Türkiye

Published on Aralık 21st, 2016 | by Avrupa Forum 3

0

Et Değil Tuz Da Kokmuş / A. Mahir

Artık terör olgusuyla birlikte yaşama durumu girdi hayatımıza. Her gün yeni bir şiddet. Her gün yeni ölümler. Bir taraftan bakıp da, karşıdakilere ”İyi oldu!” demek gibi bir tutum almıyoruz. Ne ki, toplumsal bilince giydirilmeye çalışılan, her melanet olayın altından bir çeşit ”Vatan Haini!” çıkartma yolu da bir çıkmaz olsa gerektir. En hafif deyimle, gelinen bu cinnet halinin suçluları, yaşanılmış hayatların koridorlarında saklıdır. Bu biline!

Ülkemizin derinlikli başbakanı dememiş miydi ki: ”Şii zulmüne öfke duyan çocukların tezahürüdür bu IŞİD örgütü!” O zat nereden bilebilirdi ki, bu masum çocuklar bir gün, dünyanın en nefret duyulan bir barbarlar örgütü olacaklar!? Değil mi, biraz da yazık oldu onlara! Kürtler onları yurtlarından söküp attı. Esad da en son Halep’ten çıkardı. İçi yananlar var. Onlara biçilen misyon ve verilen görev layıkıyla yerine getirilemedi. Bu yüzden Türk silahlı güçleri Cerablusa çıkarak, ortaya çıkan boşluğu doldurmaya yöneldi.

İnsanların salt belleklerine yazılan şeyler unutulup gidebiliyor. Ne ki hücrelerine, dokularına sinmiş nefretler öyle kolayına silinip gitmiyor. Aradan onyıllar, yüzyıllar geçse de, itildikleri derinliklerden, betonlar altındaki köklerinden yeniden yeşerip geliyorlar. Bunu önlemenin olanağı yok.

Haksız bir despot olsa da, ABD’nin, 70 devletin gücünü toplayıp girdiği Irak da, halkların yurduydu. Ancak onun üzerinde yaşayanların demokrasi bilinciyle, ortak mücadelesiyle bir iktidarı alaşağı etmenin daha başka bir karşılığı olurdu. Ancak böyle bir son, orada zafer demek sayılırdı. Nitekim, bir Saddam diktatörü idam edildi ama, toplumun hayatına kasteden nice despotlar onun yerine ikame edildi.

Bu hareketin kronolojik geçmişinde, onyıllardır Ortadoğu’da yaşanmış olaylar, emperyalist müdahalelerle birlikte, IŞİD’in, prizmasından geçerek bir kanlı örgüte dönüştüğü bir sosyolojiyi dikkate almak gerekecektir. Sebep ve sonuç diyalektiğinde ele alınmamış bir değerlendirme, salt bu çağdışı örgütü değil, başka hiç bir olguyu da açıklamaya kifayet etmeyecektir.

Buradan bakıldığında, onyıllardır özgürlük mücadelesi yürütenlerin, geçmiş hayatlarda saklı kodlardan, en ince sinir tellerine nakşolmuş ağıtlardan, türlü acı ve şiddet uygulamaları içinde yitirdiği canların feryatlarından, mağara kovuklarına serpilmiş insan kemiklerinin sessizliğinden, aylarca kan akmış Murat, Dicle, Fırat ve nice nehrin, derenin denizlere taşıdığı isyan şırıltılarından, seslerinden günümüze gelen acılı mazinin, tekrar nasıl dirildiğine şahit oluyoruz.

Kapattık deyince olmuyormuş. Hayat inatçıdır çünkü. Geleceğin onyıllarını da harap ettiğinizin ayırdında bile değilsiniz. Öyle melantohumları ekmektesiniz ki, bunun acı meyvalarını zamanla bu ülkenin insanlarının sofralarına şimdiden servis etmektesiniz. Sizden ne isteniyor ki, vermekten imtina ediyorsunuz? Yaşadığı topraklarda insan eşit, özgür ve huzurlu yaşamak istiyor. Güven içinde bir hayat istiyor. Nasıl olur bu? Ötekileştirmeden! Herkesin kendi temel yargılarıyla, kültür ve kimlikleriyle, olduğu yerlerde yaratacağı, komüncü demokratik mekanizmalar içinde istihdam olunarak pekala sağlanabilir bu.

Kendi dininden olmayanı horlayan, aynı ırktan olmamayı aşağılayıcı neden olarak gören, egemen bir grubun fikriyatına bütün toplumu eşitlemeye çalışan bir zihniyetin ablukası altındayız. Kendisi gibi giyinmeyene hor bakan, kendisi gibi inanmayanı şeytanlaştıran, bütün hakkı ve hukuku salt kendisinin vereceği kadar gören bir despotluğun, topluma bunu giydirme manevraları, akıl almaz bir şekilde işliyor.

Bizim sol cenahtan bir kişinin cemaatlere, şeyh ve tarikatlara bağlı olduğunu söylemek olası değildir. Ne ki samimi dindarları, devletçi dindarlardan, yani iktidar dininden ayrı tutmaya da pek önem veririz. Aynı anlayışı devletin bizlere karşı tutumunda görmek ne mümkün! Maraş’ı, Çorum’u ve Sivas’ı yakan, yıkan zihniyetten bunları beklemek zaten boş! Hele de emek mücadelesine düşmanlık biriktirdikleri havuzun sularını koklarsanız, fosseptik kanalınkine bile taş çıkarttığını görürsünüz. Sanki Tanrı Türkü ve İslamı cihana herkese faşistlik etsin diye göndermiş!

Türk ve İslam saptamamız, bir iktidar etme biçiminin ifadesini bulduğu kavram olarak ele aldığımız bir olgudur. Tıpkı AKP’nin bugün tekrarladığı, tekçi yavelerinde yatan yanıyla ele aldığımız bir saptamadır bu. Değilse, temelde Türk ve İslam olup da, faşizme yedeklenmemiş hiç bir şahıs, bu sözü edilen şirret gruba bizce dahil gösterilmemektedir. Bazı kişilerin, toptancı bir şekilde hepsini boka soktuğumuzu iddia etmesi, devrimci olmayı anlayamamasından, hem türkçü, hem islamcı, hem de devrimci olunabileceğini sanması gibi bir cahillikten kaynaklıdır.

Şiddet özendirilmektedir. Biz farklılıkların barış içinde birlikte yaşayabileceği bir kardeş toplumundan söz ettikçe, damarına basılmış gibi feryat eden, tahripkar, akıl dışı, saldırgan bir tutum izlemekteyiz. Bütün yönetsel silahını halkına çevirmiş bir devletin, yanındakileri koruması da mümkün olmayacaktır. Bir ülkeye yazık ediyorsunuz bre gafiller!

Şiddeti devletin davet etmesi kadar anormal bir durum olamaz. Devlet en makul haliyle, yaşanılan gerginliklere, çıkan toplumsal sorunlara çözüm arayan bir yapıdır. Tersine bunları kızıştıran, birbiriyle çatıştıran, hatta devleti bir intikam örgütü gibi tasarlayıp, insanların üstüne kendi gruplarını salan bir devlet söz konusuysa, sadece et değil, tuz da kokmuş demektir.

20.12.2016

Tags: , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑