sağlık

Published on Nisan 14th, 2018 | by Avrupa Forum 7

0

Dünya sağlık endüstrisi ve Türkiye ne durumda?

Havva Kılıç

Sağlık hizmetleri genel olarak, koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici olarak üçe ayrılmaktadır. Bu kapsamda ele alınan tedavi edici sağlık hizmetleri, hastalıkların teşhis ve yatırılarak tedavisi için verilen hizmetlerdir.
Türkiye sağlık hizmet sunumu sektörü incelendiğinde, özellikle en önemli karşılaştırma parametresi olan niceliksel kapasitenin (hastane yatak sayısının), son yıllardaki artışa rağmen, OECD ortalamasının oldukça gerisinde kaldığı gözlemlenmektedir.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) dün yayınlanan “Bir Bakışta Sağlık 2017” raporunda, 35 üye ülke genelinde sağlığa Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dan (GSYH) ayrılan payın ortalama yüzde 9 olduğu belirtildi. Türkiye ise bu oranın yarısından daha azını (yüzde 4.3) sağlığa ayırarak, bu alanda OECD sonuncusu oldu.
OECD verilerine göre, üye ülkelerin genelinde nüfusa düşen doktor sayısı binde 3.4, hemşire sayısı binde 9, yatak sayısı ise binde 4.7 olarak hesaplandı. Türkiye’de ise bin kişiye düşen doktor sayısı 1.8, hemşire sayısı 2, yatak sayısı ise 2.7’de kaldı. Türkiye, kişi başına düşen doktor sayısı bakımından OECD sonuncusu oldu. Sağlık ve sosyal hizmet alanında istihdam edilenlerin oranı OECD genelinde yüzde 10.1 olurken, sadece yüzde 4 olan Türkiye bu oranla Meksika’nın önünde sondan ikinci sıraya yerleşti.
Dünya sağlık harcamaları baş döndüren bir hızla artmaya devam ediyor. Son yapılan bir araştırmaya göre, 2014 yılında toplam harcamaların yüzde 30’unu oluşturan sağlık harcamaları yüzde 45’e kadar çıkarak, 12.7 trilyon doları aşacak.
Nüfus istatistiklerinin önceki nesillerin görmediği kadar büyük bir hızla değiştiğine dikkat çeken Hitachi, bu durumun sağlık sektörü başta olmak üzere tüm sektörler üzerinde çok büyük bir baskı oluşturduğunu duyurdu. Hitachi’nin yaptırdığı çalışmaları önümüzdeki 10 yıllık dönemde dünyadaki sağlık harcamalarının önemli derecede artacağını ortaya koyuyor.
Hitachi’nin yaptırdığı çalışmaya göre, dünya sağlık harcamaları 2020 yılına kadar 12,7 trilyon dolara ulaşacak. Hastalık önleme, muayene ve takip yatırımlarının 2014 yılında toplam harcamalar içinde yüzde 30 olan payı ise 2020 yılında yüzde 45’e kadar çıkacak. Hastalıkların tedavisi için harcanan tutarlar, önleme ve muayeneye yönelik harcamaları geride bırakacak.
Aynı çalışmada sağlık sektöründeki çok sayıda yeniliğin tıp alanında devrim yaratması, tıbbi görüntüleme, ilaç, tıbbi cihaz ve fen bilimleri gibi sağlık sektörlerindeki harcamaların 2020 yılında yüzde 6,4 artışla 2,1 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Aynı zamanda nano teknolojik robotlar, kombine cihazlar, elektronik tedavi yöntemleri ve gen manipülasyonu gibi teknolojilerin mikroskopik ölçekte karmaşık işlemleri mümkün kılarak ve hasta ihtiyaçlarına uyarlanmış tedaviler sunarak dünya çapındaki hasta bakımı sektörünü dönüştüreceği tahmin ediliyor. Bu değişim dünyada başladığını duyuran Hitachi, Danimarka’da teknoloji firmaları ile işbirliği halinde e-Sağlık sistemlerinin kullanımını teşvik etmek ve verimini arttırmak için ‘süper hastaneler’in kurulduğu örneğini verdi.
Sağlık hizmetleri,kapitalist dünya da artık yeni bir endüstri koludur. Bu sağlık endüstrisinin bileşenlerine bakarsak;
1) Sağlık hizmeti sunumu
2) Tıbbi cihazlar
3) İlaçlar oluşturmaktadır.
Sağlık endüstrisi, sağlık hizmeti sunumunu sağlayan hastaneler, poliklinikler, laboratuvarlar ile ilaçlar ve tıbbi cihazların oluşturduğu bir bütündür. Genel olarak ilaçlar, kozmetikler, canlı hayvan hücreleri ve insan hücresi, dokusu, nakil organları dışında hastanelerde kullanılan neredeyse tüm araçlar tıbbi cihaz kapsamındadır.
TIBBİ CİHAZLAR
1) Hastalığın tanısı, önlenmesi, izlenmesi, tedavisi veya hafifletilmesi ya da
2) Yaralanma veya sakatlığın tanısı, izlenmesi, tedavisi, hafifletilmesi veya mağduriyetin giderilmesi ya da
3) Anatomik veya fizyolojik bir işlevin araştırılması, değiştirilmesi veya yerine başka bir şey konulması veyahut
4) Doğum kontrolü amacıyla kullanılmak üzere imal edilmiş, tek başına veya birlikte kullanılabilen, imalatçısı tarafından özellikle tanı ve/veya tedavi amaçlı kullanılmak üzere imal edilmiş ve amaçlanan işlevini yerine getirebilmesi için gerekli olan yazılımlar da dâhil, her türlü araç, alet, teçhizat, yazılım, aksesuar veya diğer malzemeler Tıbbi Cihaz olarak tanımlanmaktadırlar.
Küresel tıbbi cihaz pazarında yüzde 89 pazar payını 30 şirket paylaşmaktadır. 27.000 üretici ise pazarın diğer yüzde 11’ini paylaşmaktadır. Böyle bir rekabet ortamında ulusal tıbbi teknoloji atağını yapmak ancak kamunun insiyatifi ve sektörle işbirliği yapması ile mümkün olabilecektir.
Hayati önem arz eden tıbbi cihaz ve malzemelere ulaşmak her insanın tartışmasız hakkıdır ancak küresel anlamda değerlendirdiğimizde bu hala pek mümkün görünmemektedir. Bu nedenle en acilden başlayarak farklı gelişmişlik seviyelerine göre ülkeler ve toplumların bu alandaki öncelik verdikleri ihtiyaçları da farklılık göstermektedir. Örneğin gelişmiş ülkeler ilaç salan stentler, doku iskeleleri gibi ileri teknoloji ürünü cihazlara ihtiyaç duyarken gelişmekte olan ülkelerde halen basit tanı kitlerine hatta bozuk yollara dayanabilecek tekerlekli sandalyelere ihtiyaç duyulmaktadır.
İLAÇLAR
DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ilacı şu şekilde tanımlar; “Fizyolojik sistemleri veya pato¬lojik durumları alanın yararı için değiştirmek veya incelemek amacıyla kullanılabilen bir maddedir.”
İlaç sektörü dünyadaki en büyük sektörlerden biridir.
İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) verilerine göre 2016 yılsonu satış verilerine göre dünya ilaç pazarının büyüklüğü 1,1 trilyon dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye’nin 16. sırada yer aldığı sıralamada ABD, Çin, Japonya, Almanya ve Fransa dünya ilaç endüstrisinin en büyük 5 pazarı konumunda. 2016 yılı sonundaki 462 milyar dolar toplam büyüklükle ABD ilaç pazarı, kendisinden sonra gelen 4 büyük pazarın toplamından daha büyük bir hacim oluşturuyor ve böylece ilaç sektörünün tartışmasız lideri olarak konumlanıyor. Bölgesel olarak incelediğimizde ABD ve Kanada, Kuzey Amerika ülkeleri olarak dünya ilaç pazarlarının yüzde 49’unu oluşturuyor. Çin’i de içine alan Afrika, Asya, Avusturalya pazarının toplamdaki payı yüzde 16,4 olarak ortaya çıkıyor. Avrupa yüzde 21,5, Japonya ise yüzde 8,3 paya sahip.
Dünya reçeteli ilaç satışları ve kategorileri incelendiğinde, yılda 5,6 oranında ortalama büyüme ile 2022’de toplam 1 trilyon dolar seviyesine ulaşacağı öngörülüyor. 2017 yılı rakamlarından yola çıkılarak 2022 yılına gelindiğinde, toplam reçeteli ilaç satışlarındaki eşdeğer ilaç satışlarının yüzde 33 artması, yetim ilaç satışlarının ise iki katına çıkması bekleniyor.
İlaç satışları tedavi alanlarına göre değerlendirildiğinde ilk sırayı onkoloji ilaçlarının aldığı görülüyor. 2016 yılında toplam ilaç pazarının yüzde 11,7’sini oluşturan onkoloji ilaçlarının pazar payı, 2022 yılında yüzde 17,5’e çıkacak. 2016 ve 2022 yılları arasındaki satış hacmi de iki kata yakın bir artış gösterecek. Dünya çapında en çok satılan ikinci grup olan anti-diabetik ilaç satışlarının 2022 yılında yüzde 5’e yakın bir artış göstermesi, buna karşılık pazar payının yüzde 5,4’ten yüzde 5,3’e düşmesi bekleniyor. Tedavi alanlarına göre üçüncü sırada romatizma ilaçları var. Romatizma ilaçlarının pazar payı 2016 yılında yüzde 6,6 iken bu oran da 2022’de yüzde 5’e gerilemiş olacak.
Kısaca sağlık endüstrisi alanındaki hızlı gelişmeleri Sağlık Bakanlığı, İngiltere, İspanya, İtalya, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde kamunun yatırım ihtiyacının karşılanması amacıyla bir finansman modeli olarak uygulanan, Türkiye’de ise ilk defa denenecek olan ‘Kamu Özel Ortaklığı’ (Public Private Partnership – PPP) modelini hayata geçirerek, dünyanın saygın proje firmalarına bir birinden farklı 29 dev proje tasarlatmış, daha sonra bu sayı uygulamaya geçildikçe arttırılmıştır.
Kamu özel ortaklığı adıyla İngiltere’de uygulanan bu sistemde özel şirket kamusal altyapıyı yani hastaneyi oluşturup kamu hizmeti veriyor ancak oluşan finansal riskler (zararlar) kamu tarafından yükleniliyor. Böylece hastanenin yapımından, hizmetin verilmesi ve hizmet için ön görülen gerekli müşteri potansiyelinin oluşturulmasına ek olarak yeteri kadar müşteri gelmediğinde ortaklık sözleşmesinde taahhüt edilen miktarı da kamudan yani devlet bütçesinden karşılanacak. Şirket ile kamu arasında yapılan sözleşme şirketi korumak odaklı olup vazgeçmeyi imkansızlaştırıyor. Ödemeler artıp hastane bütçesi zora girdiğinde kamu personeli sayısının azaltılması ve hizmet kalitesinin düşürülmesi hakkı bile şirkete verilmişti.
İngiliz sağlık sistemini çökerten “sağlıkta kamu özel ortaklığı” sisteminin uygulamaya konulması farklı bir tartışma sürecini de beraberinde getirmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hayalini kurduğum proje” dediği “kamu-özel ortaklığı” ile devletin kendi arazisinde kiracı olduğu şehir hastaneleri için Sağlık Bakanlığı 2018 yılı bütçesinden 2 milyar 544 milyon 317 bin lira ayırdı. Sağlık Bakanlığı, “Yap-kirala-devret modeli ile yaptırılan hastanelerin kira bedeline” 1 milyar 274 milyon 684 bin, otopark, market, kantin, laboratuvar, temizlik gibi masrafları içeren “hizmet bedeline” de 1 milyar 269 milyon 633 bin lira ödenek ayırdı. Şirketler, bedelsiz olarak tahsis edilen 4 hazine arazisi üzerine şehir hastanesini kurdu. Şehir hastanelerinin 1’i sağlık kampüsü olmak üzere 18’inin sözleşmesi imzalandı, 8’inin onayı bekleniyor, 1 hastanenin de ön fizibilite çalışmaları devam ediyor.
Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinde; şehir hastanelerinin kira ve hizmet bedeli olarak 2019 yılı için toplam 6 milyar 118 milyon 481 bin lira, 2020 yılı için de 10 milyar 452 milyon 256 bin lira tahmini bütçe belirlendi.
Sonuç olarak, sağlık endüstrisi başlı başına bir endüstri ve burada insan, işgücü ve sağlık talep eden kesimler olarak vardırlar kuşkusuz.
Dünya da ve ülkemizde insan hayatının önemini vurgulayan , ortaya koyan politikalar tam da bu gözle değerlendirilmelidir.
Kapitalist dünyaya, “iyi niyet”, “iyi dilek”, “iyi beklenti” gözlükleri ile bakmak çocukçadır ancak bu pazarda parkta oyun oynar gibi oynayamazsınız.     Oynatmazlar…  Kaynak: Korsangazete


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑