Kürdistan

Published on Nisan 16th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

KKP’li Samet Erdoğdu: Ortadoğu çelişki ve çatışmalarını kendi içinde taşımaktadır

Ötekilerin  Gündemi için Hüseyin Alataş Partîya Komînîst a Kurdistan(KKP) Merkez Yayın Kurulu üyesi Samet Erdoğdu’yla Ortadoğu üzerine görüştü.

Ötekilerin  Gündemi – Kendinizi ve partinizi bize, okurlarımıza tanıtır mısınız?

Samet Erdoğdu – Partimizin adı ”PARTÎYA KOMÎNÎST A KURDISTAN”dır. Kısa adı KKP’dir. Partîya Komînîst a Kurdistan – KKP, 4 – 6 Mart 1982’de Elazığ’da yapılan Birinci (Kuruluş) Kongresiyle kuruldu. I. Kongre KKP programını kabul etti. KKP, 1990 Eylül’ünde yapılan III. Kongresine kadar Türkiye Komünist Emek Partisi’nin bileşeniydi; TKEP tüzüğüne tabî idi. III. Kongresinde birleşik örgütlenmeye son verdi; kendi tüzüğünü kabul etti. O zamandan beri faaliyetlerini bağımsız olarak sürdürmektedir. KKP bu güne kadar 3 genel konferans, 8 genel kongre toplamıştır. En son kongresini 2017 Mayıs ayında yapan KKP’nin en yetkili organı kural olarak 3 senede bir toplanan Genel Kongre’sidir; iki kongre arasında en yetkili organ Merkez Komitesi’dir. Disiplin işlemleri konusunda yetkili organ Merkez Disiplin Kurulu’dur. Tüzük gereğince KKP Merkez Komitesi ile Merkez Disiplin Kurulunu Genel Kongre seçer. KKP genel kongreleri gizlilik koşullarının zorunlu kıldığı hallerde MK kararıyla iki yıl kadar ertelenebilir. İki kongre arası süre 5 yılı aşamaz. Gerekli hallerde MK çağrısıyla ya da bir önceki kongrede temsil edilen parti örgütlerinin üçte birinin isteği üzerine olağanüstü kongre toplanır.

Ötekilerin  Gündemi – Türkiye’nin gidişatını, demokrasi ve Kürt / Kürdistan meselesi üzerinden değerlendirirseniz neler söylemek istersiniz?

2017 Mayıs’ında yapılan KKP 8. Kongresi’nde onaylanan Merkez Komitesi Raporu Türkiye’nin gidişatı ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmıştı:

”Kısa süre önce gerçekleştirilen Anayasa oylaması ile hukuken de tescil edilen ”Yeni Türkiye” hem Türk devletinin emperyalist yönelişlerine ve başta Kürdistan’ın bütün parçalarında yükselen ulusal özgürlük mücadelesi karşısında duyulan korkuya bir yanıt; hem de devletin kendini bizzat Türkiye içindeki keskinleşen sınıf çelişkileri ve öteki toplumsal çelişkilerin doğuracağı toplumsal patlamalara karşı yeniden düzenlemesidir.

Türk devleti Gezi olayları sırasında da görüldüğü gibi özellikle sanayi kentlerindeki toplumsal muhalefetin her an patlayacağı endişesi altındadır. Bundan ötürü ”tehlikeli” mahalleler çoktandır ”Kentsel Dönüşüm” adı altında yıkılmakta, güvenlik gerekçesiyle yeni idari bölgeler kurulmakta, şehirleşme planları toplumsal ayaklanmaları bastırma konseptine göre yeniden düzenlenmektedir. Tıpkı Paris Komünü’nün yenilgisinden sonra barikat savaşlarını mümkün kılan dar sokaklı işçi mahallelerinin yıkılması ve yerine geniş caddeli, polis kuvvetlerinin kolayca sevkedileceği yeni semtler, mahalleler yapılması gibi Türk rejimi de kendini muhtemel bir halk ayaklanmasına karşı daha şimdiden tahkim etmektedir.

Kürdistan’da bunlara ek olarak Kürdistan coğrafyasını ağ gibi saran barajlar politikasıyla Kürdistan şehirleri adeta birbirinden yalıtık adalar haline gelmiş durumdadır.

Olgular ”Yeni Türkiye”nin büyük emperyalist rüyalar beslediği kadar, büyük korkular, endişeler beslediğini de gösteriyor. Bunda haksız da değildir.

Bugün şaibeli referandum sonuçlarını gerçek kabul etsek bile, ki öyle olmadığı aşikardır, Erdoğan kıl payı kazanmıştır. Zaferi ”Pirus zaferi”dir. En ağır OHAL koşulları altında, taşların bağlandığı köpeklerin salıverildiği koşullarda halkımız ve Türkiye halkları güçlü bir tepki sergilemiş ve bunu sandıkta da göstermiştir. Hayır oylarının yüksek olduğu Kırmızı bölgelere dikkatle bakıldığında görülen tablo halkımızın yanısıra Türkiye proleteryası ve emekçilerinin de rejim karşısındaki kararlı duruşunun tablosudur: Kürdistan illeri ve Türkiye’nin Marmara, Ege, Akdeniz kuşağındaki sanayi metropolleri.

Bu resim, Türkiye proleteryası ve emekçileri ile halkımızın anti demokratik sömürgeci rejim karşısında kararlı duruşunun resmidir. Ve partimizin örgütlenmede yaslanacağı temelleri gösterir: Kürdistan’ın derinlikleri; Kürdi özellikleri ve duyarlılıkları en yüksek düzeyde olan Kürdistan kentleri… Ve büyük oranda Kürdistanlı işçilerden oluşan Türkiye proleteryasının yoğunluklu olduğu alanlar ve buralardaki işletmeler, fabrikalar, işçi mahalleleri…


TC’deki ‘sistem’ değişikliği TC’nin en kırılgan yanlarından biri olan ekonomik ve toplumsal alanlardaki zaaflarını gideremez. Ekonomik alanda kriz ve çöküş sinyalleri ile sosyal alanda emekçi sınıfların homurtuları yükselmeye başlamıştır bile. TC devleti, emperyalist – kapitalist güçlerin hammadde ve enerji kaynakları üzerinde yürüttükleri hegemonya mücadelesinin tam ortasında ve bir tarafı durumundadır. Sömürgeci TC devleti en başta diğer Kürdistan parçaları gelmek üzere Ortadoğu bölgesinde hegemonya mücadelesine daldıkça Ortadoğu’nun çelişki ve çatışmalarını da kendi içine taşımaktadır. Bu devlet kendi elleriyle besleyip büyüttüğü islamcı cihatçıların şimdiden her tarafta fink attığı bir devlet durumundadır. Bir gün ”Suriye bizim iç meselemizdir” diye haykıran; başka bir gün ”Kerkük iç meselemizdir”, başka bir gün ”12 Adalar bizimdir” diyen TC egemenleri dışta saldırganlaşıp emperyal rüyalara daldıkça içte daha baskıcı, daha faşist, daha zorba politikaları artırarak sürdürmek zorundadırlar. OHAL/KHK rejiminin 2019 yılı seçimlerine kadar devam edeceğinin işaretleri vardır.”

O zamandan bu güne dek gidişatta bir düzelme olması şurda dursun; durum daha da kötüleşti. TC devleti daha önce Rojava’da ”Fırat Kalkanı” istilası ile işgal ettiği alanlara, Efrîn işgali ile bir yenisini ilave etti. TC devletinin başındaki kişi her ağzını açtığında Menbiç, Kobani, Şengal ve daha pek çok Kürdistan bölgesini işgal etme tehditleri savuruyor. Irak Federasyonu’na bağlı Güney Kürdistan Federal bölgesinde saldırılar düzenliyor, yeni yeni askeri üsler kuruyor. Doğu Akdeniz’de Kıbrıs, Yunanistan, Mısır, İsrail ile takışıyor. Yalnızca Kürt ve Kürdistan meselesi bağlamında değil; bir bütün olarak Doğu Akdeniz ve Ortadoğu siyasetinde külhanbeylik yapıyor; fırsat bulduğunda ”Fetih ve Cihad” peşinde koşacağının işaretlerini veriyor.

CHP başta gelmek üzere TBMM içinde ve dışındaki burjuva muhalefet ise ”milli meseleler”de ”Yenikapı Ruhu” ile hareket ediyor. Hatırlanırsa 2017 Nisan’ında yapılan Anayasa oylaması öncesinde CHP ve öteki ”Hayır” propagandası yapan burjuva partiler propagandalarının esasını ”Kürt karşıtlığı” ve ”Türk milliyetçiliği” üzerine kurdular. Efrîn işgali bütün bu partilerin çirkin şövenist suratını net biçimde gösterdi. Kılıçdaroğlu, hükümetin Efrîn politikasını sözde eleştirirken asla işgale karşı çıkmadı; yalnızca kent merkezine girilmesinin yaratacağı ”sakınca”, ”sıkıntı” ve muhtemel ”asker kayıpları”na dikkat çekti. ”On tane Efrîn’i bir Mehmetçiğime kurban ederim” dedi!..

İktidarı ve muhalefeti böyle olan bir devletin sınırları içinde demokratik sosyal bir devrim gerçekleşmeden demokrasi tesis edilemez.

Ötekilerin Gündemi – Kürdistan Komünist Partisi’nin HDK – Avrupa ile olan ilişkilerini ve ortak eylemliliklerini son dönemlerde sosyal medyada görüyoruz, takip ediyoruz. Bize bu ortak eylemliliklerinizi ve Avrupa’daki ortak mücadele hattınızı anlatır mısınız?

HDK – Avrupa örgütlenmesi ”taban”dan, ”aşağı”dan ”yukarı”ya doğru kuruldu. Örneğin Almanya’da Köln, Bonn, Hamburg, Frankfurt, Berlin vs. şehirlerinin; İsviçre’de Cenevre, Lozan, Bern, Basel, Zürich vs kantonlarının her birinde yerel kongreler yapıldı, meclisler kuruldu, yürütme organları ve öteki organlar seçildi; delegeler belirlendi. Ardından ülke kongreleri yapıldı. Bu toplantılara Kuzey Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimci parti ve örgütlerin yanısıra Alevi, Süryani, Ermeni, Kürt, Türk sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri, gençlik örgütleri, LGBTliler, tek tek bireyler, aydınlar, sanatçılar, politikacılar katıldılar. Buralarda seçilen delegelerin katılımıyla Brüksel’de I. Kongre yapıldı. Kongrede HDK – Avrupa’nın genel yürütme organı ve öteki genel organları seçildi.

Partimiz bütün bu süreçlerin içinde yer aldı; yoldaşlarımız her kademede görev üstlendi. HDK – Avrupa bir yandan otonom yerel örgütlerden oluşan yatay – yaygın bir örgütlenme ağıdır; öte yandan katı merkeziyetçilikten uzak, fakat merkezi bir tüzükle bir birine bağlı bir dikey kitle örgütlenmesidir. Bu örgütlenmede gönüllülük, ikna, işbirliği, müzakere esastır. HDK-Avrupa, Avrupa’daki Kuzey Kürdistanlılar ve Türkiyelilerin önemli bir kesimini buluşturan ortak bir platform, çatı örgütüdür. Her türlü baskıya (ulusal, sınıfsal, cinsel vs.) ve ayrımcılığa karşı demokratik hak ve özgürlükler için mücadele eder. Hem yaşanılan ülkelerdeki toplumsal siyasal süreçlerde etkili olmaya çalışır; hem de Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’daki demokratik, özgürlükçü sosyal siyasal süreçlere Avrupa’dan katkı sunmaya, etki etmeye çabalar. KKP, HDK – Avrupa’nın kurucularından ve bileşenlerinden biridir. Kendi bağımsız politik faaliyetlerinin yanısıra HDK – Avrupa’nın organize ettiği bütün eylemlere aktif olarak katılmaktadır.

Ötekilerin Gündemi– Avrupa’daki Kürt / Kürdistan kurumları olarak ortak hattınız nedir? Bundan sonra naslı yol alınacak?

Avrupa çapında merkezi olarak; Avrupa’nın değişik ülkelerinde ise ilgili ülke çapında Efrîn’e sahip çıkma komiteleri kuruldu. Bu komitelerde yalnızca Kürtler ve Kürdistanlılar değil; Türkiyeliler, Türkiye’deki ulusal yahut dini azınlıklardan temsilciler, Avrupalılar ve Avrupa’da yaşayan değişik uluslardan muhacirler de yer alıyor. Bu komitelerin, HDK- Avrupa’nın, Naw – Dem’in ve çeşitli güçbirlikleri platformlarının insiyatifinde sürekli eylemler yapılıyor. Kamuoyunu duyarlı kılmak, Efrîn halkıyla dayanışmak, Efrîn’den tehcir edilen halkımızla yardımlaşmak için sürekli etkinlikler yapılıyor. Bunları sosyal medyadan izliyorsunuz. Biz önemli bir müşterek çalışmaya dikkat çekmek istiyoruz:

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) ile Efrîn’e Sahip Çıkma Komitesi’nin öncülüğünde 11 Mart’ta Amsterdam’da bir toplantı yapıldı. ”Helwesta Netewî Jı Bo Berxwedana Efrînê” sloganıyla yapılan toplantıya Kürdistan’ın dört parçasından 57 parti ve 53 sivil toplum örgütü katıldı. İran – KDP, İran – Komala, Irak – KDP, YNK, Goran, Kürdistan Komunist Partisi (Güney), Partîya Komînîst a Kurdistan – KKP (Kuzey), PYD (Rojava) yanında çok sayıda partinin katıldığı bu toplantının delegeleri Kürdistanlı güçlerin bir ulusal demokratik ittifak oluşturmasının acil ve zorunlu olduğunu dile getirdi. Toplantıda Asuri – Süryani, Ermeni kurumlarının temsilcileri, Türkiyeli sol örgütler ve Arap kurum temsilcileri de hazır bulundu. Bu toplantıda 12 maddelik bir bildirge kabul edildi.

Bu faaliyet devam etmektedir. 15 Nisan’da tekrar toplanılacaktır. Bu toplantıda daha somut kararlar alınacak ve daha ileri adımlar atılacak.

Ötekilerin Gündemi– Avrupa’da genelde göçmenlerin, özelde de Kürt göçmenlerin sorunları nelerdir? Bu konuda Avrupa solu ile ortak çalışmalarınız oluyor mu?

Genelde ”Göçmenlerin Sorunları”; özelde ”Kürt Göçmenlerin Sorunları” bir kaç satırla özetlenemez. Daha kapsamlı olarak ele almak gerek. Burada yapmak mümkün değil. Bu soruya daha sonra ayrı bir yazıyla cevap verelim.

Ötekilerin Gündemi– Ülkeye dair söylemek ve yapmak istediklerinizi anlatır mısınız?

Osmanlı imparatorluğu bakiyesi TC devleti tarihsel bir dönüm noktasının eşiğine gelmiştir. Kemalist model kapitalist modernleşmeyi sağladı; tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek ülke şiarlarıyla yüzeysel bir TEK TÜRKİYE yarattı. Ancak bu TEK VATAN / ULUS / ÜLKE projesi tükendi, iflas etti. Batılılaşmak, muassır medeniyet seviyesine ulaşmak isteyen TC devleti ”çağ atlamak” isterken ”çağ”dan aşağıya düştü. 16 yıllık AKP iktidarı ”Yeni Türkiye”yi doğurdu. Yeni Türkiye can çekişen Türkiyedir, eceli gelmiş Türkiye’dir. O yüzden içte ve dışta saldırgan, baskıcıdır. Türkiye’nin sosyal bir devrimden başka bir yolla çözümlenemeyecek olan çelişkileri patlama noktasındadır. Bu çelişkileri çekirdeğinde proletaryanın yer aldığı böyle bir devrim çözer.

Biz parti olarak Kuzey Kürdistan ulusal ve sosyal devriminin başarısı; bağımsız, demokratik, sosyalist bir Kürdistan kurulması için mücadele ediyoruz. Ancak mücadelemizin önemli bir ayağı Türkiye’dir. Türkiye’de islamcı faşist rejimin yıkılması, yerine demokratik halk idaresi kurulması bizi yakından ilgilendirmektedir. Kürdistanda yaşayan Kürt ve Kürdistanlı kadar bir nüfus şu veya bu yollarla Türkiye’ye göç etmiş; yerleşmiştir.

Biz Kuzey Kürdistan’da proletaryanın odağında yer aldığı Kürdistanlı emekçiler ekseninde bir ulusal ve toplumsal devrim gerçekleştirmek amacındayız. Türkiye emekçileri ve Türkiye’de yaşayan Kürdistanlılar da kendi ülkelerinde böyle bir devrim yapmaksızın baskı, sömürü ve zulümden kurtulamaz. Bu nedenle kendi örgütlenme ve mücadele alanımızı sadece Kuzey Kürdistanla sınırlandırmıyoruz.

Türkiye devrimi Türkiye’de yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlıların ve öteki emekçi halkların müşterek devrimi olacaktır. Kürdistan devrimi de Kürdistanlıların devrimi olacaktır. İki devrimin kesişme ve ayrılma noktaları vardır. Parti olarak bu özgünlükleri dikkate alan geniş bir perspektiften hareket ediyoruz. Şu andaki acil hedefimiz her iki ülkeye acilen gerekli olan barış, demokrasi ve özgürlük ortamını getirmektir. Bunun için gerekli güçleri derlemek, toplamak, hazırlamak, harekete geçirmektir. Bu güçler burjuvazinin bütün renk ve fraksiyonlarının dışındaki güçlerdir. Kişisel olarak AKP’den, MHP, CHP’ye kadar herhangi bir partinin destekçisi olan milyonlarca emekçi bu partilerden koparılıp; demokratik bir emek cephesi etrafında toparlanmadan barış, demokrasi, özgürlük, hatta boğaz doyuracak ekmek kazanılamaz. Bu partilerin tümü sizin deyiminizle ”Ötekileyenler” partisidirler; ”Ötekileyenler” ”Ötekileştirilmeden” selamete erişmek olanaksızdır. Bu dediklerimizden söz konusu partilerin kitle tabanlarını dışlamak, ötelemek yahut ”ötekileştirmek” anlaşılmamalıdır. Bu kitleler zaten ”ötekileştirilmiş”lerdir; yani kendileri olmaktan, kendileri için mücadele etmekten, kendi çıkarlarını savunmaktan uzaklaştırılmış, kendilerine yabancılaştırılmışlardır. Onları kendi sınıfsal toplumsal, ulusal kimliklerine, kendi çıkarları için mücadele tarafına yöneltmek ve yığınları aldatan burjuva partilerini yığınlardan tecrit etmek şarttır. Öte yandan bu partiler ırkçı milliyetçilik, şövenizim, din tacirliği gibi binbir yolla kitlelerin bilincini zehirlemekte; onların bilincini bozmaktadırlar. Bunların dilinde ”her türlü milliyetçiliğe karşıyız, her türlü savaşlara karşıyız, insan haklarından, özgürlüklerden yanayız” türünden yalan ve demagojiler eksik olmaz. Ancak bütün bu sahte hümanizma, ulus-üstülük, ötekileştirmeyicilik, kucaklayıcılık ve toparlayıcılıklar aldatmacadan öte gitmezler. Bizim bu konudaki çizgimiz nettir. Amerika’yı ilk, yahut yeniden biz keşfetmiyoruz. Emekçilerin, ezilenlerin, zulüm görenlerin çıkarlarını ve kurtuluşlarını savunuyoruz. Bu uğurda her türlü yol ve araçla mücadele ediyoruz.

Ötekilerin Gündemi– Son sözleriniz nedir?

İlginiz ve söyleşiniz için teşekkür eder, okurlarınıza ve izleyicilerinize sevgi ve saygılarımızı sunarız. Partimiz hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyecekler için aşağıdaki linklere bakmalarını öneririz. Selamlarımızla.

16.04.2018

Tags: , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑