Yazarlar

Published on Ocak 18th, 2019 | by Avrupa Forum 2

0

Halkların soykırımları hala devam ederken… Yağmur yürekli kızıl nehirler – Gül Güzel

Karadeniz bölgesi, Yunanistan, Küçük Asya’da yaşanılan Pontus soykırımının bu sene yüzüncü yılı. O nedenle bu coğrafyalarda ötekilerin soykırımları konusunu işleyebilmek de yüreklere kızıl yağmur yağdırmaya yetiyor. Pontus soykırımında, toplam 750.000 Pontus’ludan 353.000 kişi sistemli ve önceden hazırlanan siyasi vahşet içeren kovulma, sürgün tehcir şekilleri ile katledilmiştir. Hala çoğunun mezar yerleri dahi belli olmayan 353.000 Pontus’lu ve tabii ki sayıları milyonlara varan diğer etnisyenlerin… Türk ırkçı iktidarı, varlığını soykırım, tehcir, asimilasyon siyaseti ve yağmala/çalma metodu ilkesiyle sürdürüyor. Kendisi gibi olmayan, inanmayan farklı halkların varlığını inkar etme ilkesine dayandırdığı bir var olma cumhuriyeti(!). O yüzden bulunduğu coğrafyada hiç bitmeyen, sürekli farklı etnik ve cinsiyetlere uygulanan inkar imha katliamlarına 21. Yüzyılda bizler de zaman zaman canlı şahidi olmak durumunda kalıyoruz. Bu durum omuzlarımızdaki yükü daha da ağırlaştırıyor. 1915, 1916, 1921, 1925’lerden sonra da süregelen yakın süreçteki Roboski, Şengal, Cizre, Sur, Şırnak, Kobane, Afrin katliamlarına birebir canlı şahit olmamızdan kaynaklı oldukça büyük bir yükümlülükle karşı karşıya kalıyoruz. O katliamları yazmak da Katliamların canlı tanığı olmak kadar oldukça zor…Ancak geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi halen ırkçı Türk zihniyeti tarafından işlenmeye devam eden katliam ve soykırımlar, Uluslararası toplumlar tarafından gerektiği şekilde hiç bir zaman incelenmedi ve tanınmadı. Bu sorumsuzluktan kaynaklı olarak, Uluslararası iradelerden beklenen Adalet yerini bulamıyor ve katliamlar da bu yüzden bütün vahşetiyle devam ediyor. Uluslararası Adalet sağlanamadığından dolayı suçlu, katliamcı, ırkçı Türk devleti suçsuz, masum görünmeye ve cüretle işgalleriyle katletmeyi sürdürüyor.
Yazımı bu kadar başlıklar halinde işledikten sonra, sizleri Pontus’luları 100.yüzyıl soykırımından dolayı, Kostas Sidiropoulos’un hikayesiyle baş başa bırakmak istiyorum.
‘’Sizin gözyaşlarınızdan ömür boyunca boğulduk!’’
Kostas altmış yaş üzeri ve gözleri uzağa, geçmişe takılı kalmaktan nemli. iki elini bazen birbiriyle ovuşturarak, bazen de dizlerini sıkarak duygularına yön vermeye çalışıyor. Kalbi burda ama duyguları dedesinin Trabzon’daki köy evinde. Cebinde belki yüzyıl öncesine ait olan bir anahtarı çıkarıp, masanın üzerine dikkatlice bırakırken, gözpınarları ileri yaşına rağmen ıslanıyor…’’Dedemin Trabzon’daki evinin anahtarı’’ diyor. Kostas, 1919-1923 yılları arası soykırıma uğrayan Pontus Rumlarınından; yani evleri, varlıkları ve hayatları çalınanlardan. ‘’Atatürk 1919’da Samsun’a bizim katlimiz için çıktı. Aradan geçen yüzyıl ne bizim acılarımızı dindirdi; ne de Adalet sağlandı. Hala inkar ve kabul edilmeyen bir soykırımın mağdurları olarak adalet arıyoruz’’; derken yüzündeki hüznü ve yanaklarında iz bırakarak akan gözyaşlarını saklamak istiyor… ve devam ile dedesinin o süreci kendisine anlattığı şekliyle anlatmaya çalışıyor ‘’bizler Trabzon’un bir köyünde diğer komşularımızla birlikte yaşıyorduk. Bütün köyde her kes birbirini tanır ve huzur içinde yaşardık. Soğuk ve yaklaşık 2 metre yüksekliğindeki karlı bir kış gününde köyümüzü askerler takılı süngüleriyle kuşattılar. Bütün köy halkını iki aile(Müslüman) dışında dışarı çağırarak, ’ya hemen köyü terk edeceksiniz, yahutta hepinizi kurşuna düzeriz! ’diye tehdit ve emirler vermeye başladılar. Askerlerin arkalarında koşuşturan, aç bırakılan köpekleri de vardı. Biz çaresizlik içinde birbirimizin yüzüne bakıp çocuklarımızı ellerinden tutarak o yüksek karları yararak, gitmemiz tarif edilen yöne doğru yürüyorduk. Benim bir elimde biri 2,5 diğerinde 4 yaşındaki kardeşlerim vardı. Hava o kadar soğuk ve çekilmezdik ki, bir süre sonra her iki elimde tutup, yürütmeye çalıştığım kardeşlerimin soğuktan öldüklerini anladık. Çaresizlikten ne yapacağımızı şaşırmıştık. Köpekler kardeşlerimin cesetlerini yemesin diye ellerimizle eştiğimiz karların içine cenazelerini gömerek, üstlerini de kar ile kapattık. Bizi kovdukları köyümüzde sadece iki ev kalmıştı. Biri Salih amca bir de başka bir aile. Çünkü köydeki tek müslüman aileler onlardı. Askerler bizi sürekli yönlendiriyor ve gideceğimiz yönü belirleyerek, yürümemizi istiyorlardı. Bütün kıyamete rağmen bizi silahlarla/kurşunlarla vurmamaları için karları açarak, yürümeye çalışıyorduk. Epeyce yol aldığımızı düşünürken, aniden şok olmuşçasına gördüğüm şeye baktım ve çığlığım çıktığı kadar bağırdım. Öldükten sonra köpekler yemesin diye karlara gömdüğümüz her iki kardeşimi köpekler karların arasından çıkarmış ve yemişlerdi….acıların acılara karıştığı bir anda anladık ki bizi soğuktan dondurup, öldürmek için aynı daire içinde günlerce yürütüyorlarmış’’. Dedemin hikayesinin gerisini anlatmaya gücü ve ömrü yetmedi. Ancak ben uzun yıllar sonra dedemin bana adını söylediği Trabzon’daki köyümüze ve tarif ettiği evimize gittim. Evin kapısının önünde belki de dedemin yaşında olan Salih amca oturuyordu. Selamlaştıktan sonra kendisine kim olduğumu söyledim. Salih amca yaşlılığından dolayı yerinden yarı ayağa kalkarak, ‘’bana kimliğini ver. Hemen bu evi senin üzerine kaydedeyim. Sizler o kadar gözyaşı döktünüz ki, bizler bir ömür boyu sizin o gözyaşlarınızda boğulduk hep’’ dedi; türk devlet sisteminin hatalarının günahını çıkarırcasına… yok amca ben tapu istemiyorum. Bana sadece o zamanki evimizin kapısının anahtarını ver! dedim….

Dip not:
19 Mayıs 1919’da Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile başlayan Pontus soykırımı Topal Osman’ının çeteleri ve Türk askerleri tarafından işlendi. O süreçte Pontus’ta yaşananlar bir soykırım politikasının üçüncü etabıydı. Ne yazık ki bugün hala yaşananlar gibi sonu da olmayacak… Tekçilik zihniyetine dayatılan bu katliamlar, sürgünler coğrafyamızda sosyal yoksulluğa sebep olmaya devam ediyor. O zaman İttihat- Terakki tarafından başlatılan ve Mustafa Kemal tarafından devam edilen soykırımlarla, milyonlarca insanın katledilmesine neden olundu. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a atılan adımla 1923 yılına kadar süren Pontus’lu Rumlarına yapılan soykırımda 353.000 kişi katledilerek, Karadeniz kırmızı kana boyanırken, bugün Fırat ve Dicle nehirleri kırmızı kana bulanıyor. 2015- 16 Cizre’de 79 gün süren, katliam ile yaklaşık 300 kişi katledildi. Aynı şekilde bu katliamlarda 120 kişi bodrumlarda canlı canlı yakıldı. 3 Ağustos 2014 tarihinde DAİŞ çetelerinin Şengal’e saldırıları ile 10.000’den fazla kaçırılan, köle pazarlarında satılan, öldürülen Ezdi kadınları da aynı durumda…
Sorun Erdoğan bireyi değil; Kemalizm sistemidir!
Bu yıl, 100. yıl Pontus soykırım yılıdır. Bu, bütün katledilenlerin de tarihidir. Kemalizmus yaşam değil, yaşama karşı olmaktır. Çünkü Pontus ve Ermeni soykırımı gibi Mezopotamya toprakları üzerindeki soykırım hala devam ediyor. Mezopotamya’da hala devam eden Kadın, İnsan ve yerleşim alanlarının katledilişi… ve bu katliamları sessizce izleyen Uluslararası adalet(!)…

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑