Yazarlar

Published on Nisan 27th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Kendini oyun dışında gören sol – A. Mahir

Bir iddiası olmamak elbette sorunludur. Ne ki, iddiasızlığı hala kendi açmazının sonucu olarak görememek, başka bir vaka. Solun daima handikabı olan şey nedir diye sorsak, yanıt şu olabilir: ”Sol bütün yolların kendine çıkması gerektiğini düşler!” Bir orak çekiçli bayrak, yeryüzündeki her kıpırdanışı sarmalı! Peki gerçekçi mi bu? Sistemi geriletmeye matuf, en masum eylemin içine sığmayan bir bayrağın altına dünyayı sığdırmak, tam da hayalperestlik! Hayal etmek güzel de, perest olmak saçma!

Masum gibi gözüken eylemler, en ciddi sonuçlara evrilebilecek yaşamsal uyarılar olamaz mı? Basit bir fiziksel müdahalenin doğal fırtınaların çağrısı olabileceği kanıtlanmıştır. Sonuçta ortaya çıkan veri, onu yaratan mütevazi süreçlerdeki birikimin patlaması değil midir? Suyu, altına ateş çaktığımızda hemen ısıtamayız. Ne ki sürekli vuran ısının birikimiyle harekete geçen moleküllerin, kendi kabından taşarak kaynama erginliğine varması, bir süreç sonucunda gerçekleimiyor mu?

Toplumsal olayların bu ve benzeri fizik yasalarıyla bağını kuramayan solculuk, abarttığı varlığını, basit saydığı adımlara sığdıramayan bir bönlük içindedir. İçinde bilinçli bir nüve olmayı beceremediği hareketlere sığmadığı vehmiyle, kendine olmadık misyon biçerek, eylemsiz bir çerçeve hapsolduğunun ayırdında bile değil. Oluşumların izlediği doğal seyri, bunun taşıdığı çelişkili karmaşayı aklına sığdıramayan sol, kendisini dışındaki biryerlere sığdıramayarak, emsalsiz bir devrimcilik yaptığını sanmaktadır.

Eski bir Yoldaşla konuşuyorduk. Oldukça donanımlı, politik yazın yaşamının filozofik örneği olan biri. Komünist kimliğin tescilli markası da sayılabilir. ”Abi!” dedim. ”Şu dışımızda akıp giden hayat için somut hangi öneriniz var?” ”Ne gibi?” dedi. Anlatmaya çalıştım. Bizler için tanıdık olan bazı kavramlardan başladım. ”Meclis bir burjuva ahırıdır. Parlamenter mücadele devrimden kaçanların sığındığı bir biçimdir. Boykot devrimci bir seçenektir. Her olay ve kıpırdama Komünist toplum ütopyasına bağlanmalıdır. Orak çekiç önemlidir…!” ”Muradın nedir?” diye sordu.

1974 yılından beri sol bir tedrisattan geçerek, bu yıllar içinde de İşçi Sınıfı eksenli partilerde gençlik yıllarımızı geçirdik. Gerçekten inanmış olarak, iyi niyetlerle ve özveriyle çabaladık durduk. Kendi içimize kıvrılıp mantarlaşmadan başka bir varlığımız olmadı. 1965 TİP deneyimini saymazsak, kayda değer hiç bir varlık gösteremedik. Doğal kitlelerimizle olması gereken bağımız asla kurulamadı. Dışımızdaki her siyaset bizim rakibimizdi. Onlarla uğraşırken, hayat kaç kere gelip bizi sollayıp geçti.

Fırtınalardan, badirelerden, faşizmlerden koruyup geriye bırakabileceğimiz hiç bir eserimiz olmadı. Dünden bugüne ve yarına biriktirerek taşıyabileceğimiz, sahiplenilecek bir gelenek üretemedik. Her yükseldiğinde, fidanlarımız belden kesilerek, hayatın dışına atıldık hep. Düşündük mü hiç? Neden biriktiremedik? Neden hayata tutunamıyoruz? Tutunabileceğimiz, basit dallara olsun kıymet veremez miydik? Onlara sığmadık değil mi!

Türkiyede Özgürlük ekseninde birbirine yaslanan güçlerin siyasal yaşamın sahnesinde, yadsınamaz bir geleneği ete kemiğe büründürmeye yola çıktığı koşullarda, en büyük eleştiri furyasını soldan duyması şaşırtıcı değil mi? Ağırlıklı taraftar kitlesini etnik grupların oluşturmuş olması, solu dışında görmenin gerekçesi yapılmadı mı? Hangi etnisiteden olmanın, emek sermaye çatışkısında handikap oluşturması ne yazıktır ki, içine kurucu iradenin küflü ideolojisinin sosunun karışmasıyla bağlantılıydı. Bir garip antiemperyalizm, kapitalizmle bağlantılanarak ele alınmayıp, bir batı karşıtlığı derekesine indirgenmiştir. Özgürlük Hareketiyle ilişkili olanlar emperyalist, karşı olanlar dost bellendi.

Özgürlük paydasında buluşanların hayata kazınma, zeminde iş görme, belki basit ama, özgün kazanımları sabırlıca biriktirme, geleceğin kardeşlik toplumunun nüvelerini yaşam deneyimimize katma konusunda işlev üstlendiği gerçeklik, solun hep eleştirisine uğradı ne yazık. Sınıflar mevzilenmesinde bu deneyimi bir yere koymakta zorlanan devrimciler, Özgürlük Mücadelesi bileşenlerine, hep kuşkucu yaklaşmıştır. Gözlemcilikten, süreçleri paylaşmaya sıra getirememişlerdir. Dahası, dışarda kalarak kimliklerini böylece yitirmeyerek, en devrimci kalmayı övünçle iddia edebilmişlerdir!

Günümüzde, bunca badire yaşanmasına karşın, muhalefetin en gelişkin örneğini bedel ödeyerek korumaya çalışan bir hareketin karşısında, devrimci saydığımız Haziran Hareketi, TKP, ÖDP, EMEP ve Halkevleri temsilcileri devrimci bir blok kurmaktan, AKP’yi sandıkta ve sokakta yenmekten bol bol konuştular ama, mağdur edilen, onbini aşkın tutsağı olan HDP’yi desteklemek gerektiğini, bütün sol güçlerin ardına yığılmasının, demokratik vicdanın bir gereği olduğunu bile dile getirmekten kaçındılar.

Geçmiş yıllarda ortaya çıkan yığınsal hareketleri kendi becerisi sayma aymazlığına düşenler, Özgürlük Mücadelesi bileşenlerine karşı hep mesafe koymayı, neden erdemli bir davranış olarak addedebiliyor? Önümüzdeki seçimler için somut bir şey söylememek için adeta Türkçeyi yordular. Görev ortadadır. Seçimlere rağbet varken boykot demek, Leninin tespitiyle şarlatanlıktır. Oyun kurma gücünüz varsa platformlara inin. İnmiyorsanız, kimsenin zihnini karıştırmayın bari!

Kendinizden çok daha geniş bileşimlere sığmıyor olmak iddianız, paradoksal bir durum sayılmaz mı?

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑