Yazarlar

Published on Kasım 11th, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Devrimin odağı olmanın sorumluluğu – Aziz Tunç

İnsanlık, tarihinin en karanlık döneminden geçmektedir. Savaşların ve açlığın, en yoğun, en yaygın ve en katmerli olduğu bir süreçte bulunmaktayız. İnsanı var eden doğanın yok edilmesi güncel bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. İnsanlığın tarihinde var olan geçmiş karanlıklar, aşılarak bugünlere gelindi. Ancak bugün insanlığın ve dünyanın geleceği, gerçek anlamda hayati risk altında bulunmaktadır.

İnsanlık ve dünya bir avuç haraminin saltanatını sürdürmesi için topyekûn yok oluşa sürüklenmektedir. Tam da bu nedenle devrim ve sosyalizm günceldir, zorunludur.

Devrimden ve sosyalizmden söz etmek, bunun için çalışmak, dün olduğundan daha fazla bugünün en anlamlı görevidir. O nedenle devrimciler, bu tarihi görevi yerine getirmekten ısrar etmektedirler.

Bu ısrar ve kararlılık, kazanmanın güvencesi olacaktır. Bırakalım birileri devrimden ve sosyalizmden söz etmenin ‘eski’diğinden dem vurmaya devam etsinler.

Dünyanın haramileri, real sosyalizmin çözülmesini ve sonrasını, devrime ve sosyalizme inancın ortadan kaldırılması için büyük bir fırsat olarak kullandılar. Tekeller, bunun için çok çaba sarf
ettiler, büyük kaynaklar harcadılar, özel kurumlar kurdular. Bugün aynı çabalarına ara vermeksizin devam etmektedirler. Devasa bir anti- sosyalist blok olarak, her an, her saniye ve sayısız yöntem ve araçla, ‘sosyalizm bitti’ diye yalan söylemektedirler. Çünkü sosyalizmden söz etmek, bunu istemek ve gerçekleştirmeye çalışmak, her zaman olduğundan daha fazla, tekellerin ve devletlerin ‘korkulu rüyası’ durumundadır.

Emperyalistler tarafında, devrime ve sosyalizme yapılan bu saldırılar, ne devrim ve ne de sosyalizm ihtiyacını ortadan kaldırmadı. Tam tersine arada geçen süre içinde devrime ve sosyalizme inanç ve ihtiyaç, artarak devam etmektedir.

1917 Ekim devriminden hemen sonra, devrimin rüzgârı Avrupa’da esmiştir. 2. Dünya savaşına kadar, ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden devam eden devrimsel gelişmeler, tekellerinin desteğiyle, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko ve Almanya’da Hitler tarafında geliştirilen faşist diktatörlükler tarafında engellenmek istenmiştir. 2. Dünya savaşıyla, sosyalizmi yıkmak isteyen Hitler ve destekleyicilerinin Sovyetlere yenilmiş, sosyalizm olmuştur. Sovyetlerin elde ettiği bu zafer, sosyalizmin yarattığı değerlerin cazibesi ve yükselen prestiji, dünya halklarının sosyalizme ilgisini artırmıştır. Avrupa ve Balkan halklarının devrimleri yanında Çin, Küba ve Vietnam devrimleri bu süreçte yaşanmıştır.

Böylece 1960’larda devrimin rüzgârı, Avrupa’dan Asya’ya, Ortadoğu’dan Amerika’ya kadar her coğrafyada esmeye başlamıştır. Devrimin heyecanı, daha sonra, özellikle Latin Amerika ülkelerinin halklarını etkilemiş, coşturmuştur. Bu yıllarda, Türkiye, Kürdistan, Latin Amerika ve Afrika halklarının mücadeleleri dünya haklarının umudunu büyütmüş, geleceğe olan inancın diri kalmasını sağlamıştır.

1917- 1990 arası dönem, dünyanın her karış toprağında devrimlerin veya devrimsel gelişmelerin yaşandığı yıllar olmuştur. Öyle ki bu kısacık süre içinde, devrimi bilmeyen, tanımayan hiçbir ezilen kalmamıştır.
Aynı şekilde, yer yüzünde devrimcilerin ayağının değmediği bir toprak parçası kalmamıştır. Dünyanın bir ucunda diğer ucuna, her tarafta ve her ezilen toplum, devrimi ve devrimcileri tanımış, onlarla birlikte yeni, özgür, eşit ve sömürüsüz bir dünya kavgasında yerini almıştır.

Öte yanda düşman da elini kolunu başlamış boş oturmuyordu. Çok yönlü saldırılarıyla sosyalizmi ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Böylece emperyalistler tarafında kuşatılmış olan sosyalizm uygulamaları, hem yeni olmaktan kaynaklanan tecrübesizliklerden, hem de kendi içi çatışmalarından kaynaklanan yozlaşmanın sonucun da birer birer yıkılmaya başladılar.

1990’dan sonra yaşanan bu gelişme üzerine, dünya halklarının emeği ve kanı üzerinde egemenliklerini sürdürmek isteyen emperyalistler, sosyalizmi bir iddia olmaktan çıkartmaya yönelik hummalı bir faaliyete giriştiler.

Dünya halklarının mücadeleleri ve mücadele örgütleri bastırıldı, geriletildi. Halklarının ve örgütlerinin bilinci bulanıklaştırıldı, inancı zayıflatıldı. Her yerde her araç ve yöntemle kapitalizmin, yoksulluğun ve savaşların değiştirilmesinin imkansızlığı anlatılmaya, halklar ve ezilenler, bu korkunç ve büyük yalana inandırılmaya çalışıldı.

Egemenlerin bu sistemli ve çok yönlü çabalarının sonucunda, bir süreliğine de olsa, devrim ve sosyalizm, uzak veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ütopya gibi düşünülmeye, öyle kabul edilmeye başlandı. O yıllarda ve sürdürülen bu gerici kampanyanın sonucunda, sosyalizm ve özgürlük mücadelelerinden önemli gerilemeler yaşandı.
Dünyanın hemen her yerinde halklarının çıkarları için sürdürülen sosyal-siyasal mücadele ve faaliyetler mevzi kaybetmeye başladılar.

Ancak sömürünün ve baskının katlanılmaz düzeyi, sınır tanımazlığı ve hem insanlığı, hem de dünyayı karşı karşıya bıraktığı tehlikelerin büyüklüğü, devrimi, özgürlüğü ve sosyalizmi yeniden güncellemiş, toplumsal hayata dahil etmiştir.

Devrime, özgürlüğe ve sosyalizme dair umutların zayıflatıldığı bu yıllarda Kuzey Kürdistan’da, Kürt özgürlük hareketi, can bedeli bir mücadele sürdürmekteydi. Dünya ezilenlerinin içinde bulunduğu olumsuz koşullara rağmen Kürt özgürlük hareketi, bulunduğu konumu ve mevzileri geliştirmiş, her geçen gün biraz daha güç ve etki sahibi olmuştur.

Kürt özgürlük hareketinin bu mücadelesi, önce Kürtler başta olmak üzere bölge halklarında, giderek dünya halklarında devrim ve özgürlük umutlarını büyüten önemli bir işlev görmüştür. Bu durum dünyanın ezilenlerinin dikkatini Kürdistan’a ve Kürt özgürlük hareketine çevirmiştir.

Öte yanda gelişen Kürt halkının özgürlük kavgası, yarattığı Kobani devrimiyle daha ileri bir aşamaya sıçramış, niteliksel bir büyümeyi ortaya çıkartmıştır. Bu gelişme devrimin merkezinin Kürdistan’a ve bunun üzerinde Türkiye’ye kaymasına yol açmıştır.

O günden beri devrimin kalbi Kürdistan ve Türkiye’de atmaktadır. Bu gerçekten hareket eden dünyanın bütün devrimci güçleri, Kürt devrimini ve Kürdistan’da yaşanan gelişmeleri yakından takip etmekte, güç ve destek sunmaya çalışmaktadırlar.

Bunun yanında Türkiye ve Kürdistan’ın devrimci güçleri, dünya devrimine ve dünyanın ezilenlerine karşı sorumluluklarına uygun olarak, devrimci bir süreci geliştirmeye ve yönetmeye çalışmaktadırlar. Kürt özgürlük güçleriyle birlikte Türkiye’nin en önemli devrimci birikimi olarak, dünya ezilenlerinin ve insanlığın kurtuluşunun umut meşalesini zafere taşımaya çalışmaktadırlar.

Tarihin toplumlara ve kurumlara sunduğu bir şansı mı, yoksa üstesinde gelmek zorunda olunan bir sorumluluk mu, kim nasıl tanılarsa tanımlasın. Gerçek olan şudur, gerek ideolojik birikim ve donanımlarıyla, gerek mücadele tecrübeleriyle, gerek ulusal, bölgesel ve uluslararası güç ve itibarlarıyla, gerek kadro potansiyeli ve toplumsal etkileriyle, Türkiye ve Kürdistan devrimcileri, dünya devriminin kurmayı olmak gibi tarihi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyadırlar.

Özellikle, son dönemde oluşturulan birleşik devrimci güçler, bu anlamda büyük bir umut vadetmektedir. Türkiye ve Kürdistan devrimcilerinin bu yönde geliştirdikleri atılımlar, ortaya koydukları cüret, geliştikleri pratik, birliğe gösterilen özen, umutlu olmak için fazlasıyla imkan sunmaktadır.

Bu gerçekten hareketle, bugün devrimin odağı durumuna gelmiş olan Kürdistan’da ve Türkiye’de devrimin işlerine ve sorumluluklarına karşı ortaya konan kararlı, sonuç almaya kitlenmiş, birliğin esas alındığı bu mücadelenin başarısı için çalışmak, en büyük onur, en erdemli görevdir. Bu göreve uygun davranmayanları tarih ve halklar affetmeyecektir. Sorumluluklarını erteleyenler, küçük düşünenler, sığ yaklaşanlar, kaybetmiş, büyük düşünenler, göğü fethetmeye cüret edenler ve emek sarf edenler kazanmıştır. O nedenle ezilenler ve halklar kazanacaktır.

Tags:


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑