Yazarlar

Published on Aralık 1st, 2017 | by Avrupa Forum 2

0

Devletin malı deniz, kanunları tek adamlık mı? – Erdal Boyoğlu

Sistem içi çatışkılar bazen öyle bir hal alır ki, insanı hayretler içine düşürür. Ama çok açık, çok somut bilgilere rağmen, bu hayrete  ‘bal tutan parmaklar’ islam adına kulak asmıyor .  Güncel ve aktüel olan ‘Man adası’ belgelerinin orjinali Kılıçdaroğlu’un elinde bulunup bulunmadığı hukukçuları ilgilendirir.

Kemal Kılıçdaroğlu’na ‘Man adasını’ kimin sipariş ettiğini ne tartışmak ne de yazmak istiyorum. Sistem içi çatışkı böyle bir şeydir.  Kılıçdaroğlu’nun  açıkladığı belgeler sayesinde ‘Man Adası’ nı, Britanya’ya bağlı vergi cenneti olan 80 bin nüfüslu bir yer olduğunu öğrendik.

Man adası da  “Malta” gibi bir ‘vergi cenneti’ imiş; Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlunun iş yaptığı yer gibi bir yermiş. Yani hatırı sayılır yöneticilerinin iki dudağı arasında ki sözlerle yapılan görüşmelerin ve  antlaşmaların olduğu yerler olmuş.

İşte bu hatırı kişilerin oğulları, yakınları ve yandaşları  devletin tüm nimetlerinden yararlandırılmış. Cennet ayaklarının altına serildiği yerler.

Düşünşenize; 1 Sterlin sermayeyle kurulan bir şirkete milyonlarca dolar banka üzerinden gönderilmiş.

Ve bu paralar Türkiye’den ne adına  transfer edilmiş?

Bu transferi yapanlar sıradan birileri değil bir devletin Cumhurbaşkanın  oğlu, kardeşi, dünürü ve özel kalem müdürü çıkması bir tesadüf müdür?

‘Devletin malı deniz’ görenler; ola ki bir şeyler  yanlış giderse ya da birileri ortaya çıkarırsa  “Benim bir tek kuruşum yok” diye yemin etmeyi de ihmal etmezler.  Çünkü yemin  etse başı ağrımaz.  Avrupa’da bilinen bir uygulamadır bu, özellikle Türkler arasında.. Amanya’da, Avusturya’da, İsviçre’de vb  “uyanık” Türk girişimcileri kendi adına mal mülk yapmazlar, hesap açmazlar, iş kurmazlar; hep birileri olur. Bu oğullar, kardeşler, akrabalar olurlar yani bunlar kağıt üzerinde görülürler. Bunu yapmalarında ki hesap yemin etseler başı ağırmayacak hesap olduğu için yapmaktadır. Sorumluluktan kaçmanın önlemleridir.

Bu yeminler de öyle bir hesap !

Gece gündüz vatan millet şehit edebiyatı yapanlar, milletin bankadaki  kefen paralarına göz dikenler milyonlarca dolarını dışarıya kaçırması da bir  başka hesap.

Devletin malını deniz görenlerin çocukları, hiç çalışmadan nasıl büyük servete sahip olabiliyor? Milyonlarca doları nasıl kazanmış bir açıklasınlar da  görelim. Nereden ve nasıl kazanılmış? Bir gün sabah işe gidip akşam eve yorgun gelmişler mi? Bir gün olsun  “alın teri” dökmüşler mi?

Çalıştıkları yerlerde kayıtlar var mı? vergileri verilmiş mi?

Devletin malını deniz görenlerin nasıl büyük mali yolsuzluklar ‘para sıfırlamalar’ı yaptığını kendi ağızlarından itiraf ettikleri yine iç çatışkıları sonucu öğrendik.  Zarrab’ın nasıl rüşvet dağıttığını öğrendik. Zarrab’ın Türkiyeden çıkışının öldürülme  korkusundan olduğu biliniyor. ABD’deki  davası sayesinde bir çok skandal ortaya çıkmıştır. Kabul etsek de etmesek de bu irin taştı ve döküldü.

Düşünşenize; nereden nereye gelindi. “Hayırsever” bir iş adamı olup Bakanların kendisine ödül vermek için yarıştığı Zarrab Amerika’da Türkiye’nin gündemini belirliyor.

İster Zarrab “itirafçı” olsun isterse “iftiracı” olsun, ortada Bakanlara verilen bir rüşvet davası var mı yok mu?

Düşünşenize şöyle bir; Halkbank’ın Genel Müdür Yardımcısı olan Hakan Atilla’nın avukatları da “Süleyman Aslan’ın ‘utanmazca’ defelarca Zarrab’tan rüşvet aldığını”  söylemeleri neyin ifadesidir? Devletin parasını ödediği Avukatlar da “Halk bankası Genel Müdürünün rüşvet aldığını resmen kabul etmiş” durumda.

Devletin malını deniz görenlere göre her şey  komplodur, yalandır, Öyle mi ! Peki evdeki paraların ayakkabı kutularında çıkan paraları  “İmam-Hatip Parası”ydı diyenler hangi algı operasyonunu yapıyorlar.

Halkbank, bir devlet bankasıdır ve yasal olarak hükümete bağlıdır. Dolayısıyla bütün  sorumluluk devletin güvencesi altında olan bir bankanın giriştiği para aklama, ambargo delme, rüşvet olayları ortaya çıktığı halde Devletin malını deniz görenler her şeyi vatan millet şehit  adına örtbas ettiği açık değil mi? Devletin malını deniz görenlerle  “bal tutan parmağını yalar” diyenlerle “tırtıklamışlar ve de tıktıklamışlar”!

Konya Ereğli’de kırk günlük  bebek zatürreeden öldü. Tek odalı toprak evde kalan ailenin, oturduğu evin camı kırıktı. Pencere naylonla kapatılmıştı. Samsun’da 2.5 aylık  bebek, açlıktan öldü. Van Gürpınar’da bir baba 16 kilometrelik yolu sırtında çocuğunun cesediyle gitti.

o çetrefil, karışık acılarla dolu , vahşi bencil ve düşmanca yollar irin akıyor. iyinin ve kötünün bu kadar açık biçimde ortada durduğu halde gözler sağır ve dilsiz olmaya devam ediyor.

Tags:


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑