Genel

Published on Ağustos 16th, 2017 | by Avrupa Forum 3

0

Bayık: Ortak mücadele ortak direniş

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, soykırımcı faşist iktidara karşı demokrasi ve sol güçlerin antifaşist cephesine ihtiyaç olduğunu belirtti.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, soykırımcı faşist iktidara karşı demokrasi ve sol güçlerin antifaşist cephesine ihtiyaç olduğunu belirtti ve ekledi: “Faşizme karşı en geniş kesimlerin antifaşist cephesini kurmadan, faşizme karşı en geniş eylem biçimini ortaya çıkarmadan, faşizmi geriletecek mücadele çizgisini yaratmadan, demokrasi programı çıkarmadan vicdan ve adaleti temel toplumsal değer haline getirmek mümkün değildir.”

Kürdistan ve Türkiye’deki durumu fırtına öncesi sessizlik olarak değerlendiren Bayık, Türkiye’de siyasi bir iç savaşın yaşandığını, Kürt Özgürlük Hareketi’ne, demokrasi güçlerine karşı sıcak bir savaşın yürütüldüğünü belirtti.

AKP-MHP iktidarının CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’yu bile tutuklanmak istediğine dikkat çeken Bayık, ‘’Türkiye’yi demokratikleştirip Kürt sorununu çözecek olan, sadece ve sadece demokrasi güçlerinin mücadelesidir, demokrasi güçlerinin ittifakıdır’’ dedi. Bayık, AKP-MHP iktidarına karşı HDP, CHP ve diğer örgütlerin neler yapması gerektiğini konuştuk.

HDP’nin Amed’de başlattığı nöbet eylemi devletin ablukası ve kuşatması altında sürüyor… Yine DBP halkla buluşma toplantıları başlattı. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki bu eylemsel süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP-MHP faşizmi 7 Haziran seçimlerinden sonra seçim sonuçlarını iptal ederek 24 Temmuz’da topyekün bir saldırı başlatmışlardır. Çünkü hem özgürlük mücadelemizin tüm Ortadoğu’daki gelişme düzeyi, hem de 7 Haziran seçimleri Türk devletinin soykırımcı sömürgeci politikalarında ve onun ulus devlet anlayışında büyük gedikler açmıştır. AKP iktidarının Kürt sorununda çözüm politikası olmayınca o zaman Kürtlerin bu güçlenmesini ezmek, Kürt halkının soykırımcı sömürgeciliğe karşı mücadelesini tasfiye etmek için savaş kararı alınmıştır. Kürt şehirlerinin yakılıp yıkılması da bu savaş kararı doğrultusunda gerçekleşmiştir. Ancak Kürt halkına yönelik bu kirli savaşta AKP-MHP iktidarı güçlenmemiş, daha da zayıf çıkmıştır.

AKP-MHP iktidarının Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezememesi, daha zayıf duruma düşmesi, yine Ortadoğu’da süren Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında diplomatik olarak ağır sorunlar yaşaması, darbe dinamiğinin tetiklenmesiyle sonuçlanmıştır. Darbe girişimi, AKP iktidarının zayıflaması, iç ve dış politikada büyük sıkıntılar yaşaması sonrası gerçekleşmiştir. Ancak AKP iktidarı darbeyi önceden haber alıp bunu kendi çıkarı için bir girişime dönüştürme ve buna dayanarak da tüm demokrasi güçlerini ve özgürlük mücadelemizi tasfiye etmeyi planlamıştır. Tayyip Erdoğan’ın “Allah’ın lütfudur” dediği şey, demokrasi güçlerine ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik kurduğu komplonun itiraf edilmesidir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuz’da ilan ettiği Olağanüstü Hal’le saldırılarını daha da arttırmıştır. Fethullahcılara, 15 Temmuz darbecilerine karşı mücadele ediyorum adı altında Kürt Özgürlük Hareketi ve Türkiye’nin demokrasi güçlerinin tümden ezilmesi ve tasfiye edilmesi amaçlanmıştır. Bu yönüyle Kürdistan’da faşist darbe dönemlerinde görülen baskılar daha da yoğunlaştırılarak sürdürülmektedir. Hatta 12 Eylül faşizmi döneminde bile uygulanmayan baskı ve zulüm yöntemlerine başvurulmaktadır. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi’ne değil, tüm Kürt halkına yönelik saldırı başlatılmıştır. Kürt halkının özgürlük bilincinin, özgürlük duygusunun kökü kazınmaya çalışılmaktadır. Kürdistan’da kendileri gibi düşünmeyen, düşünceleri ve duygularıyla Kürdistan’da soykırım politikalarına itirazı olan, bu politikaları benimsemeyenlere karşı da bir saldırı gerçekleştirmiştir. Bu nedenle birazcık özgürlük düşüncesi olan, Kürt sorununun çözümünü isteyen herkes AKP-MHP faşist iktidarının hedefi durumundadır. Hiçbir gerekçeye dayanmadan, hatta gerekçe ihtiyacı bile duymadan insanları gözaltına almakta, tutuklamakta ve zindanlarda çürütmek istemektedir. Her zaman olduğu gibi Kürdistan’daki zulüm ve baskı düzenini kurmak için Türkiye’de de baskı düzeni kurulmuş, baskılar arttırılmıştır. Böylece Kürt halkının Türkiye cephesinde nefes almasının önüne geçilmek istenmektedir. Yani Kürt halkının özgürlük mücadelesi, Kürtlerin özgürlük talepleri tümden boğulmak istendiğinden Türkiye cephesinde de baskılar arttırılmış bulunmaktadır.

Kürdistan ve Türkiye’de böyle bir zulüm düzeni kurulmuştur. AKP’ye destek olanlar dışında herkes mevcut Türkiye’nin durumundan, AKP-MHP faşizminin, Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizminin politikalarından ve uygulamalarından rahatsızdır. Tayyip Erdoğan zihniyetiyle, politikalarıyla Türkiye’yi ikiye bölmüştür. Türkiye tarihinin hiçbir döneminde bu düzeyde bir bölünme yaşanmamıştır. Kuşkusuz farklı partiler olmuştur, ama bu farklı partilerin siyasal mücadelesi böyle çok katı, keskin bir bölünme ve siyasi iç savaş durumunu ortaya çıkarmamıştır. Şimdi Türkiye’de yaşanan kesinlikle siyasi bir iç savaştır. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi’ne, demokrasi güçlerine karşı sıcak bir savaş da yürütülmektedir.

AKP iktidarı bu savaş politikalarıyla Türkiye’yi ve Kürdistan’ı yaşanmaz hale getirmiştir. Bu açıdan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türkiye’nin en eski partisi, yine mevcut iktidar karşısında ana muhalefet olduğu söylenen CHP bile AKP iktidarının politikalarından çok rahatsız olmuştur. AKP’nin bir diktatörlük kurduğunu iddia etmiştir. Tayyip Erdoğan’ın bir diktatör olduğunu söylemiştir ve bu çerçevede de bir adalet yürüyüşü yapmıştır. Türkiye’deki adaletsizliğe vurgu yapmak, Türkiye’deki adaletsizliği teşhir etmek için Ankara’dan İstanbul’a bir yürüyüş gerçekleştirmiştir. CHP bu durumdan şikayet ettiğine göre, Kürdistan’daki durumun ne olduğunu herkes daha iyi anlayabilir.

Kürdistan’da 12 Eylül faşist döneminde olmayan bir zulüm ve baskı düzeni kurulmuş durumdadır. Kenan Evren’in bile her gün tekrarlayamadığı tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek dil, tek din sözünü Erdoğan her gün haykırmaktadır. Zaten bu tek tekler faşizmin programıdır. Bütün faşistler böyle tek tek zihniyetiyle, böyle bir programla iktidara gelirler, baskılarını ve zulümlerini yürütürler. Erdoğan da tam bir faşist iktidar olarak Türkiye’yi tek renge boyamak, kendi dışındaki her gücü ezmek için saldırılarını günbegün ağırlaştırmaktadır. İttifakı Bahçelidir, ittifakı Hüda Par’dır, ittifakı tarih boyunca Türkiye toplumunun binde birini bile etkileyememiş Doğu Perinçek ve tayfasıdır. Bunların da hepsinin Kürt karşıtlığıyla, Kürt düşmanlığıyla bir araya geldiği bilinmektedir. Zaten Kürt düşmanlığı nedeniyle birbirlerine sahiplenen bir faşist ittifak söz konusudur. Şu anda iktidarda bir faşist cephe vardır ve bu faşist cepheyi destekleyen, kendisine ulusalcı diyen bazı çevreler vardır. Kuşkusuz kendisine ulusalcı diyen tüm çevreler AKP-MHP iktidarını desteklemiyor. Kürt düşmanlığı dışında başka bir şey düşünmeyen sınırlı bir kesimin desteğini almaktadır.

Böyle bir iktidara karşı CHP bir yürüyüş yapmıştır. Türkiye’de adaletin var olmadığını gündeme koymuştur. Türkiye’de gerçekten de adalet yoktur. Zaten faşist iktidarın kendisi adaletsizlik demektir. Bu faşist iktidardan zaten adalet beklenemez. Sadece ve sadece bu faşist iktidara karşı adalet, eşitlik, özgürlük, demokratik yaşam sağlamak için mücadele verilir. Bu iktidara karşı mücadele vermekten başka bir yol yoktur. Bu iktidardan herhangi bir şey talep edilemez, istenemez. Bu iktidardan herhangi bir şey talep etmek, istemek yanlıştır. Çünkü faşizm zaten her türlü talebe, her şeye karşı kulakları kapalı olan, duyarsız olan bir rejimin adıdır. Bu açıdan ne adalet istenebilir ne eşitlik istenebilir, ne hakkaniyet istenebilir; sadece ve sadece eşitliği, özgürlüğü, hakkaniyeti, adaleti sağlamak için faşizme karşı mücadele edilebilir.

HDP’nin bir deklarasyon yayınlayarak AKP iktidarına karşı mücadele kararı alması ve bu çerçevede adalet ve vicdan nöbetleri başlatarak eşitlik, özgürlük, demokrasi ve adalet mücadelesi yürütmesi anlamlıdır. Biz, HDP’nin adalet ve vicdan yürüyüşleri başlamadan önceki açıklamalarını olumlu buluyoruz. Artık AKP’den beklemeden, faşist iktidardan beklemeden; faşist iktidara karşı mücadele ederek özgürlüğün, demokrasinin kazanılabileceğini, Kürt sorununun çözülebileceğini görmeleri bizim açımızdan önemlidir. Çünkü geçmişte mücadele etmeden, faşizme karşı mücadeleyi geliştirmeden, faşizme karşı antifaşist güçleri bir araya getirmeden AKP iktidarından bir şeyler bekleyen, bu iktidarın demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda bir şeyler yapacağına inanan gerçekten gaflet içinde olan yaklaşımlar görüldü. Bu açıdan adalet ve vicdan nöbeti öncesi yapılan açıklama ve bu temelde İstanbul’da, Amed’de, Van’da adalet ve vicdan nöbetlerinin yapılması, halkla bu yönlü buluşulması, halkın mücadele duyarlılığını arttıran tutumlar içine girilmesi önemlidir.

Bu tür eylem biçimleri de halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından anlamlıdır. Ancak faşizme karşı en geniş çevreleri bir araya getirmeden çok zengin yöntemlerle en etkili eylem biçimlerini ortaya çıkarmadan faşizmi geriletmek mümkün değildir. Vicdan ve adalet demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle geliştirilebilir. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi toplumda adalet ve vicdanı hakim kılabilir.

Siyasetin topluma ahlaklı, adaletli ve vicdanlı yaklaşması ancak demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle sağlatılabilir. Yoksa faşist iktidarlardan, faşistlerden kendiliğinden adaletli ve vicdanlı hareket etmesi, adaleti ve vicdanı temel toplumsal değer, siyasal değer olarak kabul etmesi beklenemez. Bu yönüyle adalet ve vicdanı getirmek için faşizmi geriletecek demokrasi ve özgürlük mücadelesine ihtiyaç vardır. Faşizmi geriletecek örgüt çizgisi ve eylem çizgisine ihtiyaç vardır. Faşizme karşı en geniş kesimlerin antifaşist cephesini kurmadan, faşizme karşı en geniş eylem biçimlerini ortaya çıkarmadan, faşizmi geriletecek mücadele çizgisini yaratmadan faşizmi geriletmek, vicdan ve adaleti temel toplumsal değer haline getirmek mümkün değildir.

Bu açıdan bu tür eylemler anlamlı olmakla birlikte, giderek bu tür eylemlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştirecek, faşizmi geriletecek düzeyde bir niteliğe çıkarılması lazım. Faşizmi geriletecek etkili bir mücadele çizgisinin ortaya çıkarılması lazım. Böyle bir zihniyet ve yaklaşım esas alınırsa, faşizmi gerileten özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştiren eylemler öngörülürse, bunun çabası içinde olunursa, tabii ki yapılan adalet ve vicdan eylemleri, nöbetleri bir anlam taşır. Çünkü her ideolojik ve siyasi düşünce toplumun vicdanında karşılık bulursa örgütlü hale gelebilir, etkili eyleme dönüşebilir.

Bu yönüyle toplumun vicdanına seslenmek, toplumun vicdanında ideolojik ve siyasi çizgimizin doğruluğunu benimsetmek, faşizmin haksız, baskıcı ve zalim karakterini ortaya koymak, böylelikle insanlık vicdanının faşizme karşı tepkisini açığa çıkarmak çok önemlidir. Bunlar yaratılmadan, halkın vicdanında ideolojimizin, siyasi çizgimizin, söylemlerimizin etkisi olmadan faşizme karşı mücadeleyi geliştirmek, özgürlük ve demokrasi mücadelesini etkili hale getirmek mümkün değildir. Bu yönlü halkta adalet ve vicdan duygusunu ayaklandırmak, ideolojik ve siyasi mücadelemizi halkımızın adalet duygusuyla, vicdanıyla desteklenen bir konuma getirmek önemlidir.

Düşüncelerimiz, ideolojimiz, eylemlerimiz, programımız halkın vicdan ve adalet duygusunda yankı bulmazsa, karşılık bulmazsa halkımızın vicdanı ve adalet duygusunda bunlar onaylanmazsa o zaman tabii ki faşizme karşı mücadele geliştirilemez; faşizmin etkisizleştirilmesi, yenilgiye uğratılması sağlanamaz. Bu açıdan adalet ve vicdan duygusunun açığa çıkarılması, faşizmin adaletsiz ve vicdansız karakterinin gösterilmesi, faşizme karşı adalet duygusunu ve vicdanı ayaklandırmanın önemi büyüktür. Dolayısıyla HDP’nin başlattığı adalet ve vicdan nöbeti mücadelenin meşruiyeti, örgütlü hale getirilmesi ve faşizme karşı toplumun mücadeleye sevk edilmesi konusunda önemli bir rol oynayacaktır. Bu yönüyle bu eylemlerin boşa gittiği söylenemez. Bu eylemlerin Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda hiçbir katkı sunmadığı söylenemez. Yeter ki bu eylem biçimleriyle toplumda adalet duygusunun açığa çıkarılması ve vicdanın ayaklandırılması sağlandıktan sonra daha örgütlü, daha etkili eylem biçimlerine dönüştürülsün. Bu yapılırsa gerçekten de HDP’nin bu adalet ve vicdan nöbetinin özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştirme ve faşizmi geriletmede önemli rol oynayacağı tartışmasız bir gerçektir.

DBP’nin halkla buluşma toplantıları yapması tabii ki önemlidir. CHP’nin adalet yürüyüşünün de AKP iktidarının teşhirinde belli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Şu bir gerçektir; faşizme karşı örgütlü mücadeleyi açığa çıkarmak açısından halkı bilgilendirmek, halkı eğitmek, halka toplantılarla faşizmin gerçek yüzünü göstermek önemlidir. Halk faşizmin gerçek yüzünü gördükçe, bilinçlendikçe daha fazla örgütlenme ihtiyacı duyacak, daha fazla faşizme karşı mücadele etme duruşu içinde olacaktır.

Bu yönüyle toplantıları küçümsememek lazım. Toplumu eğitmeyi ve bilinçlendirmeyi küçümsememek lazım. Basının, kültürün, aydınların, yazarların çabalarının toplumu bilgilendirmede, eğitmede, faşizm gerçeğini kavratmada önemli rolleri olmaktadır. Bu yönüyle biz tabii ki AKP faşizmine karşı her türlü eylemi de her türlü basın çalışmasını da, eğitim çalışmasını da, halk toplantılarını da, aydınların ve yazarların değerlendirmelerini de, kültür-sanat çalışmalarının özgür ve demokratik yeni yaşam duygularını yaratmasını da, iyiye sahiplenme, kötüye öfkeyi açığa çıkarmasını da çok önemli görmekteyiz. Ancak faşizme karşı başarı esas olarak toplumu yaygın örgütlemekten ve bu örgütlü toplumu da faşizmin karşısına etkili çıkarmaktan geçer. Bu açıdan örgüt ve eylem önemlidir. Ne kadar örgüt çalışması, o kadar da eylemdir. Kuşkusuz örgüt de bilinçle, ideolojiyle, eğitim çalışmasıyla yaratılır. Bunlar önemlidir, ama bütün bunlar örgütlü demokratik topluma ve buna dayalı eylem çizgisine dönüşmezse faşizmi geriletmek, özgür ve demokratik yaşam mücadelesini geliştirmek söz konusu olamaz.

AKP-MHP faşizmi Bakurê Kurdîstan’da da Türkiye’de de toplum üzerinde demokratik siyaset üzerinde ağır bir baskı uygulamaktadır. Bırakalım HDP’yi, DBP’yi CHP üzerinde bile ciddi bir siyasi baskı kurmuş bulunmaktadır. Sol ve sosyalist gruplar baskı altında tutulmaktadır. AKP faşizminin ağır bir baskı, zulüm yaptığı açıktır. Binlerce siyasetçi zindanlara atılmıştır. Her gün onlarca insan tutuklanmaktadır. Dünyada hiçbir faşizm döneminde böyle süreklileşen tutuklamalar olmamıştır. AKP-MHP faşizmi ise sürekli önüne geleni tutuklamaktadır. Bir nevi polise şu talimat verilmiştir; gidin her gün HDP çevrelerinden, Kürt çevrelerinden kim olduğuna bakmadan onlarca kişiyi tutuklayın! Şu andaki tutuklamaların karakteri budur. Faşizmin bu tür baskısı ortamında, toplumsal eylemliliklerde bir büzülme ortaya çıkmıştır.

Ancak bütün faşist saldırılarda, faşist darbelerde faşist iktidarların harekete geçtiği dönemlerde önceleri böyle bir suskunluk ortaya çıkar. Faşizmin saldırısının şaşkınlığı ortamında bir sessizlik görülür. Özellikle Kürdistan’da son yıllarda legal siyasal mücadeleye çok angaje olunması, kolay yollardan sonuçlar elde edilebileceği gibi yanılgıların ortaya çıkması, toplumda aktif radikal mücadele duygularını köreltmiştir. Aslında Kürt toplumunda serhildan geleneği fazlasıyla vardır. Kürt toplumu onlarca yıl her türlü baskıya rağmen serhildanlar geliştiren bir halk gerçeğine sahiptir. Ancak son yıllarda demokratik siyasal alanın, belirli kesimlerin legal siyasetle ya da kolay yollarla özgürlüğün, demokrasinin kazanılacağı gibi bir yanılgıya düşmesi, bu yanılgının topluma yansıması belli düzeyde eylemliliklerde zayıflıklar ortaya çıkarmıştır. Ama şunu söyleyebiliriz, toplum giderek bu durumu aşacaktır. AKP faşizminin karakterini anladıkça, buna karşı etkili mücadele verilerek sonuç alınabileceği görüldükçe örgütlü toplum gerçeği de, buna dayalı olarak etkili mücadele gerçeği de ortaya çıkacaktır.

Şu anda Türkiye ve Kürdistan’daki durum, fırtına öncesi sessizliği ifade etmektedir. Kaldı ki toplumda tepkiler, öfkeler vardır. HDP’nin İstanbul’daki nöbetinde toplumun ortaya koyduğu tepkiler, AKP’ye karşı nasıl bir öfke ve tepkinin olduğunu gözler önüne sermiştir. Her ne kadar AKP iktidarı faşist militer güçleriyle adalet ve vicdan nöbetçilerini ablukaya alsa, toplumla buluşmasını engellese de toplumun bu iktidara karşı öfkesinin giderek her gün daha da arttığını, çok etkili mücadele zemininin bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Bu yönüyle örgütlü eylemleri mevcut durumda yetersiz görsek de gelişmenin olacağını, toplumun etkili mücadele içine gireceğini gün gün daha fala görmekteyiz. Zaten bu nedenle Erdoğan’ı korku sarmıştır; bu nedenle sürekli öfkelenmektedir, bağırmakta ve çağırmaktadır. Her gün tehdit ve şantaj yapmaktadır. Baskı cenderesini arttırmaktadır. Tüm bunlar, AKP iktidarının çok sıkıştığını, Tayyip Erdoğan’ı büyük bir korku sardığını, bunu engellemek için de her türlü kirli yol ve yöntemi denediğini göstermektedir. Bu açıdan AKP’nin saldırıları güçlülüğün değil, zayıflığın ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer Kürdistan’daki demokrasi güçleri, Türkiye’deki demokrasi güçleri mücadelelerini süreklileştirirlerse, mücadeleyi kesintisiz biçimde sürdürürlerse, gün gün mücadelelerini ivmeli geliştirirlerse, AKP iktidarının ömrü kısa olacaktır. Aslında zorla ayakta durmaktadır. Ne içeride ne de dışarıda destek alacağı güç kalmıştır. İç ve dış politikada iflas etmiştir. İçeride ve dışarıda politikalarıyla Türkiye’yi çıkmaza sokmuştur. Bu da tabii ki AKP iktidarını çok zayıf bir duruma düşürmüştür. Bu açıdan belirli bir mücadele kesintisiz sürdürülürse AKP-MHP faşizmini kesinlikle düşürecektir. Şu anda iktidarda kalması güçlülüğünden değil, mücadelenin yetersiz yürütülmesindendir. Bu da aşıldığında, mücadele kesintisiz bir biçimde etkili yürütüldüğünde AKP-MHP iktidarının sonunun geleceği açıktır.

Eylemsel süreçlerin bir demokrasi programına kavuşma sorunu yaşadığı görülüyor? Bu nasıl aşılabilir?

Demokratik siyasal alan için, toplum için eylemlerin bir demokrasi programına kavuşması sorunu olması, olumsuz bir durumdur. Hele böyle bir dönemde mücadele programının net olmaması çok ağır bir durumdur. Bunu yaratan, mevcut iktidarın karakteri konusunda çelişkili, muğlak yaklaşım içinde olunması ve net bir tutum ortaya konulmamasıdır. Özellikle geçen dönemde AKP-MHP iktidarının karakterinin görülmemesi, AKP faşizmine karşı geliştirilen gerilla ve özyönetim direnişlerinin doğru anlaşılmaması, AKP faşizmine karşı mücadeleye doğru yaklaşamama gibi bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu, hem Kürt demokratik siyaseti açısından böyledir, hem Türkiye’deki sol güçler, sosyalist güçler, demokrasi güçleri açısından böyledir, hem de yurtsever demokratlar ve tüm yurtseverlerimiz için böyledir. Önder Apo’nun geçmiş dönemde yürüttüğü İmralı görüşmeleri yanlış anlaşılmıştır. Sanki buradaki görüşmelerle kolayca sorunun çözüleceği ve demokratikleşmenin gerçekleşeceği gibi bir algı ortaya çıkmıştır. Yine AKP iktidarının Kürt halkının özgürlük mücadelesine örgütlü, planlı saldırısı doğru anlaşılamamıştır. Erdoğan-Bahçeli şefliğindeki faşist iktidar Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için her türlü yol ve yönteme başvurduğu halde bu faşist iktidarı değerlendirme konusunda yanılgılar ortaya çıkmıştır.

2014’te çöktürme planı hazırlanmıştır. 30 Ekim 2014’te gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısında savaş kararı alınmıştır. Dolmabahçe Mutabakatı reddedilmiştir. Önderlik ağır tecrit altına alınmıştır, 7 Haziran seçimleri yok sayılmıştır. 24 Temmuz’da Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için büyük bir saldırı kampanyası başlatılmıştır. Asayişi ve güvenliği sağlayacağız adı altında halkın tüm örgütlenmelerinin ezilmesi ve halkın iradesinin kırılması kararı alınmıştır. Bu yönlü saldırıya geçilmiştir, ama Özgürlük Hareketi ve halkımız direndiğinde, demokratik siyasal alanda, Türkiye’deki sol ve demokrasi güçleri içinde, hatta halkımız içinde de “neden bu direniş oldu” gibi gerçeği, siyasal durumu doğru anlamayan, niyetleriyle hareket eden yaklaşımlar görülmüştür. Bu yaklaşım, AKP iktidarının doğru anlaşılmamasını beraberinde getirmiştir. Bu yanlış yaklaşım da bu iktidara karşı örgütlü tutum koyma, buna karşı bir demokrasi programını ortaya çıkarma konusunda yetersizlikler yaratmıştır. Bu gerçeğin görülmesi gerekiyor. Karşımızda tartışmasız bir faşist ittifak, faşist iktidar vardır. Bu faşist iktidar Kürtleri soykırıma uğratmak istemektedir. AKP-MHP iktidarı soykırımcı faşist iktidardır. Erdoğan-Bahçeli soykırımcı faşist şeflerdir. Kürt soykırımını rahat gerçekleştirmek için de Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerine yönelik de savaş açılmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi ezilecek, tasfiye edilecek, demokrasi güçleri ezilecek, bu ortamda da Kürt soykırımı tamamlanacaktır.

Kürt demokratik siyasi güçlerinin, Kürt aydınlarının, Kürt yurtseverlerinin ve tüm halkımızın bu gerçekliği görmesi gerekiyor. Böyle bir iktidara karşı da ancak kararlı mücadeleyle sonuç alınabilir. Karşımızda Kürt’ün iradesini kırmak, Kürt’ü soykırıma uğratmak isteyen bir güç vardır. O zaman buna karşı kesintisiz mücadele yürütülecektir. Bu iktidara karşı örgütlü demokratik toplumu yaratarak mücadele etmekten başka yol yoktur. Bu iktidardan hiçbir şey beklenemez. Bu iktidardan siyasi çözümler, demokratik adımlar beklenemez. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü ancak bu iktidara karşı mücadele edilip bu iktidar yenilgiye uğratıldığında gerçekleşebilir. Bu açıdan mevut iktidardan bir şeyler beklemek, şu bu siyasal partiden bir şeyler beklemek büyük yanılgı ve gaflet olur. Türkiye’yi demokratikleştirip Kürt sorununu çözecek olan, sadece ve sadece demokrasi güçlerinin mücadelesidir, demokrasi güçlerinin ittifakıdır. Demokrasi güçlerinin ittifakına dayalı yürütülecek antifaşist mücadelenin, soykırıma karşı mücadelenin kesintisiz sürdürülmesidir. Demokrasi güçlerinde böyle bir netlik olursa, Kürt demokrasi güçlerinde netlik olursa, aydınlarda, yazarlarda, sol ve sosyalist güçlerde netlik olursa çok açık ve net bir demokrasi programı ortaya konulabilir. En kolay program faşizme karşı yapılır. Faşizm o kadar saldırgan, o kadar net ve o kadar halk düşmanıdır ki, o kadar demokrasi ve özgürlük düşmanıdır ki, buna karşı program kolayca ortaya konulur. Herkesin üzerinde uzlaşacağı beş-altı maddelik bir program yapılır. Çünkü karşımızdaki güç nettir, faşist bir iktidardır, faşist bir ittifaktır, faşist bir güçtür. Tüm maskelerini atarak demokrasi güçlerine ve Kürt halkına saldırmaktadır. Maskesi düşmüş faşist iktidarlara karşı program yapmak, onlara karşı hangi temelde, hangi hedefler doğrultusunda mücadele edileceğini ortaya koymak zor değildir. Bu yönüyle mevcut faşist iktidarlar karşısında net olmak, bu iktidardan hiçbir şey beklememek, buna karşı sadece ve sadece mücadele verilerek demokratikleşmenin, özgür ve demokratik yaşamın kazanılacağını bilmek ve ortaya koymak gerekir. Böyle olduğunda bir demokrasi programına rahatlıkla kavuşulur. Bu konuda ciddi bir sorun çıkacağını sanmıyoruz. Çünkü asgari demokratikleşme programı olacaktır. Tabii ki asgari demokratikleşme programı, Türkiye’nin temel sorunlarına da Kürt sorununa, Alevi sorununa, emekçilerin sorunlarına, kadın sorununa çözüm bulacak bir program olacaktır. Yani 5-6 maddelik bir program. En temel sorunlara karşı bir yaklaşım ortaya konulacaktır. En temel sorunları çözme temelinde bir demokratikleşme programı ortaya konulacaktır. Demokrasi güçleri bir araya geldiğinde, gerçekten de faşizme karşı mücadelede samimilerse, antifaşist bir cephe kurmak istiyorlarsa, faşizme karşı ancak antifaşist bir cepheyle, ortak mücadeleyle Türkiye’nin demokratikleşeceği düşünülüyorsa, o zaman AKP iktidarını devirecek antifaşist bir programı yaratmak da zor olmayacaktır.

HDP, CHP ve diğer örgütlerin AKP’ye karşı bir direniş bloku, cephesi yaratmaları için neler yapılmalı? Ya da bunun gerçekleşmemesi önündeki engeller nedir?

Demokrasi, güç birlikleriyle, ittifaklarla, ortaklaşmalar temelinde yürütülen mücadeleyle kazanılır. Hele bir ülkede faşist bir iktidar varsa buna karşı mücadele ancak ve ancak demokratik güçlerin kurduğu antifaşist cepheyle başarı kazanabilir. Eğer şu anda Türkiye’de faşist bir iktidar varsa, buna karşı antifaşist direniş cephesini ortaya çıkarmadan bu faşist iktidarı geriletmek, Türkiye’yi demokratikleşmek mümkün değildir. Bu açıdan kim bu iktidara diktatörlük diyorsa, kim bu iktidara faşist diyorsa, kim bu iktidarın şefi olan Tayyip Erdoğan’a diktatör diyorsa, kim bu iktidarın şefi olan Tayyip Erdoğan’ı demokrasi düşmanı, Kürt düşmanı olarak görüyorsa, o zaman bu iktidara karşı o güçlerin demokratik direniş blokunu, cephesini, platformunu, güç birliğini yaratmaları gerekir. Bu HDP için de geçerlidir, CHP için de geçerlidir, ÖDP için de EMEP için de SDP için de ESP için de TKP için de Devrimci Parti için de ve daha başka tüm sol, sosyalist gruplar, demokrat ve aydın olan herkes için geçerlidir. AKP’nin zihniyeti de uygulamaları da faşisttir. Zaten MHP ile ittifak kuran ya da temel ittifakı Devlet Bahçeli ve MHP olan bir iktidarın pratiğinin faşist pratik olmasından başka bir şey beklenebilir mi?

Faşizm demek, kendi dışındaki tüm düşünceleri, siyasi yapıları ezmektir, tasfiye etmek demektir. Şu anda bırakalım HDP’yi, diğer sol-sosyalist güçleri, cumhuriyetin kurucusu olan partiyi bile ezmek istiyor, tasfiye etmek istiyor. Onu bile saf dışı etmek istiyor. Bu koşullarda bir demokrasi cephesi, bloku kurmaktan başka bir çare var mıdır? Eğer Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli şefliğindeki faşist iktidar Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP’ye bile yöneliyorsa, onu bile susturmak istiyorsa, onun üzerinde bile her türlü oyun, komplo yapıyorsa, onu baskı ve töhmet altına alarak, onun üzerinde psikolojik savaş yürüterek, ona karşı her türlü yol ve yöntemi kullanarak susturmak istiyorsa, kendi yedeğine almak ya da koltuk değneğine yapmak için böyle bir saldırgan politika yürütüyorsa, o zaman bu faşist iktidara karşı bütün demokrasi güçlerinin ortaklaşması lazım. Buna CHP de dahildir. CHP’nin tümü olmuyorsa CHP içindeki demokrasi güçlerini katmak da dahildir. Eğer CHP gerçekten Tayyip Erdoğan’ı diktatör olarak görüyorsa, AKP iktidarının hegemonik faşist yeni bir devlet kurmak istediğini söylüyorsa, AKP’nin demokrasiyi tümden ortadan kaldırdığını, cumhuriyeti tamamen bir kişinin iradesi haline getirdiğini söylüyorsa o zaman CHP’nin de bu demokrasi blokunun içinde yer alması gerekiyor. ‘Vatan millet Sakarya’ nutukları karşısında AKP’nin yedeğine düşmemesi, koltuk değneği olmaması gerekiyor. Normalinde böyle olması gerekiyor, ya da dünyanın başka bir yerinde böyle olurdu. Ancak şu da bir gerçektir, Türkiye dünyanın başka bir ülkesi değildir. Türkiye’de sadece sosyal demokratlar değil, sol bile ulusalcılıkla, milliyetçilikle sakatlanmış, zehirlenmiş ve bununla muzdariptir. Bu nedenle CHP’nin, sosyal demokratların, hatta bir kısım solun Türkiye’nin temel demokrasi dinamiği olan Kürtlerle, hatta Alevilerle yan yana gelmeden kaçması durumu yaşanmaktadır.

Biz şunu söylüyoruz; herhangi bir demokratik güç, demokratik yapılanma, herhangi bir siyasi yapılanma gerçek anlamda AKP faşizmini geriletecek, etkisizleştirecek, iktidardan düşürecek ve bunun yerine Türkiye’yi demokratikleştirecek bir asgari program ortaya koysun, biz tüm Kürt demokratik güçlerinin, HDP’nin ve diğer tüm siyasal yapıların, kurumların böyle bir demokrasi cephesi içinde yer almasını isteriz. Hiçbir kaygı taşımadan, hiçbir kayıt koymadan niye şöyle değil, niye böyle değil demeden böyle bir demokrasi cephesi içinde ortak mücadele içine girilmesinden yanayız. Bizim yaklaşımımız bu. Biz katı, sekter ve dogmatik bir yaklaşım içinde değiliz. Faşizmin iktidarda olduğu, tamamen soykırımcı karakterde olduğu bir dönemde Erdoğan-Bahçeli faşist iktidarına karşı oluşacak demokrasi platformuna, demokratik güç birliğine, bu temelde oluşacak programa dar ve sekter yaklaşmak, Kürt demokrasi güçlerinin illa da kendi programlarının olmasını dayatmak bizim yaklaşımımız değildir. Biz bu konuda HDP’nin de ÖDP’nin de diğer güçlerin de, CHP’nin de esnek bir yaklaşım içinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Derler ya empati kurması gerekiyor. Bütün demokrasi güçleri, demokratik güçler belli bir empati kurarsa, gerçekten AKP faşizmine karşı mücadelede samimilerse, AKP faşizminin yenilgiye uğratılmasını istiyorlarsa, o zaman bütün demokratik siyasi güçlerin, sol ve sosyalist güçlerin esnek yaklaşarak ortak bir demokratik programda, bir demokratik mücadele cephesinde buluşmaları mümkündür. Biz ille de HDP, şu ya da bu parti sunsun demiyoruz; Türkiye’deki herhangi bir demokratik siyasi güç bir demokrasi programı ortaya koysun, HDP de Kürt demokratik güçleri de tüm Kürt kurumları da böyle bir demokrasi programı etrafında diğer demokrasi güçleriyle birleşsin! Bizim yaklaşımımız bu çerçevededir.

Böyle bir demokrasi cephesinin şimdiye kadar oluşması gerekiyordu. AKP herkese saldırıyor, adım adım kendi devletini, kendi siyasal yapılanmasını ve kendi zihniyetinde yeni bir sistem oluşturmaya çalışıyor. Açıkça kendi dışındaki tüm düşünceleri, tüm siyasal yapıları, tüm zihniyetleri, tüm yaşam biçimlerini ezerek tek tipe, tekliğe dayanan bir Türkiye yaratmak istiyor. Ama buna rağmen asgari bir demokrasi programı etrafında bir demokrasi platformu, cephesi, bloğu, oluşturulamıyor. Bu gerçekten çok incitici bir durumdur. Herkes için ciddi bir eleştiri konusudur. Tüm demokrasi güçleri için ayıplanacak ve eleştirilecek bir durumdur.

Neden böyle oluyor? Hem AKP’ye antifaşist deyip samimi olarak bunun gereklerini yerine getirmemek bu durumu ortaya çıkarıyor, hem de Türkiye solu, sosyalistleri, demokrasi güçleri her nedense dünyada herkesin başardığını yapamıyor; bir araya gelemiyor. Kuşkusuz bunda sosyal şovenizmin önemli bir etkisi var. Türk devletinin özel savaşı, psikolojik savaşı ve ideolojik saldırıları altında Kürt sorununa olumsuz yaklaşan, Kürt demokratik güçleriyle yan yana görünmek istemeyen bir sosyal şovenizm eğilimi var. Artık bunun kırılması gerekiyor. Kürt Özgürlük Hareketi her zaman makul yaklaştı. Kürt demokratik hareketi makul davrandı. Kürt sorunu Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Türkiye sınırları içinde, yerel demokrasi içinde çözülmek isteniyor. Özyönetimler çerçevesinde Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözülmek isteniyor. Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt demokratik hareketi böyle çözümleyici, pozitif bir yaklaşım gösterdiği halde hala geçmişteki sosyal şovenizmin etkisi altında olmak, gerçekten de ne sosyal demokratlara ne liberallere, ne de kendine sol diyenlere yakışıyor. Kaldı ki sosyal demokrat olmak, kendine sol-sosyalist demek, hatta liberal yaklaşım içinde olmak en başta da farklı etnik ve dinsel kesimlerin sorunlarını çözmek demektir. Bu tür sorunlarda çözümleyici yaklaşımı ortaya koymak demektir. Şimdi bunun gösterilmesi zamanıdır. Türkiye gerçeğinde Kürt demokratik güçleriyle ortak cephe yaratmadan nasıl bir demokrasi mücadelesi verilecektir? Bu demokrasi mücadelesi nasıl etkili olacaktır? Bu açıdan AKP faşizminin, MHP faşizminin özel savaşçıların vatan millet Sakarya diyerek diğer demokrasi güçlerini töhmet altında bırakması çabaları karşısında doğru bir duruş içinde olmak lazım. Onların yürüttüğü psikolojik savaşın etkisinde kalarak söylem ve tutumlar içine girmemek gerekir. Eğer doğru yaklaşılırsa biz demokrasi cephesinin de ortak demokrasi mücadelesinin de geliştirileceğine inanıyoruz.

Denizler, Mahirler, İbrahimler, sol güçler, sosyalist güçler kimi eksikleri olsa da Türkiye’nin temel sorunlarına doğru yaklaşıyorlardı, doğru yaklaşmışlardı. Türkiye’nin sosyal demokratları, liberalleri, demokratik solcuları, sosyalistleri bu geleneğe saygılı olurlarsa, bu geleneğin de Türkiye’nin en temel yurtsever demokrat gücü olduğunu düşünürlerse, onlarca yıldır, yüz yıldır Türkiye’yi çıkmaza sokan Kürt sorununa doğru yaklaşım gösterirler; böylece demokrasi cephesinin oluşması önündeki önemli bir etken ortadan kaldırılmış olur. Eğer Kürt demokratik güçlerinde demokrasi güçlerine yaklaşımda bir eksiklik varsa, demokrasi güçlerinden, soldan, sosyalist güçlerden uzak durma gibi bir yaklaşım varsa bu da eleştirilmesi gereken bir durumdur. Kürt siyasi hareketinin içinde milliyetçilikten etkilenmiş, demokrasi güçlerine uzak duran, şu ya da bu gücün desteğiyle Kürt sorununu çözmek isteyen eğilimler yok değildir; ama bu eğilimler aşılabilecek durumdadır. Eğer Türkiye’nin demokrasi güçleri, sol güçleri doğru yaklaşırsa, Kürt siyaseti içindeki bu tür eğilimlerin demokrasi mücadelesinin, ortak cephenin oluşmasında engel olacak hiçbir durumları olamaz. Bu gerçeğin de herkes tarafından bilinmesi gerekiyor.

Demokrasi cephesinin oluşmamasında CHP’nin olumsuz yaklaşımları ne düzeyde etken olmaktadır? CHP muhalefeti bölen bir rol mü oynuyor?

Kuşkusuz demokrasi güçlerinin bir araya gelememesinde, parçalı olmasında CHP’nin olumsuz rolü bulunmaktadır. CHP bir taraftan Erdoğan’a diktatör diyor, AKP iktidarının altında adaletin, demokrasinin, hakkın, hukukun kalmadığını söylüyor, ama diğer taraftan AKP faşizmine karşı ortak mücadeleyi engelleyen yaklaşım ve tutumlar içinde oluyor. Özellikle özel savaşın, psikolojik savaşın AKP iktidarının CHP üzerinde sürekli psikolojik savaş yürütmesi, CHP’yi bölücülükle, terörle, teröristlerle birlikte olmakla suçlaması, Fethullahcılarla birlikte olmakla suçlaması, CHP’yi hainlikle suçlaması, CHP genel başkanı başta olmak üzere tüm CHP’lileri zindanlara atmakla tehdit etmesi, CHP’nin tutarsız, ilkesiz yaklaşımlar içine girmesini beraberinde getirmektedir.

CHP’nin bu yaklaşımları tabii ki muhalefetin parçalı kalmasına yol açmakta ve demokrasi güçlerinin bir araya gelmesine engel olmaktadır. Çünkü Türkiye’deki sol güçler, sosyal demokratlar, çeşitli aydınlar, yazarlar, demokratik çevreler hala CHP’yi demokrasi cephesinde görüyorlar ya da CHP’yi AKP faşizmine karşı alternatif olarak görüyorlar. Bu açıdan CHP’nin politikalarında yanlışlıklar görseler de CHP’ye karşı tutum alma, CHP’den ayrı bir siyasal tutum gösterme durumları ortaya çıkmıyor. Ne CHP’yi karşılarına alabiliyorlar ne de CHP’den uzak durabiliyorlar. Bu yönüyle CHP sol güçleri ve demokrasi güçlerini Araf’ta bırakan, hem AKP’ye karşı olduğunu gösteren, zaman zaman sol söylemlerde bulunan ve böylelikle demokrasi güçlerini, toplumu beklenti içinde tutarak demokrasi güçlerinin birleşmesine, ortak mücadele etmesine zarar vermektedir. Bu yönüyle CHP’nin tutumu Türkiye’deki antifaşist cepheyi zayıflatmaktadır, AKP’ye karşı duruşu zayıflatmaktadır.

AKP de bundan yararlanarak iktidarını sürdürmektedir. Hatta bu tutumlarıyla CHP ağırlıklı olarak AKP’nin koltuk değneği haline gelmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra AKP’nin saldırılarını meşrulaştırmada en temel rolü CHP oynamıştır. CHP 15 Temmuz’dan sonra, özellikle Olağanüstü Hal’le birlikte AKP’ye karşı ciddi tutum alsaydı AKP’nin meşruiyeti sorgulanır, bir yıldan fazladır sürdürülen ağır saldırılar bu düzeyde gerçekleştirilemezdi. CHP, AKP’den daha fazla özgürlük mücadelesi karşıtı olduğunu ve AKP’den daha fazla vatanın ve milletin birliğini savunduğunu göstermek için demokrasi güçlerini bölen, muhalefeti bölen söylemler ve tutumlar içine girmektedir. HDP ve demokrasi güçleri makul bir yaklaşım gösterseler de CHP bu gerçeği görüp tüm demokrasi güçleriyle ortak bir tutum ortaya koyacak politika izleyemiyor. Aslında CHP’nin tabanında hala demokrasi ve özgürlükten yana olan, Türkiye’nin demokratikleşmesini, Kürt sorununun çözümünü isteyen, emekten yana olan, Alevi toplumunun sorunlarını çözmek isteyen, kadın konusunda daha özgürlükçü yaklaşım içinde olan önemli bir kesim var. CHP tabanının önemli bir kesimi Alevilerle, Kürtlerle, tüm demokrasi güçleriyle ortak mücadeleden, ortak tutumdan yana. Ancak CHP toplumu değil, tabanı değil, devleti ve iktidarı esas aldığından, çeşitli ulusal kesimleri dikkate aldığından demokratik bir tutum, demokratik bir irade ortaya koyamıyor. Bunun aşılması ve CHP’nin bu durumdan çıkarılması gerekiyor. Bu konuda hem CHP içindeki demokrasi güçlerinin, CHP yönetiminin bu tutarsız, ikircik, antifaşist cepheyi bölen yaklaşımlara tutum koymaları gerekiyor, hem de sol ve sosyalist güçlerin CHP’ye tutum takınması gerekiyor. CHP’nin bu tutarsız, ikircikli durumdan çıkması için CHP’ye eleştiri geliştirmeleri gerekiyor. Özellikle ÖDP’nin, TKP’nin ve daha başka sol ve sosyalist güçlerin CHP’yi biraz daha fazla eleştirmesi gerekiyor. CHP’ye muhalefet güçlerini bölen ya da antifaşist güçlerin bir araya gelmesini engelleyen yaklaşımları bıraktırmaları gerekiyor.

CHP eğer gerçekten AKP’nin politikalarına karşıysa, Erdoğan’ı diktatör görüyorsa, Türkiye’de adaletin, ahlakın, vicdanın, eşitliğin kalmadığını düşünüyorsa, o zaman en geniş kesimlerin içinde bulunacağı antifaşist cephenin içinde yer alması gerekiyor. Bu cephenin ortaya çıkması ve ortak mücadelenin geliştirilmesi için sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor. Bunu yapmadığı takdirde CHP muhalefeti bölen, muhalefetin bir araya gelmesini engelleyen bir aktör konumundan çıkamayacaktır. Hatta bu duruşuyla kendilerinin zaman zaman dillendirdiği AKP’nin kendi ideolojik-siyasi çizgisinde yeni devlet kurmasının yolunu döşeyecektir. Böyle bir devlet oluşumunun gerçekleşmesini seyretmiş ve onaylamış olacaktır. Çünkü ortak hareket edilmediği takdirde AKP’nin kendi ideolojik-siyasi çizgisinde yeni bir devlet yapılanması kurmasının önüne geçilemez. AKP’nin tüm muhalifleri susturmasının önüne geçilemez. AKP, tek renkli bir siyasal sistem, tek renkli bir kültürel, sosyal yaşam istiyor. Kendisi dışındaki herkesi ezmek, kendi politikasının destekçisi haline getirmek istiyor. CHP bugünkü yaklaşımları bırakmazsa, muhalefetin birleşmesini engelleyen, bir araya gelmemesinde rol oynayan tutumlarıyla AKP iktidarına hizmet etmek durumuna düşmekten kurtulamayacaktır. Bu açıdan sol güçlerin, sosyalist güçlerin, CHP üzerinde etkili olacak tüm aydınların, yazarların, demokratik güçlerin CHP’yi eleştirmesi gerekiyor. CHP üzerinde baskı kurmaları gerekiyor. Bu yapılmadığı için CHP’nin üzerinde AKP’nin baskısı, özel savaşın baskısı, demokrasi karşıtı güçlerin baskısı etkili oluyor. Bu gerçeğin görülmesi gerekiyor.

1970’lerde Ecevit eğer biraz sol söylemde bulunduysa, biraz daha antifaşist bir yaklaşım içine girdiyse, bunda o dönemin sol güçlerinin, sosyalist güçlerin güçlü olmasının payı vardır. Sol güçler, sosyalist güçler ve demokrasi güçleri etkili olunca CHP de ister istemez kendisini daha fazla sola kaydırmak, solda gözükmek, sol söylemde bulunmak zorunda kalmıştır. Bugün de aslında sol güçlerin, sosyal demokratların, aydınların, yazarların ortak bir tutumla CHP’yi AKP faşizmine karşı mücadele konumuna getirmeleri; demokrasi cephesini ve muhalefetini bölen değil de demokrasi cephesini ve muhalefeti güçlendiren bir tutuma girmesini sağlamaları gerekir. Bu yapılmazsa AKP iktidarını rahatça sürdürecektir. Sadece Kürt Özgürlük Hareketi’ne, demokrasi güçlerine, tüm farklı kesimlerin özgürlük ve demokrasi arayışına değil, CHP’nin de varlığına yönelik bir saldırı içinde olacaktır. CHP’yi kendi çizgisine çekecektir. Zaten şu anda Erdoğan’ın sürekli Kılıçdaroğlu’nu eleştirmesi, sürekli baskı altına alması CHP’yi teslim almak içindir. CHP’yi tümden teslim alıp kendi yedeğine getirmek, çizgisine sokmak istiyor. CHP’li yetkililer diyor ki biz teslim olmayacağız. Teslim olmayacaklarsa o zaman bunun gereklerini yerine getirmeleri ve demokrasi güçleriyle ortak hareket etmeleri gerekiyor. Bunu yapmadıkları takdirde AKP’ye koltuk değneği olmaktan kurtulamayacaklardır. Söylemde teslim olmayacağız deseler de pratikte CHP AKP iktidarının faşist uygulamalarına boyun eğmek, teslim olmak durumunda kalan bir konumda çıkamayacaktır.

Eğer CHP bu durumdan gerçekten çıkmak istiyorsa, AKP’ye karşı mücadelede samimiyse, tüm demokrasi güçleriyle birlikte AKP faşizmine karşı ortak hareket etmelidir. Kürt halkı da Kürt demokrasi güçleri de böyle bir antifaşist cephede en etkili biçimde yer alacaklardır. Nitekim HDP’nin, Kürt demokratik hareketinin CHP’ye bu yönlü çağrıları vardır. Bu çağrılara cevap olmayan, gerekleri yapmayan CHP’dir. Eğer CHP bu yanılgılı, muhalefeti güçlendirmeyen tutumu bırakırsa AKP iktidarının ömrü çok kısa olacaktır. AKP iktidarı zayıftır. AKP iktidarı, demokrasi güçlerinin parçalanmışlığından yararlanarak ayakta kalmaktadır. Eğer bu parçalanmışlık giderilir, ortak hareket edilirse kesinlikle AKP iktidarı gidecek, Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolu açılacaktır.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

  • TİJDA YAĞMUR >  HABER MERKEZİ >  Çarşamba, 16 Ağu 2017

Tags: , , , , , ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑