Kürdistan

Published on Mart 19th, 2018 | by Avrupa Forum 3

0

Efrîn’de kaybedenler ve kazananlar – Tuncay Yılmaz  

Efrîn 59 günlük direnişin ardından Türk işgal güçlerinin eline geçti. Esas olarak Kürt halkının onurlu direnişi ve bu direnişe verilebilen sınırlı desteğe karşın, Türk devletinin haksız, eşitsiz, kuralsız, ahlaksız saldırganlığı ve ona verilen emperyalist, sömürgeci destekle Efrîn işgal edildi. Bu durum Kürt halkının ve onların gerçek dostlarının canlarını yakıyor, nefeslerini kesiyor olsa da gerçeklik budur. Elbette Efrîn’deki mücadele siyasi olarak da askeri olarak da sonlanmamıştır, çeşitli biçimlerde devam edecektir. Ancak bu oradaki cephenin kontrolünün “şimdilik” işgalci güçlere geçtiği gerçeğini değiştirmez. Şimdi hesabımızı, kitabımızı, politikamızı, analizimizi bu gerçeklik üzerinden geliştirmek zorundayız.

Halkların özgürlük mücadeleleri ve direniş tarihine adını yazdırmayı başaran Efrîn direnişi üzerine söylenecek çok şey ve çıkartılacak pek çok ders olacaktır elbette. Nasıl ki bundan 147 yıl önce 18 Mart 1871’de ilan edilene ve 72 gün yaşayabilen Paris Komünü kendinden sonraki pek çok direnişe ve dahi bugün bizlere ilham oluyorsa, Efrîn direnişi de bundan sonra dünyanın pek çok yerindeki verilecek eşitlik ve özgürlük mücadelelerine, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı gerçekleştirilecek direnişlere çok önemli deneyimler bırakacaktır.

Biz şimdilik bir durum tespiti yaparak yaşanan gelişmelere göstereceğimiz tepkileri, alacağımız tutumları ve geliştirmemiz gerekli yaklaşımları açığa çıkartmaya başlayalım.

Askeri olarak TSK/ÖSO, İdeolojik olarak YPG/YPJ kazandı

Öncelikle belirtmek gerekir ki Türk Devleti’nin arkasına aldığı dünya kapitalist/emperyalist destekle elde ettiği “zafer”, Efrîn’den çok daha geniş bir satıh ve derinliğe yayılmış bir mücadelenin sadece tek bir mevziinde elde edilmiş “askeri kazanım”dır. Bu askeri mücadeledeki büyük eşitsizliği anlatmaya gerek dahi duymuyorum.

Evet, Efrîn sıradan bir mevzi değil, Kürt Halk Hareketi’nin Rojava etrafında şekillendirmekte olduğu paradigmanın önemli bir alanıdır. Suriye sahasında bugüne kadar TSK’yla doğrudan karşı karşıya gelişin en büyük cephesi olarak önemli moral anlamlar yüklüdür. Ama yine de bu, Efrîn’in Kürt halkının sömürgeci Türk devletine (ve sömürgeci diğer devletlere) karşı 100 yılı aşkın süredir farklı süreklerle devam ettirdiği özgürleşme mücadelesinin mevzilerinden sadece “bir”idir.

Üstelik, Türk devletinin Efrîn’deki “zaferi” sadece askeri boyutludur. Yanlarına taktıkları IŞİD bozması ÖSOcu teröristlerle elde ettiği bu askeri başarının ne bölge halklarında, ne dünya halklarında en ufak bir sempati, destek yaratması söz konusu bile değildir. Devletler, iktidarlar faşist Erdoğan’ın ve işgalci Türk devletinin yanında olabilirler, ancak halklar Efrîn’i canları pahasına savunan YPG/YPJ’lilerin, üzerlerine yağan bombalara rağmen şehirlerini uzun süre terk etmeyen Efrîn halkının yanındadır.

Bugün gidip Suriye’de, Irak’ta, Almanya’da, Meksika’da, dünyanın herhangi bir yerinde Efrîn direnişini gözucuyla olsun takip eden birini çevirip kimden yana olduğunu sorsanız ezici çoğunlukla TSK/ÖSO’nun karşısında, YPG/YPJ’nin yanında oldukları cevabını alırsınız. Öyle ki, Suriye’de rejimi destekleyen kitlenin büyük bölümü dahi aslında TSK/ÖSO’nun değil Efrîn’i savunan güçlerinin kazanmasını ister durumda idiler. Elbette elimizde bununla ilgili somut veri yok. Ancak Suriye halkının, 7 yıldır devam eden savaş boyunca yüz binlerce Suriyeli sivili öldüren, milyonlarcasını evinden barkından eden ÖSOcu teröristlerle birlikte Efrîn’i işgal eden, Esad’ı düşürmek için her türlü şer odağına destek veren Türk Devleti’ni desteklediğini iddia etmek için ancak yandaş analizci olmak gerekir.

Bu anlamıyla Efrîn’de dönemsel, coğrafi/fiziki olarak Türk Devleti kazanmış olsa da tarihsel, ideolojik ve moral olarak YPG/YPJ kazanmıştır.

Direniş gerçekleri açığa çıkardı

Bu sürecin başta Kürt halkı olmak üzere bölgenin bütün halkları açısından diğer bir kazanımı ise “at iziyle it izinin birbirinden ayrışmış olmasıdır”

Bölgeye müdahale eden bütün emperyalist odaklar, bölgenin bütün egemen güçleri halkların özgürlüğünü, barışı, demokrasiyi savunmak perspektifiyle hareket etmekte olduklarını iddia ediyorlardı.

ABD ve NATO’cu koalisyon güçleri bölgedeydi çünkü IŞİD’le mücadele ediyorlardı!

Rusya, İran ve Shangay Bloğu Suriye’deydi çünkü Suriye devleti ÖSOcu teröristler vesayetiyle yıkılmak isteniyordu!

Almanya, Fransa, Belçika, İngiltere hepsi karşıydı şu allahın belası “cihatçılara”!

Ne güzel de direniyordu bölgede laikliğin ve seküler yaşamın en önemli güçlerinden biri olan YPG/YPJ!

Bu güçlerin hepsi her gün gazetelerde, televizyonlarda “dünya barışı, özgürlük” nutukları atıyorlar, kamuoyunun gözü önünde “demokrasi şövalyeliği”ne soyunuyorlardı.

Efrîn’in işgal süreci ve karşısında 59 güren direniş günbegün bu sahtekarların maskelerini teker teker düşürdü. Kameraların ardında, “off the record” toplantılarda Kürt halkını yere göre sığdıramayanların gerçek yüzleri açığa çıktı ve aslında kiminle ittifak, ortaklık içerisinde olduklarını tüm dünya halkları gördü.

IŞİD’le, ÖSO’yla ve diğer “demokrasiyi tehdit eden” cihatçı güçlerle mücadele etmekte olduklarını iddia edenler, bu terörist güçlere karşı en etkili savaşı vermiş Kürt halkının bizzat bu terörist güçlerin en önemli hamilerinden biri olan TSK ve ÖSO eliyle katledilmesine destek oldular.

Komplo değil, emperyalizm ve sömürgecilik

El birliği edilerek Suriye’nin küçük bir yerleşim yeri olan Efrîn’de boğulmak istenen sadece Kürt halkı değil, onun önderliğinin Ortadoğu halklarına sunduğu barışçıl yaşam imkanıydı.

Rusya’yla ABD’yi, Almanya’yla Fransa’yı, İran’la İsrail’i, Suriye’yle Türkiye’yi aynı cephede buluşturan komploculuk değil bu devletlerin emperyalist ve / veya sömürgeci karakterleriydi. Bu kapitalist devletler demokrasiden, özgürlükten, barıştan bakarak taraf olmazlar. Onların tek pencereleri var, o da kar, pazar, çıkar, sömürü ve hegemonya anlayışına açılır.

Şayet Efrîn’de, Kobane’de, Cezire’de oluşturulmak istenen düzen başarı kazanırsa, yani burada yaşayan halklar kendi kaderlerini kendi ellerine alıp “madem burada biz yaşıyoruz, biz üretiyoruz, nasıl yaşayacağımıza da kendimiz karar veririz” derlerse, savaş, işgal ve sömürü cephesinde aynı safta toplanan bütün bu ülkelerin çıkar çarklarına çomak sokulmuş olacaktı.

Tıpkı bütün eksiklerine rağmen sosyalist blok varken, bu güçlerin aralarındaki rekabeti yeri geldiğinde bir kenara bırakarak SSCB’ye, sosyalist bloğa karşı birleşmesi gibi, şimdi de Efrîn’de yeşertilmek istenen yeni yaşama karşı bir araya geldiler.

Efrîn direnişi bu anlamda da Türk Devleti’nin askeri başarısına rağmen tarihsel ve uzun vadeli esas kazanımın yolunu aydınlatmıştır. Bölge halklarının biraraya gelerek farklıklarıyla birlikte barış içerisinde yaşamaktan, kendi özörgütlülüklerine güvenmekten başka yollarının olmadığının canlı örneği olmuştur hepimiz için.

Toplumların tarihsel belleklerini zaferlerden çok yenilgiler şekillendirir aslında. Zaferler tüm bu kötü deneyimlerden çıkartılan derslerin üzerinde yükselir. Tarihsel gidişat örülürken sadece “sonuçlar” değil, o sonuca ulaşana kadar yaşanan tüm gelişmeler yer bulur o örgünün içerisinde. Ve zamanı geldiğinde hiç bir güç engelleyemez o birikimin ve tarihsel gerçekliğin hakim hale geçişini.

İşte Efrîn direnişi de Kürt Halkının ve bilcümle dünya halklarının eşitlik, özgürlük mücadelesinde oynaması gereken rolü oynamış, yeni bir sıçramaya zemin olmak için alması gereken yeri almıştır. Bundan sonrası yeni ve yeniden yükselterek devam etmeye yazgılı olduğumuz mücadelelerle belirlenecektir.

Selam olsun Efrîn’de dövüşene, düşene.

Selam olsun halkların direniş tarihine Efrîn Direnişi’ni armağan edenlere…

Tuncay Yılmaz

19.03.2018

Tags: , , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑