* kirve; a. hlk. Sünnet olan çocuğun bütün masra..." /> Kirve(m) olma! - Şahin S.


insan haklari

Published on Eylül 29th, 2017 | by Avrupa Forum 3

0

Kirve(m) olma! – Şahin S.

* kirve; a. hlk. Sünnet olan çocuğun bütün masraflarını üstlendikten sonra

sünnet sırasında çocuğu kucağına alarak elini, kolunu tutan ve bütün

hayatı boyunca çocuk üzerinde babasına yakın hak taşıyan kimse.

Salon kapısından girince hemen soldaki duvara yaslanmış antika ceviz dolabın üzerinde sırasıyla; en başta, İstanbul-Eminönü´nden –yabancı dili olmadığı halde turistlere ceşitli cam eşya, biblo, vazo, lamba ve nargile satan bir satıcıdan- alınmış, gümüşi yaldızları bordo cam üzerinde şekillendirilmiş bakır elektrikli lamba, hemen arkasında Schwarz Wald´den alınmış, el yapımı küçük ahşap sandık, sandığın üzerine Sultanahmet´ten alınmış ve üzerinde 2010 yılı 1 Mayıs´ını simgeleyen rozet takılmış, Anadolu kilim deseni işli, yeşil renk ağırlıklı kumaş fes yerleştirilmiş. Sandığın yanına Esslingen Noel marketinden alınmış fil boynuzundan yapılı bir düdük ve 3 adet, çıplak kadın- erkek figürlü biblo konmuş. Sandığın önünde ise dernek korosunda çaldığım Bendir’im yerini almış. Dolabın tam ortasına, belki 150 yıldan bile daha eski tarihi olan Bursa daki baba evinden (Farazan’dan Karagöl’e aile ile birlikte göç etmiş) getirilmiş ata yadigârı bakir pilav tabağı yerleştirilmiş. El oyması üzerinde altın rengi yaldızlar olan ahşap tepsi duvara yaslanmış dolabın üzerinde ve hemen önünde elektronik bir fotoğraf albümü, içine kaydedilmiş yüzlerce fotoğrafı izlemek üzere yerini almış.

Barok dolabın dört kapağının her ikisine de aynı motifler oyulmuş büyük bir maharetle, ve metal siyah süslemeler ile ağır bir tarz verilmiş, altı ayağı ve ayaklar arasındaki metalleri ve parlak cilası ile göz kamaştıran bir albenisi var.

***

Dolabın karşısındaki üçlü deri koltukta oturuyordum; ayaklarımın altında Nepal kiliminin üzerindeki renklere ve desenlere baktım bir süre, sol elimin yüzük parmağındaki alyansımı sağa sola döndürürken, yemek masasının üzerine yayılmış kitaplara bakıyordum bir yandan da.

Artık dağınık olmaları, ya da dağınık bırakılmaları çok da rahatsız etmiyordu, içselleştirdiğim bazı davranışlardan zamanla kurtulmaya başlamıştım belki de. Eşimin sağlık nedeni ile emekliye ayrılmasından sonra sürekli evde olması, benim de tam gün çalışıyor olmamdan kaynaklı ki eşimin önerisi ile evde yeni bir görev dağılımı yapmıştık: yemek, alışveriş ve temizlik işinden eşim sorumlu olacak, ben de işgünümden sonra eve gelip ev işleri ile uğraşmayacak, bunun yerine kalan zamanı kendime ve sosyal işlerimize ayıracaktık. İlk başlarda bu yeni şekillenmeye uyma problemi yaşayan ben oldum, her gün bir kaç kez evi telefonla arıyor, eşime ev işleri, alış-veriş ve yemek konusunda talimatlar veriyor, daha sonra da bu talimatların yapılıp yapılmadığına dair tekrar arıyor, yapılmamışsa da kızıyor, kendi kendime sorun haline getiriyordum. Aylarca böyle sürdü, binlerce yıldır içselleştirdiğimiz sorumluluklardan bir kaç ayda kurtulmak kolay mıydı? Elbette değildi, ama zamanla ortasını bulduk, ben eskisi kadar çok karışmaz oldum ev işlerine, eşim de biraz daha sabırlı davranmaya başladı benim aceleciliklerime.

İşte, masadaki dağınık kitaplara bakarken de içim daraldı bir an, ama hemen anımsadım, bilinçaltımı devreden çıkararak -nasılsa işimiz bitince toplanır- diyerek kendi kendime telkinde bulundum.

***

Her şey Berlin Üniversite´sinde „Erkek Sünnetinin Tarihçesi, Cinsel ve Psikolojik Etkileri“ ile ilgili yapılacak konferansın hazırlığı ile ilgili, konferansa konuşmacı olarak katılacak arkadaşımızın hemen hemen her gün evimize gelip, hali hazırda kaynak kitaplarının kütüphanemizde bulunmasından kaynaklı ve çoğu piyasada bulunmayan, baskısı bitmiş kitapları tarama çalışması ile başlamıştı.

Tarih tutkunu eşim ve Psikiyatrist dostumuzun konu üzerine çalışmalarını önceleri önemsememiş, onların kendi aralarındaki konuşmalarına yalnızca kulak misafiri olmuştum.

Karl Olga Hastanesi´nde çalışırken iş arkadaşım Sri Lanka’lı kadının nasıl sünnet edildiğini ve bu gün Londra’da yaşayan kızının da zorla sünnet edildiği, başka hiç bir şansının olmadığını gözyaşları ile anlatmıştı. Benim için Kadın Sünneti-Kadın Genital Sakatlanması- çok daha önemli idi ve Erkek sünnetini tartışmak, okumak bile aklımın ucundan geçmemişti.

***

NEW YORK, 6 Şubat 2013’de ”Kadın Sünnetine Karşı Sıfır Tolerans Günü” dolayısıyla Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan yeni verilere göre, yaşamı tehdit edici bir uygulama olarak Kadın Sünneti tehdidi altında olan kız sayısı azalmaktaydı. Eldeki verilere göre Kadın Sünneti uygulaması genel olarak azalmakta ve genç kuşaklar bu uygulamaya artık daha az maruz kalmaktadır, denilmekteydi

Kadın Sünnetinin yoğunlaştığı 29 Afrika ve Orta Doğu ülkesinde ortalama rakamlara bakıldığında 45-49 yaş grubundan olup bu uygulamaya maruz kalan kadın oranı tahminen yüzde 53 iken, 15-19 yaş grubundan kızlarda uygulama oranı yüzde 36’da kalmaktadır. Azalma, kimi ülkelerde özellikle çarpıcı boyutlardadır. Örneğin Kenya’da 45-49 yaş grubundan kadınların bu uygulamaya maruz kalmış olma olasılığı 15-19 yaş grubundan kızlara göre üç kat daha fazladır.

UNICEF Genel Direktörü Anthony Lake konuya ilişkin şunları söylemiştir: “Bu ilerleme, Kadın Sünnetine son vermenin mümkün olduğunu göstermektedir. Kadın Sünneti kendi başına büyük bir yanlış olmanın ötesinde bir uygulamadır. Milyonlarca kız çocuğunun ve kadının sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için bu uygulamayı sona erdirmeliyiz ve bunu yapabiliriz.”

UNICEF tarafından yapılan bu en son tahminler, söz konusu 29 ülkede en az 120 milyon kız ve kadının Kadın Sünneti deneyimini yaşadığını göstermektedir. Bugünkü eğilimler veri alındığında, 15 yaşından küçük 30 milyon kızın halen risk altında olduğu söylenebilir. Kadın Sünneti konusundaki Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ve UNICEF Ortak Programı, kız çocukların ve gelecek kuşakların Kadın Sünnetine maruz kalmasını önleme çabalarında ilerleme sağlamaktadır.

Yeni tahminler, BM Genel Kurulunun 2012 yılı Aralık ayında oybirliğiyle benimsediği ve üye devletleri Kadın Sünnetine bütünüyle son verme yönündeki çabalarını yoğunlaştırmaya davet ettiği kararın sonrasındaki durumu yansıtmaktadır.

Kadın Sünneti konusundaki UNFPA-UNICEF Ortak Programının oluşturulduğu 2008 yılından bu yana, 15 ülkede yaklaşık 8 milyon kişinin yaşadığı hemen hemen 10 bin topluluk bu uygulamayı reddetmiştir. Geçen yıl, Afrika’nın çeşitli yörelerinden toplam 1.775 topluluk Kadın Sünneti uygulamasına son verme kararlılıklarını açıkça dile getirmiştir.

Uygulamanın yaygın görüldüğü ülkelerde bile tutumlar değişmektedir. Örneğin, kızların ve kadınların yaklaşık yüzde 90’ının bu uygulamayla sünnet edildiği Mısır’da, 15-49 yaş grubundan evli kadınlar arasında Kadın Sünnetine son verilmesini isteyenlerin oranı 1995’ten 2008’e % 13’ten % 28’e iki kat artmıştır.

UNFPA Genel Direktörü Dr. Babatunde Osotimehin’in görüşleri ise şöyledir: “Daha da güçlenmiş kadınlar ve kızlar, ayrımcılık ve şiddet döngüsünün kırılması, cinsel sağlık ve üreme sağlığı, üreme hakları dâhil olmak üzere insan haklarının geliştirilmesi ve korunması açısından kilit önemdedir. UNFPA ve UNICEF, hükümetler ve sivil toplumla birlikte çalışarak, Kadın Sünnetine son verilmesinde insan haklarına dayalı ve kültürel açıdan duyarlı bir yaklaşımı başarıyla hayata geçirmiştir.”

UNFPA ve UNICEF Genel Direktörleri, Genel Kurul kararına yansıyan siyasal iradenin somut yatırımlara dönüşmesi halinde kızların ve kadınların haklarının ciddi ihlali anlamına gelen Kadın Sünnetinin geçmişe gömülmesinin mümkün olacağını belirtmişlerdir. Genel Direktörler, BM kararını bir kez daha hatırlatarak, topluluk, ülke, bölge ve uluslararası düzeylerde olumlu toplumsal değişimi teşvik eden eşgüdümlü bir yaklaşım çağrısında bulunmuşlardır.

BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’in hazırladığı rapora göre Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde şu anda sünnet edilmiş 125 milyon kadın yaşıyordu.

Rapora göre dünyada sünnet edilen kadınların sayısında azalma olsa da, önümüzdeki 10 yıl içerisinde 30 milyon kadın sünnet tehlikesiyle karşı karşıya.

UNICEF’in raporuna göre, kadın sünneti Kenya ve Tanzanya’da 3 kat azalsa da Somali, Gine ve Cibuti gibi ülkelerde istatistiklerde bir değişiklik olmamisti.

Bu ülkelerde kadınlar hijyenik olmayan koşullarda sünnete maruz kalıyor.

Kadin sünneti ağır kanama, ürolojik problemler, enfeksiyon, kısırlık ve doğumda ölümlere neden oluyordu.

BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, kadın sünnetini “genital sakatlanma” olarak adlandırıyor ve durdurulmasını talep ediyordu.


Saatler süren konu hakkındaki dialogları beni çok da ilgilendirmemişti. Ta ki evlilik yüzüğü ile ilgili eşimin yüksek sesle okuduğu bir kaç cümleye kadar:

İsa Peygamberin, kesilen sünnet derisini birlikte olduğu kadının parmağına taktığı ve bunun simgesel olarak yüzyıllardır devam ettiğini duyunca, eşimin de parmağında duran alyansa iğreti ile baktım, bütün dinleri çok iyi bilen eşim ateist olmasına rağmen İsa´nın sünnet derisini büyük bir onur ile takıyordu ve ben de bu onurda O´na eşlik ediyordum. Yaşadıklarımızın, yaptığımız bir çok eylemin, alışkanlıklarımızın nedenini bilmememizden kaynaklı nasıl da yanlışları körüklediğini, ya da dinsel öğeleri kullandığımızı bir kez daha anlıyordum.

Kadın sünnetinin zararları üzerine özellikle UNICEF, UNFPA, kadın kurumları ve tıp dünyasının birçok açıklaması varken erkek sünneti üzerine sessiz kalındığının çok da farkında değildim bu güne kadar.

Eylül 2000’de, UNİCEF-İsviçre “kesme: sakatlama mı tören mi” başlığında bir bildiri dağıtmıştı. Bildiri şöyle der:

” Kesme terimi çok açık sayılmaz. Üstderinin bir kısmını almak anlamına gelen erkeklerin sünnetini hatırlatır. Bu uygulamanın erkeklerin cinsel fonksiyonunu engellemeden hijyenik avantajları vardır. Buna karşı, kesmenin kadın cinsel organında, kendi sağlığını ve doğacak çocukların sağlığını etkileyecek olan kalıcı sonuçları vardır.”

Bu tür onaylama her şeyden önce eksiktir, fiziksel ve mental bütünlüğe sahip olma hakkına ters düsmekle beraber, her uygulamanın değişik örneklerini dikkate almaz. . Aslında, temelde dört çeşit erkek sünneti vardır:

1. Tip: Bu tür, üstderinin tamamının kesilmesini içerir.

2. Tip: Bu genelde Yahudiler tarafından uygulanır. Sünnetçi, sol eliyle üstderiyi sıkıca kavrar. Çıkarılacak miktarı belirledikten sonra, glansı yaradan korumak için bir koruyucu yerleştirir. Daha sonra koruyucu hizasından üstderi bir defada kesilir. Operasyonun bu bölümüne Milah adı verilir. Bu mukoz tabakayı ortaya çıkarır. Daha sonra bu mukoz tabaka kenardan tutulur ve merkezden koronaya kadar yırtılır. Operasyonun bu kısmına Periah adı verilir. Rabbiler Periah 1. yy.’dan sonra, üstderinin yeniden yapılmasını engellemek için uygulamaya başlamışlardır. (epispasm)

3. Tip: Bu tip genelde penisin tüm derisini soymayı içerir. Hatta yumurtalıklar da bunun içine alınabilir. Araplar tarafından Salh denen bu uygulama Güney Arabistan’da ortaya çıkmıştır ve muhtemelen hala uygulanmaktadır.

4. Tip: Bu tür, üriner tüpün yumurtalıklardan glansa kadar yarılıp açılmasını içerir. Bu tür Avustralyalı yerliler tarafından hala uygulanmaktadır

Kadın Sünnetinin de dört türü vardır:

  1. Tip: Prepusun, klitorisle birlikte veya yalnız başına kesilmesini içerir.

  2. Tip: Klitorisin kesilmesini, ve labia Minora’nın kısmen veya tamamen kesilmesini içerir.

  3. Tip: Bu tür, dıştaki Genital organların tamamının kesilmesini, ve vajinanın daraltılmasını içerir

  4. Tip: Bu tür, önceki türlerin hepsini ve vajinanın kesilmesi, yakılması gibi hayal edilebilecek türlü çeşitte vahşeti içerir.


Sünnetin kökeni ile ilgili teorilerden biri James DeMeo’nun, “Erkek ve Kadın Jenital Yaralamalarının Coğrafyası” (1997) adlı makalesinde açıklanır. DeMeo, toplumların ataerkil özellikleri, sünnet uygulayıp uygulamadıkları ve uyguluyorlarsa bunun şiddetini ve küresel kuraklık endeksini bir harita üzerine koyarak karşılaştırır. Bu üç faktörün kesiştiğini fark eden DeMeo, sünnetin MÖ 5000 yıllarında Sahara’nın çölleşmesi ve bunun sonucunda kurulan ataerkil düzen ile ortaya çıktığı sonucuna varır. Daha sonra bazı tarihsel olayları inceleyerek sünnetin ataerkillikle birlikte Sahara’dan dünyanın başka yerlerine yayılışını açıklar. (James Demeo, Ph.D. Kyoto Review 23: 19-38, Spring 1990 (Japan)

Ashley Montagu de “Sakatlanan İnsanlık” (1991) adlı makalesinde her iki cinste sünnetin, ataerkilliğin yükselmesi ile ortaya çıktığını iddia eder. Günümüzde sünnetin devam etmesini, eski ataerkil eğilimlerin halen güçlü olmasına bağlar.( Ashley Montagu, Mutilated Humanity)

Nörofizyolog James Prescott’a göre erken yaşlarda, özellikle bebeklerde yapılan sünnet, bireyin gelişen beyin yapısında cinsel zevk duygusunun acı ile birlikte kodlanmasına neden olur ve bu şekilde cinsel olarak sağlıklı gelişmesini, ileri yaşlarda cinsel zevki ve cinselliğin manevi boyutunu gerektiği şekilde yaşamasını güçleştirir. Ataerkil toplum, bireylerin cinselliğini bu şekilde kontrol eder. (James Prescott, Genital Pleasure vs Genital Pain,)

Sünnet olayı ile ilgili olarak psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, Oedipus kompleksine atıfta bulunmuş ve sünnet olayı erkek çocuğun annesine karşı duyduğu özlemden vaz geçtiğini göstermek amacıyla toplum önünde törensel olarak uygulanan bir cerrahi operasyondur. Erkek sünnet olarak artık erkekliğe adım atmış ve annesi ile bağlarını tam olarak koparmış olmaktadır.

Sünnetle ilgili dini yorumların, bulunulan coğrafi bölgeye göre değişmesi (Mısır’lı Hıristiyan Kıptiler örneğinde olduğu gibi), uygulamadaki temel belirleyicinin din değil coğrafya (Asya’ya uzanan Sahara çöl kuşağı), ve bununla bağlantılı ataerkillik olduğunu göstermektedir.

Kadın sünnetinin sonuçlarını abartırken, erkek sünnetinin zararlı sonuçlarını az gösterme yönünde bir çaba vardır. Dünya Sağlık Örgütü’nün Cenevre’deki bürosunda cinsel sakatlamalardan sorumlu olan Dorkenoo şöyle yazar:

“Klitoridektomi, Kadın Cinsel Sakatlamalarının (KCS) en yaygın yöntemidir. Bu sünnetten çok penisektomi ile özdeştir. Erkek sünneti, penisi örten koruyucu derinin kesilmesini içerir, ama penise zarar vermez. Klitoridektomi, kadında cinsel zevk organı olan klitorisi tahrip eder.”

Ne var ki eski kaynaklar erkek sünnetinin bu önemsizleştirmesini paylaşmazlar. Aslında Yahudi dini otoriteleri erkek sünnetini, erkeğin ve partnerinin cinsel zevkini azaltmak için bir yöntem olarak görmüşlerdir. Bu uygulamaya seks hakkındaki negatif düşünceleri nedeni ile devam ederler. Philo (ö. 54) sünnetin ilk hedefini şöyle açıklar:

“Zevkin kesilmesi zihni hayallere götürür. Bütün zevkler içinde en başta geleni olan erkek ve kadının birleşmesi olduğundan, kanun koyucular şunu düşünmüşlerdir ki, cinsel birleşme organını yaralamak ve sakatlamak hem bu zevki, hem de bunun simgelediği ve kaynağı olduğu bütün diğer zevkleri engeller”

Diğer yerlerde şunu söylemiştir:

“İlahi kanun koyucu sünneti erkeklere pek çok nedenle emretmiştir. Birincisi onun çiftleşmeye kadından daha fazla isteği olduğu ve her zaman hazır olduğudur. Dolayısıyla doğru bir şekilde kadınları dışarıda bırakarak erkeğin yersiz içgüdülerini bastırır”

Modern zamanlara kadar sünnet, cinsel bir kontrol aracı olarak düşünülmüştür. Bu görüşlerin en çok bilinenlerinden biri Yahudi asıllı düşünür İbn Meymun’un 1190 yılına ait şu sözleridir:

“Söz konusu sünnet olduğunda, düşünüyorum ki amaçlardan biri cinsel ilşkiyi azaltmak, organı zayıflatmak, ve bu şekilde erkeğin mutedil olmasını sağlamaktır. Bazı insanlar sanırlar ki, sünnet erkeğin yapısındaki bir bozukluğu gidermek içindir, ama herkes kolaylıkla cevap verebilir: Nasıl olur da tabiatta yaratıklar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar “eksik” olabilirler, hele bu özellikle üstderi (sünnet derisi) gibi işlevi açık seçik belli olan bir yapı ise? Bu emir, eksik yaratılışlı bir yapıyı düzeltmek için değil, ama insanın ahlaki yetersizliklerini tamamlamak içindir. Bu organda açılan yara tam da istendiği gibidir; ne gerekli işlevlere zarar verir, ne de çoğalma yeteneğine zarar verir. Sünnet basitçe aşırı isteği dengeler, çünkü sünnetin cinsel heyecanı azalttığına dair şüphe yoktur, organ daha başlangıçtan kan kaybederek ve koruyucu tabakasını kaybederek güçsüz hale gelir. 49. Bölüm, s.609) Şaşırmışlara Rehber, İbn Meymun.

Destanlarımız (Beresh Rabba, c.80) açıkça söyler: Sünnetsiz biri ile ilişkiye giren kadın için ondan ayrılmak zordur. Bu, benim inancıma göre, sünnetle ilgili emir için en iyi nedendir. Ve bu emri ilk uygulayan kimdi? İbrahim, günahtan nasıl korktuğu iyi bilinen babamız.”

Ve ekler:

“Her şeyde altın kuralı takip etmeliyiz; aşkta aşırı olmamalıyız, ama tamamen de bastırmamalıyız, çünkü kanun emreder: “Meyva verin ve çoğalın” (Genesis 1:22) Organ operasyonla zayıflar ama tamamen de yok olmaz. Doğal fonksiyonu tamamen korunmuştur, ama aşırılığa karşı da korunmuştur”

Kıpti teolog Ibn-al-Assal (ö. 1265) sünnette gereklilik görmüştür: “Bazı doktorlar ve önemli filozoflar sünnetin zevk aracını zayıflattığını söylemektedirler, ve herkese göre arzu edilen bir durumdur bu. “ Burada referans kesinlikle Maimonides’e yapılmıştır. Thomas Aquinas (ö. 1274) Maimonides’e atıfta bulunur ama aynı zamanda sünnetin “ilgili organdaki şehveti azaltmak için bir yöntem” olduğuna değinir. Tanrı’nın bağlılık işaretini kafada değil peniste istemiş olmasının “bu organlarda bulunan şehveti azaltma amacını “ taşıdığı gerçeğini onaylamıştır.

Klasik Müslüman yazarlarda da aynı fikirlere rastlanır. Ibn-Qayyim Al-Jawziyyah (ö. 1351) erkek ve kadında sünnetin cinsel isteği azalttığını yazar, “cinsel istek aşırı olduğunda insanı hayvana çevirir, yok edildiğinde ise onu cansız biri yapar. Böylece sünnet bu aşırılığı keser. Bu yüzden, sünnet olmamış erkek ve kadınların hiçbir zaman doyduklarını göremezsiniz” Al-Mannawi (ö. 1622) Al-Razi’den aktarır:

“Glans (penis başı) çok hassastır. Eğer üstderi (sünnet derisi) içinde saklı olursa, çiftleşme sırasında zevki arttırır. Eğer üstderi kesilirse, glans sertleşir ve zevk zayıflar. Bu bizim kanunlarımıza daha iyi uyar: zevki tamamen yok etmeden azaltmak, aşırılıkla dikkatsizlik arasında ara durum.”

Erkek sünnetinin bugünkü muhalifleri, az önce bahsedilen eski yazarların sünnetin cinsel zevki azalttığı görüşüne katılırlar. Bunu doğrulayacak bilimsel açıklamalar getirmişlerdir. Ama eski yazarların aksine, kişisel bir hak olarak gördükleri cinselliği engellediği için sünnete karşıdırlar.

Muhalifler, cinsel zevkin yalnızca glans ile değil fakat, glansın koronası ile, frenulum ile ve üstderi ile de kaynaklandığını söylemektedirler. Glans penis başta sinir uçları ile örülmüştür, ve protopathic duyarlılığa sahiptir, bu da daha zayıf ve ham duyular anlamına gelir. Glanstan daha az duyuya sahip tek vücut organı ayak tabanıdır. Üstderiyi keserek, glans ve onun koronal tacı, korumasını kaybeder, zamanla sertleşir ve kurur, tıpkı bir yalın ayak gibi. Dolayısıyla sünnet, glans ve koronanın sürekli ilerleyen duyu kaybına yol açar. Ayrıca insan penisinin az ya da çok oranda deri yüzeyi kaybetmesine yol açar ki, bu %80’e kadar ulaşabilir. Kesilen parça bir metreden fazla damar, arter ve kılcal damar, 78 metre sinir ve 20,000’den fazla sinir ucu içerir. Sünnet üstderi kaslarını, bezlerini, mukoz tabakasını, ve epitel dokusunu tahrip eder. Frenulumu da yaralar.

Sünnet ereksiyonu engellemez ise de, derinin eksilmesi onu daha gergin, daha az elastik, ve daha az hareketli yapar. Eğer deri çok fazla kesilmişse, gerilim penisi bükebilir, veya yumurtalık derisini, kaybı telafi etmek için yukarı çekebilir.

Cinsel ilişkiye hazırlık sırasında, erkek kadının klitorisini ve üstderisini okşar. O da erkeğin penisini deriyi ileri geri çekerek uyarır ve ilişkiye hazırlar. Deri doğal uzunluğunu kaybettiğinde bunlar rahat yapılamaz. Bu önsevişme ve ilişkinin kendisi, sünnet kayganlaştırıcı smegmayı salgılayan bezleri yok ettiği için daha az pürüzsüzdür. Bunu telafi etmek için kadın genellikle bir kayganlaştırıcıya başvurur, yani hem kadın hem de erkek için zararlı bir maddeye. Bu iki problem, Amerikalı kadınların, kayganlıktaki eksikliği tükürükle telafi etmek için “fellatio”ya başvurmalarını, ve önsevişmenin neden kısa olduğunu açıklar.

Üstderi (sünnet derisi) kesilmesi, ve penis yağlandırıcı maddesinin eksikliği, hem kadın hem de erkek için cinsel ilişkiyi daha acı verici yapabilir. Burada eldeğmemiş erkeğin cinsel ilişkisinin sünnetli erkekten farklı olduğu dikkat çeker. Sünnetli erkek, eğer üstderisi olsa idi yaşayacağı heyecanın arayışı içinde daha şiddetli ve çabuk penetrasyonu tercih eder. Bu cinsel davranış sürtünmeyi arttırır, her iki kişide de lezyonlara yol açar ve olumsuz bir durum oluşturur. Bir Amerikalı doktor şöyle yazar:

“Sünnetli erkek, değişmiş penis işlevi ve duyarlılığı nedeniyle, hiçbir zaman Tanrı tarafından kendisine verilen genital zevke ulaşamaz. Kadın da, hiçbir zaman eşinin tam cevabını yaşayıp tanıklık edemez. Yetenekli bir müzisyen, bütün virtüözlüğüne rağmen, kötü akor edilmiş veya en iyi olmayan kalitede bir enstrümanla, en iyi müziğini ortaya koyamaz.”

Sünnet olan erkekler kimi zaman doğal sünnet derisi görünümünü tekrar elde etme arzusu, cinsel birliktelik sırasındaki hassasiyeti artırmak ya da günlük aktiviteler sırasında hassas bölgelerin sürtünmeden kaynaklı deformasyonunu önlemek gibi nedenlerle “sünnet derisi restorasyonu”  ile penisin sünnet olmadan önceki görünümüne geri döner. (Bigelow J (1992). “Why men today want to uncircumcise”. The Joy of Uncircumcising. Hourglass. ss. 113–20.)

Ya tamamen reddetmemiz ya da kabul etmemiz gereken bir ilke vardır: “Herkes fiziksel ve mental bütünlüğe sahip olmaya ve kişi olarak güvenli bir yaşam sürdürme hakkına sahiptir.”. Eğer bu hakkı kabul ediyor isek, onu dinleri, dilleri, ırkları ve konumları ne olursa olsun uygulamamız gerekir.

Erkek sünnetinin de, tıpkı kadın sünneti gibi, rıza göstermeyen insanlar üzerine herhangi ciddi bir tıbbi neden olmadığı halde uygulandığı durumlarda cezalandırılması gerekmektedir. Bu nedenle, kadın sünnetini cezalandıran ancak erkek sünnetini kabul eden, batılı olsun olmasın bütün kanunları sorgulamak, ve karsi durmak gerekir.

“İbrahim 99 yaşında iken Tanrı ona gözüktü ve dedi ki: Ben Ulu Tanrı’yım. Benim önümde yürü ve masum ol. Seninle ve senden sonraki neslinle, size Tanrı olmak için, senden sonra da geçerli olacak bir anlaşma yapacağız. Sana ve nesline, şu an için yabancı olduğun Kenan ülkesini, daimi malınız olması için vereceğim ve size Tanrı olacağım. Ve sen de, anlaşmayı uygulayacaksın, neslin de uygulayacak. İçinizdeki her erkek çocuk, sünnet edilecek. Kendi üstderini sünnet edeceksin ve bu aramızdaki anlaşmanın delili olacak. Nesillerin süresince, her erkek sekiz günlük olduğunda, ki buna evinde doğan köle ve paranla satın aldıkların da dahildir, sünnet edilecek. Böylece anlaşmamız senin etinde sonsuza kadar yaşayan bir anlaşma olacak. Sünnet olmayan herhangi bir erkek, toplumunuzdan dışlanacak; çünkü o, anlaşmayı bozmuştur.”

Bu bir Yahudi ahitidir. Tanrı kullarını tıpkı hayvanları damgalar gibi damgalamayı istemiştir. Tevrat´ı yorumlamak için bu kadar özgür tavır sergileyemeyecek olanlar, İbrahim’in sünnet olduğunda bir yetişkin olduğunu hatırlamalıdırlar. Eğer çocuklarımıza saygı gösteriyorsak, en azından 18 yaşına kadar bütün kalmalarına izin vermeliyiz. Penislerini kesip kesmemeye kendileri karar verebileceklerdir.

Dünya Sağlık Teşkilatı neden sadece kadın sünneti ile ilgileniyor ve erkek sünnetini gözönüne almıyor?

Ayrımın arkasındaki politik nedenler nelerdir?

Entellektüeller ve özellikle de tıp doktorları – modern bilimsel ve mantıksal gerekçelerle- Kadın Genital Sakatlanması’na karşı çıkarken, Erkek Genital Sakatlanması konusunda aynı tavrı benimsemekten neden kaçınırlar?

´Erkek Genital Saakatlanması´ karşıtlarının ve savunucularının arkasında ne vardır?

Erkek Genital Sakatlanması’nın sakıncaları hakkında toplumsal bilinçlenmeyi artırmak, bazılarının savunduğu gibi gerçekten de Kadın Genital Sakatlanması’na karşı oluşturulan hareketi kötü yönde mi etkilerdi?

Eğer kadınlar erkek çocuklara karşı olan ataerkil eğilimleri ortaya çıkarmazlar ise, kendilerini özgürleştirmeleri söz konusu olabilir mi?

Son söz; Sünnet hakkında birçok tarihsel hikaye anlatılsa da “Kultur Geschicte der Erotik”de Mısır’da mumyalar üzerinde yapılan araştırmalarda M.Ö. 16.y.y da sünnetin yapıldığı detaylı bir şekilde anlatılmaktadır.

Üniversite’de yapılacak olan konferans ertelendi, en azından arkadaşımıza ertelendiği söylendi, belki de politik nedenlerden dolayı iptal edilmiştir, arkada dönen tartışmaları da asla öğrenemeyeceğiz. Konu iptal edilse de bu konu üzerine okuduklarımdan ve öğrendiklerimden sonra özellikle Erkek Sünneti’ ne dikkat çekmeliydim. Bir oğul, bir erkek kardeş ve bir eşe sahip iken ve yanıbaşımda erkek yoldaşlarım varken öncelikle onlara bu konunun kavranması ve kavratılması için sonuna kadar çabalayacağım, hep birlikte çabalamalıyız.

Şahin S. ( feslegen kokar elleri ) Esslingen/ 29.09.2017

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑