Türkiye

Published on Mart 26th, 2018 | by Avrupa Forum 7

0

Bir Faşist Katilin Anatomisi Muhsin Yazıcıoğlu

Tescilli faşist katil Muhsin Yazıcıoğlu “kahraman” ilan edildi!

Hayatı boyunca kontrgerillanın tetikçiliğini yapmış, katliamlar planlamış ve hayata geçirmiş bir tescilli faşist olan Muhsin Yazıcıoğlu, Kahramanmaraş’tan Yozgat’a giderken helikopterinin düşmesi sonucu öldü.
Daha cesedi bile bulunmadan düzen siyasetçileri ve burjuva medya tarafından “kahraman” ilan edildi, göklere çıkarıldı. Yaşamı boyunca hemen her karanlığın arkasındaki bir isim olarak adını tarihe yazdıran BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, yaptıklarının hesabı sorulamadan hayatını kaybetti.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu kadar övgüye mahzar olması şaşırtıcı olmamalıdır. Kanlı icraatları gözönüne alındığında, sergilenenin sermaye devleti tarafından bir “minnet borcu” olduğu anlaşılmaktadır. Zira kendisinin “Ergenekon şeması”nda yer aldığı, 12 Eylül’den önce başında olduğu Ülkü Ocakları üzerinden sayısız cinayet ve katliamda rol oynadığı, Hrant Dink cinayetinde önemli bir yerde durduğu biliniyor. “Ergenekon şeması”nda yer alan herkesi asıp kesmeye meraklı olan, başta AKP yanlısı basın olmak üzere burjuva medyanın, birden bire Muhsin Yazıcıoğlu’nun ne değerli bir siyasetçi olduğunu keşfetmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilir!?
Peki, kimdir Muhsin Yazıcıoğlu ve ayak izlerinin geçtiği yerlerde hangi kan gölü birikmiştir?
1992’de MÇP’den (sonraki adıyla MHP) ayrılan Muhsin Yazıcıoğlu ve Ökkeş Kenger Büyük Birlik Partisi’ni kurdular. Muhsin Yazıcıoğlu, birçok faşist katliamın bizzat sorumlusu olan Ülkü Ocakları’nın 1980 öncesi Genel Başkanı, Susurluk kazasında ölen faşist katil Abdullah Çatlı’nın yakın arkadaşıdır. Ökkeş Kenger ise, 19 Aralık 1978 günü, bir sinema salonuna attığı bombayla Maraş katliamının ateşleyicilerindendir. Kenger, daha sonra soyadını Şendiller olarak değiştirip MHP’den milletvekili olarak TBMM’ye girmiştir.
Yazıcıoğlu, Bahçelievler katliamına (Bahçelievler’de 7 TİP’li öğrencinin öldürülmesi) katılan ülkücülerin hepsini tanımakla kalmayıp, Haluk Kırcı’ya kaçak yaşadığı yıllarda para yardımında bulunmuştur. Abdullah Çatlı, 1978’de Balgat katliamı sanıklarından Mustafa Pehlivanoğlu ile birlikte yakalandığında, ilgili emniyet birimini arayarak, “Bu size son ihtarım. Abdullah’ı bırakmazsanız Ankara’nın 150 yerinde bomba patlatacağız” diye tehdit etmiş ve gerçekten de Demirtepe Köprüsü’ne bomba konulmuştur. Polis bombayı patlamadan etkisiz hale getirmiş, arkasından da Çatlı serbest bırakılmıştır. Yazıcıoğlu Sivas katliamında da başroldedir, Sivas’a giderek bizzat katliamı örgütlemiştir.
1978’de ülkücü faşist Baki Yeşiloğlu`nun öldürülmesinden sonra Balıkesir Cezaevi’nde çıkan isyan üzerine de Muhsin Yazıcıoğlu, “bunun öcü alınmalıdır” der. Cezaevinde isyan çıkar ve iki-üç kişi öldürülür. Ülkücü faşistlerin burnu bile kanamamıştır.
Yazıcıoğlu’nun bir yığın soygun ve gasp olayı örgütlediği, gerekli silahları temin ettiği, sonra kullanılmış “pis silahlar”ın taşraya sevkini sağladığı da bilinmektedir.
Yazıcıoğlu aynı zamanda partisinin yayın organında, kendisini eleştiren gazetecilere, “Onları gecenin karanlığında ya da gündüzün aydınlığında ansızın bir sürpriz bekliyor…” gibi tehditler yayınlamaktan çekinmeyecek kadar rahattır. Bu aynı rahatlık Hrant Dink’in gün ışığında öldürülmesine kadar uzanmaktadır.
Kırcılar’ın, Çatlılar’ın, Erhan Tunceller’in koruyucusu ve kollayıcısı… Bahçelievler, Sivas katliamının örgütleyicisi, azmettiricisi… Maraş katliamının sorumlularından Ökkeş Şendiller’in ülküdaşı… Hrant Dink’in eşinin ifadesiyle, bebekten katil yaratanların hocası… Çatlı için, “Kaçmayıp mahkemeye çıksaydı beraat ederdi. Birçokları gibi şimdi Meclis’te olurdu” derken kendi durumunu anlatması…
Ve şimdi arkasından aynı kan denizinden beslenenlerinin şahsına dair yaptığı güzellemeler, kahramanlık hikâyeleri…
Faşist katliamların sembollerinden bir katil daha yaptıklarının hesabını veremeden öldü. Tıpkı Alparslan Türkeş gibi… Daha niceleri gibi… Ancak hiçbir insanlık suçu cezasız kalmayacak. Öfkemize neden olanlar eksilse de, öfkemiz artarak devam edecek ve katiller er geç cezasını bulacak. Devrimin adaletinin uygulanacağı günler gelip çatacak, işçi ve emekçiler hesabı soracak!

ATEŞİN BOL OLSUN REİS!

Seni tanıyordum.

Elinde silah, Komünist avına çıktığın ta o ilk günlerden beri seni tanıyordum.

Önce Ankara’da sonra İstanbul’da ve tüm bir ülkede kana bulamadığın sokak, kahvehane, okul avlusu, fabrika önü kalmamıştı.

Ev baskınları yaptın, kör karanlıklarda.

Boğarak öldürdüğün arkadaşlarımın üstüne, kurşun yağdırmak marifetlerin arasındaydı.
Bahçelievler’de yedi canıma sen kıydın.

Ellerine bulaşmış insan kanıyla, yüzünü yıkıyordun her sabah.

Sarkık bıyıkların, yaz kış üstünden çıkarmadığın kara ceketin, korkak – hain sinsi, kan oturmuş bakışların, gözümün önünden hiç gitmedi.

16 Mart katliamında kardeşlerimin üstüne kurşun yağdıranların başında sen vardın.

1979 kışında, Ankara Ziraat Fakültesi öğrencisi, kayınbiraderim Sabit Torun’u Balgat’da evinin önünde pusu kurup, yaylım ateşine tutanların başında sen vardın.

Kalbura çevirdiğiniz o körpe bedendeki, yirmi bir kurşunun dört adedi, senin cinayet aletinden çıkmıştı.

Maraş’ı kana sen buladın.

Annelerimizin karnındaki bebeklerimizi katlettin.

Bir değil, beş değil, on değil yüzlerle canımızı ateşe verdin.

Yozgat, Çorum ve 93’te Sivas’da yine sen vardın.

Bir dağ başında, elinde silahın uluyan resimlerini anımsıyorum,
Madımak ateşe verildiğinde, “tahrik var” diyen yine senin ölüm kokulu sesindi.

Korkağın tekiydin.

Uçan kuştan, akan sudan, kararmış geceden, gündüz güneşten ve insan sesinden ödün patlardı.
Bu yüzden olsa gerek seni yalnız başına kimse görmedi!

Kuyruğunu kıstırıp, sokak köşelerine pusu kuran, uyuzluk misali yaşadın.

Ardında iş ortağın onca ‘tosuncuk’ varken, hep güvencede hissettin kendini.

Bu ülke katillerini seviyor ya, seni daha çok seviyorlar!

Bahçeli de seviyor seni, Baykal da, Tayyip de, Erbakan da.

Halen arkan sağlam.

Ardından methiyeler düzülüyor!

Yazık oldu sana yazık. Ölümün böyle olmamalıydı!

Ateşe verdiğin o Maraş yolu, canını aldı!

Çakılıp kaldın bir dağın başına.

Beş santim buz tutmuş bedenin.

Zavallı ürkek yüreğin donmuş!

Üzülmedim.

Hiç unutmayacağım söz!

Aklıma Faşizm düştüğü her an, önce seni anıyordum, yine seni anacağım.
Orhan Aydın

Kaynak: hejartv.info


About the Author



Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top ↑