Afrika

Published on Nisan 16th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

“Hitler’in politikaları Ruanda’da uygulandı”

Ruanda’nın Ankara Büyükelçisi Williams Nkurunziza: “Hitler’in Holokost sürecinde izlediği ayrımcı politikalar, sömürgeci devletler tarafından Ruanda’da birebir uygulandı, üstelik aynı siyaset tarzı ve teknikler kullanılarak…”

Ruanda’nın Ankara Büyükelçisi Williams Nkurunziza, 1994’te 100 gün gibi kısa bir sürede 1 milyon kişinin hayatını kaybettiği Ruanda Soykırımı’na ilişkin, “Hitler’in Holokost sürecinde izlediği ayrımcı politikalar sömürgeci devletler tarafından Ruanda’da birebir uygulandı, üstelik aynı siyaset tarzı ve teknikler kullanılarak. Yahudiler de bir ırkı diğerine üstün görme ideolojisi yüzünden toplumdan ayrıştırılmıştı” dedi.

Tarihin en büyük soykırımlarından olan Ruanda Soykırımı 6 Nisan 1994’te başladı ve birkaç gün içinde tüm ülkeye yayıldı. Birleşmiş Milletler’in (BM) olayların patlak vermesinin ardından bölgede bulunan asker ve gözlemci sayısını 2500’den 250’ye azalttı ve bir hafta içinde sadece Ruanda’daki Batılıları kurtardı.

Soykırım öncesinde bölgede askeri varlığı en güçlü olan Fransa da bölgeden çekildi ancak yaklaşık 3 ay sonra 23 Haziran 1994’te siviller için güvenli bölge oluşturma iddiasıyla “Turkuaz Operasyonu”nu başlattı. Ruanda hükümeti ve bağımsız birçok kuruluş tarafından yayınlanan raporlarda Fransa askeri güçlerinin bölgeden kaçmak isteyen soykırımcılara yardım ettiği belirtiliyor.

Hutu etnik grubu ile Tutsiler arasındaki anlaşmazlığın çatışmalara dönmesiyle yaklaşık 100 günde 1 milyon kişi hayatını kaybetti.

Ruanda’nın Ankara Büyükelçisi Nkurunziza, özellikle Tutsilere yönelik soykırımın 24. yılında soykırıma giden süreci, sonrasını ve uluslararası toplumun duyarsızlığını değerlendirdi. Nkurunziza, “1920 ve 1930’larda izlenen ayrıştırmacı sosyo-politik eylemler 1950’lerde gerçekliğe dönüştü. Sömürgeci güçler bu ayrışmadan çok iyi faydalandı. Soykırıma giden süreçte bu suni tanımlama ve farklılaştırma politikası katliamların zeminini hazırlayan en önemli etkendir. Onlar Ruanda’ya geldiklerinde biz tek bir toplumduk. Tek bir dil konuşuyor tek bir kültürü paylaşıyorduk. Aynı yerde beraber yaşıyorduk. Sömürgeci güçler Ruanda’yı kontrol altına almak için halkımız arasında suni bir etnik ayrıştırma stratejisi izlediler.” ifadelerini kullandı.

Bu tekniklerin basit ayrımcı politikalar olmadığının, bu fikirleri toplumda yaymak için çok daha karmaşık bilimsel tekniklerin kullanıldığının altını çizen Nkurunziza şunları kaydetti:

“Almanya’da olduğu gibi ülkemizde de kimin Tutsi kimin Hutu olduğuna benzer süreçlerle karar verildi. 1930’larda sömürgeci devletler Ruanda’ya geldiklerinde aynı dili konuşan, aynı kültürü ve coğrafyalı paylaşan tek bir toplum olduğumuzu gördüler. Fakat zamanla kimin Tutsi kimin Hutu olduğuna karar vermek için insanların burunlarını, gözlerini ölçtüler. Sonra bu Tutsi bu da Hutu demeye başladılar. İnsanların bu şekilde sınıflandırılması ve kategorilere ayrılması soykırımın en önemli aşamasıdır. Bu soykırım ideolojisinin temel felsefesidir.”

Büyükelçi Nkurunziza, sömürgeci devletlerin uyguladığı bu stratejinin Ruanda’nın bağımsızlığını kazanmasının ardından sömürgeci devletler tarafından desteklenen bazı yöneticiler tarafından da benimsendiğini vurgulayarak, “Kötü yöneticilerimizin aynı hataları yaptığının en büyük göstergesi Hutu Manifestosu’dur. Manifestoda, Tutsiler kötüdür, onlarla birlik olmayın, siyaset yapmayın, onlara destek olmayın, onları toplumun bir üyesi olarak görmeyin ve eğer yapabiliyorsanız onları yok edin mesajı verildi.” şeklinde konuştu.

 

“Turkuaz Operasyonu ile soykırımcılar kurtarıldı”

Fransa’nın soykırımın son günlerinde sivillere güvenli alan oluşturmak için başlattığını iddia ettiği Turkuaz Operasyonu’na ilişkin de konuşan Nkurunziza, “Fransa, operasyonu başlattığında Tutsilerden oluşan birlikler soykırımcıların kaçtıkları yere ulaşmak üzereydi. Sivillerin birçoğu zaten kurtarılmıştı. Fransa bu operasyonla soykırımcıları Ruanda dışına kaçırdı. Bu kişilerin bir kısmı Afrika’da bir kısmı ise Fransa gibi Avrupa ülkelerinde rahatça dolaşıyor.” ifadesini kullandı.

Fransa’nın 23 Haziran 1994’te başlattığı Turkuaz Operasyonu’ndan kısa bir süre sonra Ruanda Silahlı Güçleri başkent Kigali ve Butare’de kontrolü sağlamıştı. Fransız ordusunun Hutu milislerini  diğer ülkelere kaçırması Ruanda hükümeti tarafından yayınlanan Aralık 2017 raporunda detayları yer alıyor. Raporda Fransız askeri yetkililerin kimlik sorarak Hutu olanların geçmesine izin verdiği, Tutsilerin ise ülkeden çıkmasına izin vermediği bilgisi yer alıyor.

 

“1 milyondan fazla insanımızı kaybettik”

Nkurunziza, olaylar patlak verdiğinde kesinlikle yapacak bir şeyler olduğuna inandığını belirterek şöyle devam etti:

“Uluslararası toplumun duyarsızlığı yüzünden 1 milyondan fazla insanımızı kaybettik. Onların müdahale etmemesi sadece buna neden olmadı. Soykırım yüzünden çok büyük göçler ve güvenlik krizleri yaşandı. 3 milyon Ruandalı evlerini terk ederek Doğu Kongo’ya gitti. Bu durum BM tarihindeki en büyük insani kriz ortamlarından birini yarattı. BM Ruanda’daki krizde adım atmaktan çekinse de Kongo’daki krize müdahale etmek zorunda kaldı. 1 milyon kişinin ölmesiyle sonuçlanan olaylarda müdahale etmeyen BM güçleri bu kriz için 22 bin asker gönderdi. ”

Ruanda Soykırımı’nda Birleşmiş Milletler’in (BM) sorumluluğuna dikkati çeken Nkurunziza, “BM olaylar patlak verdiğinde katliamları engellemek için müdahale edebilirdi. Ama bunun tam tersini yaptılar ve gittiler. BM’nin yaptıkları soykırımı kolaylaştırdı, hatta destekledi. Soykırım hazırlıklarını, milis güçleri bildikleri ve raporladıkları halde hiçbir şey yapmadılar. Hatta faillerin hiçbir kısıtlama olmadan bölgeye gelmesine izin verdiler.” şeklinde konuştu.

Ruanda hükümeti tarafından oluşturulan komisyonun açıkladığı raporda soykırıma doğrudan ya da dolaylı destek sağlayan Fransız yetkililerin belirlendiğini söyleyen Nkurunziza, “Bu raporda soykırım olaylarına karışan Fransız yetkililerin faaliyetleri yer alıyor. Ruanda’nın Fransız halkıyla değil o dönemde soykırımı kolaylaştıran ve soykırımcıların kaçmasına destek veren Fransız yetkilileriyle sorunu var. Bu raporu Fransa hükümeti ile de paylaştık. Onların da bu gerçekleri görmesi gerekiyor. Bu konuda neden duyarsız kaldıklarını bilmiyorum. Fakat biz hükümet, devlet ve millet olarak gerçekleri ortaya çıkarmak ve suçluları bulmak için mücadelemizi sürdüreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

 

“Soykırımdan çok önemli dersler çıkardık” 

Afrika’da hiçbir toplumun yaşamadığı acılarla yüzleştiklerini dile getiren Nkurunziza, “Soykırımdan ve soykırıma götüren nedenlerden çok önemli dersler çıkardık. Anayasası tamamen yok olmuş bir toplum devraldık. Yok olmuş hukuki ve toplumsal düzeni Paul Kageme liderliğinde tekrar kurduk ve geliştirdik. Soykırımdan sonra Ruanda halkı ayrımcılıkları unutarak beraberce yaşama kararı aldı. Bu, barışın sağlanabilmesi için tek seçenekti ve biz bunu seçtik.” ifadesini kullandı.

Büyükelçi Nkurunziza, Ruanda’nın Afrika’da benzer olaylar yaşanmaması için her alanda görev aldığını söyleyerek Afrika’nın sömürü zihniyetinden kurtulup ortak bir ruhla hareket ederek küresel bir başarı elde edebileceğini belirtti.

Belçika sömürgesi olduğu dönemde kimliklerine “Tutsi” ve “Hutu” ibareleri eklenen Ruandalılar bağımsızlıklarını elde ettikten sonra da etnik ayrımcılık devam etti. Bağımsızlığın ardından 1963’te yönetime Hutuların geçmesiyle ülkede etnik çatışmalar başladı. Yüz binlerce Tutsi komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

Yıllarca devam eden çatışmalar 6 Nisan 1994’te dönemin Devlet Başkanı Juvenal Habyarimana uçağının düşmesi sonucu tarihin en büyük soykırımlarından birine dönüştü. Hutular, olaydan Tutsileri sorumlu tuttu ve kazanın ardından 7 Nisan 1994’te başlayan ve 100 gün süren katliamda Ruanda hükümetinin verilerine göre yaklaşık 1 milyon, Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre ise 800 bin Tutsi yaşamını yitirdi.

Soykırım, çoğunluğu Tutsilerden oluşan Ruanda Yurtsever Cephesinin (FPR) 18 Temmuz 1994’te başkent Kigali’ye girip kontrolü sağlamasıyla sona erdi.

Tags: , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑