Yazarlar

Published on Kasım 23rd, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

HDK-Nürnberg 2. Olağan Kongresi Üzerine Kişisel Düşünceler – Xwe Metin Ayçiçek

19 Kasım, Pazar günü Medya Volkshaus’da 2. Olağan Kongresi’ni gerçekleştiren HDK-Nürnberg, yeni bir dönemi adımlamak için startını verdi.

Üreten, cesaretlendiren, eğiten, değiştiren tartışmalar yerine, kurumsal yapının eksiklerini henüz tamamlayamaması nedeniyle, her alanda süren düzensiz tartışmalarla ve yanlış müdahalelerle boğulan Nürnberg, HDK-A’nın varlığında ısrarını sürdürdü.

Hepimiz için yeni, bütün renkleri kapsayıcı, emek ortaklığı üzerinden yürüyen, eşitlenmiş ilişkilerle irade oluşturan, yani “ayakların” sadece ayak olarak kalmaya itiraz ederek hem de gerçek anlamda “baş olduğu” bir örgütlenme anlayışını yaratma çabasında olan HDK-A Nürnberg, kendi içindeki tartışmaları değerlendirdi.

Bir özeleştiri ile başlayayım: Bir süredir içimizde devam eden tartışmalar nedeniyle Kongre’ye katılımın bir hayli az olabileceğini düşünüyordum. İçerisinde yer aldığım Kongre Hazırlık Komisyonu’nun Kongre katılımcıları için hazırladığı dosya sayısının 30 olarak düşünülmesi; her şeye rağmen fuzuli masraf sayılsa da dosya sayısının sonradan 40’a çıkarılması, toplantıdan beklentimizin ne olduğunu söylemektedir. Kongre katılımının bir ara 64’e çıkması; 59 olarak sürekliliğini koruması; toplantının uzaması nedeniyle gitmek zorunda olan arkadaşlarımızın “toplantıdan ayrılırken ayrılış nedenlerinin çalışma zorunluluğu olduğu bildirimini yaparak ayrılması” bu toplantıya olan teveccühün büyüklüğünü sergilemekteydi.

Ve en önemlisi Yürütme Kurulumuz için sayıyı dolduramayacağımız kaygısıyla, tüzükte zorunluluk olarak belirlenmiş alt sınır olan “9’un altına çekebilir miyiz” düşüncesiyle olanakları araştırırken, 16’ya çıkan aday sayısının “kimseyi kırmadan nasıl 9’a düşürülebilir” arayışının mutluluğumuzu katlayan telaşı idi. YK sayısını 11’e çıkarıp aday sayısını 11’e indirince coşkulu alkışlarla yeni bir Yürütme Kurulu oluşturulabildi.

Ama bu kez yüreklerimizde, her zaman olumsuz ve provokatif olmuş “ne olacak halimiz?” türü ünlü geyik sorusunun iç karartıcı bunaltıcı, enerji tüketici, ama en önemlisi benmerkezci zehri değil, birliğin, eşitlenmenin, paylaşmanın ürettiği coşkulu bir enerji vardı. Abidin mutluluğun resmini çizebildi mi hatırlamıyorum, ama HDK-A Nürnberg bileşenlerinin yarattığı çaba, kesinlikle olumlu bir değişim için birlikte direnmenin tablosunu sergiledi. Bu tabloyu yaratan kurumsal ve bireysel bütün katılımcılara; bu tablonun oluşmasında kurumumuzla birlikte yürüyen tüzel ve özel şahsiyetlere, Kongre’ye katılan HDK-A Almanya Yürütme Kurulu Eşsözcüsü Sayın Ali Mittil arkadaşımıza teşekkür borçluyuz.

Bu Kongrenin tartışmaları, ürettiği değerler üzerinden doğru değerlendirilmeli; açılımı yapılmalı ve dersler çıkarılmalıdır. Ben kendi adıma bu çabaya karınca kararınca katılacağım.

 “Kotalar” Değil Ortak Üretimin Birlikte Paylaşılan Başarısı Öne Çıkarıldı

Bütün Kongrelerde, bileşenlerin varlıklarını görünür kılabilmek için bir uygulama olarak savunulan ama çoğu zaman değişik sorunlara neden olabilen “kota” sistemi Nürnberg Kongresi’nde hiçbir tartışmaya neden olmadı. Çünkü katılımcı kurumlar kotadan daha çok HDK-A Nürnberg’in kitleselliğinin genişletilmesi, çalışmalarının üretkenliği ve kurumun bütünsel olarak başarısını gözeten bir tutumu, özveriyle ve gönüllü olarak benimsemişlerdi. Kadın kotasının korunması ise dokunulmazlığı olan tek ortak duruştu. Açıktır ki “birlikte mücadele” içerisinde deneylerimiz biriktikçe yeni çözüm önerileriyle desteklenerek kendiliğinden en optimal, en reel, en dengeli bileşimleri yaratabilmektedir.

Nürnberg Kongresinde 9 üyeden oluşturulması saptanan Yürütme Kurulu adaylığı için başvuru bir ara 16’ya ulaştı. Hiç kimsenin demokratik katılım haklarının kısıtlanmamasına büyük özen gösterildi; adaylık teşvik edildi; aday olmak isteyecek arkadaşlarımızın isteklerini törpüleyebilecek hiçbir konuşma gerçekleştirilmedi.

Ve üyelik başvurusunda en büyük özveriyi (kendilerinden resmen böyle bir şey istenmemesine rağmen) “bağımsız” bireylerin ve kadın yoldaşlarımızın Yürütme Kuruluna daha fazla sayıda katılımlarının önünü açabilmek için kendi adaylarını kendi kararlarıyla en az sayıya çeken örgütlü kurumlar sundular.

Bence, bir yıllık HDK-Nürnberg sürecinin yarattığı en büyük değerlerden birisi budur. Bugün örgütlü yapılar, kendi çatılarının dışındaki “bağımsız” bireylerin emek ekseninde gerçekleştirdikleri birlikte mücadele ve paylaşıma katılabilmesi düşüncesini daha içtenlikle savunmaktadırlar. Artık böylesi ilişkiler pragmatist yarar sağlamak hesaplarının darlığı içerisinden bakılarak herhangi bir siyasal örgütle ilişkilenmemiş olan bağımsız bireyleri anlık bir kullanım nesnesi olarak değil, bu ortak yürüyüşün her alanında ve her zaman değerlendirilmesi gereken bir üretici güç olarak ele almaktadırlar.

Bireysel katılımların ise bu çabaya örgütsel varlıkları daha çok desteklemek; tarihte bütün mücadelelerin ancak örgütlü mücadelelerle başarıya ulaştığını ve bundan sonra da böyle olmaya devam edeceğinin bilincini taşıyarak, örgütlü kurumlara yönelik düşmanca takımları reddeden bir duruşu sergilemeleri HDK-A Nürnberg’in eylem birliği içerisinde elde ettiği bir kazanım oldu.

Bu saptamayla birlikte Yürütme Kuruluna katılımda kendilerini gönüllü olarak 1 üye ile sınırlayan Nürnberg NavDem’e, AGİF’e, SYKP’ye ve SKB’ye kendi adıma teşekkür ediyorum.

HDK-A Nürnberg Meclisi, Yerel Sorunların Çözümünde Asli Yetkili Organdır 

Her örgütlenme, belirlenmiş bir amacın gerçekleştirilmesi çalışmalarını organize etmek için oluşturulmuş bir araçtır. Fakat buna rağmen asıl olan amaçtır ama biliyoruz ki amaç ve araç arasındaki ilişkide her iki taraf da birbirini etkileyen bir güce sahiptir. Ve örgütlenme amacın savunduğu ilkelere aykırı duruş sergilememelidir.

Çok sayıda bileşene sahip olan HDK-A demokratik açıklığı korumak ve kollamak zorundadır.

HDK-A tabandan tavana, yerelden genele yükselen bir örgütlenmedir. Yani yereller bu yapılanmanın omurgasıdır. Üst organlar, temsil ettikleri alanın sorunlarını bütünsel olarak ele alıp, ortak politikalar ve eylem önerileri üretmek; bu tür eylem ya da etkinliklere yönelik koordinasyonu üstlenmek; bütünün ürettiği deneyimleri yerellere aktararak, yerellerin deneyim zenginliğine katkıda bulunmak; yereller ihtiyaç duyduğunda onlara destek sunmak, gereksinimlerin karşılanmasında genelin maddi ama daha çok moral katkılarını sunmak gibi görevlere sahip olmalıdır. Katılımında böylesine zenginlik taşıyan bir örgütlenmeyi “tekleşmeye” zorlamadan, farklılıkların korunmasında özen göstererek güçlerin birleştirilmesini ve ortak eylemliliği sağlamak gibi görev ve sorumluluklara sahiptir.

Bu ilişkiyi (bire bir benzeştirilerek tanımlanmamak ve kendi işleyişi kapsamında ele almak kaydıyla) “bütün iktidar Sovyetlere” sloganıyla benzeştirerek ele almak gerekir. Bu ilke, sistem içi bir yaşamda olduğumuz gerçeğini de göz ardı etmeden, olanaklar elverdiği oranda işleyişimize adapte edilmelidir. Devrimden değil demokratik bir çalışmada “iktidar olgusunun paylaşılmasına ilişkin” bir ilkeden söz ettiğimin bilincindeyim. Yerel (örneğin bir kent), ülke (örneğin Almanya) ya da ülkeleri kapsayan (örneğin Avrupa) bütün kurumların birbiriyle ilişkilendirilmesi de bu perspektifle olmalıdır.

Bu iddia merkezi kurumların fonksiyonlarını ortadan kaldırmak anlamına gelmiyor. Deneylerimizin de ışığında söylemek mümkündür: Özellikle yerel alanda ortaya çıkan sorunların tamamı Yerel Meclislerin yetki alanı içerisinde olmalıdır. Oralarda çözüm aranmalı; oralarda sorunlar tüketilmelidir. Bu yaklaşım, yerel bütün deneyimleri kendinde toplayan üst organların bu zengin deneyim birikimi içerisinden sorunların çözümüne ilişkin uygun çözüm yolları sunmasını, öneriler getirmesini zorunlu kılar. Ama bu anlayış yerel sorunların üst organların direktifleriyle çözülmeye çalışılması yaklaşımını reddetmelidir. Böylece üst organlar bütün sorunların pratik çözücüsü değil, bu tür sorunların bütün yapı içerisinde ortadan kaldırılmasına yönelik düşünceler ve yöntemler üreten; bu düşüncelerin bütün yapı içerisinde tartışılmasını ve yaşam biçimi haline dönüştürülebilmesi için iç eğitimler ve kurumlar düzenleyen etkin bir yapı haline gelebilir.

Nürnberg Kongresi, kurumun oluşumunda ısrarla vurgulanan bu ilkenin altını çizerek bürokratik uygulamalar ve “üst organ” kavramı içerisine sokularak yerellere ilişkin sorunlara yönelik “yaptırımcı yetki kullanımlarını” bir kez daha altını çizerek reddetmiştir.

Kadın Sorunda Tek Yetkili Kurum Kadın Meclisleridir

Böylesine geniş katılımlı yapılarda, bileşenler arasında ortaya çıkan sorunların tanımı, içeriği, çözüm yolları gibi sorular asli muhataplarının oluşturduğu Meclis’lerin tanımlarına dayandırılarak çözümlenmelidir. Örneğin kadına yönelik cinsiyet ayrımcılığından kaynaklı bir şiddet iddiasının, ya da bu alanda sıkça dillendirilen ilkelerin (örneğin, “kadının beyanı esastır” ilkesinin) açılımı ve kurumun bütününü bağlayıcı nitelikte tanımı Kadın Meclisleri tarafından yapılmalıdır. Bu nedenle bütün düzeylerde kadın meclislerinin bir an evvel oluşturulması bu kurumun geleceğinin güvencesi açısından birinci şarttır.

Tüzükte yer alan bazı kavramların günümüzde farklı yorumlarla tanımlanabildiğini görüyoruz. Ne yazık ki kurumun bütününü bağlayıcı nitelikte tanımların olmadığı yerde körün fili tanımı örneği gibi, her kurum ya da birey kendi tanımıyla ortaya çıkar ve yol alır ki bu durum kendi kurumumuzda da yaşanmıştır, yaşanmaktadır, yaşanacaktır. Böylesi ortamlarda her çevrenin hatta bireyin kendi doğrusu ile soruna yaklaşması doğal, hatta kaçınılmazdır. Böylesi bir durumu yaşamak ise kaos ve güçlerin yıpranmasından başka bir sonuç doğuramaz. Örneğin 10 civarında kadın arkadaşımızın ortak düşüncelerini ve tutumlarını anlatan değerlendirmeleri ve ortak bildiri, (düşüncelerine ve dillerine katılıp katılmamaktan bağımsız olarak söyleyeyim ki) çok değerli bir çalışmadır. Eksik olan şey ise, örneğin 70 civarında kadın yoldaşımın yer aldığı Avrupa Meclisi’nde ya da benzeri sayıda olduğunu düşündüğüm Almanya Meclisindeki kadın arkadaşlarımızın örgütlü bir kurum altında düşünceleri açığa çıkarılamamış; tartışmaların pasif izleyicileri olarak kalmışlardır. Böylesi bir durum açıktır ki bildiri yayınlayan arkadaşlarımızı da hak etmedikleri bir zorluk içerisine sokmuştur.

Bu nedenle Kadın Meclislerinin bir an önce oluşturulması girişimini tetiklemek; HDK-A çatısı altındaki bütün kurumlarda Kadın Meclislerinin oluşumunu hızla gerçekleştirmek zorunluluktur.

Nürnberg Kongresi kendi yaşadığı sorunda Yürütme Kurulu’nun yorumuna katılan Kent Meclisi’nin desteğini alırken, esas olarak, bu yöntemin de yeterli olmadığını; ama en azından sorunu Yürütme Kurullarının karar alma inisiyatifi dışına taşımayı hedeflediğini; HDK çatısı altında oluşturulacak Kadın Meclislerinin alacağı bağlayıcı tanım ve kararlara ise tartışmasız uyum sağlanacağının altını çizmiştir.

Kadın Meclislerinde olduğu gibi Gençlik ya da LGBTİ’ler için de Meclislerin oluşturulması gerekmektedir. Ne yazık ki bu kurumların yokluğu, bireylerin kişisel düşüncelerinin (yorumlarının), bütünün ortak düşüncesi olarak algılanması tehlikesini doğurmaktadır. Böylesi bir durum ise kişilerin kendilerini dayatmaları gibi sonuçları her zaman üretebilir.

Bilgi Paylaşımının Daraltıldığı Koşullarda Sosyalist Demokrasi Gerçekleştirilemez

Konge’mizin yapıldığı saatlerden beş on dakika öncesinde, “HDK-A MYK’dan istifa etmiş, daha sonra istifalarını geri çekmiş arkadaşlarımızdan birinin tekrar istifa ettiğine” ilişkin bir bilgi almıştık. Kongre başında, “istifa ettiğine dair” bilginin yanlış olduğu bilgisini aldık. Üst organlarda gerçekleşen bu tür tartışmaların hassas konular olduğunun; örgütsel motivasyonda zayıflamalara neden olacağını; bu nedenle paylaşımında çok dikkat edilmesi gerektiğinin bilincindeyiz. Ama bu türden bilgilerin, aynı çatı altında yer alan bütün örgütleri en az sorunu içinde yaşayan kurum kadar yakından ilgilendirdiğinin bilincindeyiz. İlk istifalar da dahil olmak üzere, her istifada kuruma yönelik eleştiriler (tamamen kişisel bilgiler dışında) kurumla paylaşılmak zorunda olmalıdır.

Ne yazık ki HDK-A’nın bu konuda uygulaması tutarlı olmayan bir gizlilik sergilemiştir. Böylece bu tür bilgiler sözel paylaşım alanında ve her aktarımda biraz daha değişerek yerellere kadar inmiştir.

İrademizin HDK-A kararlarına saygınlığı, paylaştığımızı düşündüğümüz değerlerdeki ortaklık ve hedeflerimizdeki aynılık alanıyla belirlenmektedir. Değerlerdeki ortaklık amaç ortaklığımızın temel alt yapısını da oluşturmaktadır.

Bizler bugüne kadar yazılı istifalarını okuduğumuz arkadaşlarımızın istifa ettikleri kuruma yeniden girerken yaptıkları açıklamaları da bilmek istiyoruz. Eleştirdikleri konular çözümlenmiş midir? Böyle ise nasıl çözümlenmiştir? Hangi eleştirileri devam etmekte, hangilerinin özeleştirisi yapılmıştır? Bütün bunlar örgüt bütünüyle paylaşılmadığı takdirde kaotik bir bilgi ortamı yaratılacak; örgütsel işleyişe yönelik güven azalacak; zaman zaman tanığı olduğumuz suçlamaların örgüt kurumlarınca kabul edildiği kanısını doğurarak örgütsel kimliğe yönelik özgüven zedelenecektir.

Kongremiz de az da olsa bu işleyişin sıkıntısını yaşamıştır. Buna rağmen bu eksikliğin giderileceğine ilişkin umutlarını ise asla kaybetmemiştir. Kişisel bilgilerin deşifrasyonuna ulaştırılmadan böylesi bilgilerin örgüt bütünüyle paylaşılması, elbette örgütsel çalışmalara önem veren arkadaşlarımız arasında istenmeyen tartışmalara neden olabilir. Ama bu tarz, yani doğru örgütlenebilmiş her tartışma,  yaratacağı birikim ve çözüm yöntemlerinde kazandıracağı zenginlik ile örgütsel yapının geleceğinin garantisi de olacaktır.

HDK-A Nürnberg Kongresi sağduyulu, yaşanan sorunları derinleştirmeyi değil çözümü önüne koymuş bir tutum izleyerek yeni çalışma dönemine girmiştir. Her kurum gibi HDK-A Nürnberg de çalışmalarında zaman zaman ciddi adımlar atacak, zaman zaman daralacak ve belki de yanlışlar yapacaktır. Yanlışlarında ikna oldukça büyük bir şevk ile özeleştiri de yapılabilir.

Kongremizde gördüm ki, Meclisimiz bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her koşulda çözüm için ilk adımı atabilme iradesini gösterecektir. Bu adımlar ortak kararlarımız, ortak tanımlarımız üzerinde gerçekleştirilecektir. Ve inanıyorum ki Yürütme Kurulumuz önümüzdeki bu yeni çalışma dönemini bir “atılım” dönemi olarak tanımlayarak, her türden yerel sorunu emeğin paylaşımına saygı ve birlikte mücadelenin zorunluluğunun altını çizerek ele alacaktır. Ama bu yapılırken elbette bütün bu süreci örgütsel bütünlüğü kollayarak; örgütsel sistemi güçlendirerek; sorunları ilgili kurumlarla birlikte çözmeye de büyük özen gösterecektir.

Sevgi ve saygılar.

 

XWE Metin Ayçiçek

 

Tags: , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑