Yazarlar

Published on Kasım 19th, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Erdoğan iktidarının kaynağı ve mekaniği – Aziz Tunç

Halkların iktidarı, kitlelerin gücüne, kitlelerinin gücünü kazanmak ise doğru ve isabetli politikaların hayata geçirilmesine bağlıdır.

Ancak egemenlerin iktidarı böyle olmaz. Onlar, kitlelerin gücüne değil, zor ve yalan mekanizmalarını devreye sokarak iktidarlarını sürdürürler. Buna rağmen her iktidar, kitleler nezdinde bir meşruiyet gerekçesi üretmek zorundadır. Ortaçağ’da iktidarlar, Allah’ın temsilcileri olduklarını ileri sürerek bu meşruiyeti elde ediyor ve iktidarlarını sürdürüyorlardı. Allah’ın yer yeryüzündeki temsilcisi olmanın ayrıcalığı, iktidarın kaynağı ve bulunmanın meşruiyet gerekçesiydi.  Zaten salta iktidar olmak için ve iktidar yeteneğine sahip olarak yaratılmışlardı.

Burjuva iktidarlarda, iktidarlarına bir meşruiyet dayanağı bularak, esas anlamda bu kurala uymak durumundaydılar.  Ancak burjuvazi, meşruiyetini tanrıdan alamayacağı için yeni bir dayanak bulmak zorundaydı. Kitlelerin hak alma mücadeleleriyle birleşen bu zorunluluk, burjuvazinin, ‘kitlelere dayandığını’ göstermek için seçimleri geliştirmesine yol açtı.  Aslında iktidar aygıtı olarak
devlet, ellerinde olmasına rağmen seçimlerle, hükümetlerin değişmesini büyük bir değişiklik gibi sunarak, kitlelerin gözünde meşruiyet elde etmiş oldular.

Ancak çok kabaca böyle olmasına rağmen, burjuvazinin farklı kesimlerinin, farklı zamanlarda bu meşruiyet araçlarını kullanmaya gerek görmeden veya bunları ortadan kaldırarak, Hitler, Mussoloni ve Franko gibi, iktidarı gasp ettikleri de olmuştur. Faşizm olarak tanımlanan ve bütün demokratik normların ortadan kaldırıldığı bu sistem, burjuvazinin, kitlelerin mücadelesini bastıramadığı durumlarda başvurduğu bir yöntem olarak, siyasal-toplumsal hayatta yerini almıştır.

Bu kısa bilgilerden hareketle Erdoğan’ın nasıl bir siyasal sistem yürüttüğünü veya yürütmek istediğine bakılabilinir. Erdoğan, demokratik olmayan bir devlet devraldı. Ancak Erdoğan’ın devraldığı
devlette kitlelerin demokratik talepler uğruna sürdürdüğü mücadelenin kazanımları bulunmaktaydı ve bu kazanımlar her geçen gün gelişiyor, büyüyordu. Erdoğan’ın kendisi de gelişen bu demokratik ortamın avantajlarını ve demokratlığın çekiciliğini kullanarak iktidarı talep ediyordu.

Hatırlanacağı gibi Erdoğan, Kürt sorununu, Alevi sorununu ve bütün toplumsal kesimlerin demokratik talepleri karşılayacağını belirterek iktidara geldi. Bu propağandanın sonucunda, Kürtlerden, Alevilerden ve özellikle demokrat liberal çevrelerden önemli bir destek aldı. Erdoğan’ın bu süreçteki müttefikleri, daha çok liberal demokratlar ve bugün kanlı bıçaklı olduğu FETÖ/Gülen gurubuydu.

Ancak Erdoğan ne demokrasiye inanmış bir demokrat ne de insanlığın tarihsel gelişmesine vakıf bir siyasetçiyi. Erdoğan, hırslarının ve fantezilerinin esiri olmuş üçüncü sınıf bir kasaba tüccarı olarak ele geçirdiği iktidar olanağını kullanmaya yöneldi. İktidara gelmeden önce topluma sunduğu bütün vaatlerine ‘aldatma ve atlatma’ yöntemiyle yaklaştı. Kendisini muktedir olmak üzere yaratılmış ‘süper zekalı üstün insan’, tüm diğer kesimleri ise kolayca aldatılabileceği ‘aptallar topluluğu’ olarak görüyordu. Erdoğan’ın iktidarda olduğu bu yıllarda en gözde müttefikleri, yine, FETÖ/Gülenciler ve liberallerdi. Bu süreçte Erdoğan, müttefikleriyle birlikte, devletin içinde ve toplumda, kendisine rakip olarak gördüğü bütün kesimleri, KCK, Ergenekon, Balyoz vs. adlarla açtırdığı davalarla tasfiye etti, etkisizleştirdi.

-7. Haziran seçimlerine kadar toplumu ‘aldatarak’ iktidarını sürdürmeye çalışan Erdoğan, 7. Haziran seçimlerinin sonucuyla, politik hayatının tehlikeye girdiğini fark etti.

-7. Haziran’da HDP, 80 milletvekiliyle parlamentoya girmiş, AKP tek başına iktidar olamamıştı.  Böylece Erdoğan, 7. Haziran seçimleriyle, gerçek anlamda bütün iktidarını ve geleceğini kaybetmişti ve bir daha iktidara gelmesi hiçbir biçimde mümkün olmayacaktı. 7. Haziran seçimlerinin birinci sonucu buysa ikinci sonucu da HDP’nin, ya koalisyon ortağı veya ana muhalefet partisi durumuna gelmiş olmasıydı. Her iki halden de HDP, gelecek seçimlerde büyük bir parti olarak parlamentoya gelecek ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önü açılacak,
Erdoğan’ın ve Türk devletinin bütün rezaletleri, bütün katliamları ve hırsızlıkları açığa çıkacaktı.

-7. Haziran seçim sonuçları Erdoğan’ın bütün çabalarının işe yaramadığını, Kürtlerle birlikte toplumsal muhalefet odaklarının bastırılamadığını gösterdi. Bunun üzerine Erdoğan, bugüne kadar
sürdürdüğü, Kürtleri ve demokratik toplumsal muhalefeti oyalama yönteminden vazgeçerek yeni bir konsept geliştirmeye yöneldi.

Geliştirilen konseptin temel özelliklerinden birisi, Kürtlere, Alevilere ve demokrasi güçlerine karşı her türlü kuralın ve insan haklarının yok sayıldığı bir savaşın sürdürülmesiydi.  Bu konseptin
ikinci kuralı, FETÖ/Gülen’le ittifaka son verilerek Kemalistlerle ittifak kurulmasıydı.   Daha önce devlet içinde tasfiye edilerek gücü takati kalmamış olan Kemalistler birinci tehlike değildi artık. Esas tehlike FETÖ/Gülen’di.

Böylece Erdoğan, iktidarda kalmak uğruna, bir kez daha politikalarını da bütün ittifak ilişkilerini değiştirdi. FETÖ/Gülen yerine, Ergenekon/Balyoz diye adlandırılan, devlet içinde sınırlı bir
gücü olan, ancak daha çok tarihsel geçmişine ve psikolojik gücüne dayanarak varlığını sürdüren Kemalistlerle ittifak geliştirmeye yöneldi.  Bu aşamada Fetullah Gülen’de Erdoğan’ın kendisine
yöneldiğinin farkındaydı ve karşılıklı ‘elense’ çekiyorlardı.

-15. Temmuz’la birlikte Erdoğan FETÖ/Gülen çatışması kanlı bir hesaplaşmaya dönüşmekle kalmadı, Erdoğan vaziyeti fırsata çevirerek, toplumun tamamına yönelmiş faşist diktatörlük inşaa etmeye başladı. Etkileri azalmış olan Kemalistleri esir alan Erdoğan’ın bu dönemdeki baş müttefiki MHP’ydi ve Erdoğan’ın gayri resmi yaveri Perinçek adlı pespayelik numunesi de Erdoğan’a kusursuz hizmet etmeye çalışıyordu. Erdoğan’ın iktidar uğruna gösterdiği değişiklikler, en son Atatürkçü olmasıyla kamuoyuna yansımıştır. Mübarek bukalemun gibi maşallah,
renkten renge giriyor.

Erdoğan,  tek adamlığa, İslami gericiliğe, ırkçılığa ve Osmanlı yayılmacılığına dayanan bir politikanın sonuçlarını gerçekleştirmek istemektedir. Bunun önünde engel olan  Kürtlere, Alevilere ve
demokrasi güçlerine karşı  vahşi ve kanlı  bir savaş sürdürmekte ve katliamlar yapmaktadır. Bu politikaların ihtiyaca uygun düzeyde ve gerekli olduğu kadar sürdürülmesi, demokratik koşullarda mümkün olmayacaktı.

O nedenle Erdoğan’ın kendi devletini kurması gerekiyordu ve Erdoğan da bu hedefe yöneldi. Erdoğan kendi yarattığı sermayesini, medyasını ve diğer aparatlarını korumak için devletin bütün kurumlarını yeniden yapılandırmaya, hepsini kendisine bağlı/bağımlı hale getirmeye başlamış ve süreci devam ettirmektedir. Bugün her şeyinde Erdoğan’ın sorumlu olduğu ve tek hedefi Erdoğan’ın diktatörlüğünü korumak olan bir devlet mekanizması ortaya çıkmış bulunmaktadır.   Erdoğan’ın son iki yıllık icraatlarına kabaca göz atıldığında, nasıl tek adam
diktatörlüğü ve Kürt/Alevi ve demokrasi  karşıtı bir savaş makinası yaratıldığı çok açık görülebilmektedir.

Erdoğan’ın devlet başkanlığınındın ısrar etmesi, sürdürmek istediği savaşta elini serbest tutabilmek içindir. Erdoğan’ın MİT’i kendisine bağlaması, yine tek adamlığın ve savaşın ihtiyaçlarına uygun olarak yapılmış bir düzenlemedir. Genel kurmay başkanının hemen her geziye götürülmesi, onun esir alındığını göstergesidir. Muhtemel seçimlerin Erdoğan’ın kazanacağı şekilde yapılmasının planlandığından  zerrece kuşku duymanın gerekli ve gerçekçi olmaması bu nedenledir. Erdoğan’ın AKP’nin başına geçmesi de bu savaşı sürdürmek amacıyla düzenlenmiş bir
kolaylaştırıcı düzenlemedir.

Son dönemlerde, AKP’de, gözü kara bir tasfiye yapılmaktadır. Bu tasfiye Erdoğan’ın tek adamlığını ve ‘yeni devletini’ güvenceye almak amacıyla yapılmaktadır.  AKP, Erdoğan’la birlikte partiyi kurmuş olanlardan temizlenmektedir.  Bugün AKP’nin kurmaylarının hemen tamamı, bulundukları konumlarını ve sahip oldukları her şeylerini Erdoğan’a borçlu olanlardır. Bunlar Erdoğan’ın birlikte her türlü yolsuzluğu ve karanlık işleri  yaptığı suç şebekesidirler. Erdoğan, AKP’yi ve devleti, kendisinin yarattığı ve suç ortağı yaptığı, düşük profilli unsurlarla yönetmek istemektedir. Çünkü bu ‘tür’lerin Erdoğan’a karşı çıkmaya, hiçbir biçimde güçleri yetmeyecek, köle gibi Erdoğan’a hizmet edeceklerdir. AKP’nin en güçlü unsurlarının yapamadığı, Erdoğan’a karşı çıkma iradesini, ‘Binali’lerin’ ‘Soysuz’ların yapabileceğini düşünmek, fazlasıyla saflık olur.

Gelinen noktada Erdoğan’ın iktidarı kontrolsüz zora ve yalana dayanan bir iktidardır, zor yöntemleriyle ve manipülasyonlarla sürdürülmektedir. Devlette ve AKP’de nemalanan asalaklar ve hırsızlar çetesinin iktidarıdır, Erdoğan’ın iktidarı. Yolsuzlukların haddi hesabı yok, açlık ve sefalet diz boyu.  Bu koşullarda Erdoğan, bütün gücünü kaybetmiş, geniş kitleler nezdinde hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Dünyanın güzünde, her devletin kullanabileceği ve kullandığı basit ve zavallı bir oyuncağa dönüşmüştür. Erdoğan’ın ‘boş teneke’ gibi gürültülü açıklamalar yapması,  bu gerçeğin üstünü örtmek içindir.

Artık hiçbir hile ve zorbalık, Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlayamayacaktır.  Deniz bitti.  Halkların örgütlü direnişi, Erdoğan’ın şahsında bir kez daha faşizmi toprağa gömecektir. Tarih,
Erdoğan faşizmini de, bu faşizmi yenecek olan  halkların şanlı direnişini de yazacaktır.

Tags:


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑