Yazarlar

Published on Nisan 17th, 2018 | by Avrupa Forum 7

0

EMPERYALİZMİN SAVAŞ SAHASI ORTADOĞU – Ibrahim Aslan

Başlangıçta mücadele etme veya en azından “pazarlık yapma” şansımız hiç
olmadı.Binlerce yıldan beri süregelen,
ne bulursak ya da toplarsak ortaklaşa
yiyebildiğimiz, dışarıdan gelebilecek
tehlikelere karşı omuz omuza verip
dayanışmaktan başka çaremizin olmadığı
“kardeşçe” yaşam “düzenimizde”, daha
fazlasını üretmeye başlamamızla, topraktan mantar fışkırır gibi yırtıklar
fışkırmaya başladı.

Hep fazlasını, daha fazlasını istemek ve
elde ettiklerimizi öteki hemcinslerimizi
tahakküm altına alıp daha çok fazlalık
elde etmek için kullanmak yaşamımızın
hem en büyük hedefi, hem de bu iş için kısacık ömrümüzden en çok payı alan
bölüm haline geldi.

Bu yüzden denetimimiz altına aldığımız
artı ürünü kullanarak tahakküm altına
aldığımız hemcinslerimizi kullanarak
talan yapmayı da keşfetmiştik.Çünkü
talan artı ürün sağlamanın en az masrafla
en çok kazancın sağlandığı ucuz bir
yöntemdi.

Köleleri kullanarak, hem kölelerin ürettikleri artı ürünü, hem de kendilerinden
daha “güçlü” olduğumuzu düşündüğümüz
başka artı ürün hırsızlarının ürünlerini
talan ettik.

Köylüleri kullanarak aynı uygulamayı başka benzer yöntemlerle devam ettirmemizde bir sakınca yoktu.Nasıl olsa
insan nüfusu, kanı ne kadar akarsa aksın
bizim acımasızlığımızın sınırlarını
zorlayamayacak kadar fazlaydı.

Kapitalizm döneminde yaptığımız en
önemli değişiklik talanda kullandığımız
silahları geliştirmek ve artı değerimizi
sembolize etme anlamında gücünü iyice
pekiştirmiş olan paranın bu alanda birinci
unsur haline gelişini sağlamak olmuştu.

Yalnızca merak ettiğimizden değil, aynı
zamanda içimize adeta içgüdüselleşme
olarak iyice yer etmiş olan daha çok artı
ürün, dolayısıyla talan için dünyanın bilinmeyen bölümlerine zorlu yolculuklara
çıktık.Afrika, Amerika,Hindistan,
Avusturalya…

Adını “keşif” koyduğumuz yolcuklarımızdan daha sonraki süreçte
yaşananların bıraktığı manzara ise içinden
çekirge sürüleri geçmiş gibi topraklar,
bir kısmının soyunu tüketmeye kadar
vardırılmış olan yerel insan toplulukları,
sınırları ve yönetim biçimi bizler tarafından
belirlenmiş ve sömürgeleştirilmiş
ülkeler, yer altı ve yer üstü zenginliklerini
talan etmek için pervasızca tahrip edilmiş
bir doğadır.

Bütün bunlar yetmedi.

Dünyanın sonunu bulduktan sonra
“zenginliğimizin” sınırlarını genişletmek
için bir yandan çalıştırdıklarımızın sırtına
daha çok binerken, diğer yandan dünyayı
paylaşmanın kavgasına başladık.Hem bu
sadece paylaşım kavgası olarak “işe”
yaramıyor, aynı zamanda yıkıp, tahrip edip
yeniden yaparak kâr etmenin yeni yollarını
da yaratıyordu.

Tam iki kere sırf bu nedenle dünyayı
birbirine kattık ve sırf bu nedenle 100
milyona yakın hemcinsimiz öldü.Ne gam!
Zaten sayımız yeterince fazlaydı.Malthus
gibi “savaşların nüfus planlamasına
yaradığı ve yararlı olduğu” tezini savunanlarımız bile çıktı.

Yetmedi.Geldik bugüne.

Eserimiz bütün heybetiyle karşımızda
duruyor: Dünya savaşı çıkarmaya korkacak kadar ( yine de garantisi yok)
nükleer silahla donatılmış, pervasız
talanımız sonucu zenginliklerinin ve
doğasının sonuna gelinmiş, eğemenliği
ve zenginlikleri bir avuç ülkeye zengine
verilmiş, yüz milyonlarca açı, suya ve
eğitime erişemeyeni olan, genel olmasa
bile en az onun kadar tahribat yaratan
onlarca yerel savaşa sahne olan, düzen
ve denge adına bütün dayanakları ayaklarının altından çekilmiş, hukuk değil
güçlü olanın eğemen olduğu, cinsiyetler
ve etnitiseler arası ayrımın zirve yaptığı ve
atlar yerine adeta tanklar, uçaklar ve
konvansiyonel silahlarla talan seferlerine
çıkılan bir dünya manzarası.

Daha önceki gün kimyasal silah iddiasının
arkasına sığınılarak (oysa Irak’ta Saddam
yönetimine karşı kulllanılan ve sonradan
yalan olduğunu kendilerinin de itiraf etmek
zorunda kaldıkları kimyasal silah yalanı
henüz hafızalarda taptaze) Suriye füzelerin
hedefi oldu.

Aslına bakarsanız bunun çok da garipsenecek bir tarafı yok.Zira kapitalizm
bile en azından asgari düzeyde tutmaya
çalıştığı yönetme “adabını”da yitirdi.
Düşünsenize bugün dünyayı
(özellikle bölgemizi) çekip çevirenler adeta
dünyanın lumpen takımı: Amerika’nın başında Trump, Rusya’nın başında Putin,
Fransa’nın başında Macron, Türkiye’nin
başında Erdoğan var. Bu tablodan hangi
normal şeyi beklemeniz mümkün?

Sorun sadece bu mu? Hiç rahatsız edilmeden bildiğini yapan emperyalist
kapitalist sistem, bu durumunda bile
bunalımdan çıkamıyorken, karşısında
kendisini ciddi bir şekilde rahatsız
edebilecek sosyalist bir muhsalefet
olmamasının da rahatlığını yaşıyor.Üstelik
karşıtı olan sol cepehedeki ülkeler de
safına çekmenin öz güvenini yaşıyor
diyeceğim ama, Rusya, Çin gibi bu ülkeler
karşı cephede olmasa da eğemenlik
kavgası adına Batı’yı rahatsız etmeye
devam ediyor.Üstelik özellikle Çin çok
ucuz iş gücü olanaklarının sayesindeki
büyüme olanaklarıyla Batı için büyük bir endişe unsuru haline geldi.

Diğer taraftan ise hem özellikle Amerika’ya
ciddi bir sermaye birikimi dayanağı sunarak, hem de demokrasinin kırıntısı
olmayan deyim yerindeyse “ucuz” emperylizm modeliye ciddi bir
örnek oluşturuyor.

Eksik olan tek şey (hadi iyi niyetimizi
zorlayıp Küba’yı bir model saysak bile)
dünya halklarına sunulabilecek sosyalist
bir model.Kürtler’in ve onlarla dayanışan
diğer yerel etnitiselerin Rojava’da yaratmaya çalıştığı model bile orasından
burasından çekiştirilerek boğulmaya
çalışılıyor.Zira hiç bir yerin bu talan
politikalarına zarar verecek “kötü örnek”
olmasını istemiyorlar.

İşte bu durum coğrafyamızı ,emperyallerin ve onlarla kafa tokuşturmaya kalkışan
güçlerin çağdaş talan icraatlarının son
modellerini uygulama alanı haline
getiriyor.Bu yüzden hava sahamız
emperyalist menşeli uçak ve füzelerin
cirit attığı alan haline geliyor.

Bundan sonrasında dünyada, ama özellikle
bölgemizde ne yapabilirler? Bu sorunun
yanıtı aslında hem çok kolay, ama aynı
zamanda da çok zor.

Kolay, çünkü görünüşe bakılırsa var gibi
gözükse de, Orta Doğu’da bilek güreştiren
güçlerin uzun erimli politik stratejileri yok.
Böyle bir plan oluşturamıyorlar.Bu yüzden
deyim yerindeyse günü birlik olarak ve
karşıtlarının tavırlarına göre gardlarını
almaya çalışıyorlar.

İşte tam da bundan dolay belirsizlik olumsuz sonuçlar doğuruyor ve bundan
kaynaklanan nedenler bölgede uzun erimli
ve oturaklı bir eğemenlik kurmalarını
zorlaştırıyor.Bu yüzden, önceleri kendisinden habersiz bölgede kuşların
bile uçamadığı ABD’ nin, bugün bölgede
eğemenliği ciddi bir tartışma konusu
olabiliyor.Önceleri Suriye’nin, dolayısıyla
hatta Lübnan’nın tek eğemeni Rusya,
bugün Suriye’nin yarısına sıkışıp kalabiliyor

Bizim gibi, bölgenin kendi halklarının tek
söz ve karar sahibi olmasını isteyen, bölgeye çağdaş demokrasi ve hukukun
eğemenliği altında, halkların barış içinde
bir arada yaşamasını isteyen yönetimler
inşasını isteyen güçler için tek teselli ise
özellikle Rojava çevresinde inşa edilmeye
çalışılan ve bütün yerel halkları kucaklayan
yapıların varlığıdır.

Kendi bazı hesapları için emperyal güçler
tarafından desteklense de, oluşturduğu
yönetim modeli ve bölge halkları, hatta
bütün dünya için uzun erimli hedefleri
nedeniyle aslında Rojava desteklenir gibi
gözükürken hem bazı hedefler için
kullanılmaya çalışılmakta hem de hedef haline getirilerek kontrol altına alınıp
alınıp yavaş yavaş sönümlendirilip
ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.

Elbette Rojava ve onun etrafında kümelenen halk güçleri bölgedeki politik,
askeri güçlerle kendi çıkarlarını gözden
kaçırmadan bir takım ilişki ve bağıntılara
gireceklerdir.Ancak emperyalizmle aynı
çuvala girmenin engerekle girmekten
daha tehlikeli olabileceği bilinciyle.

Aslolan onlarla girilen ilişkiler değil, oradaki pozitif yapılanmada geleceğini
gören bölge halklarının ve faşizme,
emperyalizme karşı mücadele veren
devrimci güçlerin gösterdiği dayanışma
ve ilişkilenmedir.

Bütün bunları dikkate alarak Rojava’daki
yapının arkasında durmak ve onu Orta
Doğu politikalarının daha görünür unsuru
haline getirmek bölge politikamızın ana
unsuru olmalıdır.Zira savaşlardan artık
iyice yorulmuş ve barışa susamış halklar
için barışın ve adaletin kıvılcımını çaktıran
tek yapılanmadır.İşler emperyalizme kalırsa her gün semalarımızda füzeler ve
bomba yüklü uçaklar, dolayısıyla savaş
kaçınılmaz kaderimiz olur.


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑