Kürdistan

Published on Kasım 24th, 2016 | by Avrupa Forum 1

0

İbrahim Çiçek: Yıllar sürecek savaşlar, kaos ve devrimler döneminden geçiliyor

 

İbrahim Çiçek: Yıllar sürecek savaşlar, kaos ve devrimler döneminden geçiliyor

Sosyalist gazeteci yazar İbrahim Çiçek, Suriye’deki bölge politikası iflas eden AKP’nin yeniden inisiyatif almaya çalıştığını belirtti, Musul, Rakka ve Halep’teki çatışmaların bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendireceğine işaret etti. Bölgede bir kaç on yıl sürecek bir savaşlar, kaos ve devrimler döneminden geçildiğini vurgulayan Çiçek, Erdoğan’ın ABD ve AB karşıtı çıkışlarını “İşbirlikçi Türk burjuvazisi bin bir bağla Batı’ya bağımlı. Kopmak o kadar kolay değil” sözleriyle yorumladı.

İbrahim Çiçek-gözlüklü

Etkin Haber Ajansı / 24 Kasım 2016 Perşembe,

HABER MERKEZİ- Arap halk ayaklanmalarının ardından Suriye’de fitili ateşlenen iç savaş, Ortadoğu’da yıllardır süren savaş ortamını tırmandırdı. Faşist DAİŞ çetesinin işgal saldırıları sonrasında, Suriye ve Irak toprakları sıcak çatışmanın ana bölgeleri haline geldi.

 

Yeni Osmanlıcılık politikasıyla Suriye’deki gerici iç savaşı körükleyen AKP/Saray iktidarının dış politikası, emperyalist güçler karşısında boğulup iflas etti.

Sosyalist gazeteci yazar İbrahim Çiçek, bölgedeki gelişmeleri ETHA için yorumladı. Sömürgeci faşist Türk devletinin savaş denkleminde yer alma çabasının temelinde Kürt halkının statüsüz bırakılmasını amacının yattığına dikkat çeken Çiçek, son dönemde ABD ve AB karşıtı çıkışları ise uluslararası çelişkilerden yaralanma çabası olarak yorumladı. AKP’nin iflas etmiş bölge politikasını yeniden yapılandırmaya ve inisiyatif almaya çalıştığını belirten Çiçek, Musul, Rakka ve Halep’te devam eden çatışmaların bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendireceğine işaret etti.

Çiçek, “Bab’ı işgal harekatı, Rojava devrimi için tehlike ve tehdidin büyümesi anlamına geliyor. Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka’ya ilerleyişi hem DAİŞ’in sonunu hazırlıyor hem de Rojava devriminin savunmasını güçlendiriyor” diye vurguladı.

Sosyalist gazeteci yazar İbrahim Çiçek’in ETHA’nın sorularına verdiği yanıtlar şu şekilde:

 

‘KOPMAK O KADAR KOLAY DEĞİL, TÜRKIYE BATIYA BAĞIMLI’

AKP, son dönemde ABD ve AB karşıtı söylemlere ağırlık veriyor. Ancak Türkiye, emperyalist merkezlerle köklü bir geçmişe sahip. AKP için Rusya-Çin alternatifi mümkün mü?

“Türkiye Batı’dan kopuyor mu?” sorusu sıkça soruluyor. Türkiye’nin Batı’yla ilişkilerinde önemli çelişki ve gerilimlerin olduğu bir gerçek. Faşist Saray cuntasının başı ve borazanlarının 8 Haziran darbesinden sonra daha sık Batı’ya atıp tutmaları sözde külhanbeylik taslamaları da öyle. Bu, aynı politik İslamcı faşist kafadarların “one minute” günlerinde İsrail’e; Rusya Federasyonu’nun uçağı düşürülüp pilotu vurulduğunda Rusya ve Putin’e nasıl kafa tutuğu, nasıl esip gürlediği unutulmuş olamaz.

Ambargo, askeri ilişkilerin kesilmesi vs. derken çok geçmeden özür zamanları gelir, İsrail’le ilişkilerde de sözler yutulur, tükürülenler yalanır! “Emevi Cami’nde akşam namazı kılmak” uzak bir ülkü olarak Anadolu toprağında Ortadoğu’nun geleceği için gömüye yatırılır.

Özetle “Batı’dan”, ABD ve AB’den, NATO’dan kopmak o kadar kolay değildir. Türkiye Batı’ya bağımlıdır. Egemen işbirlikçi tekelci Türk burjuvazisi bin bir bağla Batı’ya bağlıdır, bağımlıdır.

Bırakalım bugünkü Türkiye’nin altından kalkamayacağı mali, ekonomik ve askeri bağımlılığı, Batı’yla rekabet etmesi düşünülemeyecek mevcut sanayi, teknolojik bağımlılık şurada kalsın sanayi girdisi mamul maddeler yönünden bile Batı’ya bağımlıdır.

‘YENİ OSMANLICI POLİTİKA SURİYE’DE İFLAS ETMİŞTİR’

Ancak Saray cuntası ve AKP iktidarının, Batı’dan kopma siyaseti izlediği de söylenemez. Çelişkilerin dönemsel olarak ön plana çıkması ve çıkartılması yanıltıcı olmamalı. Politik İslamcı ırkçı faşist Erdoğan-AKP iktidarı, ABD ve daha çok da AB’ye dayanarak “bölgesel bir güç olma” çabasına girmiş, malum Yeni Osmanlıcı politika Suriye’deki gerici, emperyalist savaşın kanları içinde boğulup iflas etmiştir.

Kuşkusuz Türk burjuvazisinin kendi amaçları var. Ama eylemleri, hareket tarzı bir bütün olarak bağımlılık ilişkilerini de içeren “güçleriyle/imkanlarıyla” sınırlı. Türkiye için Rusya-Çin merkezli ilişkiler her şeyden önce askeri, mali ve ekonomik yönden bir seçenek değil. Ancak Türkiye, son dönemde daha belirgin biçimde Rusya Federasyonu ve ABD arasındaki çelişkilerden yararlanarak iflas etmiş bölge politikasını yeniden yapılandırmaya ve inisiyatif almaya çalışıyor.

Her şeye karşın, faşist diktatörlük bugün politik İslamcılık ve ırkçılıkla zehirleyip harekete geçirdiği, rızasını aldığı toplumsal kesimlere olduğu kadar Batı’yla ittifakına dayanarak ayakta durmaktadır. Kasım seçimlerine giderken Saray cuntasına en büyük desteği, Almanya ve AB’nin verdiği unutulmuş olamaz.

‘KÜRTLERİN STATÜ KAZANMASINI ÖNLEMEK İÇİN HER YOLU DENİYOR’

AKP sadece içeride savaş politikası sürdürmüyor. Dış politikada özellikle Suriye merkezli çatışmanın, içerideki politika ile bir bağı yok mu?

Ortadoğu’da izlenen politika bir yandan açgözlü tekelci burjuvaziye etki ve nüfuz alanları, pazarlar yaratmayı amaçlıyor. Yakın coğrafyadaki fosil enerji kaynaklarını ele geçiremese bile kontrol etmek için can atıyor. Diğer yandan, daha da önemlisi Ortadoğu’da Kürt ulusunun statü kazanmasını önlemeyi amaçlıyor.

Türk burjuvazisi Irak’a emperyalist müdahale ve savaşa katılmadığı için Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetiminin kurulduğu dersinden hareketle, Suriye’de Kürt halkının statü kazanmasını önlemek için savaşa dahil olup ön alma siyaseti izlemek için her çeşit imkan, yol ve yöntemi kullanmayı deniyor.

Kurucu ilkelerinden bakıldığında, Türk burjuva devletinin verili gerçekliği bağlamında Kürt halkının statü kazanması varoluşsal bir sorun. Ulusalcılar dün ne diyordu, “Ya Musul’u alırız ya da Diyarbakır’ı kaybederiz.”

SÖMÜRGECİ ŞEFİN VASİYETİ: “MUSUL’U MUHAKKAK ALIN”

TC’nin varoluş çelişkisi bu ve şimdiye kadar hiç ama hiç böylesine keskinleşmemişti. Faşist despotun “Musul sorununu Musul’da çözelim” niyet beyanını hatırlayalım. Bu şaka değil, Ecevit’in açıkladığına göre; Mustafa Kemal ölüm döşeğinde İnönü’nün kulağına eğilip “Musul’u muhakkak alın” der. Haleflerine vasiyetidir bu sömürgeci şefin. Sonra İsmet İnönü aynı vasiyeti Ecevit’e taşır. Bahçeli’nin ortağı Ecevit, bu vasiyeti bir bakıma Türk sömürgeciliğinin tüm partilerinin birleşik amacı haline getirir.

Burjuva faşist Türk devletinin Kürt politikası bir bütün, Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimiyle ilişkileri geliştirmek, mümkünse işbirlikçileştirmek, olmadı kendisine bağımlı hale getirmek, keza mümkün olursa İran ile Kürdistan’ın parçalanmışlığını sürdürme ve sömürgeciliği yaşatma temelli her çeşit işbirliğine girmek, Rojava devrimini Esad ile işbirliği dahil olanaklı her yolu deneyerek bastırmak, Kuzey Kürdistan’da ulusal özgürlük hareketinin iradesini kırarak Kürt halkına kolektif haklarından, statü istemekten vazgeçmeyi dayatmak.

Devletin varoluş krizinin anası bölgesel uluslararası Kürt sorunu, iç ve dış politikasının merkezinde duruyor, bölge politikasının da “anası” oluyor. Kürt ulusal sorunu ve bölge devrimi, Türk burjuva devletinin iç ve dış politikasının belirleyici ilişki bağlamı oluyor.

Sanırım şunu ayrıca vurgulamamız gerekiyor. Politik İslamcı ırkçı faşist Saray cuntasının başı, diktatörlüğü şahsında somutlaştırmaya yasallık kazandırma hedef ve amacı, Kürt halkına karşı tırmandırılan savaş ve hem de Batı’yla ipleri germe etrafında şovenizmle zehirlenmiş geniş kesimlerin mobilizasyonunu da sağlamaya çalışıyor. Faşist Saray cuntası ve Ergenekoncu, MHP’li, ulusalcı vb. suç ortaklarının antiemperyalizm söylemleri palavradır, “one minute”ın işlevi ne idiyse Batı karşıtı, antiemperyalist külhani söylem de aynı rolü oynamakta, AKP tabanını ve ulusalcıları faşist diktatörlük etrafında birleştirip mobilize etmenin aracı olmaktadır.

‘YILLARCA SÜRECEK SAVAŞLAR, KAOS VE DEVRİMLER DÖNEMİ’

TSK’nin Cerablus işgali ve sonrasında El Bab üzerine yapılan açıklamalar var. AKP/Saray iktidarının bölgedeki hedefi nedir?

Öncelikle, bölgemizin en temel güncel gerçekliklerinin altını çizmekte yarar var. 2010 Tunus ayaklanmasından günümüze bölgesel devrimci durum, bütün taşları yerinden oynatmış bulunuyor. Savaş, kaos ve devrim, bölgenin en çarpıcı ve tanımlayıcı gerçekleri. Bölge devrimi işlemeye devam ediyor. Bölgemiz, belki de bir kaç on yıl sürecek bir savaşlar, kaos ve devrimler döneminden geçiyor. Şunu da mutlaka ekleyelim, bölge devriminin, bölge ve dünya halklarının öncülüğü onurunu, büyük bedeller ödemekten çekinmeyen Kürt halkımız taşıyor. Kürt halkı, bütün parçalarda artık statüsüz yaşamak istemiyor. Ve bu durum en çok sömürgeci Türk burjuva devletini korkutuyor.

Rojava devriminin bölgedeki halklar arasında demokratik işbirliği ve güveni geliştirerek ilerlemesi, Kuzey Suriye Federasyonu’nun ilanı ve Minbic’in kurtarılması, Efrin Kantonu ile birleşmenin önünün açılması yani devrimci gelişmeler Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin solmasını getirdi. Rusya Federasyonu’ndan özür dileyerek, büyük ödünler vererek yaklaşan ve bu yakınlaşmaya dayanarak şantaj politikasıyla ABD’yi ödün vermeye zorlayan faşist Saray cuntası, ABD ve Rusya Federasyonu’nun olurunu alarak Cerablus’u işbirlikçi ÖSO güçlerini seferber ederek işgal etti.

DAİŞ’le de danışıklı bu kirli iş, esasen Efrin ile Kobane kantonlarının birleşmesini önlemeyi ve Kuzey Suriye Federasyonu’nu kuşatmayı hedefliyor. Kuşkusuz Cerablus’un işgali, Kuzey Suriye Federasyonu’n birleşmesini önlemek için önemli bir askeri ve siyasi adım ancak yeterli olmadığı da açık. Bu nedenledir ki, El Bab’ı ve hatta fırsat ve imkan bulursa Minbic’i ele geçirmek, baştan itibaren Türkiye’nin hedefleri ve amaçları arasında.

Rojava devrimini boğmak, Kuzey Suriye Federasyonunu bölge halkları arasında gelişen devrimci demokratik ittifakı önlemek, Suriye’de Suudilerin başını çektiği Sünni eksenli pozisyonunun ve ÖSO içerisinde kontrol ettiği yapıların askeri durumunu, keza ABD ile ilişkilerde Rojava Devrimine karşı elini güçlendirmek istiyor.

‘MUSUL VE RAKKA SAVAŞLARI GÜÇLER DENGESİNİ ŞEKİLLENDİRECEK’

Ortadoğu’da El Bab, Rakka, Musul ve Şengal operasyonları eksenli gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Musul ve Rakka savaşları, kuşkusuz DAİŞ’in tasfiyesi sürecinin kilometre taşları. Uluslararası koalisyonun inisiyatifi, Musul ve Rakka’ya yoğunlaşmışken Esad-Rusya-İran ittifakı ilgisini Halep’e odaklamış görünüyor. Musul ve Rakka savaşları, kuşkusuz güçler dengesini yeniden şekillendirecektir.

Bütün çabalarına karşın Türkiye’nin Musul savaşına müdahil olamaması, Rakka savaşının tamamen dışında bırakılması önemli. Türkiye’nin işbirlikçi ÖSO güçlerine dayanarak Bab’ı işgal yöneliminin nasıl ilerleyeceği şüpheli. Yine de Bab’ı işgal harekatı, Rojava devrimi için tehlike ve tehdidin büyümesi anlamına geliyor.

Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka’ya ilerleyişi, hem DAİŞ’in sonunu hazırlıyor hem de Rojava Devriminin savunmasını güçlendiriyor.

‘ONAY VE DESTEK ALMADAN BİR TEK ADIM DAHİ ATAMAZLAR’

Kandil bölgesine yönelik kapsamlı bir operasyon hazırlığı yapıldığı görülüyor. Gelişmelerin yönünü nasıl okuyorsunuz?

Türkiye, geçen yaz İncirlik Üssü’nün Suriye savaşında kullanıma açılması karşılığında Medya Savunma Alanlarına hava saldırıları düzenleme izni aldı. Faşist reisin, MHP, Ergenekoncular ve ulusalcılarla geliştirdiği ittifak, Kürt ulusal direnişini kırmak için fırsatı olur ve gücü yeterse akla gelebilecek her şeyi yapabilecek karakterde.

Ancak ne kadar kapsamlı hazırlık yaparsa yapsın, Medya Savunma Alanlarına sefer eylemek yalnızca Türk sömürgeciliğinin hazırlığı ve kararına bağlı da değildir. Türkiye ABD, AB ve Rusya Federasyonu’nun onayını, bir şekilde Irak ve Federe Kürdistan yönetiminin desteğini almadan Medya Savunma Alanlarına doğru bir tek adım dahi atamaz. O da yetmez, ABD ve NATO’nun askeri desteği olmaksızın öyle bir maceraya asla girişemez.

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on LinkedIn0Share on Tumblr0Email this to someone

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑