Yazarlar

Published on Nisan 24th, 2018 | by Avrupa Forum 7

0

Kirli Düzeni Korumanın Yeni Arayışları – Ibrahim Aslan

Başını kaldırıp yukarıya bakıyorsun, üç-beş
tepenin üzerine kurulmuş, Orta
Çağ’ın ihtişamıyla bile kıyasalanmayacak
kadar debdebeli, adeta her şeyi içinde
barındıran, Şirin’in ülkesinde saraydakiler
suyun en berrakını bolca kullanırken,
Ferhat’ın halkının susuzluktan kırıldığı,
kan, irin karışmış suları içmek zorunda
kalışı kadar aykırı bir saltanatın hükmünün
sembolü saray,
aşağı bakıyorsun, yoksulluğun, sefaletin
kol gezdiği, evine bir parça ekmek bile
götürememenin kaygısıyla suratı bir karış
asık, bir ceylan kadar ürkek, karınca kadar
telaşlı oradan oraya koşturan insan
kalabalıkları ve bu kalabalıkların günün her
dakikasında iliklerinde hissettikleri bu ağır
zulüm ortamını kontrolden çıkarmamaya
çalışanların sürdürmeye çalıştıklar kurşun
gibi ağır hava.Nedenini aslında herkesin
bilip de çoğunluğunun en kolay öz savunma yöntemi olarak bilmezden geldiği
savaşlar, çatışmalar, normal şartlarda
incir çekirdeğini bile doldurmayacak kadar
basit, hatta bazen “sebepsiz” yere işlenen
cinayetler, çürüyen ahlak, ortadan kaldırılan hukuk, umarsızca çiğnenen
değer yargıları, alay konusu olan, hatta
yokedilmiş sevgi, ortalama bir kapitalist
ülkenin artı değer hırsızlığını ölçüt olarak
onlarca kez geçmiş olan emek hırsızlığı
ve bunun yarattığı sosyo-ekonomik ortam.
Bunun devamı ve yansıması olarak çürütülmüş, kolayca kontrol etmek amacıyla “milli ve dini” değerler kullanılarak olabildiğince kamplara
bölünmüş ve sonuçları hesaplanmadan ya
da göze alınarak düşmanlaştırılmış bir
gençlik ve onu bu hale getirmenin en
temel silahı olan yozlaştırılmış eğitim.
Artık neredeyse geliriyle borçları eşitlenmiş, kaynaklarını ve doğasını
satmaktan başka gelir kaynağı kalmadığı
için değerleri ve toprakları parsel parsel
satılan, uluslararası ilişkilerinde büyük
ticari antlaşmaları rüşvet unsuru haline
getirilmiş ve bunun karşılığında itibarı
uluslarası alanda yerlerde sürünen,
“üretilmiş” düşman ülkelerle kuşatılmış
bir ülke.
Bu tablo değil uzun vadede, kısa vadede
bile dünyanın hiç bir ülkesinde sürdürülebilir bir tablo değildir.
Hasılı yukarıda çizmeye çalıştığım kapkara
tablonun üstüne, yalnızca “çocuklar
ölmesin” dediği için Ayşe öğretmeni küçücük çocuğuyla
beraber cezaevine göndermenin utancının
da sırtımıza yüklendiği bir ortamda koşar
adım seçime gidiyoruz.Kimi seçmeye mi?
Elbette başkan babamızı!
Sahi nereden çıktı 24 Haziran? Aslına
bakarsanız seçim, Margiuez’in Kırmızı
Pazartesi romanındaki işlenecek cinayeti
herkesin bildiği ama bilmezden geldikleri
gibi hemen herkes tarafından biliniyordu.
Asıl sürpriz tarihindeydi.Söylemek gerekir
ki, karar vericiler hariç kimse bu tarihi
öngörememişti.
Ortada dolaşan dedikodulara göre, amaç
İYi Parti’yi seçime sokmamak,muhalefeti
hazırlıksız yakalamak ve onlara ittifak
yapacak süreyi bırakmamak, ha bir de
iyice şişen ekonomik yapı patlamadan
seçimi savuşturup iktidarını devam
ettirmekmiş.Hangisine olmaz diyebiliriz ki.
Evet, Erdoğan saltanatını korumak, hatta
uzatmak için toplum mühendisliğinden
tutun da seçimi organize edip denetleyen
kurumları denetim altına alıp kullanmak
için kendince çalışmalar yapar.Bu, işin
belki de en doğal tarafı.
Ancak bu sıkıştırılmış seçim sürecinde
yalnızca doğal olanlar yaşanmıyor.Aynı
zamanda doğal olmayan ilginç şeyler de
yaşanıyor.
Örneğin “demokrasi tarihimizde” ilk kez bir
parti(CHP) başka bir partinin(İYİ Parti)
“demokratik hakkının gaspını” önlemek
adına o partiye gönüllü milĺetvekili transferi yapıyor.
Oysa hafızalarımızı yoklarsak aynı partinin
(CHP) daha geçen yıl “demokratik
dayanışmasını” başka bir partinin (HDP)
milletvekillerinin cezaevlerine konulmasına yardımcı olarak gösterdiğini
görürüz.Ne kadar adil bir demokratik
dayanışma örneği değil mi!? Breh, breh!
Peki ama nereden çıktı bu milletvekili
transferi? Eh, o zaman kendimce bulduğum sebepleri anlatayım da, siz
ister doğru deyin ister yanlış.Orası elbette
sizin bileceğiniz şey.
CHP’nin devletin partisi olduğundan binlerce kez söz ettik.Mevcut genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun devleti
ön planda tutan siyasi çizgisiyle ilgili
olarak da yalnızca ben en az 7-8 yazı kaleme aldığımı hatırlıyorum.Örneğin bu
konudaki son yazılarımdan birinde CHP’nin
devleti ve sistemi korumak adına, son yarım asırda sol potansiyele karşı bariyer
olma görevini üstlendiğini ve Kılıçdaroğlu” nun başta Gezi eylemleri olmak üzere
birçok konuda bunu başarıyla yerine
getirdiğini yazdığımı gayet net bir şekilde
hatırlıyorum.
Bugün de Kılıçdaroğlu sadece AKP iktidarının değil(öyle olsa bu kadar çırpınmazdı belki) aynı zamanda sistemin,
dolayısıyla devletin çöküşünü görüyor (ya
da birileri tarafından gösteriliyor). Bu
çöküşü, halkların pozitif enerjisini yanına
alarak olumlu anlamda kullanabilecek tek
güç ise HDP, sosyalist sol ve diğer demokrasi güçleri.
İşte Kılıçdaroğlu ve onun arkasındaki
güçleri neredeyse panik boyutunda korkutan da bu.
Ayrıca bu “tehlikeyi” gören sadece yurt içi
belirleyici unsurlar değil, aynı zamanda
ülkenin siyasi, ekonomik ve askeri anlamda bağımlı olduğu ve özellikle yakın
dönemde Erdoğan ile kanlı bıçaklı olan
dış güçler de var.Onlar da bir taraftan
Erdoğan’dan kurtulup “uymlu” birisiyle
çalışmak isterken, bu arada ülkede gerçek
bir demokrasi oluşturup halkların her konuda önünü açmak isteyenlere de
iktidarı teslim etmek istemiyorlar.
Son transfer hamlesi de gösteriyor ki,
Kılıçdaroğlu ve onunla irtibatlı güçler
ülkenin Erdoğan sonrası geleceğini
Meral Akşener etrafında örmeye çalışıyorlar.
Cumhur ittifakının ülkeyi götüreceği rota
çoktan belli oldu da, transfercilerin yeni
rotası ne?
O rotada da ülke için, daha doğrusu ezilenler için yeni hiç bir şey yok.Yönetim
biçimi olarak başkanlık öncesine dönüş
bile, söz vermelerine rağmen bir hayli
tartışmalı.Zira bu ekonomik anlayışın
sürdürülmesi zoru gerektiriyor.Şayet
AKP iktidarından kurtulunsa bile yarın
yapılacak olanların en fazlası, belki sosyal
medya ve basın özgürlüğü konusunda
birazcık gevşeme ve tek adam yönetimi
imajını silme ve eğitim laiklik ilişkisinide
bir parça düzenleme.Hepsi bu kadar.
Bunlar halkların yarasına melhem olmaz.
Olsa olsa yarayı biraz soğutur.Oysa biz
yarayı tedavi etmek istiyoruz.Bunun tek
yolu da gerçek, modern ve halkların eşitliğini, kardeşliğini ve barışı savunan
demokrasidir.Biz bu rotada yürümeye
kararlıyız.Yürüyeceğiz!


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑