Yazarlar

Published on Nisan 17th, 2018 | by Avrupa Forum 2

0

Bir gram Lenin ruhu yok – A.Mahir

Bir emperyalist blokun desteğiyle Kürt vurmak, hiç bir eleştiriye muhatap olmuyor. Öteki blokun Suriyeyi vurmasına feveran ediyoruz. Şöyle aklı başında, namuslu bir tavır almak, Türk insanına nasip olmayacak gibi. Hangi saikle olursa olsun tüm emperyalist melun saldırıyı kınamak, olabiliyorsa karşı çıkmaktır insana yakışan.

Suriyeyi ABD’nin vurması bir bakıma Rus oluruyla gerçekleşmiştir. Hani ABD Rus desteğiyle Efrin’in vurlmasına sessiz kalmıştı ya, karşılığı böyle gelmiş olabilir. Kolay yapılıp yıkılmaya müsait insan tutumu, yine şaşırdı olanlara. Efrin’e itiraz etmeyip, Suriye’ye ağıt yakmak samimi değil. Topuna birden karşı durmak, Ortadoğudan batı emperyalistlerini çıkartmak, işin aslıdır. Kürtlerle iş tutuyor diye ABD düşmanlığı yapmak, tavır olarak hiç bir bel kemiğine sahip değil. Buradan antiemperyalist tutum aldığını sanmak sadece gaflet değilse, bir hinoğlu hinliktir.

Şimdi gelelim süper güçlerin emperyalist heveslerine. Doğaldır ki, hala prim yapan gaz ve petrol yataklarının coğrafyasına göz diken sömürücüler, birbirlerini yoketmek pahasına bir saldırıya girmezler. Taşeronlarını kullanarak asgari çıkarlar elde etmeye özen gösterirler. Bunu sağlarken, suçsuz ve mazlum insanların ölmesi doğal sayılır. Bakınız Körfez saldırılarından beri, milyonlarca insan bombaların kazdığı çukurlara, kum çöllerine gömüldü. Zalimler bunu sağlarken ellerini en az yakmaya, en az ölmeye titizlik gösterdiler. Ne hadsizlik ne densizliktir bu!

Irk’ta başarısızlığa uğrayan ABD, benzeri bir senaryoyu Suriye için devreye sokarak, yeniden Ortadoğuya girdi. Üsleriyle zaten vardı ama, fiilen savaş sürecinden çıkmış gibiyken, taşeron ülkeler eliyle, yeniden bu coğrafyaya avdet etti. Yine yüzbinlerce insan bu süreçte katledildi. En acımasız savaşlar, yeniden hayatları esir aldı. Milyonlarca insan göçlere maruz bırakıldı. Tarifsiz acılar ve yıkımlar yaşandı. Yaşanmaya devam ediliyor.

Emperyalist planlara balıklama dalan, rol kapma yarışında pek hevesli olan ne yazıktır ki, bizim ülkemiz olmuştur. Şimdi düşünün Müslüman Kardeşler Örgütünün iktidar planına ülke aramaya çıkan Türkiyenin, kendi kontrolüne almak istediği her ülkede, bir savaş gerçekliği hayata musallat edildi. Katar, Yemen, Bahreyn ve Suudi Arabistanla birlikte Libya ve ardından da ağırlıkla Suriye, uzun yıllar süren, sürmesi de mukadder olan dehşetli saldırıların merkezi yapıldı.

El Kaida türevlerinin Irak ve Suriye’de yer kazanma, kuracakları İslam Devletine vatan bulma bahsinde, inanılmaz saldırılar, halkları hallaç pamuğu gibi atan, dehşetengiz terör örgütleri eliyle, acımasız katliamlarla yüzyüze geldik. El Nusra ve sonrasında IŞİD eliyle Ezidilerden tutun, Kürtler, Araplar ve diğer bütün yerli Halklar bu ölümcül kaderden nasibini aldılar. Akıllara durgunluk veren en hayasız, en arsız, en katlanılmaz zulümle Suriye topraklarında bir can pazarı yaşanmaya başladı.

Özgür Suriye Ordusu adıyla oluşturulan, Türkiyenin el altında tuttuğu islamcı terör odaklarının saldırılarına maruz kalan Suriye’de, olası Kürt Otonom Yönetimlerinin yükselmesine tepki olarak AKP Yönetimi, IŞİD çağdışı güçlerini konsolide etmek, silahlandırmak, eğitmek yönünde olağanüstü bir çaba içine girdi. Bu yükselişte Özgür Suriye Ordusu denen yapı zayıfladı ve yerini IŞİD’e bıraktı. IŞİD bilindiği üzere, baştaki ABD desteği ve hamiliğine karşın, batı angajmanlarından taşmaya ve Ortadoğuda ABD’nin de rıza göstermeyeceği bir radikal İslam Devleti ilan etmeye koyulunca, saflar değişmeye başladı. ABD silahını IŞİD’e çevirdi.

Bu saçma sarmal, Ortadoğu ve daha Pakistan ve Afganistan gerçekliğinde de tekrarlanan bir paradokstu. Taliban ve El Kaida’nın nasıl oluşturulduğu ve sonradan ABD çıkarlarıyla nasıl çatıştığını hep gördük. Bir döneme yanıt sayılan bu örgütlerin, ilanihayet ülkeyi bölüp zayıflatan bir amaçla sınırlı kalma diyalektiği olmuyor. Sonuçta palazlanıp, iktidar gücü oluyorlar. Aynı örnek İsrail’in bir zamanlar Arafat’a karşı örgütlediği Hamas’ta da yaşandı. Hamas iktidar olunca, İsrail kılıcı çekti!

Antiemperyalist tutumdan söz açmışken, ülkemizdeki kısmi demokratların, ağırlıkla da TC markajında devrimcilik yapan belkemiksiz solcuların, salt Kürtlerle iş tutup tutmadığına bakarak, kendine bir garip antiemperyalist tutum takınanların bu duruşları, her gün bir yeni garabet örnek oluşturmaya devam ediyor. Efrin’e Türkiye’yi sokan Rusya’nın alkışlandığı koşullarda, bu kez Suriye’yi bombardumana kalkan ABD’yi de aynı anda methetmek bu soysuz, ırkçı markajdan hiç kurtulamayan amiplere, nasıl da yakışıyor. Yarın ABD Rojava ve Kobani cenahında Kürtlerin otonom bölge oluşturma gibi koşullarını desteklendiğinde yine çarkedip, ABD’ye düşman kesileceklerdir. Sınıf pusulası olmayanların her an uğradığı ve uğrayacağı ahlaki hezimet de böyle oluyor işte.

1917 Ekim Devrimi döneminde Çarlık Rusyanın orduları işgal peşindeydi. Lenin ”Kendi Burjuvasına ve onun ordusuna tavır alamayanlar devrimci değillerdir!” diye ilan etti. İşgal güçlerini, derhal işgal ettiği bölgelerden geri çağırdı. O zaman da ırkçılar, kendi ordularının zaferlerine yatırım yapmışlardı. Tıpkı bizdeki gibi. Bir farkla ama! Orada Lenin, Enternasyonalist olmanın en yaratıcı, en keskin ve en namuslu örneğini dünyaya haykırıyordu! ”İşgal Orduları geri!”

Öyle üzülüyorum ki, ülkemde bir gram Lenin ruhu yok diye!

Tags:


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑