izin vermeyiz” demeçleri verdiler, internette bu açıklamalara ilişkin bolca video var. Doğrudan ‘Kürt koridoru’ demekte hiçbir sakınca görmediler, ancak ABD ve Rusya’nın tutumu nedeniyle bu söylem daha sonra ‘terör koridoru’ ve ‘sınır güvenliği’ne döndü. Şüphesiz Türkiye’nin kendisine yönelik bir saldırıya misliyle karşılık verme hakkı vardır ve buna gücü de yetecektir. Ancak Suriye’deki Kürtlerden Türkiye’ye saldırı olmadığı gibi ihtimalinin dahi ahmakça olacağını herkes bilir. Eğer Rojava’dan Türkiye’ye yönelik bir tehdit veya saldırı olursa, yaşama şansı olmaz. Afrin savaşı başladıktan sonra Kilis’e yönelik roketli saldırılar oldu, ancak öncesinde IŞ-İT’in sadece Kilis’e 80 roket attığını hatırlatmak gerekir.
Hal böyle iken, salt Kürtler otonomi-otorite ve kendilerini yönetmesinler diye devrilmesi için her türlü plan yapılan Esad’a veya hiçbir meşruiyeti olmayan ÖSO’ya yarayacak bir operasyonu haklı ve meşru gören Kürt çok ama çok azdır. Zihinsel mutasyonu yaratan en önemli parametrelerden biri de budur.
Sonuç
Zihinsel mutasyonun asıl sonuçlarını ilerde hep birlikte göreceğiz. Etkileri uzun zamana yayılacak ve birden bire değil, zamanla sonuçlar doğuracak diye düşünüyorum.
Kürtlerin zihinsel mutasyonunu ilk işaretlerinden biri, başkanlık referandumunda İstanbul’da “hayır” çıkmasıdır. İstanbul Kürdü “hayır” dedi, hayır çıktı. 2014 yerel seçimlerinde İstanbullu Kürt seçmen üzerinde kapsamlı bir kamuoyu araştırması yapılmıştı, ankette katılanların büyük bir çoğunluğu AKP’yi destekleyeceğini açıklamıştı. Anketin özetini söylemek gerekirse, İstanbul Kürdü, HDP’yi radikal buluyor, CHP’yi devletçi ve Kürt sorununda korkak görüyor, AKP’nin ise Kürt sorununu çözeceğini düşünüyordu. Hatta AKP’nin Kürt sorununda söylediği şeyleri CHP söylerse CHP’yi tercih edeceğini söylüyordu. HDP’yi radikal bulduğu ve PKK ile yakınlığı nedeniyle tercih etmediğini, çünkü şiddet istemediğini, artık İstanbullu olduğunu, kente entegre olduğunu, iş, meslek ve sosyal çevresinde HDP’li olarak anılmak istemediğini, HDP’li olmanın birçok şey kaybettireceğini söylüyordu. Anketteki en önemli tespit İstanbul’da 1 milyon 250 bin Kürtün, asimile olduğu, kimliğini önemsemediği için değil, bilakis asimile olmadığını ve kimliğine sahip çıktığını, kimliğinden kaynaklanan sorunu AKP çözeceği için AKP’ye oy vereceğini söylüyordu.
Ancak barış ve çözüm masasının Erdoğan tarafından devrilmesi, Kobani’ye yönelik sözleri, Barzani’ye tehdit ve aşağılamaları ve nihayet Afrin savaşı ile artık Türkiye Kürtünün en sağdakinin, en muhafazakar olanın dahi bir tek oyunu alamayacaktır Erdoğan. Zihinsel mutasyonun ilk ve kısa sürede gerçekleşecek sonucu budur.
Mutasyon o kadar ağır boyuttaki, Kürtlerin büyük bir çoğunluğu bitkisel hayatta, hiçbir şeyin anlamı yok, iç huzursuzluk bunaltıcı düzeyde, her şeyin anlam bulması bekleniyor, hareket yok, yürüyüş yok, protesto yok… Bunlar enerji ve öfke boşaltır. Bunların olmaması daha da kötü, bu dönem mutlak inkar ve asimilasyon döneminden daha kötü…
Bu sürecin Kürtlerin aleyhine gelişmiş olmasını, zafer olarak görenlere (!), buna sevinenlere söylemek gerekir ki, bu hiç de sevinilecek bir şey değil. Geçmiş travmalardan neler çıktığını bugün görüyoruz, kim bilir nerede, hangi Kürt gençleri, gelecek için neler planlıyor, nerede bir araya gelip, yarın bizlere ve tüm dünyaya seslerini nasıl duyuracaklarını kararlaştırıyor. Bu kadar kalabalık bir halk, bu koşulları kabul etmez. AKP’li Kürt bile, kimlik sorununu AKP çözecek diye AKP’li iken, inkar ve asimilasyon döneminin bittiğini söylemek gerekir. O halde kimlik bilinci oluşmuş ama özgürlüğü olmayan bir halkın zihinsel mutasyonunun çok ciddi sonuçları olacağını da söylemek gerekir. Kaynak: Korsan Gazete


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑