Avrupa

Published on Şubat 6th, 2017 | by Avrupa Forum 3

0

HDK-A Kongresi’nden Notlar – Nuray Bayındır

4 Şubat 2017 Cumartesi günü Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleşen Kongremiz oldukça coşkulu bir atmosferde geçti.

Sevinerek ve gururla belirtebilirim ki, HDK-Avrupa Kongresinde bu güne kadar katıldığım sayısız kongrelerden farklı olarak pek çok ilk bir arada yaşandı. Bu açıdan oldukça da keyifli saatler geçirdik.

Bileşim nitelikli ve deneyimli bir bileşim olduğu için oldukça düzeyli tartışmalar yaşandı. Program ve tüzük maddelerinin eksiklik ve yetersizlikleri konusunda yöneltilen eleştiriler de ön açıcı oldu. Yapılan tartışmalar sonucunda değiştirilmesi ve ilave edilmesi gereken maddeler konusunda delegelerin genel eğilimini hesap edilerek, Program ve Tüzük önerilen değişiklik önergeleri ile birlikte onaylandı.

Şimdi benim sizlerle paylaşmak istediğim, Kongre boyunca yaşanan birkaç örnek üzerinde düşündüklerimdir.

İlk örnek divan seçimi sırasında yaşandı.

Bilirsiniz klasik bir yöntemdir, ilk olarak Kongre’ye bir liste önerisi yapılır ve başka önerisi olanların da önerisi alınır ve oylamaya geçilir. Bu kongreye de beş kişilik bir liste sunuldu ama ek olarak sadece salondan bir genç kendisini önerdi. Bu durumda salonda kısa bir kararsızlık süreci ardından altıncı kişinin de divana katılımı onaylandı. Ve genç divanda yerini aldı.

Dikkat çekici ikinci gelişme, HDK eski eş sözcüsü Ertuğrul Kürkçü ve diğer misafirlerin ve Kongreye telefonla katılanların konuşmaları ardından yapılan oturumda Program ve tüzük taslaklarının tartışılması sırasında söz alan bir LGBT’nin konuşması sırasında yaşandı.

Bu genç kendi yaşam deneylerinin ışığında kendi kimliğini açıklayıcı bir konuşma yaptı. Bu güne kadar gelen bütün baskıcı toplumsal sistemlere, anlayışlara eleştiriler yöneltti. Hatta HDK-A tüzük taslağına bile kötü niyetli olmasa bile yansıyan örnekleri bir bir göstererek öylesine kapsamlı, özlü tane tane ve içini doldurarak eleştiriler yaptı ki, bu cesaretli ve özgün çıkış tüm delegelerin kalbine dokundu.

Kongre divanını altıncı kişi olarak seçilen genç tam o sıra kendisinin de LGBT’li olduğunu söyledi. Kürsüde bulunan genç, divana kendini dayatarak seçilen gencin de kendisi gibi LGBT’li olduğunu öğrenince çok sevindi. Bu arada divandaki gencin ortak temsilde yerlerinin olması gerektiğini düşündüğü için adaylığını geri çekmediğini belirtmesi de anlamlıydı.

Özet olarak bu gençlerin cinsel yönelimlerinin cinsiyetçi temelden tanımlanmasına karşı çıkan bilinçli, yerleşik ataerkil kalıplara hedeften vurucu çıkışları ve mücadeleyi özünden sahiplenişleri kadınların coşkulu zılgıtlarıyla karşılandı.

Dikkat çeken bir diğer gelişme Leman Stehn isminde bir sanatçı delegemizin söz alarak kendini harika sesi ve yorumuyla ifade etmesi ardından yaşandı. Kürsüden konuşan erkek bir bölge eş sözcüsünün: ‘’gösteri yapmak iyidir ama böylesi ciddi bir kongrede bunların yeri ve zamanı değildir’’ yönlü sözüne Divan sözcüsü Songül Ömürcan’nın yerinde karşı çıkışı yine salondan zılgıtlarla karşılandı. Kadın yaşam özgürlük sloganları Kongre boyunca sık sık Türkçe ve Kürtçe atıldı.

Bu kongrede kadınların mücadelenin özüne değen ve farkında olmadan da olsa en ufak eril sistemsel eğilime anında tepki vermeleri Halkların Demokratik Kongresi’nin ne kadar gerekli olduğunun bir göstergesiydi.

Bu tür toplantılarda yurt dışında yaşamakta olan gençliğin sorunları hep dile getirilir ama bir türlü bu sorunlara cevap olucu çalışmalar örgütlenemez. Örgütlense bile ihtiyaç temelinde örgütlenmediği için kısa bir süre sonra boşa çıkar. Bu kısır döngü böyle devam edip durur.

Klasik sol parti anlayışlarıyla ve nerede yaşandığını hesap etmeyen parti programlarıyla da halledilecek bir sorun değildir bunlar.

Kongrede ayrıca HDK-A’nın örgütlü bileşenlerinin kendini dayatıcı tutumları da eleştiri konusu yapılarak; bu tutumun bağımsız bireylerin bu yapıya katılımı önünde engel olduğu dile getirildi. Oturum aralarında, kahve ve yemek molalarında yaşanan tartışmalarda ‘’HDK-A’nın yeni bir sosyalist parti anlayışını mı savunduğu eğer böyle çalışma yürütülecekse boşuna kürek çekmeyin, HDK-A asıl çalışmasını buranın özelliklerini dikkate alarak yapmalı hatta buralardaki parti ve kurumlarla birlikte yürütmelidir. Küresel bir güç iddiasında isek bunu yapmalıyız’’ gibi eleştiriler geldi.

Her ne kadar programı ve tüzüğüyle HDK-A Avrupa’da yaşayan tüm halklar içinde örgütlenmeyi hedef aldığını vurgulasa da, Kongre sadece Türkiyeli ve Kürdistanlı bileşenlerden oluşmaktaydı ve bu da eleştiri konusu yapıldı.

Yine Kongre’de yapılan eleştirilerden birisi de ‘’biz bir göçmen örgütü müyüz veya Türkiye ve Kürdistan’da süren demokrasi mücadelesi ile dayanışma yapan bir örgüt müyüz ‘’ sorusuna cevap arayan haklı eleştirisiydi.

Bütün bu ön açıcı eleştirilere karşın hiç kimse can alıcı soruyu sormaya ve cevap aramaya yanaşmadı. Soru şu: Biz göçmen miyiz yoksa bir Diaspora toplumu muyuz?

Bilindiği gibi Diaspora, yaşadığı ülkelerin vatandaşı olmuş, o topluma entegre olmuş insanlar topluluğudur. Bana göre burada yaşayan Türkiyeli ve Kürdistanlıların büyük bir çoğunluğu doğdukları ülkelere temelli dönüşü düşünmüyor. HDK-A’nın bu gerçeğe uygun bir örgütlülük yaratması gerekiyor. Yukarıdaki sıraladığım eleştiriler neresinden bakarsanız bakın doğrudur ve ufuk açıcıdır.

Eleştirilen bir diğer husussa HDK-A’nın Türkiyeli ve Kürdistanlı toplulukların örgütlülüklerini dahi bileşen olarak kendine katamamış olmasıydı. Özellikle de bazı Alevi örgütlenmelerinin bileşende yer almaması tartışma konusu oldu.

Eğer çalışma hedefimizde bireysel ve toplumsal yaşamın gün geçtikçe kapitalist modernite tarafından sündürülmesine ezilip bükülmesine küresel karşı çıkışa gerek olduğuna inanıyorsak o zaman harekete geçmeliyiz. Bir an önce sisteme karşı alternatifi adım adım örecek derinlemesine örgütlü faaliyeti hayata geçirmek zorundayız. Örgütlülük sorunlara somut çözümler üretecek siyaseti hayata geçirmekle olanaklıdır. Bunu yapabiliriz.

Burada bir Diaspora örgütü yaratarak bu tür faaliyetler yürütülebilir.

Kongrede dikkatimi çeken bu tür eleştirileri dile getirenlerin benim gibi uzun yıllardır Avrupa’da yaşıyor olanlardan gelmesidir. Brüksel’deki Kongreye en az üç kuşak bir arada katıldık.

Toplantı bitiminde Paris trenini almak için otobüs beklerken durakta tanıştığım Brüksel’de yaşayan bir genç kızımıza bunun bana derin acı verdiğini söyleyerek ‘’daha az hata yaparak keşke sizlere böyle kirli ve şiddet küpü bir dünya bırakmasaydık’’ dediğimde gözleri ışıl ışıl parlayan güzel kızımızın bana cevabı şu oldu.

‘’Ben bu kongreden çok umutluyum sizler bize direnme gücü ve umudu veriyorsunuz.’’

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

05.02.2017

Tags: , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑