Emek

Published on Şubat 18th, 2019 | by Avrupa Forum 3

0

Flormar Direnişinden Yansıyan Güzellik – Nevra Akdemir

15 Mayıs’tan bu yana Flormar işçileri direnişte. Kademeli olarak sendikalı çalışmak istedikleri için işten çıkarılan çoğu kadın olan 133 işçi Gebze Organize Sanayi bölgesinde işyerlerinin önünde direniyor. Türkülerle, halaylarla, oyunlarla direniyorlar. Direnişin ilk günlerinden itibaren, çatısı olmadan çalışmaya başladıkları fabrika, direnişçilerin diğer işçileri etkilemesinin önüne geçmek için herşeyi yapmış. Direniştekilere el sallayanları tehdit etmiş, bahçe duvarlarını yükseltmiş, jandarma ve kaymakamlık aracılığıyla ses aparatlarına el koymuş, işçileri bölmek için elinden geleni yapmış; ancak ne yapsa yetmemiş işçilerin mücadele dirençlerini kırmaya. Dahası dışarıda direnen işçiler, içeridekilerin de aklının gönlünün kendileriyle olduğundan emin. Zira kadınlar, diğer kadınların deneyimlerini kendilerine feyz alırlar. Flormar da bir kadın direnişi. Yalnızca çoğunluğu kadın olan işçilerinden dolayı değil, kristalize olan söylemleri ve sorunlarıyla bir kadın direnişi. Flormar değil, direniş güzelleştirir, sloganı da bu durumu sembolize ediyor ve direnişin tüm renklerini başarıyla yansıtıyor. Petrol iş sendikası, daha önce Novamed direnişinden öğrendikleriyle, süreci başarılı şekilde yönetiyor.

Patrondan babalara mektup

Bahçelievler’deki fabrika, Gebze Organize Sanayi’ye taşınınca fabrikanın inşaatı tamamlanmadan üretime başlanıyor. İşçilerden, bu geçiş sürecinde fedakârlık bekleniyor. İşçiler de bir ‘aile’ hissiyatı ile sahiplendikleri, ortalama bir günlerinin en az üçte birini geçirdikleri işyeri için ‘katlanmayı’ tercih ediyorlar. Ancak havalar soğumaya başlayınca, aralarında imza toplayıp çatının artık yapılmasını, yoksa hasta olacaklarını yönetime bildiriyorlar. Mektup yazılan patron-babanın cevabı ise pek nahoş. Ama sonuçta yapılıyor. Ancak işveren bu süreçte işçilerin birlikte hareket etmelerinde bir aile birliği görmediğini açıkça ifade ediyor. Makbul bir ailenin eziyete birlikte katlanılan birlik olduğunu, refahı paylaşmayı kapsamadığı açıkça anlaşılıyor bu süreçte. Şirketin patronları kontrol edemedikleri biraradalıklardan korkuyorlar açıkça. Sonrasında işveren tarafından, kadınların evlilik, nişanlılık ve doğum durumları gibi özel hayata dair konular, işe alım veya işe devam konusunda dikkate alınmaya başlanıyor. Kadınlarla doğurmama anlaşmaları peşi sıra geliyor. Vardiyalar, kadınların kendi hayatlarını organize etmek zorunluluğuna veya yasalara uyulmadan belirleniyor. İtirazlar sonucunda ancak biraz düzelme kaydediliyor. Aynı zamanda süt izni gibi temel haklar da ısrarla talep edilerek ve tehditler karşısında direnerek elde edilebiliyor. Yani bildiğimiz Türkiye panoraması.

Dahası da var. Far, maskara gibi bölümlerde çalışanlar çeşitli kimyasallar ve tozlara maruz kalıyor ve koruyucu malzemeler verilmiyor. Konuyla ilgili önlemlerin alınmaması, işçilerin işyeri doktorunu hiç görmediklerini söylemeleri veya sağlık kontrollerine gitmediklerini ifade etmelerinden anlaşılabilir. Hatta hasta olan bir arkadaşları, ustabaşından izin almadan eşini çağırdı diye herkesin ortasında azar yiyor. Herşey çok tanıdık, fazlası var azı yok. Gittikleri şirket toplantısında karlılığın yüzde 40’larda olmasına rağmen işçilere oldukça düşük bir zam vermesi ise bardağı taşıran son damla.

Sendikalaşmak Anayasal hak

İşçiler sendikalaşmak istiyorlar. Toplu sözleşme için yapabilmek ve bireysel mücadele etmeksiniz haklarını almak istiyorlar. Yani aslında standart bir işçilik talep ediyorlar. Oysa yaşadıkları, belgesellerinde güvenliklere oynadıkları oyuna benziyor. Bir çizgi var, servislerin giriş çıkış yaptığı kapıda. Güvenlikler orada bekliyor ki direnişçi işçiler içeri girmesin. Güvenliğin bakmadığı zamanlarda adım atar gibi yapıyor işçiler, baktığında ayaklarını geri çekiyor. Servis giriş çıkış saatlerinde oynuyorlar; işçi sınıfının oyunları, sermayedar için tehditkâr. Türküleri değiştirip kendi durumlarına yorumlamışlar. Elbette sermayedar, buna da alınmış ve çok üzülmüş, yazık (!)

İşçiler 280 gündür direnişte. 280 gündür, evlerine maaş girmiyor, borçlar almış başını yürümüş. Çalışma hayatının süreksizliği, hayatın sürekliliğinin yarattığı masrafları karşısında çok acımasız, çok vicdansız. Sermayedara yazık diyemeyeceğiz, zira tüm istedikleri toplu sözleşmeli, sendikalı, güvenli bir iş bu insanların, kadınların.

Patrona ve aileye karşı

Kadınların önemli bir kısmı için kural olarak, aile rızası, sosyal yaşamın nasıl olacağını belirleyen bir ön koşuldur. Kadınların örgütlenmesi için tüm ailenin örgütlenmesi gerekir. Kadınlar, nasıl ki babasının erkek kardeşinin, abisinin, kocasının, hatta oğlunun rızasını almadan çalışamıyorsa; örgütlenemez de. Bu açıdan aile kapitalist iktidar ve sömürü ilişkilerinin suç ortağıdır kimi zaman, bazen ise papazı (haham veya imamı) ve sigortası. Çoğu kez bu ilişkiler keskin köşeler yerine bir arada çelişkili ve çatışmalı durumlar halinde gerçekleşir. Direnişteki kadınların ailelerinden aldıkları destek, onlara güç vermiş. Ama destek alamayanlar da var. Onlar da kendi seçtikleri ailelerden destek alıyorlar ve kendi ailelerinin fikrini değiştirmesi için çabalıyorlar. Kadınların başarana kadar devam etme inancı, sendikasız çalışmanın ne demek olduğunu bilmekten kaynaklı. Kadınların süreci belirleyen ağırlıkta olması, direnişe güzellik katmış ve tüketim kampanyasının da geniş yankı bulmasını sağlamış. Flormar işçileri sendikalı olarak işlerine iade edilene kadar, Flormar ve ortağı olduğu Yves Rocher ürünleri kullanmayacağız diyorlar boykotta. Dünyanın pek çok yerindeki kadınlar da Gebze’de fabrikanın önünde direnen kadınların sesini duyuyor ve kadın emeğini böylesine sömüren şirket, güzelleştiremez, diyorlar. Bu Petrol iş sendikası için bir pazarlık aracı. Kadınlar, kadınların duygularından, acılarından, öykülerinden, türkülerinden öğrenir. Bu açıdan Flormar işçileri çok güçlü, bizler çok umutluyuz.

Kadın mücadelesi sınıfı böler mi?

Sendikaların ve sol örgütlerin kadın mücadelesine “sınıfı bölen”, kültürel alana ait kimlik mücadelesi olarak baktığı bir geçmişten geliyoruz. Kadınların temsil edilmediği, kadın taleplerinin politikanın sınırına dahil edilmediği, taciz ve şiddet konularında kötü sınavların verildiği bir tarihin üzerinde bu kadın direnişleri yükseliyor. Muhalefet, iktidarın ideolojik, ekonomik ve toplumsal süreçleri belirleyerek ve belirlediği sürece iktidarda kaldığı bir toplumun parçası olarak çıkıyor ortaya. Toplumun içinde baş gösteren her eğilimi de otomatik olarak taşıyor. Giderek muhafazakarlaşan, milliyetçileşen ve bencilleşen toplumsal dokunun içinden ve bu kurulu ilişkilere karşı doğar muhalefet. Ancak çoğu kez bu dokuyu muhalefet de taşır. Yani, bu toplumsal dokudan yükselen muhalefet de kadın düşmanı, zenofobik, homofobik, ırkçı olabilir, eğer güçlü bir karşı hegemonya kurulamamışsa, eğer etnisite ve inanç mücadelelerinin taleplerini küçümsemeden kabul etmemişse; eğer mülteci ve göçmen sorunlarını sahiplenmemişse; eğer homofobi ve kadınlara özgü şiddet ve tahakküm dilini ayrıca sorgulamamışsa.

Bu dönemde muhalefet etmek de ayrıca zor. Parlamentarizm ile hukuk mücadelesi kıskacında muhalefete sıkıştırılmış ve kapitalizm dışında “başka alternatif yok” fikrine ikna olmuş kişilerin hayal kurmasını imkânsız kılan kişilere film endüstrisinin düşünebildiğinin dışında ütopya veremeyen bir mücadele düşünülebilir mi? Ne yazık ki ulusalcı perspektife daha çok yaklaşan, yaklaştıkça dilini daha da cinsiyetçileştiren ve göçmen/mülteci karşıtı öfkeden kendisini örgütlemeye çalışan “muhalif” örgütler görünür olurken, aslında faşizan eğilimli sağcı eğilimleri beslemiyorlar mı, dünyanın her yerinde? Ya sendikalar, büyük emeklerle ve özgürlükleri, canları ile vereceklere bedele rağmen ilmek ilmek örgütlenmeyi ören nadir sendikalar ve işçi örgütlenmeleri dışında kalanlar yani; işveren üzerinden örgütlenip, iktidarla ilişkisinin yakınlığı ile göbek ve makam büyüten sendikacılar, siyasete geçiş yapma imkanlarını kollayarak, sendikaları sermaye sınıfından yana zorbalığın parçası olmasını sağlayanlar, insanların gelecek güzel günlere inancını çalan büyük hırsız değil mi, sermaye ve devletin diğer araçlarıyla birlikte?

Türkiye’de kadın mücadelesinin deneyimleri ve karşı-hegemonya dilini kurma becerisi ve saldırılar karşısında yürütülen mücadele çok güçlü. Bu durum güçlü iktidar dilini biraz da olsa sınırlandırabiliyor. Bu güçlü duruşun ardında kadınların şiddetin her türlüsüne karşı ve rağmen verdikleri mücadele var. Avrupa’da dahi yükselen kürtaj karşıtı aileci politika kadınlarının feminist mücadelede var olmalarının, kadın özgürlüğünün asli şartı haline geldi yeniden. Uzun bir süre, sosyal devlet ve kadın dostu politika vaatlerinden oluşan kapitalizmin sahte cennetlerinin ardından kadın mücadelesine gerek kalmadığına dair inancın yaygınlaşmasından güç alan patriyarkal kapitalizmin baskıcı sesi kürtaj ve aileci politikalarla, esnek emek rejimleri ile kendini gösteriverdi. Kadınların emeklerinin, cinselliklerinin ve bedenlerinin kontrol edilmesine dair büyük bir basınç, şirketler ve devletlerin, sağcı politikalarının söylemleri ile bunlar yokmuş gibi davranan “cinsiyetin önem olduğunu iddia eden” muhalefetin çetrefilli yollarında oluşuverdi. Dinsel söylemler, milliyetçi, hetero-normalite formları ve güzellik endüstrisi kadınlar ve erkekler için normalin sınırını çizip, dışında kalanı piyasalaştırarak sınırları içine almaya, alamadığını kriminalize etmeye çabalıyor. Aşkın sınırlarını aile ile çizen ideoloji, kalkınmanın ve sermaye birikiminin yolunu da kadınların yeniden üretimlerinden alıyor.

Varlık yokluk direnişleri sürüyor

Madalyonun umutlu tarafı da var. Söz konusu ortamda medyanın özel olarak görmediği veya deforme ettiği o haberler yani. Ezilenlerin ezenlere karşı mücadeleleri parça parça da olsa, hala devam ediyor. Hak arayışı, eşitlik mücadelesi veya adalet talebi değil sadece; bir yok edilmeye karşı direnme veya bir varlık hattı bu direnişler. Hiç tükenmeyen baskı ve şiddet karşısında kadın hareketi, işçilerin hak arayışları, kent mücadeleleri, yerel doğa savunmaları ve barış hareketleri; muhalefetin pek çok yüzünü bir anda açığa vuruyor. Garip şekilde imkansız denilen yerlerde bile kapitalizmin dikensiz gül bahçesinde biten yaban otları gibi kendini gösteriyor. Devrimciler hala hayal kurmanın olanaklarını yaratıyor, geleceğe dair ütopyaya deneyim aktarıyor. Kadınlar, 25 Kasımlarda baskıya rağmen kalabalık şekilde meydanlara çıkıyor, kürt kadınlar özgürlük için bedenlerini açlığa yatırıyor, tüm bedellerine rağmen mücadeleye devam ediyorlar. Kürtaj karşıtı tıp pratiklerine ve hükümet politikalarına karşı dünyanın her yerinde güçlü kampanyalar örgütleyen kadınlar, birbirleriyle de duygudaşça, yoldaşça dayanışıyor. Barış mücadeleleri oldukça acil ve etrafında insan biriktiriyor, en temeldeki yaşama hakkı çizgisinden. İktidarın en büyüğünden en küçüğüne kadar kurulu ilişkilerinden gelen tahakküm, baskı ve şiddete direnen herkes; sosyal ölümle ve itibarsızlaştırma tehdit edilirken hayatı savunmak herkesi aslında tek noktada topluyor. Artık herkes kadın, herkes kürt, herkes siyahi, herkes her gün nereli olduğu sorulan göçmen, herkes toprağını yitiren köylü, herkes intiharın eşiğinde borçlu işsiz, herkes trans birey, herkes onuru zedelenmiş vatandaş, herkes adalet arayan aile, herkes inancını saklamak zorunda kalan alevi, herkes tehdit olarak görülen ermeni, herkes her küfürde bahsi geçen çingene, herkes homofobik saldırılardan mağdur olan transseksüel, herkes öteki olmalı. Hepimizi yetim bırakan, iktidara karşı mücadelemiz, hepimizi öteki kılıyor ve böylece birbirimizle yakınlaşmamızı da sağlıyor. Bu güçlü bir bağ, umutlu ve örgütleyici bir bağ. Biz yetimler, dışlanmışlar ve ötekiler olarak, kalabalığız. İktidara yakın olmanın yaratacağı suç ortaklıklarından azadeyiz ve bu yüzden güçlüyüz. Tüm direnişleri, birbiriyle akraba yapan da bu aşkınlık.

Flormar işçileri, bir itiraz ve varlık mücadelesi olarak varlık gösterdi. Flormar direnişi, flormar değil direniş güzelleştirir diyerek patriyarkal kapitalizmin tüm bu damarlarını kesen küçük ama güçlü bir kıymık bu yüzden.

(Bu yazı işçilerle yaptığım sohbetlerden faydalanarak kaleme alınmıştır)

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑