Yazarlar

Published on Aralık 15th, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Filistin Sorunu üzerine – Erdal Boyoğlu

Theodor Herzl ;.Siyonizm üstüne kapsamlı çalışmalar yapan Avusturyalı bir  Yahudi. Avrupa’nın bir çok yerinde artan Yahudi karşıtlığı hem onun yaşamına hem de siyonizm fikrine yöneltti.. Yahudilerin tüm dünya da ezildiği ve acı çektiği düşüncesinden hareketle “Der Juden staat”,(Yahudi Devleti) adlı kitabı yayımlandı (1896) Kitap yayımlandıktan sonra  Siyonistleri 1896 Ağustos ayında Viyana’da biraraya getirdi. Ve Dünya Siyonist Örgütü kuruldu ve başkan da Herzl seçildi.(1897)
Siyonizm’in temel tezi olarak ırka dayalı şöven ideloji olarak yahudiler arasında dalga dalga yayıldı. Herzl, “Yahudiler için Filistin’de ulusal hakları sağlanmış ve güven verici bir vatan kurmanın” yeri olarak gösterdi.

Filistin Osmanlıların işgali altındaydı. Siyonistlerin böylesi bir tartışmayı başlatmaları ve sonuca varmaları da hayli ütopya olarak değerlendiriliyordu. Çünkü Osmanlıların böylesi bir açılımı kabul etmesi çok zor bir ihtimal dahilinde algılanıyor.  Herzl “Der Juden staat”(Yahudi devleti) adlı yapıtındaki anlayışını kongereye sunmuştu.Kongereye  katılanlar ”uluslararası yürütme kurulu, ulusal fon ile birlikte bir bankanın kurulması ve Filistin’de toprak satın almayı temel hedef” olarak belirledi. 

Herzl, 1896’da çıkardığı “Yahudi Devleti” kitabında,” Filistin,Orta -Doğu’nun bir bölümü, Fırat-Dicle mezopotamya, Anadolu’nun bir bölümünüde alarak Suriye’yi de Yahudi toprakları olarak görüyordu”. Siyonizmin bu teorileri ingiliz emperyalistlerin  desteğiyle  gelişiyordu. İngilizler Orta-Doğu’da sarsılan prestijlerini bu bölgede otarite kurarak sağlamak istiyordu. Onun için Siyonistlere bir yeşil ışık yanmıştı. Filistin’de Tevrat’ın vaad ettiği topraklara dönüş ve yerleşmeye bir ortam yaratılıyordu. Irak’ın petrol yataklarına göz diken İngilizler kolonileri üzerinden Siyonislerin varlığını kabul ettirmek istiyordu. Hatta bunun için 19 yy başlarında  II Abdülhamit’e teklif bile götürdüler. II Abdülhamit bu teklifi geri çevirmesi sonucu İngilizler ile arası açıldı.

İttihad ve Terakki’nin 1908’de II Meşruiyeti ilan etti.  Meşruyet sonrası İngilizler Filistin sorununu tekrar gündeme getirdi.

Bu teklif çok büyük maddi yardımlar önerilerek yapıldı. Süreç Osmanlı imparatorluğunun dejenere olduğu bir dönem, hiç bir gücünün kalmadığı Balkanlarda ve Avrupa’daki etkisinin tükendiği bir süreçti. Bu arada “Pan -islamizm” Jön Türkler arasında kök salıyordu. Osmanlıyı ayakta tutacak tek gücün islam olgusu egemendi. Bu düşüncede fikir birliğinde olan İttihad-Terakki,(ingilizlerin getirdiği öneriyle) Siyonistlerin Filistine göç etmelerine onay verdi. Ve bu onay sonucu ilk büyük Yahudi göçü başladı..

İlk icraatları 1919’da Filistin topraklarında %2 lik  toprak satın almak oldu.  Göç dalgası 1920-22 yılları arasında satın aldıkları toprak yüzde 5.8’i bulmuştu.

Siyonistler, Yahudi devleti için üç şartı kendilerine ilke yapmışlardı.1) Ele geçirilen toprakların sonsuza dek Yahudiler de kalması. 2)Yahudilerin işyerlerinde yalnız yahudilere iş verilmesi.3) Pazarlamada kendi ürettikleri mallara öncelik tanınması. Aldıkları kararları pratikte uygulayan Yahudiler işyerlerinde kurulan sendikaya bile Arap olanları almıyorlardı.  Filistin toprakları üzerinde iş piyasasını da eline geçiren Yahudiler, Arapların ellerin de olan  toprakları ve iş yerlerini de satın alıyorlardı. Satılan topraklar, Filistinlileri kendi topraklarında köleleştirmişti. Irgat olarak dahi kendi toprakların da çalıştırılmadılar..  1928 yılında Filistin’lilerin ellerindeki işyerleri % 75 iken 1935’de % 28 ‘e kadar düşmüştü.  Yahudiler 1929 yılında Filistinli çifçi ailelerinin topraklarının % 29 eline geçirdi. Bu alım satım işinde ticari gelişimin arkasında İngilizler vardı. Yahudilere her yönlü ekonomik katgı sunuldu. Bu destekle Yahudiler tüm Filistinlilerin topraklarına göz dikerek ve en verimli toprakları ve mevcut işyerlerini satın aldılar. Satılan topraklar ve işyerleri Arapları topraksız ve işsiz bırakmaıştı. Araplar, kentlere akın ederek, aş ve iş aramaya başladılar.. Tabi bu arada Almanya’da Hitler Faşizmi  ikdidara gelmesi sonucu Avrupa’dan da Yahudi göçü dünyanın bir çok yerine başladı.

Filistin’e doğru akın eden bu göçün getirdiği kaos ortamı Arapların iş imkanlarını kısıtladı.. İşyerleri yahudilerin eline geçtiğinden dolayı, Yahudiler göç eden insanlarına iş olanağı sağladı. Arapların çalışma imkanı böylelikle ortadan kalkmış oldu. Arapların işsiz ve topraksız kalması Filistin’de gelişen bir ulusalcılık akımını doğurdu.. Kendi topraklarında yoksulluk ve işsizlik  Filistinlilerde bir kıpırdanmaya yol açtı.

Bu başkaldırı sonucu 1930’da Arap eylemlilikleri Yahudilere  karşı yöneldi. Ulusalcı duygularla  eylemlere girişen belli bir kesim silahlı eylemler başlattı. Ama kadercilik ve alınyazıcılık islam dünyasının genel siyasi çizgisi olduğundan dolayı çözümü allaha havale ettiler. Dolayısıyla  emperyalist projeye karşı ulusal başkaldırıyı başlatanlar dımdızlak ortada kaldı, destek alamadılar. Silahlı ayaklanmayı başlatanlar hem kendi arasında dayanışma ağını kuramadı hem ulusal burjuvalarını yaratamadığından hemde ulusal taleplerini siyasal bir programa dönüştüremediğinden, Program ve tüzük’den yoksun, siyasal  örgütlenemediğinden dolayı alternatif bir güç olamadı. Siyonizmin iktisadi ve siyasi alanda başarısının çok gerilerin de kaldı. Bu geri kalmışlığın sonucu siyonistler ezen ulus konumuna geldiler..

Siyonistler ulusal örgütlenmelerini hızla tamamlamak için her türlü Ekonomik, politik, siyasi, kültürel ittifakını kendi aralarında kurdular. Bu ittifakın birleşenleri Tevrat’ın  yüceliğine ve kutsallığına inananlardı. İsrail devleti kurulmadan önce Filistin Yahudilerine “Yahudi cemaati” denilmekteydi

Dolayısıyla Siyonistler, Tevrat’ın etrafında ulusal devletini Emperyalistlerin desteğiyle kurdular. İslamın kulvarında şükürcü ve alın yazıcı olanlar her şeylerini siyonistlere sattılar.

 

Dinci söyleminin maskesi ırkçılıktır…

1948 şubat ayında Israil devleti Birleşmiş Milletler tarafından resmen tanındıBirleşmiş Milletler’de , (29 Ekim 1947)  Filistin sorununun çözümü için Arap ve Yahudi’ler olmak üzere iki ayrı devlet biçiminde bölünme kararı çıktı. Karar da 10 çekimser, 13 aleyte oya karşı 33 oyla kabul edildi. BM’ler de çıkan bu kararla  Mısır, Irak, Suriye, Ürdün ve Lübnan halkı kendi arasında “Arap Kurtuluş Ordusu” kurarak Yahudilere karşı savaş açtı. Siyonistler de Arap ittifakına karşı bir güç oluşturdu “Hanenah” adını koydukları bir karşı güç kurdu.. Yahudiler, Arapların temizlenmesi için “Dalat planı” adı altında temizlik hareketine girişti. İlk olarak 9 Nisan 1948’de Filistin’lilere karşı bir soykırım hareketine girişti. Deir Yasin Katliamı olarak tarihe geçti. 750 bin Filistinli Ürdün, Gazze, Lübnan ve Suriye’ye göçe zorladı.. Siyonistler 1948 yılının Ekim ayında  Necef’in tamamını ele geçirdi. Ele geçirilen toplam 20.637 km2’lik bir yüzölçümüydü. Kısacası işgal ettikleri topraklar % 78’i buldu. Batı şeria tarafı Ürdün tarafından ilhak edilerek 5.295 km2 alanda Ürdün’ün eline geçti.. Gazze şeridi’de Mısır yönetimi altına girince Filistin’nin haritadan silinmesi gerçekleşti. İki islam devleti eliyle birlikte Filistin için  el fatiha okundu.

Ve böylelikle İsrail devleti emperyalislerin yardımıyla kurulan bir Yahudi devleti oldu.

Filistin’in devletsizleşmesinde islam devletleri olduğu gibi  halkına karşı yapılan vahşetin ve katiamın arkasında da islamcı devletler var.

Ürdün Kral’ı ABD desteğiyle  Filistin halkını katliamdan geçirdi…

Her ne kadar Ürdün  müslümanlıktan dem vursada emperyalizm den habersiz bir şey yapamaz/yapamıyor. Araplar arasında  ittifak ve çelişkileri geliştiren ve yöneten de emperyalistlerdir.Buna bir örnek,Ürdün Kral’ının Filistin halkı üzerinde geliştirdiği „Kara Eylül Katliamı 19 Eylül 1970 yılında Filistin kamplarını yoğun top atışına tutarak kitlesel bir kıyım yaptı..30 bin Filistinli bu saldırıda hayatını kaybetti. Bu saldırıyı Ürdün Amerika’nın desteğiyle gerçekleştirdi. Sözümona Muhammed’in(!) soyundan gelen Ürdün Kral’ı kendi Arap soyunu  (Hrıstiyanların) teknolojisiyle katliamdan geçirdi.

İsrail saldırıları, 1976’da Ocak ve Haziran aylarında Zaatar karantina göçmen kampı ve17 Eylül 1981’deki Sabra ve şatilla göçmen kampları  Filistinli’ler üzerinde estirilen en vahşi katliamlardır.

İngiltere’nin  Filistin  katiamı

1936 yılında Siyonistler, Filistin topraklarını satın aldı. Topraklarının satın alınmasına karşı çıkan yurtsever Filistinliler, ayaklandı, ayaklanma sonucu İngilizler, Filistin halkının ayaklanmasının bastırmak için büyük bir katliam gerçekleştirdi. Çok acımısız olan bu katliam da 40 bin Filistinli katledilirken 110 Filistin’ili asıldı. 20 bin Filistinli de tutukladı. 1939’da bastırılan bu ayaklanmanın geride bıraktığı  vahşetin bilançosuydu .

İngiltere tarafından kışkırtılan hatta saldırılar düzenlenen Filistin bölgeleri ,  siyonist örgüt tarafından ihanet olarak değerlendirildi ‘’ Filistin’li yurtseverleri’ terrorist ilan ederek her türlü vahşeti gerçekleştirdi. Malını, tarlasını evini barkını satmayan Araplar kendi yerleşim bölgelerinden baskıyla zulümle yıldırılarak uzaklaştırılmanın muhatabı oldular., onların yerine hızlı bir şekilde Yahudiler yerleştirildi.

Emperyalizme karşı mücadeleyi sürdüren Filistinli devrimciler islamcılar tarafından terörist ve komünist olarak dıştalandılar. Çünkü islam ülkeleri emperyalizme bağımlı onların ekonomik ve politik istekleri doğrultusunda ülkelerine yön veriyorlardı.

Türkiye’ de islamcı haraketler, cemaatlar, gruplar ve kurumlar  Filistine yardım çağrıları yapan, miting düzenleyen  devrimcilere  islamcılar her türlü sözlü hakareti ve şiddete zaran saldırılar gerçekleştiriyorlardı  Amerikan savaş gemilerini istemiyoruz diyen devrimcilere müslümanlık adına söz söylediklerini sanarak  Cuma günleri camilerden vaazlarını dinleyip devrimcilere saldırıyorlardı

Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimciler Filistin’le enternasyonal dayanışma için savaş cephesine giden üç bine yakın devrimci dişe diş başa baş israil siyonizmine karşı cephe şavaşındaydı.  Islamcılar da Amerikan emperyalizmine destek vermek için Cuma namazlarından çıkıp savaş çığlıklarıyla devrimcilere saldırmayı müslümanlık sayıyorlardı.

Yahudi siyonistler Filistinlerin sonunu getirmek için  çırpınırken, Türk milliyetçiliği de Kürdlerin  sonunu getirmek için çırpınıyor. Türk polisinin işkence tehgahlarında uygudığı bir işkencenin adı, Filistin askısıdır. Yani bir işkence uygulamasına verilen  bir ad olmuştur. Filistin.

Dolayısıyla Emperyalizmin bir sıcak savaş bölgesi haline getirdiği Ortadoğu’da  bütün halkların, anti emperyalist cephe kurmaları, emperyalizme karşı mücadelenin Ortadoğu Devrimci Çemberi’n den geçeceğini Hüseyin Cevahir 1970’de Küba devrimi kitabın da yol göstermişti. Hüseyin Cevahir Ortadoğu Çemberi düşüncesinin öncülerindedir.  Bu yüzden Ortadoğu’da senelerden beri verilmekte olan devrimci mücadelenin ve ezilen Arap halklarının kurtuluş mücadelesi sosyal siyasal toplumsal yapısı birbirinden kopartılmadan ele almalıyız. İslamcılar, yurtsever Filistinlileri sevmez çünkü onlar  emperyalizme karşı mücadeleyi savunuyor. Islami gelenekler emperyalizme bağımlı köle oldukları için yurtsever Filistin halkına da köle bir yaşamı dayatıyorlar.

Orta Doğu‘da ezilen mazlum halkların yanında islamcılar değil  her zaman devrimciler var olmuştur.

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑