Türkiye

Published on Nisan 12th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

HDP PM: Faşizmin kurumsallaşması engellenebilir!

7-8 Nisan 2018 tarihinde Ankara’da toplanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi, gündemdeki konuları, bölge ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirerek sonuç metnini kamuoyuyla paylaştı. 

HDP sonuç metninde faşizmin inşasının hala engellenebileceğine dikkat çekerek önümüzdeki kısa dönemin bunun için çok kritik bir süreç olduğunu vurguladı. Faşizmin kurumsallaşmasının engellenebilmesi için anti-faşist güçlerin direnişinin; birleşik, eşgüdümlü veya bakışan mücadeleler örme esnekliğinin, öncelikli tehdidi bertaraf etmeye odaklanma basiretinin ve toplumsal hoşnutsuzlukları siyasi ifadelere kavuşturma becerisi tayin edici nitelikte olacağını belirtildi.

HDP Parti Meclisi’Nin sonuç metninin tam hali şöyle:

1- 2018-19 Türkiye’nin ve halklarımızın geleceği bakımından tayin edici ve kritik bir dönemeçtir. Ya inşa edilmek istenen faşist rejim kurumsallaştırılarak az çok tamamına erdirilecek ya da bu girişim ve dayatma püskürtülüp bozguna uğratılacak, demokratik dönüşümlerin önü ve yolu açılacaktır. Bu, bütün muhalefet dinamiklerinin ve demokratik güçlerin karşısına olanca keskinliği ile dikilen bir ikilemdir.

2- Saray ve mevcut iktidar bloğu hedefleri doğrultusunda belirli bir yol kat etse de, faşizmin kurumsallaşması asla bir mukadderat değildir. Süreç onlar bakımından da oldukça engebeli, çelişkiler ve kırılganlıklarla yüklüdür. Keyfiliğin ve baskının gemi azıya almasına rağmen, çok kanallı bir direniş inişli çıkışlı bir biçimde sürüp gitmektedir. Dolayısıyla, sonucu anti-faşist güçlerin direnişi; birleşik, eşgüdümlü veya bakışan mücadeleler örme esnekliği, öncelikli tehdidi bertaraf etmeye odaklanma basireti, toplumsal hoşnutsuzlukları siyasi ifadelere kavuşturma becerisi tayin edecektir.

3- Bu anlayışla, HDP PM, önümüzdeki süreçte her düzeyde ve her vesileyle birleşik mücadele zeminleri yaratmayı, toplumsal muhalefet güçleri arasında yakınlaşma sağlamayı, ortaklaşmaları güçlendirmeyi, bu doğrultuda azami esneklikle inisiyatif üstlenmeyi partinin öncelikli görevleri arasında sayar; bütün devrimci-demokratik güçleri, bütün toplumsal muhalefet odaklarını ve “cumhur ittifakı” ile şu veya bu şekilde, şu veya bu düzeyde mücadele halindeki partileri de böyle davranmaya çağırır. Her bir muhalefet odağının özgün hedefleri, kendine özgü bir gündemi olabilir. Ancak içerisinden geçilen koşullarda birleşik mücadele ihtiyaç ve görevinin yakıcılığına sırtını dönmek, bizatihi bu özgün hedefleri gerçekleştirme imkanlarından da yoksun kalmak anlamına gelecektir.

4- Bu çerçevede, yaklaşmakta olan 1 Mayıs’ı da süregiden mücadelelerin bir başka uğrağı ve önemli bir fırsatı olarak görmek gerekir. Emeğin mutlak ve toptan bir güvencesizliğe itildiği, Türkiye’nin sermaye açısından tam bir “dikensiz gül bahçesi”ne çevrilmek istendiği koşullarda işçi sınıfı ile diğer anti-kapitalist dinamikleri, işçi sınıfı ile baskı ve tasallut altındaki kimlikleri buluşturma, giderek ortak bir eyleyişe ve etkileşime geçirme fırsatıdır. HDP, bu yaklaşım ve “Newroz’dan 1 Mayıs’a köprü kurma” düsturu ile emek ve meslek örgütlerinin düzenlendiği bütün 1 Mayıs’lara bileşenleri ile birlikte azami katkıyı verecek, emek ve meslek örgütlerinin bir inisiyatif almadığı yerellerde ise mümkün en geniş bileşimle 1 Mayıs etkinlikleri düzenlemeyi hedefleyecektir. Öte yandan Türk-İş’in Antakya’da 1 Mayıs kutlama kararı, devlet/hükümet ve sermaye güdümlü sendikacılığın ibretlik bir vakası olarak kayda geçecektir. Sendikaların emekçileri savaş siyasetine rıza göstermeye ikna etmenin aracı haline getirilmesine itibar edilmemeli, kendi hak ve özgürlükleri için alanlara çıkacak emekçilerle kol kola olunmalıdır.

5- Mevcut iktidar bloğu içerde ve dışarıda savaş eşliğinde faşizmi inşa etmeye koyulan bir doğrultu izlemektedir. Bu yolla, OHAL’i savaş iklimiyle takviye ederek süreklileştirmenin yanı sıra, aynı zamanda karşısındaki muhalefetin bir bölümünü paralize etmekte, yedeklemekte veya bocalamaya sürüklemektedir. İçerde ve dışarıda savaş yönelimine açıkça karşı çıkmadan tekçi ve totaliter rejime karşı kararlı ve tutarlı bir mücadele verilemez. Uluslararası hukukun apaçık bir ihlali olarak gerçekleştirilen Afrin işgali, katıksız Kürt düşmanlığının, savaşı dışarıya taşırmanın, yayılmacı ve emperyal emellerin bir ifadesi olduğu kadar, 2019’a giden süreçte faşizmin inşası ile içerde ve dışarıda savaş arasında kurulan bağın da bir tezahürüdür.

6- HDP’nin bu konuda öteden beri sürdürdüğü tutum son derece nettir: İktidar, Suriye iç savaşının başından beri oynadığı uğursuz rollere, bunun yeni bir örneği olan Afrin işgaline derhal son vermeli ve halkların kendi geleceğini belirleme hakkına saygı duymalıdır. Afrin Afrinlilerin, Suriye Suriye halklarınındır. HDP, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, bütün uluslararası güç ve kurumları da yerlerinden edilen Afrinlilerin evlerine geri dönüşünün sağlanması için aktif bir çaba göstermeye çağırır. Herkesi Türkiye sınırlarında, Pakistan’ın yüz yüze olduğu soruna benzer biçimde, yeni bir Peşaver oluşturulması riskine karşı uyarır.

7- Ülkenin demokratik tüm birikimleri, AKP-MHP faşist iktidar bloğu tarafından tasfiye edilmek istenmektedir. Siyasi iktidar başta Kürt halkının özgürlük ve demokrasi talepleri olmak üzere tüm demokrasi güçlerine yönelttiği saldırının bir örneği de Sayın Abdullah Öcalan’a 5 Nisan 2015 tarihinden itibaren uygulanan tecrit siyasetidir. Barış ve demokratik siyaset imkanını tahrip eden bu uygulamanın sonlandırılması, Sayın Öcalan ile sağlıklı bir iletişim ortamının acilen oluşturulması gerekmektedir. Bu evrensel, insani ve politik bir sorundur. Kürt halkının taleplerine yönelik saldırı ve savaş dışı demokratik yol ve yöntemlerin geliştirilmesinin en önemli ayağıdır. Siyasi iktidarı bu siyaseti terk etmeye, Sn. Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve iletişim haklarının özgürce kullanılmasını sağlamaya, tecridi sona erdirmeye çağırıyoruz.

8- İşçilerin, köylülerin, ilgili yerlerdeki kent ve kasaba ahalisinin bütün tepkilerine rağmen, Saray odaklı iktidarın şeker fabrikalarını haraç-mezat özelleştirmeye girişmesi, yalnızca henüz kamuda olan son kalelerin düşürülmesi ve iktisadi kriz tehdidi altında kaynak yaratılmasının bir adımı değildir. Aynı zamanda Türkiye tarımının çökertilmesinin, kendi kendine yeterlilikten çıkarılmasının, uluslararası tekellere teslim edilmesinin, halkın gıda güvenliğinin ve gıdaya nispeten ucuz erişiminin çöpe atılmasının da yeni bir evresidir. Geçmişte, et-balık kombinaları ve süt fabrikaları özelleştirildiğinde ne olduysa o, hatta daha beteri olacaktır. Kapatılmış fabrikalar, inşaata açılmış araziler, göç veren ilçe ve iller, gıda sektöründe tekelleşmeye doğru hızlandırılmış bir yoldur. Emekçiler için işsizlik, çiftçi için toprağını ekemez hale gelme, tüketici için sağlıksız ve pahalı gıda sunumu anlamına gelecek bu talan siyasetini reddediyor, bütün ilgili kesimlere etkili bir mücadeleyi birlikte sürdürme kararlılığımızı ifade ediyoruz.

9- Rusya, İran ve Türkiye arasında Ankara’da gerçekleşen, görünüşe göre salt Suriye gündemli buluşmadan başka sonuçlar da çıkmıştır: Akkuyu nükleer santralinin temel atma töreni bunlardan biridir. Öncelikle, şunu belirtelim ki, dünyanın ve Türkiye’nin nükleer enerjiye ihtiyacı yoktur. Kapitalizmin sonu gelmez ve habire genişletilmiş ölçekte enerji ihtiyacı asla insanlığın gerçek ihtiyacı değildir. Türkiye, enerji bahsinde geleceğini nükleer enerjiye, bu enerjinin her an patlayabilecek bir küresel çöplüğü olmaya, küresel gidiş nükleer enerjiden vazgeçme yönünde iken Rusya’nın başlıca pazarlama alanlarından biri olan nükleer sektörünün bir uydusu olmaya bağlayamaz. HDP, herkesi nükleer enerji seçeneğine karşı çıkmaya, enerji ihtiyacı kisvesi altında Türkiye’deki iktidar bloğunun zamanla bir “nükleer güç” olma yeltenişlerini ve militarist heveslerini boşa çıkarmaya çağırır.

10- Yaygın medyanın tek tip hale getirilmesinin, iktidarın borazanı ve propaganda aygıtı haline çevrilmesinin son örneği, Doğan Medya’nın Demirören Grubu’na şaibeli ve soru işaretleriyle yüklü satışı olmuştur. Ziraat Bankası kredileriyle bir elden öbürüne gazete-televizyon satışlarının amacı açıktır: İktidar tek ses, tek haber gazeteciliği istemektedir. Tam da bu satışın gerçekleştiği anda Özgürlükçü Demokrasi gazetesi basılmış, Gün Matbaası’na kayyum marifetiyle el konulmuş, gazete ve matbaa çalışanları gözaltına alınmıştır. İktidar 2019’a giderken, gerçeğin habercilerini, gazetelerini, televizyonlarını susturmanın yanı sıra, medya alanında mutlak bir tekel kurmak ve tam bir abluka uygulamak istemektedir. Özgür basın ve halkın haber alma hakkına yapılan bu müdahaleler gerçeğin bizlere ulaşmasına asla engel olamayacaktır. Özgür ve demokratik basın geleneğinin ustaları, gazetecileri, emekçileri mutlaka yeni ve yaratıcı yollar bularak bu ablukayı dağıtacaktır. HDP, bu yönlü bütün girişimlere destek verecektir.

11- HDP PM, seçim güvenliğinin, bir erkene alma olmadığı takdirde 2019’da yapılacak her üç seçimin en önemli sorunu olduğunu saptar. Parlamentodan geçirdiği yeni seçim yasasından da anlaşılacağı üzere, mevcut iktidar bloğu ve “cumhur ittifakı”, hile ve zorbalık dahil, ne pahasına olursa olsun bu seçimleri kazanma, seçimlere OHAL ve süreklileştirilmiş bir savaş iklimi altında gitme niyet ve hevesindedir. Bu nedenle 2019 seçimleri, olağan değil olağanüstü ve seçim ötesi bir anlam kazanan seçimlerdir. HDP, halk iradesinin hile ve zorbalıkla gaspını önlemek için parti olarak kendi hazırlıklarını yapacak ve kendi önlemlerini alacaktır. Ancak, seçim güvenliği ve OHAL’siz seçim aynı zamanda bütün muhalif parti ve güçlerin işbirliği yapmasını gerektiren bir konudur. HDP buna açık ve hazır olduğunu ve bu doğrultuda etkin bir çaba göstereceğini duyurur. Çünkü seçim güvenliği partiler ötesi bir sorundur. Halkın yüksek bir örgütlülük ve seferberlikle kendi oyuna ve iradesine sahip çıkma sorunudur. HDP bütün yerleşim birimlerinde bu amaçla ortaya çıkacak bütün inisiyatif, platform, girişim, meclis ve oluşumları desteklemeyi ve özendirmeyi, parti üyelerinin bu zeminlere katılımını sağlamayı bir görev sayar. Bu çerçevede, seçimlere yönelik hazırlıklarını, seçim güvenliği eksenli olarak şimdiden başlatır. Parti Meclisi, MYK’yı seçim güvenliği ve seçim konularında çalışmalar için görevlendirir.

12- HDP’nin ittifak siyaseti, bir süreç değerlendirmesine dayanan, özünde anti-faşist bir ittifak siyasetidir. Belirli bir ana özgü olmadığı gibi, salt seçim endeksli de değildir. HDP, 2018-19 dönemecine, Türkiye’nin geç Osmanlı’yı da kapsayan 150 yıllık demokratik birikiminin tasfiyesi ve istibdadın yeniden tesisi veya bu girişimin püskürtülmesi çerçevesinde bakmaktadır. Bu anlayışla HDP, bütün muhalif güç ve partiler arasında asgari çerçevede bir ilkeler mutabakatını mümkün görmektedir. Bu, en geniş yerel demokrasi, demokrasi ve insan hakları bahsinde tarihsel olarak erişilmiş en ileri evrensel standartlar bazında, tekçi ve totaliter rejimin tasfiyesini, yasamanın ve halk egemenliğin üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını, vb.ni içeren bir ilkeler mutabakatıdır. HDP, önümüzdeki dönemde, muhalefet saflarında bu tür bir ilkeler mutabakatı için sistematik bir çaba harcayacaktır. Bunun ötesindeki olası daha pratik ittifaklar için her bir seçimin kendi özgünlüğü ve dinamikleriyle ve gerçekleşme koşulları takibe alınarak değerlendirmeye devam edecektir.

13- HDP PM, Büyük Kongremizin coşkusu, 8 Mart ve 21 Mart Newroz etkinliklerinde gördüğümüz özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesine akan halkın iradesini faşizmin ve savaş siyasetinin karşısında büyük bir örgütlenme atağı ile kavrayacağını ifade eder. HDP, hapishane tutsaklığı, gözaltı ve tutuklama tehditleri ile sindirilebilecek bir parti değildir. Halk iradesidir, halkın kendisidir. Bu güç AKP-MHP faşist bloğuna baş eğmeyenlerin çatısıdır. Demokrasi ve özgürlükler mücadelesinde ezilenlerin, yok sayılanların, farklılıkların bir arada yaşamasının güvencesidir, göstergesidir. HDP, umutlu bir geleceğin siyasi yol haritasıdır. Yolumuz açık olsun.”

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑