Emek

Published on Ocak 12th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

İsviçre’de 28 yıl aradan sonra ikinci kadın grevi için çağrı

İsviçre’de yirmi sekiz yıl aradan sonra gerçekleşecek olan ikinci kadın grevinin, 2019’un en büyük politik olaylarından biri olacağı iddia ediliyor

2019 yılı İsviçre’de bir feminist seferberlik yılı mı olacak? İsviçreliler kitlesellik anlamında başarılı olan ancak kısıtlı sonuçlar yaratabilen ilk kitle hareketinden yirmi sekiz yıl sonra, 14 Haziran 2019’da, kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizleri protesto etmek için ulusal bir grev çağrısı yapıyorlar. Şimdiden bir Federal Meclis üyesi de harekete katıldı.

İlk grev 14 Haziran 1991’de gerçekleşti ve 500 bini aşkın kadın greve katıldı. İlk grevin daha mütevazı bir tekrarı olan ve 24 Ekim 1975’te İzlanda’da yapılan grevde ise kadınların yüzde doksanı, ev işlerinden balık konservesi fabrikalarına kadar her alanda 24 saatliğine hayatı durdurdular. Yirmi sekiz yıl sonra gerçekleşecek olan ve Federal Meclis üyesi Simonetta Sommaruga tarafından desteklenen ikinci grevinse, 2019’un en büyük politik olaylarından biri olacağı iddia ediliyor. Bu iki tarih arasında neredeyse her şey değişti. Ama eşitliğe giden uzun yolda, kadınların öfkesi de sabırsızlığı da neredeyse aynı kaldı.

1990’ların başlarındaki isyan, Jura bölgesinde başladı. Joux Vadisi’nde, bazı kadın saat üreticileri şu üzücü gözlemde bulunuyorlardı: Federal Anayasa’nın 4. maddesine yeni bir paragraf eklenmesinden on yıl sonra, kadınlarla erkekler arasındaki eşitlik konusunda somut hiçbir gelişme olmamıştı. “Bu madde çekmecede uyuyor, sadece kadınları emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi yeni yükümlülüklere boyun eğdirmek için çıkartıldı.” “Ücretler arasındaki eşitsizlikler grevin başlangıcını anlatan kolektif bir kitapta anlatıldığı gibi çok geniş.” “Saat üretiminde işçilerin yüzde 46’sı ayda 3,500 franktan az kazanıyor ve bunların yüzde 93’ü kadın.” “Bu durum bu şekilde devam edemez.” “Neden greve gitmeyelim?” dedi biri…

14 Haziran’da yemeği soğuk yesin!

Metal İşçileri ve Saat Üreticileri Federasyonu yönetim komitesinin tek kadın üyesi Christiane Brunner, bu hareketin sembolü olacaktı. Kolay değildi, çünkü öncelikle fikri sendikalara kabul ettirmek gerekiyordu. “İki tabuyu yıktık: birincisi çalışma barışının toplu sözleşmeyle bağlandığı bir sektörde grev yapmak ve ikincisi sadece kadınların yöneteceği bir eylem başlatmak” diyor. Başını Fritz Reimann’ın çektiği USS ise grev yerine bir “eylem günü” örgütlenmesini öneriyordu.

Grev yapma ilkesel olarak kabul edildiyse de hala İsviçre’deki tüm sendikaları seferber etmek gerekiyordu. İsteksizliğin farkında olan Christianne Brunner bazen erkek meslektaşlarından toplantılara eşleriyle birlikte gelmelerini istedi. İyi fikir. Bir gün yaşlı bir kadın, herkesi greve katılmaya ikna etti: “Kocama her gün sıcak yemek yedirdim; eh, 14 Haziran’da, bu sefer yemeği soğuk soğuk yiyecek.”

Cenevreli sendika sekreteri bir yandan bu ikna çabalarını sürdürürken bir yandan da bu “yasadışı” eylem nedeniyle pek öfkelenen işveren örgütlerini yatıştırmaya çalışıyordu. Swatch Grup markaları grevde yer alacak kadınları işten çıkarmakla tehdit ediyordu. Christiane Brunner telefonunu alıp büyük patron Nicolas Hayek’i aradı. “Bu hareket toplumu değiştirmeyi hedefliyor, sizin kişiliğinize karşı bir şey değil” dedi. “Tamam, katılıyorum, çünkü kadınlara ihtiyacımız var” diye yanıtladı adam. İşverenler nihayet yatışıyordu çünkü bu grevin çok da etkili olmayacağını umuyorlardı.

Fuşya arası

Ama öyle olmadı. 14 Haziran’da İsviçre eylemin renkleri olan leylak ve fuşya renkleriyle kaplandı: Yaklaşık 500 bin kadın birkaç saatliğine iş bırakarak ve piknikler düzenleyerek protestolara katıldılar. Sokak isimlerini değiştirip kadınların isimlerini verdikleri Chaux-de-Fonds’ta “Genelde uyumlu olsak da bugün rahatsız edeceğiz” diye bağırıyorlardı. Santon’da kantonun azizesi olan Catherine’i pembe bir ev kadınına dönüştürdüler. Bern’de, diplomatik bir etkinliğin güvenliğini almaya çalışan savaş giysileri içindeki jandarmaların gözü dönmüş bakışları arasında, Federal Meydanı işgal ettiler.

“Grev büyük bir başarıydı, ama Fransızca yayın yapan TV’lerin o akşamki yayınına çıkana kadar başarının büyüklüğünü anlayamamıştım” diyor Christiane Brunner: “Kadınların greve katılma biçiminden çok etkilendim ve duygulandım.”

Yirmi sekiz yıl sonra, yüzyıl değişti, İsviçre ve çalışma dünyası da. Kadınlar elbette doğum iznini, kürtaj hakkını ve eşitlik yasasında bazı değişikliklerin yapılması kazandılar. Fakat toplum son derece ataerkil yapısını sürdürdü. “Evet, kızgınız” diyor USS genel sekreteri Regula Bühlmann. “Tüm dünyada cinsiyetçilik, Donald Trump örneğinde de gördüğümüz gibi yeniden ortaya çıktı. İsviçre’de, parlamento maço tavırlarını sürdürüyor ve eşitlik yasasındaki her şeyi zayıflatmaya yönelik yeni bir yasa çıkarttı” diye söyleniyor. Çünkü bu yasa 100 işçi çalıştıran işyerleri için her dört yılda bir denetim öngörüyorsa da yasayı ihlal eden şirketler için hiçbir yaptırım öngörülmüyor. Unia sendikası “Bu yasa kadınlara yönelik bir saldırıdır” açıklaması yapıyor.

Sağcı kadınların utancı

Randevu 14 Haziran 2019’a kesildi. Şimdi sendikaların çağrısını yaptıkları greve ülkenin tüm kadınlarının katılıp katılmayacağını görme vakti. Le Temps, Viola Amherd (PDC) ve Karin Keller-Sutter (PLR) isimli sağcı iki yeni Federal Meclis üyesinin görüşlerine başvuruyor. Birincisi konuyla ilgili düşüneceğini söylerken diğeri yanıt vermiyor.

22 Eylül 2018’de eşitlik talebiyle yapılan bir eylem, hemen tüm siyasal duyarlılık yelpazesinden 20 bin kadar kadını bir araya getirdi. Bu da sağda daha şimdiden dişlerin gıcırdatılmaya başlanmasına yol açıyor.

Grevden altı ay önce, solcuların hâkim olduğu federal kent parlamentosunun 8 Mart dünya kadınlar günü vesilesiyle sadece kadınların izinli olacaklarını açıklamasından sonra sağın utancı da büyüyor. Radikal Liberal Parti’nin bir kadın üyesi “bu cinsiyetçi bir önlem, yeni eşitsizlikler yaratıyoruz ve müttefikimiz olabilecek erkekleri korkutuyoruz” dese de, Eylül ayında Bern’deki eyleme kocası ve çocuğuyla katılmaktan geri kalmıyor.

“Sokağın basıncı her zaman gereklidir”

Greve destek vereceğini açıklayan Federal Meclis üyesi Simonetta Sommaruga ise 1991 grevine ve yeni grevi ilişkin şunları söylüyor:

O dönemde gündüzleri piyano eğitimi verirken geceleri bir kadın sığınma evinde nöbet tutuyordum. Çok sarsılmıştım, bir yanda ev içi şiddetten kaçarak saklanan kadınlar, bir yanda Freiburg’un merkezindeki kamusal alanı eşitlik talebiyle işgal eden kadınlar. Üstelik parlamentonun şirketleri şeffaf olmaya zorlayarak eşit ücretle ilgili bir yasa çıkarması da tam yirmi yedi yıl sürdü. Yasanın çıkabilmesi için son güne kadar tam yedi yıl savaşmak zorunda kaldım. Kadınların kamusal alanı işgal etmesi pek sık rastlanan bir olay değildir. Anlıyorum ki biz birlikte güçlüyüz.

1991 grevinin dolaylı sonuçları oldu. Anayasada eşitlikle ilgili bir madde tesis edebildik. Grev ayrıca 1993’te Federal Meclis ikinci kez bir kadının girebilmesine neden oldu. Eylül ayında yaptığımız eylem toplumun artık eşitsizlikleri kabul etmediğini gösteriyor ama hala hedeften çok uzaktayız. İsviçre Toplumsal Cinsiyet Eşitliği endeksinde 20. sırada. Ekonomi alanında gerileme bile var. Büyük İsviçre şirketlerinin yönetiminde 10 yöneticiden sadece biri kadın. Federal yönetim organlarında da öyle. Bence hala dengeyi sağlamak için hala kotalara ihtiyaç var.

Artık kadınların eğitimlerini, mesleklerini seçebilmeleri mümkün. Fakat parlamentodaki eşit ücret mücadelesi sırasında, kadınların suratındaki öfkeyi ve bu ayrımcılıktan hala mustarip olduklarını gördüm. Bir yılda, sırf kadın olduğun için 7000 franktan az kazanıyorsan, bu bir skandal. #MeToo hareketinden bu yana, kadınlar cinsel taciz konusunda tabu yıktılar. Artık susmuyorlar. Bu açıdan bakarsak, bazı şeyler ilerledi.

Eşitlik aynı zamanda erkekler için de bir mücadele, mesela babalık izni veya ebeveynlik izni gibi. Aslında eşitlik genel bir mücadele. Birçok erkek Eylül ayındaki gösteride eşitlik talebinin arkasında yürüdü. Bu iyi bir işaret. Birçok kadın çalışırken partnerleri ev işlerini ve çocuk bakımını üstlenmediği için çocukların durumundan endişe duyuyor. Yani eşitlik aslında ortak bir mücadele. Kadınlar çalışma dünyasında yerlerini almak istiyorlar ama çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerek. Kadınlar iş mi aile mi seçimi arasında bırakılmamalı. Ayrıca tipik olarak kadın mesleği olarak görülen mesleklere de değer verilmesini istiyorum.

Sendika.Org

Tags: , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑